• 360 syf.
    ·3 günde·9/10
    Fransız edebiyatının Hugo'su, Rus edebiyatının Dostoyevski'si varsa Arap edebiyatının da Mahfuz'u var. Bu kitap da Mahfuz hayranlarına hiç de yabancı gelmeyecek bir konuya sahip. Kitaplarında genelde benzer konular ağırlık kazanmasa da yazar her şekilde kendini zevkle okutmayı başarıyor. Pek çok kitabında olduğun gibi bu kitapta yine merkezde orta sınıf Mısırlı bir aile var. Mahfuz'un romanlarında genelde aileler ön plandadır. Aile içi ilişkiler, bireylerin toplumla ilişkileri ön plana çıkan unsurlardır yazar için. Hugo ve Dostoyevski gibi Mahfuz'un karakterleri de özellikle ezilen, fakir, zulüm gören, sıradan insanlardan seçilir. Yazar, herkesin başına gelebilecek sıradan olayları tercih eder çoğunlukla.

    Bu kitapta Kahire ve çevresindeki yaşam ve insanlar yine çok güzel anlatılmış ve detaylandırılmış. Diyaloglar, ilişkiler, sosyal ve ekonomik olaylar çok gerçekçi ve romanın değerine değer katmış. Kader, ahlak, özgür irade yine kitaba damgasını vuran temalar arasında.

    Kitabın içeriğine gelecek olursak, yer yine Kahire ve çevresi, zaman 2. Dünya Savaşı sonrası. İngiliz İmparatorluğu ülkeye bağımsızlık tanımıştır ama Mısır'daki sefalet bitmemiş, fakirlerin yaşamında bir değişiklik söz konusu olmamıştır. Milli Eğitim Bakanlığında bir memur olarak çalışan Kamil Efendinin ölümüyle başlayan roman bir ailenin ahlaki çöküşüyle sona erer. Evi tek başına geçindiren Kamil Efendi ardında dört çocuk ve bir eş bırakır. Bundan böyle ailenin her ferdi kendilerince fedakarlık yapmak zorunda kalır. Aile masrafları karşılayabilmek adına daha küçük bir eve taşınır, çocukların okul harçlıkları kesilir, evdeki fazla eşyalar satılır ve büyük kardeşler çalışmaya başlarlar. Ekonomik sıkıtılar her zaman sorun olur ve bunun üstesinden tam olarak bir türlü gelmeyi başaramazlar. Evin büyük oğlu evden ayrılır ve yasa dışı işlere bulaşır, evin tek kızı önce evlere dikiş dikerek aile bütçesine katkıda bulunurken sonrasında şartlar onu fuhuşa zorlar. Ne büyük oğlanın ne de kızlarının getirdiği paranın kaynağı hiçbir zaman sorgulanmaz, ta ki gerçekler ortaya çıkana kadar. Eve giren haram parayla iki çocuk okur ve saygın mesleklere kavuşurlar, ancak bu sefer de önlerine kardeşlerinin kirli geçmişleri dikilir ve bu durum kariyerleri ve saygınlıkları adına ciddi bir engel oluşturur ve bu durumla yüzleşmek zorunda kalırlar.

    "Başlangıç ve Son" son derece yalın bir dille yazılmış, okuyucusunu asla pişman etmeyecek, okurken keyif verecek bir roman. Aile romanlarını seviyorsanız, Mahfuz'u da hiç tanımadıysanız bence bu kitap güzel bir seçim olacaktır.
  • 115 syf.
    ·1 günde
    Timothy Snyder tarafından yazılan tam ismiyle "Tiranlık üzerine - Yirminci yüzyıldan yirmi ders” kitabı günümüzde, yaşanan akıl tutulmasına ayna tutan bir eser.

    Modern demokrasi tarihinin aynı zamanda bir zayıflama ve çöküş tarihi olduğunu belirterek başlayan kitap, önümüzdeki bu tehlikeye doğru tepkileri verebilmek için tarih bilimi aracılığıyla geçmişimizle bağ kurarak önceki demokrasi ve cumhuriyet rejimlerindeki başarısızlıklardan öğreneceğimiz 20 ders olduğunu söylüyor. Bu 20 ders şöyle sıralanıyor;

    1. peşinen itaat etmeyin
    2. kurumları koruyun
    3. tek partili devlet sistemlerinden sakının
    4. dünyaya karşı sorumluluklarınızı üstlenin
    5. mesleki ahlak değerlerinden şaşmayın
    6. paramiliterlere (Bir yarı askeri ya da paramiliter güç, işlev ve örgütlenme olarak askeri ancak düzensiz gönüllülerden oluşan devletçe desteklenen bir tür yapı. Terim Yunanca harici anlamına gelen para ve asker anlamına gelen militer sözcüklerinden türemiştir) dikkat edin
    7. silahlanmak zorunda kalırsanız bunu çok iyi düşünün
    8. diğerlerinden ayrışın
    9. dilinize özen gösterin
    10. gerçeklerden şaşmayın
    11. araştırın
    12. karşınızdakilerle göz teması kurun ve sohbet edin
    13. somut politikalar uygulayın
    14. özel hayatınız olsun
    15. hayırlı işlere katkıda bulunun
    16. diğer ülkelerdeki akranlarınızdan bir şeyler öğrenin
    17. sakıncalı sözcüklere dikkat edin
    18. hayal bile edilemeyen gerçekleştiğinde sakinliğinizi koruyun
    19. vatansever olun
    20. elinizden geldiğince cesaretli davranın

    Kökeni Antik Yunan dönemine dayanan Tiranlık, Platon ve Aristo’nun yönetim biçimleri sıralamasında en sonda yer alıyordu. Eski Yunancada “efendi, bey” anlamlarına gelen “tyrannos” sözcüğünden türeyen Tiran kelimesi, yasa ve kanunları tanımayan, genellikle bir darbe veya suikast sonucu başa geçmiş olan ve iktidarını ‘tek adam’ olarak sürdüren yöneticiler için kullanılmıştır. Günümüzde ise halkına zulmeden, zorba iktidarları betimlemek için halen kullanılıyor.

    Holokost (Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı ya da Ha-Shoa; Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Almanyası döneminde, Heinrich Himmler'in liderliğindeki SS güçleri tarafından işgal edilen sınırlar içerisinde yaklaşık beş buçuk milyon Yahudi’nin sistemli bir şekilde öldürüldükleri soykırım) üzerine uzmanlığı bulunan Tarihçi Yazar Timothy Snyder, Tiran ifadesini 20. yüzyılda Avrupa’da iktidara gelmiş Faşist yönetimler için kullanıyor. En bilinen örnek üzerinden gidersek; Kant, Hegel, Schopenhauer gibi büyük filozofları, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış olan Alman toplumunun nasıl olup da hitler gibi bir liderin peşinden giderek ülkelerini mutlak bir faşizme teslim ettiğini ve 20 milyondan fazla insanın ölmesine neden olduğu sorusunu kitapta irdeliyor.

    Bu kitap, bugünün eğitimli ve uzgörür insanlarının günümüze ve geleceğe dair düşüncelerinde yalnız olmadıklarını, yanılmadıklarını bir kez daha somut gerçeklerle hatırlatmaktadır. Bir toplumun nasıl tek adam rejimine sürüklendiğini tarihsel olaylardan örnek vererek, bir ulusun demokrasiden diktatörlüğe dönüşmemesi için bireyin neler yapması gerektiğini liste halinde belirten; totaliter rejimlerin arttığı, milliyetçiliğin hızla tırmandığı günümüz dünyasında her bireyin okuması gereken bir kitaptır.
  • Sizin hayat felsefe sözünüz ne acaba?
    1-seni dünden daha fazla yarından daha az seviyorum
    2- hayatta yapılacak hata varken aynı hatayı yapma
    3- her an ölecekmiş gibi yaşa, sonsuza dek yaşayacakmış gibi öğren
    4- Trovato gibi her yerden çıkıyorsun yeter artık 😂
  • Bu hayatta yenilmiş ve vazgeçmiş çok insan gördüm. Kendinden başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış. Oysa aramış, hep bir çıkış aramış. Ama sonunda hep çıkmaz yollara sapmış. Benim de hayat öyküm böyle. Başta güçlü ama sonradan öyle büyükçe yıkılan, yenilen, kaybeden baş karakter. Kendinden başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan. Ben ne yazı yaşadım ne de güneşin sıcaklığını hissettim bedenimde. Bi kutupta yaşıyor olsaydım eğer hiç kimsenin de umrunda olmazdım. Ama şimdi nasıl giderim ki? Nasıl yok olurum? Beni sevmediklerini bildiklerime(sevmeyenlere) inat yaşasam ne olur ki. Hep kaybedendim. Belki 7 yaşından beri. Oysa hep güvendim, hep inandım bu yüzden şimdi böyle kaldım. Ve kalbimi de öyle bıraktılar. Bu zamana kadar(belki de şu ana kadar) hep en kötüsünü düşündüm kendime. Bir hata vardı ortada, ben hep bende buldum. Hiçbir zaman başkalarında aramadım. Hep bendim. Suçlu, hatalı, günahkar... ASABİ... Peki tamam da beni bu yapan şey neydi? DARBELER mi? Bu yaşa gelene kadar 2 şeye inandım; Rabbim ve ilk aşkım. O farklıydı zaten. Hiç başkaları gibi değildi. Ben gibi de değildi. Bana yakınlığı, sıcaklığı vardı onun, buna karşılık benim de kocaman AŞKIM, SEVGİM, GÜVENİM, ŞEFKATİM vardı. Cesurdu. Cesurdum. Ağlayışlarım da hep yalnız kalsam da, onu her ne kadar arayıpta bulamasam da içimde bir inanç vardı ona dair. Kendimi bir avutuşum vardı. Ağlarken hep "Neredesin Anıl neredesin, sana, sevgine, sıcaklığına o kadar ihtiyacım var ki... O kadar muhtacım ki sana... Nolur yardım et! Yalnızım, hep yalnızdım. Sende beni yalnız, yapayalnız bırakma nolur!..." diye söylerdim. Söylerken, "gitme"ler, "nolur"lar çoğalırdı hep. Benim Rabbimden sonraki tek arkadaşımdı o. Güvendiğim, inandığım, sığındığım, sevdiğim tek insan. Nefret ederdim her şeyden. Şu anda da öyle. Sinirlenince ya da yolunda gitmeyen her şey de önce "lanet" ediyorum sonra şunu söylüyorum: "Her şeyden ve herkesten NEFRET EDİYORUM!". Hep bunu yapmışımdır. Çok sinirlendim, çok kızdım ve bu kelimeyi çok kullandım hayatımda. O çıkmaz sokaklarımın sonu hep gözyaşıydı, ağlamaktı. Çünkü ben ne geriye dönebilirdim ne de kaçabilirdim. Bu yüzden hep ağladım... Şimdi bile tek bi söz öyle kırıcı olabiliyor ki ağlamak istiyorum. Benim o küçük kaçamaklarım hep gözyaşlarım oldu. Peki şimdi ben mi hatalıyım? Ben mi utanmalıyım kendimden yoksa onlar mı? En yakınım dediğim bile bana neler yaptı. Nasıl bi kazık attı. Peki şimdi ondan NEFRET ediyorum diye, ona karşı KİN tutuyorum diye ben mi suçluyum?

    13.01.2014 Pazartesi
    A.U
  • Ben kimim? Yasayım. Yasanın kederi görmek için gözleri var mıdır? Yasanın hassas düşüncelerinizi yaşama geçirecek bir hafızası var mıdır? Hayır Madam, yasa emreder ve emrettiğinde darbesini indirir.
    Alexandre Dumas
    Sayfa 555 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları