Geri Bildirim
  • Merhaba arkadaşlar.
    İZEV özelde down sendromlu genelde kendilerini özel kılan farklılıklara sahip bireyler için çok anlamlı bir projeye imza atmış. Bir video hazırlamışlar ve 10 milyon izlenmeye ulaşırsa yaşam köyünü kurabilecekler sizden ricam izleyip izlettirmeniz linkini de şöyle bırakayım. Engellerinin hayatlarına engel olmadığını ve her daim yanlarında olduğumuzu gösterelim..

    https://youtu.be/3dnzLM_N-2Q
  • o kadar gülünecek bir şey yoktur be hayatta, demiş. ama yanılıyordu; o kadar gülünecek bir şey vardı: bu neslin rock starlarının, kendileri gibileri fabrikalarda ya da sigorta şirketlerinde yaşam boyu sessizce acı çekmeye mahkum etmiş kadere çalım atarak frak ceketler, tokalı çizmeler giyen birer ortaçağ prensine dönüşmeleri, asırlar boyu yalnızca sefih soyluların hakkı görülen bir hayatı yaşamaları.
  • 'Biz Kürtler hepsini biliyoruz, gölge etmeyin'
    - İşte Atilla Yayla'nın HDP'li Pervin Buldan'ın AK Parti'ye oy veren Kürtler ile ilgili alçak sözlerine çok okkalı ve uzun uzun cevap veren Kürt gazeteci Mehmet Çek'in sözlerini köşesine taşıdığı o yazı;
    - Yıllardır siyasî hayatı gözlemlerim. Oyumu seçmen olduğum hemen her seçimde kullandım. Desteklediğim ve desteklemediğim partiler oldu. Bir partiye takılıp kalmadım. Birden çok oy verildiği zamanlarda ayrı ayrı beş partiye mührü bastığımı hatırlarım.
    - Hiçbir zaman bir parti adamı olmadım. Partilerin gerek idarî, gerekse fikrî hiyerarşisi bana hep tuhaf göründü. Oyumu hiç tam olarak desteklemekten dolayı bir partiye vermedim. Oy verdiklerim benim için en doğru olmaktan ziyade ehveni şerdi. Ayrıca, zaman zaman stratejik olarak oy verme yoluna da gittim. En çok rahatsız olduğum partinin önünü kim kesebilecekse onu tercih ettim. Partilere asla abartılı umut bağlamadım. Siyasetin iyilikleri yanında kötülükleri de olduğunu aklımdan hiç çıkarmadım.
    - Elbette beni hayal kırıklığına uğratan partiler oldu. Ama hayatımın hiç bir döneminde hiç bir partiden HDP’den olduğu kadar büyük hayal kırıklığı yaşamadım. 2015’te bu partinin barajı geçmesini istedim. Arkaik sosyalist fikirlerine, iki yüzlülüğüne, Stalinist bir terör örgütüyle bağlarına rağmen bunu istememin sebebi Meclis’te adıyla sanıyla bir Kürt partisinin olmasının Kürt meselesinin çözümünde ciddî bir düzlem değişikliğinin gerçekleşmesine yardımcı olmasını ummamdı. Beklentilerime göre HDP Meclis’te güçlü bir grup kurunca PKK terörü iyice açığa düşecekti. HDP PKK’ya “Dur bakalım, ben Kürtlerin her sorununu siyaseten dile getirebilir ve siyasî çözüm arayabilirken sana ne oluyor” diyecekti. Olmadı. Daha doğrusu tersi oldu; HDP PKK’ya teslim bayrağını çekti. Onun insanlık dışı eylemlerine, cinayetlerine, katliamlarına karşı açık ve net bir tavır alamadı. PKK’nın hiçbir cinayetini kınayamadı. Şiddeti ‘amasız’, ‘fakatsız’ dışlayamadı.
    - İşte bu kafadaki HDP'nin eş başkanlarından Pervin Buldan bir sosyal medya mesajında AK Parti’ye oy veren Kürtlerin damarlarındaki 'Kürt' kanını sorgulamaya kalkışmış. Hiç şaşırmadım. Onun muadilleri de benzer sorgulamaları başkaları açısından sık sık 'Türk' kanı için yapıyor.
    - Gazeteci MEHMET ÇEK AK Parti'ye oy veren Kürtlerin damarlarındaki 'Kürt' kanını sorgulayan Pervin Buldan'ın bu ırkçı tavrına okkalı bir cevap vermiş. Bugün bu cevabı okuyucularımla paylaşmak istiyorum:
    -----------------------------------------------------------------
    Sözünü ettiğiniz Kürtlerden biri olarak soruyorum, Pervin hanım; Kürtler niçin AK Parti’ye oy vermemeli?
    - İnkar ve asimilasyon politikalarını sonlandırdığı için mi?
    - Anadillerinin önündeki engelleri kaldırdığı için mi?
    - Okullarda her sabah "Türk’üm!" diye bağırtmaya son verdiği için mi?
    - Kamuda Kürtçe personel, Kürtçe hizmetler, Kürtçe tercüman ve Kürtçe çağrı merkezleri devrimleri için mi?
    - Anadilde propaganda hakkını getirdiği için mi?
    - İlk defa milli eğitim müfredatında Kürtçe seçmeli ders uygulamasını başlattığı için mi?
    - Özel okullarda Kürtçe anadilde eğitim hakkı için mi?
    - Çocuklarımıza anadilimizden isim vermenin önündeki yasakları kaldırdığı için mi?
    - Yerleşim birimlerine Kürtçe orijinal isimlerinin iadesi hakkı için mi?
    - Kürtçe kurslar, anaokulları, kreş hakları için mi?
    - Türkçe dışındaki dillerde yayınla ilgili sınırlamayı kaldırdığı için mi?
    - Devlet televizyonundan 24 saat Kürtçe yayın için mi?
    - Kürtçe oyunlar sahnelenmesinin önündeki engeller kaldırdığı için mi?
    - Kürtçe edebiyatın önde gelen eserlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca yayınlanmaya başlanması için mi?
    - Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü tarafından Kürtçe tiyatro oyunları sahnelenmeye başlandığı için mi?
    - Üniversitelerimizde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri açıldığı, Kürtçe enstitüler kurulmasına izin verildiği için mi?
    - Cezaevlerindeki insanlara yakınlarıyla anadillerinde konuşma hakkı tanındığı için mi?
    - Mahkemelerde anadilde savunma hakkı tanındığı için mi?
    - Parti kapatmaları sona erdirip, problemsiz, adeta devlet destekli bir siyasi hayat garantisi sağladığı için mi?
    - Yasaklı Kürtçe harfleri serbest bıraktığı için mi?
    - Türk Dil Kurumu tarafından Türkçe-Kürtçe, Kürtçe-Türkçe sözlükler hazırlandığı için mi?
    - Parti kapatmaları sona erdirdiği için mi?
    - Köy yakmaları, köy boşaltmaları, faili meçhulleri tarihe gömdüğü için mi?
    - Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere bütün devlet kurumlarının internet sayfalarından Kürtçe duyurular başladığı için mi?
    - Kürtçe Kur'an-ı Kerim meali basılıp dağıtılmaya başlandığı için mi?
    - Din ve inanç özgürlüğü güvence altına alındığı için mi?
    - Yıllar sonra yayla ve meraların kullanımına ilişkin yasaklar kaldırıldığı için mi?
    - Problemli yıllarda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kaybetmişlere yeniden vatandaşlık hakkı verildiği için mi?
    - Geçmiş yıllarda terör nedeniyle veya terörle mücadele sonucunda zarar gören kişilerin zararları karşılandığı için mi?
    - İşkence ve kötü muamele sıfırlandığı için mi?
    - Bölgede ‘mele’ler (yerel din adamları) devlet tarafından ‘din görevlisi’ olarak istihdam edildiği için mi?
    - Kılık kıyafet üzerinde yasaklar kaldırıldığı için mi?
    - En büyük zararını Kürtlerin gördüğü derin ve paralel yapıları bitirdiği için mi?
    - Şehirlerin girişlerinde “Hun Bi Xer Hatin Bajare Me” tabelalarıyla karşılandığımız için mi?
    - En önemlisi de bugün bölgede sağlanan müthiş huzur ve güven ortamı için mi?
    - Esnafın zor durumda kaldığı devri kapatıp yerine ekonomik canlılığın olduğu, yatırımların yapıldığı, fabrikaların açıldığı, bölgede turizmin geliştiği, yaşam kalitesinin arttığı bir devri açtığı için mi?

    Niçin AK Parti’ye oy vermeyecek Kürtler?
    - 90 yıllık ihmal edilmişliğin, devlet eliyle geri bırakılmışlığın öcünü alır gibi devletin bütün imkanlarını seferber edip güneydoğuya on yılda binlerce yeni okul, yüzlerce yeni hastane, binlerce kilometre otoyol, parklar, sosyal tesisler, barajlar, tüneller, köprüler, havalimanları diktiği için mi?

    Niçin AK Parti’ye oy vermeyecek Kürtler?
    - 2002'den itibaren tanıştıkları sosyal devlet sayesinde kavuştukları işsizlik maaşı, engelli maaşı, yakacak ve barınma yardımları, şartlı eğitim yardımı, bedava ders kitapları, yaşlı bakım aylıkları, dul maaşları, muhtaç asker çocuğu yardımı, öksüz ve yetim yardımı, doğum yardımı, dağıtılan sosyal konutlar, evde sağlık hizmetleri için mi?

    Niçin AK Parti’ye oy vermeyecek Diyarbakırlı misal?
    - Diyarbakır’da 94 yılda yapılmış 1.269 okulu 2.312’ye, öğretmen sayısını 9.282’den 20.813’e çıkarttığı için mi? Bedava dağıtılan 16.399 adet bilgisayar için mi? Diyarbakır’a 15.261 konut, 7 hastane, 10 lise, 14 ilköğretim okulu, 2 kreş, 42 spor tesisi, 3 sağlık ocağı, 2 aile merkezi, 9 cami, 15 ticaret merkezi, 1 pansiyon, 1 kütüphane, 4 kamu hizmet binası, 1 stadyum kazandırdığı için mi? Diyarbakır’da 90 yılda yapılmış 44 km otoyolu 392 km’ye çıkardığı için mi? Kiliselerden camilere, türbelere kadar vakıf eserlerini restore ettiği için mi oy vermeyecek Diyarbakırlı?

    Niçin Erdoğan’a oy vermeyecek Kürtler?
    - Kendi siyasi hayatını riske ederek, memleketin önemli bir kısmını karşısına alarak inkâr ve asimilasyon politikalarını terk edip, herkes için yasal demokratik siyasetin kapılarını sonuna kadar açtığı, gerçekleştirdiği demokratik reformlarla kendilerini bambaşka bir statüye kavuşturup, doğu ve güneydoğu Anadolu’yu her anlamda bambaşka bir çehreye ulaştırdığı için mi?

    Bunları sağladığı için AK Parti’ye oy vermeyeceğiz. Tamam.

    Pekala, niçin size oy vermeliyiz, Pervin hanım?
    - On binlerce ölüm için mi?
    - 104 belediyeniz, 81 milletvekiliniz varken hala silahta ısrar ederek barış ve çözüm sürecini bombaladığınız için mi?
    - Görüşme tutanaklarını yayınlayarak Oslo’yu, bir show uğruna Habur’u harcadığınız için mi?
    - Her şey yolunda giderken birden bire Kobane’yi bahane ederek sokakları kana bulayıp, suçsuz, savunmasız, masum sivilleri, insanları linç ettirdiğiniz için mi?
    - Sokaklarımıza hendekler kazıp, bombalar döşediğiniz için mi?
    - Hastaneleri, okulları yaktığınız için mi?
    - Evlerimizi başımıza yıktığınız için mi?
    - Yüz binlerce Kürdü göç yollarına düşürdüğünüz için mi?
    - Zorla kepenk kapattırmalarınız için mi?
    - Zorla okul boykotlarınız için mi?
    - Kadim değerlerimizin, 500 yıllık camilerimizin hunharca yakılıp yıkılmasına sebep olduğunuz için mi?
    - İllegal mahkemeleriniz, illegal asayiş birimleriniz, haraç toplamalarınız için mi?
    - Şehirlerin orta yerlerinde canlı bombalarla sivil katliamı yaptığınız için mi?
    - Diyarbakır’da 3 yaşında bebeği 1.5 ton bombayla havaya uçurduğunuz için mi?
    - Kürtleri Kobane’de, Afrin’de, Rojava’da, Şengal’de ateşler içinde bırakıp perişan ettiğiniz için mi?
    - Akdeniz’de cesetleri kıyıya vuran Kürt çocuklar için mi?
    - Dürümlü’de 15 köylüyü 16 ton bombayla havaya uçurduğunuz için mi?
    - Amerika’nın taşeronluğuna soyunup sınırlarımıza dikildiğiniz için mi?
    - Kilis’e, Antep’e, Urfa’ya roketatarlar yağdırdınız için mi?
    - Dışarıda ABD, içeride CHP ile iş tuttuğunuz için mi?
    - Kabe’ye, Peygambere hakaret edip, transseksüel buluşması düzenlemeyi başardığınız için mi?
    - Niçin, Pervin hanım? Niçin size oy vermeliyiz?
    - 50 yıl Kürtleri insan yerine koyup nüfusa bile kaydetmemiş Esed rejiminin eteği altına girip, 50 yıl tavuk boğazlar gibi Kürt boğazlayan İran'a sığınıp, bu gezegende kanına girmediği tek bir mazlum millet olmayan Amerika’ya sırtını yaslayıp sonra Kürtlerin barış ve huzur içinde yaşadığı tek ülke olan Türkiye’ye saldırdığınız için mi size oy vermeli Kürtler?

    Hadi canım siz de!
    - İran ya da Irak parlamentosuna yüzlerce Kürt vekilin girdiğine tanık olmuş mudur siyaset tarihi, Pervin hanım? Yahut o Salih Müslim denilen herif Esed'in karşısına cumhurbaşkanı adayı olarak çıkabilir mi? İnsan yerine koyup nüfusa bile kaydetmedi Esat onları! O ülkelerde Kürtler hiçbir zaman ‘hiçbir şey’ olamadılar.

    Fakat bu tarafta?
    - Kürtlerin kendi kurdukları bir devletleri yok ama Türklerle beraber kurdukları ve huzur içinde yaşadıkları bir devletleri var: Türkiye Cumhuriyeti!

    Gölge etmeyin yeter.
    - Sonra bu lanet olasıca savaş, terör, göç, kan, sefalet Kürtlerin kaderi mi, Pervin hanım?
    - 40 yıl sonra yeniden kavuştuğumuz bu güven ve huzur ortamı, Mardin’de, Hakkari’de yeniden sabahlara kadar kapı önlerinde, çay bahçelerinde güven içinde oturmak, Bingöl dağlarında, Diyarbakır bağlarında piknik yapabilmek bize batmış olabilir mi?

    Daha ne kadar mahvedeceksiniz hayatımızı?
    - Barış ve huzur içinde, insanca yaşamak Kürtlerin de hakkı değil mi?
    - Sizin çocuklarınız, büyük şehirlerin merkezlerinde el bebek gül bebek büyür, özel kolejlerde, yurtdışında eğitim alırken; İstanbul sokaklarında dileniyor, Akdeniz’de boğuluyor Kürtlerin çocukları, Pervin hanım!

    Yok, Pervin hanım, yok.
    - Kürtler, PKK ve HDP'li bir geleceğin ne olduğunun simülasyonunu, ‘çukur ve yıkım’ döneminde gördü. 6-7 Ekim olaylarında gördü.
    - Bu ülkede günahsız insanları, Kürt olmaktan başka günahı olmayan insanları, sırf istemediğiniz bir siyasi partide görev yapıyorlar diye, savunmasız, sivil siyasetçileri öldürdüğünüz için tekrar tekrar söylüyorum, Pervin hanım: DEVLET YENİ, SİZ ESKİSİNİZ.

    Karşınızda size eski devletin reaksiyonlarıyla cevap veren bir devlet bulamadıkça çıldırıyorsunuz, onu da biliyorum.

    Dedim ya, devlet yeni, siz eskisiniz.
    - Özyönetim saçmalığı adı altında cehenneme çevirdiğiniz Sur’da evlerin birinden bir bebek sesi geldiği için operasyon sekiz gün uzuyor, Zeytindalı operasyonunda - bölgeye gittim, gördüm - oynarken düşüp burnu kanayan bir tek Kürt çocuğa bile 3 subay koşuyor. Sırf bir tek sivilin bile burnu kanamasın diye onlarca şehit veriliyor. Devlet yeni, siz eskisiniz, Pervin hanım.
    - Kürtlere 80’li, 90’li yıllarda devletin yaptığı zulmün yüzlerce katını yapıyorsunuz. Akıbetiniz de o devlet gibi olacak inşallah. Biteceksiniz.
    - Siz ısrarla baltalarınızı toplumsal barışımıza, Türklerle birliğimize, dirliğimize, kardeşliğimize vuruyor, hayatlarımıza silah ile, şiddet ile müdahale ediyorsunuz, Pervin hanım, ama biz Kürtler, elimizdeki en önemli, en vazgeçilmez şeyin bu vatan olduğunu, birlikte yaşama kültürümüz olduğunu ve buna sahip çıkmanın nasıl bir önem arz ettiğini herkesten çok daha iyi biliyoruz!
    - Ve nasıl ki, zamanında Kürt sorununu başımıza açan devlettir deyip o ceberut devletin bütün zalimliklerine karşı durduysak, şimdi de bizimle barışmış, son 15 yılda bizi ekonomik, siyasi, sosyal her anlamda bambaşka bir statüye kavuşturmuş, 90 yıl sonra inkar ve asimilasyon politikalarını terk ederek bize kardeşliği, huzuru, barışı tattırmış yeni devlete ve bütün bunların mimarı Erdoğan’a sahip çıkacağız.
    - Kürtler için artık tek sorun siz ve partinizsiniz, sizden çektiğimizi 90 yılda devletten çekmedik; yalnızca örgütünüze hakimiyet kurma adına geleceğimizi harcamaya kalkıştınız.
    - İşte bütün bu sebeplerden dolayı Kürtler, cesaretine ve niyetine çok güvendikleri Erdoğan’la DEVAM diyecekler.
    - Daha da önemlisi, ülkemiz çok zor koşullardan geçiyor, sizin de aleti olduğunuz uluslarötesi karanlık güç odakları bütün güçleriyle saldırıyor ve bugün her zamankinden daha çok Türk ve Kürtlerin birlikteliğine, kenetlenmesine ihtiyacımız var. Biz Kürtler ülkemizin bağımsızlığı ve istikbali söz konusu olduğunda tek vücut olmayı bilmiş bir milletiz.
    - İşte şimdi öyle bir zaman, DEVAM zamanı.
    - Düşün artık yakasından bu milletin, Pervin hanım; EDİ BESE

    Alıntı - Haber7.com
  • Hatta modern çağın, gerçekten bütün insanların mutluluk aramaya hakkı olduğunun beyan edilmesiyle ve bu arayışın, yerini aldığı yaşam tarzları üzerindeki üstünlüğünü kanıtlama vaadiyle başladığını söyleyebiliriz.
  • NİLÜFER BELEDİYESİ SEVGİ SOYSAL ÖYKÜ ÖDÜLÜ'' BİRİNCİSİNE 3.000 LİRA ÖDÜL VERİLECEK, 5 YAZAR 1.000'ER LİRALIK MANSİYON ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLECEK.(MÜRACAAT TARİHLERİ.18 HAZİRAN 2018 PAZARTESİ-24 AĞUSTOS 2018 CUMARTESİ)...

    Nilüfer Belediyesi’nin “Yılın Yazarı” etkinlikleri kapsamında, o yılın adandığı yazar adına düzenlediği Öykü Ödülü başvuru süreci başlıyor. Bu yıl Sevgi Soysal anısına verilen ödüle başvurular 18 Haziran-24 Ağustos tarihleri arasında olacak.

    2018 yılını kısa yaşam yolculuğunda ürettiği onlarca eserle edebiyatımıza derin bir iz bırakan Sevgi Soysal’a adayan Nilüfer Belediyesi, Sevgi Soysal’ın edebiyatımıza kazandırdıklarının etkisinde, yazmayı kendine uğraş edinenleri “Yılın Yazarı Öykü Ödülü”ne katılmaya davet ediyor.

    İnsana, topluma dair yeni bir bakış ve yorumla yazmaya yönelenlerin öykü çalışmalarını değerlendirmeyi amaçlayan yarışmanın Seçici Kurul'unu Müge İplikçi, Nahit Kayabaşı, Seval Şahin, Figen Şakacı ve Şafak Pala oluşturuyor. Yarışmada büyük ödül 3.000 TL olacak, ayrıca beş kişiye de mansiyon ödülü verilecek. Yarışma ile ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler Nilüfer Kütüphane'nin sosyal medya sayfalarını takip edebilir veya 0-224-4941954 numaralı telefondan kütüphaneye ulaşabilir.

    NİLÜFER BELEDİYESİ KÜTÜPHANE MÜDÜRLÜGÜ 2018 YILIN YAZARI SEVGİ SOYSAL: YILIN YAZARI ÖYKÜ ÖDÜLÜ YÖNETMELİĞİ...

    1-AMAÇ;
    Ödül, Sevgi Soysal'ın edebiyatımıza getirdiği birikimin etkilerinde insana dair yeni bir bakış ve yorumla yazmaya yönelen, yazmayı kendine uğraş edinenlerin çalışmalarının değerlendirilmesini amaç edinir.

    2-KAPSAM
    Ödülün düzenlenmesinden, organizasyonundan ve başvuru sürecinden Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü sorumludur.

    3-TÜRÜ
    Öykü

    4-KONU
    Serbest

    5-KATILIM KOŞULLARI;
    • Ödüle rumuz ile katılınır.
    • Ödül herkese açıktır; ancak Seçici Kurul üyelerinin birinci dereceden yakınları katılamaz.
    • Ödül yönetmeliğine uygun olmayan ve belirtilen tarihten sonra teslim edilen başvurular değerlendirmeye alınmaz.
    • Ödüle, dosya hôlinde iki öykü ile başvurulur (iki öykü dışındaki başvurular kabul edilmez); bu öyküler daha önce herhangi bir yarışmaya katılmamış, basılmamış ve ödül almamış olmalıdır.
    • Başvuru sahipleri, dereceye giren öyküler üzerindeki basılı ve dijital tüm kullanım haklarını bedelsiz olarak Nilüfer Belediyesi'ne devrettiğini kabul eder. Yapıtlar hiçbir şekilde iade edilmez.
    • Ödüle gönderilen öykülerin hukukı ve bilimsel sorumluluğu yazarına aittir. Üçüncü kişilerin öykünün telif hakkı konusunda iddia ve talepleri olması durumunda öykü sahibi, uğrayacağı zarara karşı sorumlu olduğunu kabul eder.
    • Başvuru sahipleri yukarıdaki koşulları kabul etmiş sayılır.
    • Seçici Kurul'un yayımlanmaya değer bulduğu öyküler kitap haline getirilir.
    • Ödüle katılım sayısına bağlı olarak ön seçici kurul oluşturma yetkisi Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü'ne aittir.

    6-ÖDÜLE GÖNDERİLECEK ESERLERDE ARANACAK KOŞULLAR;
    • Ödüle katılacak öyküler, normal sayla (A4) boyutunda, 12 punto, 1.5 aralık bilgisayar oylumunda hazırlanarak 5 kopyayla, ayrıca CD'ye kaydedilip bir zarfa konularak teslim edilmelidir.
    • Ayrıca özyaşam bilgisi de (bir sayfayı geçmemelidir) aynı CD'ye kaydedilmelidir.
    • Katılımcılar, ödül ile ilgili başvuru formunu doldurup imzalayacaktır. Başvuru formu, Nilüfer Belediyesi'nin tüm kütüphanelerinden, http://nilufer.bel.tr/kutuphane adresinden bilgisayar çıktısı olarak temin edilebilir.
    • Dosyanın sol üst köşesinde katılımcının sadece rumuzu yer almalıdır.
    • Öykü konusu serbesttir, Türkçe yazılmalıdır, çeviri öyküler ödül dışında tutulacaktır. Türk dilinin özgünlüğü korunarak, 5.000 ile 15.000 karakter (600-2.000 sözcük) arasında yazılmış öyküler değerlendirmeye alınır.
    • Öykü Türkçe olmak koşulu ile yurt dışından katılım sağlanabilir.
    • Başvurular kargoyla ya da elden teslim edilebilir.
    • Başvurular aşağıda belirtilen kurum adreslerine yapılmalıdır.

    7-TAKVİM;
    Başvuru kabul tarihleri: l 8.06.2018-24.08.2018 Sonucların ilan tarihi: 26.l0.2018
    Ödül değer bulunan öyküler http://nilufer.bel.tr/kutuphane ve Nilüfer Kütüphane sosyal medya adreslerinden duyurulur. 24 Ağustos 2018 tarihinden sonra yapılan başvurular değerlendirilmeye alınmaz.

    8- ÖDÜLLER;
    Yukarıda belirtilen koşullarda "Sevgi Soysal Öykü Ödülü" verilir. Ödülü kazanan yapıtlar ve yayımlanmaya değer görülenler (yazarın olurunu almak koşuluyla) basılacak seçkide yer alır.
    Yarışmada dereceye girenlere verilecek ödüller aşağıdaki gibidir.

    • Büyük Ödül: 3.000 TL
    • Mansiyon : l.000 TL
    • Mansiyon : l .000 TL.
    • Mansiyon : l .000 TL.
    • Mansiyon : l .000 TL.
    • Mansiyon : l .000 TL.

    9. SEÇİCİ KURUL;
    Müge- İplikçi, Nahit Kayabaşı, Seval Şahin, Figen Şakacı, Şafak Pala

    10- BAŞVURU NOKTALARI;

    Demirci Kütüphanesi;(Hafta içi 08.00-18.00) Demirci Mahallesi, Dere Sokak, No.2 Nilüfer-Bursa, Tel.0-224-4941954

    Şiir Kütüphanesi;(Hafta içi 08.00-21.00-Hafta sonu 10.00-18.00) Nazım Hikmet Kültürevi;Yüzüncüyıl Mahallesi, Uğur Mumcu Bulvarı, No.7 Nilüfer-Bursa, Tel.0-224-41327 37

    Akkılı Kütüphanesi;(Hafta içi 08.00-21.00-Hafta sonu 10.00-18.00) Ataevler Mahallesi, Yılmaz Akkılıç Caddesi, Basın Kültür Sarayı, Kat.2 Nilüfer-Bursa, Tel.0-224-441Ol42

    Üçevler Kütüphanesi;(Hafta içi-08.00-21.00-Hafta sonu-l 0.00-18.00) Üçevler Mahallesi, İman Sokak, No.6 Nilüfer-Bursa Tel.0-224-44l8189

    Çocuk Kütüphanesi;(Hafta içi-08.00-18.00-Hafta sonu-10.00-18.00) Gümüştepe Mahallesi, Pınar Caddesi, No.l Nilüfer-Bursa Tel.0-224-4866246.
  • Çornaya Kniga (kara kitap) _ Stalin kozmopolitine başlattığı kampanya nedeniyle imha edildi ..

    Narod Bessmerten (ölümsüz halk ) _Roman
    Stalin ödülüne aday gösterildi ama Stalin tarafından veto edildi ..

    Za Pravoye Delo (Hakkı bir dava uğruna 1951)
    Önce övüldü sonra kınandı

    Treblinka cehennemi (1944) adlı makalesi Nürnberg mahkemelerinde belge olarak kullanıldı. ..

    Yaşam ve yazgı (1960) romanı reddedildi ..devlet güvenlik organları romanı mahkum ederek ilgili herşeye el koydu ...

    Sovyet toplumunu "yaşam ve yazgı " dan daha ağır eleştiren "Her Şey Geçip Gider" i tamamladı ...

    Yaşamının son on yılını

    Eserlerinin hemen hemen hiç birinin yayınlandığını göremeden gecirdi ..

    1964 yılında Moskovada umutsuzluk içinde öldü. ..


    "Yaşam ve Yazgı " rejim muhalifleri tarafindan ülke dışına çıkarıldı

    1980 de ısviçrede eksikleri de olsa basıldı ..

    Yetmiş yıl sonra yüz binlerce okunan eleştirmenlerce yirminci yüzyılın "Savaş ve Barış "ı olarak nitelendirildi ...
  • Bil ki, tarih ilmi, dünya toplumu ve uygarlığı olan insan toplumundan ve bu toplu­ mun gerçekleri arasında yer alan yabanilik ve barbarlık, medenilik ve uygarlık, asabiyetıs, bazılarının diğer bazıları üzerinde kurduğu değişik şekillerdeki hakimiyetler ve bu hakimi­ yetlerden doğan hükümdarlıklar, devletler ve bunların derecelerinden haberler verir. Yine toplum içinde insanların ilim, sanayi, geçimlerini temin etmek için çalışıp kazanmak gibi faaliyet ve durumlarından haber verir. Ancak pek çok sebepten dolayı bu haberlere yalan­ lar karışır. Bunlardan biri, kişinin bazı düşünce, görüş ve mezheplere taraftar olmasıdır. Ki­ şi haberi kabul etmek hususunda dengeli hareket ederse gerekli özeni gösterir, onu incele­ yip değerlendirir ve doğrusunu yalanından ayırabilir. Ancak haberi kabul etme noktasında işin içine görüşlerini ve inançlarını karıştırırsa, bu görüş ve inançlara uyan haberleri ilk du­yuşta kabul eder. Çünkü bu meselede kendi eğilimini ve görüşlerini öne çıkarmak, basiret gözünün, eleştirmenin ve araştırma yapmanın üzerine örtülmüş bir perdedir. Sonuçta ya­ lan haberler kabul edilip alınır ve başkalarına nakledilir. Yalan haberlerin kabul edilmesi sonucunu doğuran bir başka sebep de haberi nak­ledene duyulan güvendir. Bu durumda haberin doğru olup olmadığını anlamak ise cerh ve ta'd il ilmiyle olur. Bir başka sebep, nakledilen haberlerden nelerin kastedildiğinin farkına varılma­masıdır. Pek çok kişi gördüğü ve duyduğu şeylerin gerçeğini anlayamaz ve onları kendi tahminine ve zannına göre (yorumlayarak) nakleder ve bu şekilde yalana düşer. Bir başka sebep ise haberin doğru olduğunun düşünülmesidir. Bu çok yaygındır ve daha çok ravilere güvenmekten kaynaklanmaktadır. Bir başka sebep, haberin içerdiği (geçmişe ait) durumların, mevcut durumlara na­ sıl uyarlanacağının bilinmemesi ve ravinin geçmişteki durumları görmüş olduğu mevcut durumların kalıplarına sokarak nakletmesidir. Oysa mevcut durumun kalıbına sokula­ rak nakledilen haber bu haliyle doğru değildir. Bir başka sebep, nüfuz ve makam sahiplerine yaklaşmak isteyenlerin, onları öven ve durumlarını güzel gösteren haberleri yaymalarıdır. Bu şekilde doğru olmayan haber­ ler ortalığı kaplar. Çünkü nefisler övülmeye sever ve insanların çoğu da erdemli olmaya ve bu hususta yarışmaya değil, dünya malına, şan ve şöhrete düşkündür. Bütün bunların hepsinden daha önemli olan bir başka sebep ise, sosyal hayattaki (umran'daki) olayların ve hallerin (kendilerine has ve onların altında yatan) doğasını bil­ memektir. Çünkü sosyal hayatta vuku bulan her olayın ve ortaya çıkan her durumun, ol­ ması gereken kendine has bir doğası vardır. İşte eğer kişi, toplumdaki olayların ve durum­ ların doğasını ve bunları gerektiren sebepleri bilirse, bu ona haberlerin doğru olup olma­ dığını tespit etmek noktasında yardımcı olur. Bütün haberler için, doğruluğunu tespit et­ mek noktasında yararlanılacak en iyi kriter budur. Kimi zaman, vuku bulması imkansız olan durumlarla ilgili haberlerin de doğru kabul edildiğine ve başkalarına aynen nakledildiğine tanık olmaktayız. Tıpkı Mesudi'nin lskender ile ilgili naklettiği haber gibi. Buna göre, deniz yaratıkları İskender'in lskende­ riye şehrini kurmasına engel olunca, lskender tahtadan bir sandık yaptırmış, o sandığın içine camdan bir sandık koymuş ve kendisi de onun içine girerek denizin dibine dalmış­ tır. Sonra denizin dibinde gördüğü cinlerin resimlerini çizmiş, sonra (o resimlere göre) onların heykellerini yaptırmış ve bu heykelleri şehri kuracak olduğu yerin kıyısına dik­ miştir. Sonra yaratıklar denizden çıkıp bu heykelleri görünce korkup kaçmışlar, böylece lskender, lskenderiye şehrinin yapımını bitirmiştir. Uzun bir hurafede yer alan bu hikayede gerçekleşmesi inıkansız olan pek çok nokta vardır: her şeyden önce cam bir sandık içinde denize açılıp, sandığın o küçük hacmiy­ le azgın dalgalarla boğuşmak mümkün değildir. Ayrıca hükümdarlar kendilerini böyle tehlikelere de atmazlar. Böyle yapan zaten kendisini yok etmiş olur. Çünkü insanlar onun böylesine tehlikeli bir maceradan sağ döneceğini beklemeyeceklerinden, bir an bile vakit kaybetmeden başkasının etrafında toplanırlar. Yine cinlerin kendilerine has (maddi) şe­ killeri ve suretlerinin olduğu bilinmiyor. Bilinen onların değişik şekillere girebildiğidir. Hikayelerde, onların çok sayıda başlarının olduğu gibi hususların zikredilmesi, gerçek ol­ duğu için değil, çok çirkin ve korkunç görünüşlerini anlatmak içindir. Bütün bunlar o hikayenin doğruluğunu sakatlayan şeylerdir. Hikayenin doğru ol­ masını imkansız kılan, bunlardan daha önemli bir husus da şudur: Böyle bir cam sandık içinde denize açılıp denizin dibine dalmak mümkün olsa bile, sandıktaki hava onun ne­ fes alma ihtiyacını karşılamada yetersiz kalacak, ruhu ısınacak, temiz ve serin havanın ol­ mamasından dolayı ciğer, kalp ve ruh dengesini yitirecek ve kişi orada ölecektir. Hamam­ da veya derin kuyulara inenlerin ölmesi de temiz ve serin havadan mahrum kaldıkları için olmaktadır. Derin kuyulara inenler, oranın rüzgar almayan, ısınmış ve kokuşmuş ha­ vasıyla karşılaştıklarında anında ölmektedirler. Yine denizden çıkmış balığın ölümü de aynı sebepten oluyor. Çünkü onun ısısını dengeleyen su soğuk, kara ise onun için çok sı­ caktır. İşte bu sıcaklık onun hayvani ruhuna hakim oluyor ve onu öldürüyor. Aynı şekil­ de yıldırım çarpanlar ve benzerleri de bu sebepten ölüyor. Yine Mesudi'nin naklettiği doğru olması imkansız haberlerden biri diğeri de Ro­ ma'daki sığırcık kuşu heykeliyle ilgili anlattığı hikayedir. Buna göre yanlarında zeytin ta­ şıyan sığırcık kuşları, senenin belli bir gününde o heykelin yanında toplanırlarmış. Ro­ malılar da zeytinyağı ihtiyacını o getirilen zeytinlerden karşılarlarmış. Zeytinyağı ihtiya­ cını karşılamada, işin doğasına ne kadar uzak bir hikayedir bu. ..
    Bunlara benzeyen haberlerden biri de Bekri'nin naklettiği "Zatü'l-Ebvab" (Çok Kapılı) ismini taşıyan bir şehirle ilgili hikayedir. Buna göre şehir, otuz konaklık bir alanı kapsamaktadır ve on bin kapısı vardır. Oysa şehirler, ileride açıklanacağı gibi,28 güven içinde yaşanılacak korunaklı yerler olmaları için kurulurlar. Halbuki böyle bir büyüklük, surlarla çevrilmenin ve korunaklı bir hale getirilmenin sınırlarını aşmaktadır. Yine Mesudi'nin, Sicilmase Çölü'nde (Mağrib'in güneyinde bir yer) bütün bina­ ları bakır olan "Medinetü Nuhas" (Bakır Şehir) isminde bir şehir hakkında naklettiği hi­ kaye de bu türdendir. Buna göre Musa bin Nuseyr, Mağrib' e sefere çıktığında bu şehri görmüş. Kapıları kapalı olan şehrin surlarına tırmananlar, yukardan şehre baktıklarında aniden ellerini çırpıp kendilerini aşağıya atıyorlarmış ve bir daha hiç dönmüyorlarmış. Gerçek olması imkansız bu tür haberler genellikle kıssa anlatıcılarının hurafeleri oluyor. Sicilmase Çölü, kervanların ve yol kılavuzlarının uğrak yeri ve özelliklerini anlattıkları bir bölgedir. Nedense bu şehirden hiç bahsetmemişlerdir. Aynı şekilde bu hikayede anlatılan­ lar, şehirlerin kuruluşuyla ve binalarıyla ilgili bilinen gerçeklerin doğasına aykırıdır. Ma­ denler, süs eşyaları ve kap kacak yapımında kullanılırlar. Bir şehrin tamamen madenler­ den kurulması ise anlaşılacağı gibi imkansız bir şeydir.
    Böyle asılsız hikaye ve haberlere daha pekçok örnek verilebilir. Haberlerin doğru ve gerçek olanlarını yalan olanlarından ayırmak, sosyal hayatın karakterini ve doğasını bilmekle mümkün olur. Doğruyu yanlıştan ayırmada en iyi ve güvenilir yol budur. Hat­ ta, bu yol, haberleri nakleden ravilerin güvenilir olup olmadıklarının araştırılmasından bile daha önce gelir. Çünkü ravilerin durumları, ancak rivayet edilen haberlerin kendi içinde doğru olabileceğinin mümkün olmasından sonra araştırılır. Eğer, ortada gerçek olması imkansız bir haber varsa ravinin güvenilirliğini araştırmakta da bir yarar yoktur. Haberin aklın kabul etmeyeceği bir içeriğinin bulunması veya ancak aklın kabul edeme­ yeceği bir yorumla açıklanabilmesi de, onun gerçek oluşunu imkansız kılan sebeplerden biri olarak kabul edilmiştir. Ravilerin güvenilirliğinin araştırılmasına (cerh ve ta' dile) da­ ha çok şer'i (dini) haberler konusunda itibar edilir. Çünkü onların çoğu Allah'ın, yerine getirilmesini farz kıldığı sorumlulukları bildiren inşai29 haberlerdir. İşte bu tür haberle­ rin doğru olduğu zannına varılması, ravinin güvenilir ve kuvvetli bir hafızaya sahip ol­ ması, naklettiği haberin sağlamlığını şüpheye düşürecek unutkanlık gibi kusurlardan da uzak olmasıyla mümkündür. Ancak vuku bulmuş olaylarla ilgili haberler söz konusu olduğunda, bu haberlerin sosyal hayatın doğasına uyup uymadığı ve böyle bir şeyin gerçekleşme imkanı bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir ve az önce de söylediğimiz gibi bu, haberi naklede­ nin güvenilir olup olmadığını araştırmaktan çok daha önemlidir. Haberlerin doğrusunu yanlışından ayırmadaki temel kural bu olduğuna göre, o halde toplumsal hayatın incelenmesi ve onun doğasına uygun olacak hal ve durumlar ile onda ortaya çıkamayacak durumların birbirinden ayrılması gerekir. Haberlerin doğru olup olmadığını tespit etmekte bu kuralı esas aldığımızda, hiçbir şüpheye yer olmayan kesin bir delile dayanmış olarak, doğruyu yanlıştan ve hakkı batıldan ayırmış oluruz. O zaman toplum hayatında her hangi bir şeyin meydana geldiğiyle ilgili bir haber duydu­ ğumuzda, onun kabulüne mi, yoksa uydurma olduğuna mı hükmedileceğini biliriz. İşte tarihçilerin bize naklettikleri haberlerin doğru olup olmadıklarını anlamada kullanaca­ ğımız geçerli ölçü budur ve bu kitabın birinci bölümü de bu amaçla telif edilmiştir. Öyle görünüyor ki, bu konu başlı başına bir ilim dalıdır. Çünkü konusu insan uy­ garlığı ve toplum hayatı olan ve ondaki her meseleyi ve durumu teker teker açıklayan bir ilimdir. Zaten bütün ilimlerin yaptığı da kendi konularını teker teker açıklamaktır. Bil ki, bu konuda söyleyeceklerimiz, daha önce başkaları tarafından söylenme­miş ve gündeme getirilmemiş, faydaları çok ve ancak derin araştırmalardan sonra ula­şılacak yeni bir düşüncedir. O, mantık ilimlerinden biri olan "hitabet" değildir. Çünkü hitabetin konusu, insanları bir görüşe çekecek veya bir görüşten uzaklaştıracak, faydalı ve ikııa edici konuşmadır. Yine o, sivil siyaset (Es-Siyasetu'l-Medeniyye) ilmi de değildir. Çünkü sivil siyaset ilmi, ahlak ve hikmetin gereklerine göre insanların güven içinde ha­ yatlarına devam edebilmelerini sağlayacak şekilde, bir ev veya şehrin işlerinin nasıl düze­ ne konulacağıyla ilgilenir. İşte bizim burada ele alacağımız ilim, bu iki ilim dalına benzese de, konuları onlardan ayrılır. Öyle görünüyor ki bu, yeni keşfedilmiş bir ilim dalıdır. Ve yemin olsun ki, daha önce hiç kimsenin bu konu hakkında bir şeyler söylediğini duymadım. Bilmiyorum, aca­ ba bu konunun farkına mı varamadılar? Biz, geçmiştekilerin bu konunun farkına varama­ dıkları kanaatinde değiliz. Belki onlar bu konuda konunun hakkını vererek bazı eserler yazmışlardır, ancak bunlar bize ulaşmamıştır. Çünkü ilimler çoktur ve farklı toplumlarda çok sayıda filozof vardır. O toplumlardan bize ulaşmayan ilimler, ulaşanlardan daha çok­ tur. Fars toprakları fethedildiğinde, Hz. Ömer'in yok edilmesini emrettiği Farsların ilim­ leri nerede? Kildanilerin, Süryanilerin ve Babillilerin ilimleri ve bunların eserleri ve sonuç­ ları nerede? Kıbtllerin ve onlardan öncekilerin ilimleri nerede? Bize tek bir milletin, özel­ likle (eski) Yunanlıların ilimleri ulaşmıştır. Bunun sebebi de Halife Me'mun'un büyük pa­ ralar harcayarak ve çok sayıda mütercim görevlendirerek onların kitaplarını dilimize çe­ virtmiş olmasıdır. Bunun dışında diğer milletlerin ilimlerinden bir şey bilmiyoruz. Farkına varılan her hakikatin, bütün özelliklerini ve meselelerini araştırmak uy­ gun ve faydalı olacağına göre, her mefhumun ve hakikatin kendisine has (sadece kendi­ siyle ilgilenen) bir ilmi olması gerekirdi. Ancak filozoflar bu konuda, belki de sadece işin meyveleriyle ilgilenmeyi uygun gördüler. Ve bilindiği gibi bu ise, konunun sadece nakle­ dilen haberlere ilişkin meyveleridir. Bu konunun bir bütün olarak, ilgi alanının ve ele al­ dığı meselelerin çok kıymetli oluşuna nispetle, sadece haberlerin doğruluğunu anlamaya ilişkin yönü zayıf kalmaktadır. Evet, belki de filozofların bu konuyla ilgilenmemelerinin sebebi budur. Allah en iyisini bilir. "Size ancak çok az bilgi verilmiştir" (İsra Suresi, 85). Keşfetmiş olduğumuz bu ilim dalındaki bazı meseleler ile, diğer ilim dallarında delil olarak zikredilen bazı meselelerin uygunluk arz ettiğini görüyoruz. Örneğin filozof­ lar ve bilginler, Peygamberlere duyulan ihtiyacı ispat etmek içirı, irısanların varlıklarına devam etmek için yardımlaşıp dayanışmaları gerektiğini, bunun içirı de, bir öndere ve düzen kurucuya ihtiyaç duyduklarını söylerler. Aynı şekilde fıkıh bilginleri, fıkıh usulün­ de (fıkıh metodolojisinde) dillere duyulan ihtiyacı ispat içirı şu açıklamayı yapıyorlar: Yardımlaşmanın ve toplumsal hayatın tabii bir sonucu olarak, irısanlar neler istedikleri­ ni ifade etmeye ihtiyaç duyarlar. Bunu, cümlelerle (konuşarak) ifade etmek ise en kolayı­ dır. Yine fıkıh bilginleri, şer'i hükümlerdeki hikmet ve amaçlan zikrederler: Zina, nesep­ lerin karışmasına ve neslin bozulmasına; adam öldürmek, yirıe neslin zarar görmesine; zulüm, sosyal hayatın bozulmasına yol açar. lşte fıkıh bilginleri, toplumu korumayı esas alan bunlar gibi şer'i hükümlerdeki hikmetleri ve amaçları açıklarken, toplumda görülen durumları da inceliyorlar. Örnek verilen bu meselelerde, bizim söyleyeceklerimiz de esas itibariyle bunlardır. Yine farklı toplumların bilge ve filozoflarının da dağınık bir şekilde buna benzer bazı değerlendirmelerde bulunduklarını görüyoruz. Ancak bunlar konuyu gerektiği gibi ele alan yeterli değerlendirmeler değildir. Mesudi'nirı naklettiği, Fars bilgesi ve hüküm­ darı Mılbezan'ın, şu sözleri bunun örneklerinden biridir: "Ey Hükümdar! Devlet ancak şeriate uymakla, Allah'a itaat etmekle ve onun emir ve yasaklarına göre hareket etmek­ le kuvvet bulup yücelir. Şeriat devlet ile, devlet, (kendi) işlerirıi görecek kişiler ile ve bu kişiler de mal (para) ile ayakta durur. Mal sahibi olmak kalkınmak, kalkınmak da ada­ letle mümkün olur. Adalet ise irısanların arasına dikilmiş bir terazidir (İnsanların arasında kurulmuş dengedir). Bu teraziyi Rab dikmiştir ve onu ayakta tutacak bir görevli tayin etmiştir. İşte bu görevli hükümdardır". Enılşirvan'ın söyledikleri de aynı anlamda: "Devlet asker ile, asker de mal ile ayakta kalır. Mal vergi ile, vergi kalkınmışlık ile, kalkınmışlık adalet ile, adalet valilerin işlerini düzgün yapmalarıyla, valilerin işlerini düzgün yapması da vezirlerin işlerinde sağlam olmasıyla sağlanır. Bunların hepsinden önce ise, Hükümdarın halkının duru­ munu bizzat takip etmesi ve onları yola getirmeye muktedir olması gelir. Böylece yönet­ tiklerinin ona değil, onun yönetetiklrine hakim olması sağlansın". İnsanların ellerinde dolaşan ve Aristo'ya nispet edilen "Siyaset" isimli kitapta da bu konuya uyan bir bölüm vardır. Ancak konu gerektiği ölçüde ele alınmamış, deliller ye­ terli verilmemiş ve başka şeylerle karıştırılmıştır. Aristo o kitapta Mılbazan ve Enılşir­ van'dan naklettiğimiz yukarıdaki sözlere işaret ediyor ve o sözleri başı ve sonu belli olma­ yan bir daireye benzeterek söylüyor: "Dünya, bir bostandır ve o bostanı koruyan duvar devlettir. Devlet kanunla yaşayan bir kuvvettir. Kanunu uygulayıp tatbik eden Hüküm­ dardır. Hükümdarlık askerlerin desteklediği bir düzendir. Askerleri ayakta tutan maldır. Mal halkın topladığı rızıktır. Halk, adaletle korunup gözetilen kölelerdir. Adalet, dünya­ nın kendisiyle ayakta durduğu cana yakın bir dosttur. Dünya bir bostandır ... " Sonra tekrar sözün başına dönüyor. Bu sekiz cümlelik siyasi ve hakimane söz, birbiriyle bağlantılı, sondakinin tekrar başa döndüğü ve başı ve sonunun belli olmadığı bir daire gibidir. Aristo bu sözleri öğren­ miş olmaktan dolayı övünüyor ve ondaki faydaları yüceltiyor. "Devletler ve hükümdar­ lık" faslındaki söylediklerimizi dikkatlice okur ve üzerinde iyice düşünürsen, bu sözlerin yorumunu ve detaylı açıklamasını en açık delilleriyle görürsün. Ben bunları Aristo'nun veya Mılbezan'ın söylediklerinden değil, Allah'ın beni bu konulara vakıf kılmasıyla öğ­ rendim. Aynı şekilde lbn-i Mukaffa'nın söylediklerinde ve siyasete ilişkin risalelerinde de, bizim bu kitabımızda ele aldığımız konularla uyuşan değerlendirmeler vardır. Ancak o bu tür değerlendirmelere, hitabette, güzel ve belagatlı konuşmaktan bahsederken değin­ miş olup, bizim delilleriyle açık bir şekilde ortaya koyduğumuz gibi açık ve net olarak bu konuları ele alıp değerlendirmemiştir. Ebu Bekir Tartuşi de "Siracu'l-Mulılk" isimli eserinde bu konuların etrafında do­ laşmış ve kitabının konularını bizim bu kitabın konularına benzeyen bölümlere ayırmış­ tır. Ancak o, oku hedefe isabet ettirememiş, meselenin özüne girememiş, konuları yeter­ li ve hak ettiği ölçüde ele alıp değerlendirmemiş ve delillerini açıklamamıştır. Sadece me­ seleleri bölümlere ayırmış, bol miktarda o konuyla ilgili rivayetlere yer vermiş ve dağınık bir şekilde Büzürcümher, Mılbazan, Danyal ve Hürmüz gibi Farslı, Hindli ve diğer mil­ letlerin filozof ve bilgelerinin sözlerini nakletmiştir. Ancak konunun üzerindeki perdeyi kaldıracak inceleme ve değerlendirmelerde bulunmamış ve buna ilişkin delilleri ortaya koymamıştır. Sadece nasihat ve vaazlara benzer bir şekilde oradan buradan yaptığı alın­ tıları derleyip bir araya getirmiştir. Bu haliyle de meselenin etrafında dolaşmış, ancak oku hedefe isabet ettirememiştir. Bana gelince, Allah, verdiği ilhamla beni bu konulara yönlendirdi ve beni yeni bir ilmin sırrına erdirdi. Eğer ben bu ilmin konularını gerektiği gibi değerlendirip ortaya koymuş ve diğer ilimlerin bunlara benzeyen konularından ayırmışsam, bu tamamen Al­ lah'ın yol göstermesi ve yardımıyladır. Eğer bu ilmin konularını ortaya koyarken dikka­ timden kaçan bir şey olmuşsa veya başka ilimlerin konularıyla karıştırdığım bir şey var­ sa, bunları tespit edecek dikkatli bir araştırmacının bunları düzeltmeye elbette ki hakkı vardır. Ancak bu ilmin yolunu açma ve bu ilmi açık bir şekilde ortaya koyma önceliği be­ nimdir. Şimdi bu kitapta (yani birinci kitap olan bu bölümde}, sosyal hayatta ortaya çıkan hükümdarlık (devlet ve yönetim), kazanç, ilimler ve sanayi gibi toplumsal durumları, bunlarla ilgili detaylı özel ve genel bilgileri vererek ve geride hiçbir şüphe ve vehim bırak­ mayacak delillerle açıklayacağız. Diyoruz ki: İnsan kendisine has özellikleriyle, diğer bütün hayvanlardan ayrılır. Örneğin ilim ve sanayi alanındaki faaliyetler sadece insana has özelliklerdendir. Çünkü bu faaliyetler, onu diğer hayvanlardan ayıran ve mahlukatın en şereflisi kılan, düşünme yeteneğinin bir sonucudur. Yine bu özelliklerden bir diğeri, (toplumdaki ) düzeni koruyacak ve sözünü dinletecek bir yöneticiye ve hükümdara ihtiyaç duymasıdır. Böyle bir makam diğer hay­ vanlar arasında yoktur. Sadece arılar ve çekirgelerde olduğu söyleniyor. Eğer onlarda bu­ na benzer bir konum mevcut olsa da, bu, uzun uzun düşünmeleri sonucu böyle bir şeyi gerekli gördükleri için değil, Allah onlara böyle bir şeyi ilham ettiği içindir. Bu özellikler­ den bir diğeri ise yaşamını sürdürüp geçimini temin edebilmek için bunu sağlayacak se­ beplere sarılmasıdır (meslek edinmesidir). Allah, insanın yaşamını sürdürebilmesi için onun beslenmeye ihtiyaç duyacağı bir özellikte yaratmış, sonra bunun yollarını ona gös­ termiştir: "Rabbimiz her şeye yaratılış özelliğini veren ve sonra (bu özelliğe) uygun yo­ lu gösterendir" (Taha Suresi, 50). Bu özelliklerden bir başkası da beraberliğe ve dostluğa duyulan düşkünlükten ve ihtiyaçların gerektirmesinden dolayı bir kent veya mıntıkada toplu olarak iskan etmek anlamına gelen "toplumsal yaşam"dır (umrandır). Çünkü ileride açıklaması yapılacağı gibi insanlar, yaşamlarını devam ettirebilmeleri için yardımlaşma ve dayanışmaya ihtiyaç duyan bir yaratılıştadır. Toplumsal yaşamın bir çeşidi "bedevilik"tir ve bu gelenek şehir­ lerin dışındaki geniş ve açık alanlarda, dağlık bölgelerde, çöllerdeki ve çöllerin etrafında­ ki yaşam şartlarının bulunduğu mıntıkalarda sürer. Bir diğer çeşidi ise şehir yaşamıdır ve etrafındaki surlarla korunaklı hale getirilmiş olan şehirlerde hüküm sürer. Toplumsal ya­ şamın her çeşidinde, topluluk halinde birlikte yaşamaktan kaynaklanan meseleler ve du­ rumlar vardır. Biz bu bölümde konuyu altı fasıla ele alarak değerlendireceğiz: Birincisi: Genel olarak toplumsal yaşam, çeşitleri ve yeryüzündeki iskan yerleri. İkincisi: Bedevi toplumunun yaşamı (El-Umranu'l-Bedevi), bedevi kabileler ve barbar toplumlar.
    ler.
    Üçüncüsü: Devletler, hilafet, hükümdarlık ve hakimiyetin dereceleri. Dördüncüsü: Şehir toplumunun yaşamı (El-Umranu'l-Hadari}, ülkeler ve şehir-
    Beşincisi: Sanayi, geçim, kazanç ve bunun yolları.
    Altıncısı: İlimler, elde edilmesi ve öğrenilmesi. Bedevi toplum yaşamını başa almamın sebebi, ilerde açıklanacağı üzere, (toplum­ sal yaşamın) diğer görünümlerinden daha eski olması ve onlardan önce gelmesidir. Hü­kümdarlığın ülkelerden ve şehirlerden önce ele alınmasının sebebi de aynıdır. Geçimi te­ min etmek, yani yaşamı devam ettirebilmek için çalışmayı ilimlerden önce ele almamın sebebine gelince, geçimi temin etmek için çalışmanın tabii (hayati) bir zaruret olması, il­ min ise tamamlayıcı ve kemale erdirici veya (hayati olmayan) bir ihtiyaç olmasıdır. Ha­yati olan ise tamamlayıcı olandan önce gelir. Sanayi konusunu kazanç konusuyla birlikte ele almamın sebebi ise, ilerde açıklanacağı gibi, sanayinin kazanç getiren faaliyetlerin içinde yer almasıdır. Doğruya ulaştıran ve bunun için yardım eden Allah'tır.