• Yaşamda bir değeri olan herşey ona bağlı negatif bir deneyimin üstesinden gelmekle kazanılır.
  • 768 syf.
    ·28 günde·Puan vermedi
    Bir kişisel gelişim kitabının içinde geçmesi gereken en son kelime bile olmaması gereken bir tanım, bu kitap için isim olarak belirlenmiş: SAVAŞ

    Provakatif isimler kitapların satışlarını her zaman arttırmıştır. Ama iki tane kitap fazla satacağım diye, yaklaşık 800 sayfa boyunca, böylesine “sakat” stratejileri salık vermek, psikopat sayısını attırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

    Kitaba daha uygun bir isim vermek gerekse idi: PARONAYAK OLMANIN 33 YOLU olabilirdi mesela.

    Kabul,kitaba biraz haksızlık ettim. İtiraf ediyorum aslında bir çok yerde kitap paranoyakça davranmamamız konusunda bizi uyarıyor.

    Özetlersek şunu söylüyor: “Hayatında tanıdığın herkes ama herkes aslında senin düşmanın. Senden ve senin çıkarlarından daha önemli hiçbir şey yok. Düşmanlarını görmemen onların olmadığı anlamına gelmez. Hazırlıklı ol, tuzaklarını hazırla, kullanabildiğin tüm insanları kullan. Yoksa hiç beklemediğin anda onlar seni yenilgiye uğratabilirler. Tüm yaşamın boyunca bu düşünceler rehberin olsun. Bu arada tüm bunları yaparken de paranoyak olmamanı Cenabı Allahtan niyaz ettiğimizi de önemle vurgularız.”

    Ne dost, ne gardaş, ne ana , ne bacı, ne de yetim; Kitap boyunca tek söylediği “ vur ,kır, parçala; BU MAÇI KAZAN.

    Sanki kitabı başta Sun Tzu yazmış. Sonra kitapevinin atadığı diğer yazar Machiavelli, bakmış kitap sadece askerlere yazılmış. Ben buna birkaç ekleme yapayım da beynelmilel bir şekilde cukkayı götürelim diyerek, kitabın içine etmekle kalmamış mum da dikmiş.

    Allahtan kitaplara çok önem vermiyor, sadece “boş zamanlarımızda” canımız sıkılmasın diye okuyoruz.

    Böyle bir toplum olsak ve de bu kitaptakileri hayatımızda uygulamaya çalışsak; Hababam Sınıfı filmindeki şaban karakterinin, kendisi kızların ajanı olduğu halde, “aramızda ajanlar olabilir” diye diye psikopata bağlaması gibi; hayatımızdaki “herkesin ama herkesin” kötü niyetli ve çıkarcı insanlar topluluğu olduğunu düşünmeye başlardık. Ya da Tepenin Ardı filmindeki gibi “gerçekte var olmayan” bir düşman “ardında” tüm hayatımızı harcar, bir ceylan gibi sürekli tetikte olma ihtiyacı duyardık.

    İnsanların; yaşam içinde sürekli mücadele etmek zorunda kalmaları, kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçek. Ama bu mücadeleyi rekabet değil de savaş olarak adlandırmayı tercih etmek, karşıdakinin rakip değil düşman olarak görülmesine sebep olur.

    Burada verilen önerilerin tamamı askeri stratejiler. Gerçek bir savaşta; gerçek bir düşmana karşı uygulanabilecek taktikler olarak değer görebilir. Ama kitapta altını çizerek gözümüze soktuğu gibi “ sosyal yaşamdaki savaşlarımız” diye bir kavram olmadığından, kitabın asıl hak ettiği değer ancak “sui bir misal” olarak değerlendirilmek olmalıdır.

    Kaldı ki burada verilen öneriler, sadece bir süreç için değil, tüm yaşam boyunca uygulanması gereken tavsiyeler olarak belirtiliyor.

    Yani; doğası gereği zaten zor olan hayatımızı, yaşam boyu sürecek bir savaş gibi algılamamızı isteyen, daha da çekilmez hale sokacak ya, her nefesimizde “stresi” buram buram yaşamamızı sağlayacak eşsiz bir eser.

    Kutuplaşmanın istikrarlı yükselişini devam ettirdiği cennet ülkemde; 1984 romanındaki gibi tek düşüncenin egemen olduğu o büyük hedefe ulaştığımızda; Full Metal Jacket filmindeki asker gibi tek sözü “SIR YES SIR” olan vatandaşlar yetiştirebildiğimizde, başucu kitabı olmaya aday kitaplardan biri.

    O bahşedilecek büyük gün gelene kadar ; insan sömürüsünü şiar eden şirketler, yönetici adayı eğitim programlarında yararlanabilecekleri bir rehber olarak kullanmakla yetinecekler ne yazık ki.

    Tamam, kabul. Homo economicus olduğumuzu inkar etmiyoruz. Ancak; mevzu bahis çıkarların ise gerisi teferruattır diyecek kadar da o, tek dişi kalmış medeniyetten henüz nasibimizi almadık.

    Abarttığımı düşünebilirsiniz. Ancak kitabı okuduğunuzda, iddia ediyorum ki, siz de benim gibi haykıracaksınız: GARGAMEL MİYİM ULAN BEN? BU KADAR KOMPLO KURARAK HAYAT MI GEÇER?

    “Kardeşim bir kitabın hiç mi güzel yanı olmaz” diyenlere gelsin efenim: Tabi ki var.
    Her bölümün sonunda “yorum” başlıklı bir bölüm var. Eğer bu bölümleri okumazsanız olabildiğince az yara ile kurtulabilirsiniz. Çünkü yukarıda bahsettiğim “eşiolmayasıca” fikirlerin çoğu o bölümlerin içinde.

    Tarihten özellikle popüler tarihten hoşlanan biri iseniz; tarihi isimlerle ilgili çok fazla anekdot ve alıntı sözler var.

    Kitabın en ama en güzel yanı ise; 768 sayfa olsa da sonunda bitiyor.

    https://m.youtube.com/watch?v=gAFbYTvXXyY
  • Kendin Olmanın Kuralları

    Kural 1: Asla kendinden şüphe etme… Sen ne hissediyorsan o her zaman doğrudur. Dünyadaki bütün insanlar toplansa ve sana aksini söylese bile senin hissettiklerin senin için doğrudur. Onlar farklı hissedebilir, farklı düşünebilir ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez, sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.

    Kural 2: Asla farklı olduğun için utanma. Eğer çevrende senin gibi düşünen, seni anlayan insanlar yoksa, o zaman çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırla… Muhtemelen sen yanlış yerde, yanlış insanlarla birlikte olduğun için seni anlamıyorlardır. O halde hedefin ait olduğun yeri bulmak olmalıdır. Asla muhteşem bir kuğu olduğun gerçeğini unutma ve ordek olmak için uğraşma.

    Kural 3: Geçmişte yaptıkların için pişmanlık duyma ve özür dileme…. Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu kendine hatırlat. Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi özenle incele, olayda yaptığın hataları ve yeniden ayni durumda olsan nasıl davranacağını iyice düşün ve gelecek olaylar için kendini hazırla. Kırılan vazo tamir edilemez ama gelecekte başka vazoların kırılması önlenebilir

    Kural 4: Mümkün olduğunca kimsenin senin adına karar vermesine izin verme ama başkalarının haklı olabileceğini de unutma. Bu hayat senin ve istediğin gibi yaşamaya hakkın var, fakat başkalarını dinle ve onların bakış açısını anlamaya çalış.

    Kural 5: İnsanlarla ilişkilerinde asla kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma ve kendini hayallerle kandırma. Her zaman ama her zaman önce sen gelmelisin. Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzmeyi tercih etme. Sen kaldırabiliyorsan, onlarda kaldırabilir. Karşındaki insan senin mutluluğunu düşümüyorsa ve senin üzülmene yol açıyorsa, o zaman o insan sana deger vermiyor demektir. Bu kişileri değiştireceğini yada sana zamanla önem vereceğini düşünme.

    Kural 6: Asla kaybetmekten korkarak, sırf inanmak istediğin için karşındaki insanın sevgi sözcüklerine inanma. Sevgi insanin kalbindedir, gözlerindedir, davranışlarındadır, ses tonundadır, sana verdiği önemde ve değerdedir, senin için yaptığı fedakarlıklardadır. İnsanlar çok kısa zamanda sevgi sözcüklerini umarsızca dağıtmaya başlarlar. Bunları dinle ama gerçek sevgiyi karşındakinin davranışlarina bakarak bul. İnanmak istediğin için değil gerçek olduğu için karşındaki insanın sözlerine inan…

    Kural 7: Her zaman ama her zaman, mutlaka kalbini dinle. Hayatta senin için neyin doğru olduğunu bir tek içindeki ses söyleyebilir. Dolayısıyla içindeki sesle konusmayı öğren. Her gün kendinle kalmak icin zaman ayır ve kalbini dinle. Başka şekilde hissetmek için ikna etmeye değil, gerçekten ne hissettiğini bulabilmek için dinlemeye çalış. Bazen içindeki ses sana çok zor geleni yapmanı söyleyebilir yada duymak istemediklerini söyleyebilir… Korkma… ve içindeki sesi dinlemeye devam et…

    Kural 8: Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran. Kendini sev, şefkatle yaklaş. Yanlış yaptığında acımasızca kendini eleştirip üzme… Aksine başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini söyle. Üzgün olduğunda, kığıldığında, acı çektiğinde, mutsuz hissettiğinde kendine özen göster, tıpkı hasta bakar gibi kendine bakım uygula. Yapmaktan hoşlandığın aktivitelerle meşgul ol ve bu durumdan çıkarak kimsenin seni incitmesine, üzmesine izin vermeyeceğini göster.

    Kural 9: Hayatta her şeyin bir bedeli oldugunu asla unutma ve bedel ödemek istemediğin için kendini boşlukta bırakma. Örnegin bir insanı incitmişsen, ödeyeceğin bedel o insanın güvenini yitirmektir. Eğer seni sevmeyen biriyle birlikteysen, yalnız kalmaktan korkup ilişkide kalma, çünkü kalmanın bedeli sevgisiz bir hapiste yaşamaktır. Eğer farklı olmaktan korkuyorsan ve başka insanları taklit edip onlar gibi olmaya çalışıyorsan, ödeyeceğin bedel kendine olan saygını yitirmek olacaktır. Diğer taraftan bazen kendin gibi olmanın bedelinin de yalnız kalmak olduğunu unutma. O halde yaşamda her zaman bir bedel ödeyeceğini hatırla. Bir adım atmadan önce mutlaka ödeyeceğin bedeli bil ve kazanacaklarına değip değmedine bakarak kararlarını ver.

    Kural 10: İnsanlara karşı nazik ve sevecen ol, ne olursa olsun asla bir başka insanı kırmak için konuşma, bilinçli olarak üzmeye çalışma ve kendi acını hafifletmek için bir başkasını yaralama.

    Kural 11: Hayatta en büyük dostun sen olabileceğin gibi hayattaki en büyük düşmanın gene sen olabilirsin. Seçimini yap ve kendin için dostu mu yoksa düşmanı mi olacağına karar ver. Yaşamdaki tüm acıları atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin, istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin. İstersen kendine yeni bir hayat kurabilirsin. Eğer kendinin dostu olabilirsen.

    Kural 12: Asla tecrübe kazanmaktan kaçma… Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve yola devam et. Hayatı öğrenmek için o tecrübelere ihtiyacın var. Kalbin aşk acısı ile yaralanmış ise, sonsuza kadar kendini aşka kapatma. Ruhun insanların acımasızlığı ile incinmiş ise, hayata küsüp kendini karanlık bir dünyada yaşamaya zorlama. Bedenin çok büyük acılar çekmişse, kendini uyuşturup bırakma. Unutma bilge insan hayatı yaşayandır. Cesur insan korkusuzca devam edebilendir. Kahraman insan tüm acılarına rağmen yenilmeyendir.
  • 140 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Selahattin Demirtaş namı değer Selo başkan :-)
    Kitaba başlarken bu kadar çok etkileneceğimi kesinlikle tahmin etmiyordum. Bir günde, bir solukta bitirdiğim "Seher" beni duygulardan duygulara sürükledi. Bazen gözyaşlarıma hakim olamadım, bazen kahkahalarıma engel olamadım.
    Kitap beni, ben kitabı bırakamadım. İçerisindeki hikayeler bu coğrafyada yaşayan herkesin iyi kötü aşina olduğu hikayeler. Ama Selahattin Demirtaş kendine has siyasi uslubunu edebiyata da yansıtmış ve müthiş bir iş ortaya çıkarmış.
    Kamyonun arkasındaki Asuman'ın hikayesi beni çok güldürdü. Aynı zamanda son hikaye ise sevdiklerimize vermemiz gereken değeri ve her zaman yaşamdaki konumumuzu sorgulamamız gerektiğini hatırlattı. Kitabın cezaevinde yazılmış olması ayrıca daha değerli ve kıymetli olmasını sağlıyor. Bir gün tekrar senin özgürlüğüne kavuştuğunu görmemiz dileğiyle, teşekkürler Selahattin Demirtaş.
  • 206 syf.
    "Onlar sizin sayenizde gelir ama sizden değildir. Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi değil... Zira kendi düşünceleri var onların.
    Onların bedenlerini barındırabilirsiniz ama ruhlarını değil."


     İki çocuğun mektuplaşmaları arasında, kişiliğimize adımlar attığımız yıllarda bizde ömür boyu iz bırakacak büyüklerin ne kadar önemli olduğunu görürken Halil Cibran'ın bu alıntısı aklımda dolaşıp durdu. Kimi zaman öğretmenlerin kimi zaman ailelerin çocukların hayatlarındaki rolleri sade ve açık bir dille öylesine serilmiş ki meydana okuyunca tanıdık gelen olaylar ironik şekilde gülümsetti. Gülümserken mektupların masumiyetiyle, altında barınan derin toplumsal mesajlar ise ders niteliğindeydi.


    Mesele ailelerdi, büyüklerdi, düşüncelerdi. Aileler bazen çocukların tümüyle kendisine ait olduğu fikrine kapılabiliyorlar ama gerçek şu ki çocuklar ailesinden beslenirken bir yandan da kendine özgü bir kişiliğin, yaşantının bir parçası oluyorlar. Zaman kavramı ailenin tecrübesinin oluştuğu yıllardan uzaklaşıp başka bir dünyaya evriliyor. Toplum, ailelerin baktığı pencerenin dışında geniş bir evren oluşturuyor kendini oluştururken çocuğa. "Sen daha çocuksun, anlayamazsın." diye söylendiğinde çocuğa, küçük bedenindeki büyük kalbine etrafı çizilmiş sınırlar oluşturuluyor. Aile, çocuğu için sevginin gerçek anlamı, dünyadaki yolculuğunda en büyük destekçi ve çocuğun birey olma aşamasında bulunmaz bir değer. Fakat aile demek değil; anne ve babasının yolundan bir adım ayrılmadan yetiştirilen çocuklar. Yoksa bu dünyaya farklı farklı gelmenin bir anlamı olmazdı. Herkes anne ve babasının birer kopyası olarak nesli devam ettirme özelliğinden başka bir şeye sahip olmazdı.


    Kitap öyle masum şekilde yazılmış ki gerçekten iki çocuğun yazdığını düşündüm bazen. Aziz Nesin, kalemini öyle saflaştırmış ve öyle çocuklara has derinliğe indirmiş ki karmaşada kaybolmayan anlamlar daha tesirli oldu. Şimdiki, sonraki ve geçmişteki tüm çocuklar harika. Yeterki o çocukluk evresi herkes için yeterince iyi geçsin. Ailelerle, eğiticilerle ve toplumla çocuklar gerekli desteği görüp kendi kişiliklerini oluştururken, dünyada kendilerine özgü bir yerleri olsun. Yeterki çocuk olmanın şu yaşamdaki en güzel zamanlar olduğunu bilen büyükler, çocuklara o zamanlarını en güzel şekilde geçirebilmesi için destek olsunlar. Ve umarım her çocuk büyüdüğünde çocukluğunu tebessümle hatırlasın.

    Emeğine sağlık Aziz Nesin. İki çocuğun gözlerinden bakmak ve büyükleri onlardan dinlemek için bu kitap okunmalı her daim.

    Güzel okumalar...
  • 264 syf.
    ·2 günde
    DİKKAT SPOİLER VAR!

    Başkarakterimiz Melody!

    Melody'nin hastalığının adı spastik ikili kuadripleji, yani beyin felci. Melody belleğinde kar tanesi gibi binlerce sözcük olmasına rağmen konuşamaz. Yüreğinde uçsuz bucaksız bir sevgi taşıdığı halde sevdiği insanlara sarılamaz. Sevdiklerine çok istediği halde seni seviyorum diyemez. Yaşama dört elle sarılmasına rağmen ellerini en basit işlerde bile kullanamaz.

    Ancak o bütün bu engellere takılıp ne sözcüklere küser ne sevgiye sırtını döner. Çünkü Melody gizil güçlerinin farkındadır! Belleğinin bir kamera gibi gördüğü her şeyi kaydettiğini ondan başka kim bilebilir, İçindeki eşi benzeri olmayan müziği ondan başka kim duyabilir? İşte Melody bu yüzden bize sesleniyor. Bu harika müziği bizim de dinlememiz için... Biz ise onu duymamak için kulaklarımızı olanca gücümüzle tıkıyoruz, onu görmemek için gözlerimizi sımsıkı yumuyoruz. Bunlara karşılık bize bir soru soruyor Melody : "Hepimizin engelleri vardır. Sizinki nedir?"

    Onun bu sorusunu siz nasıl yanıtlarsınız bilmiyorum ancak ben şöyle yanıtladım: Bizim en büyük engelimiz bizden farklı olanı anlamamak...

    Melody özgürce akmak isteyen berrak akarsulardan yalnızca bir tanesi. Sesini önüne çıkan setlere duyurmaya çalışan kendinden emin bir akarsu ...

    "Beynimin de geri kalanım gibi işe yaramaz olduğunu düşünüyorlar." (s.137) diyerek düşünsel olarak engelli insanlara sesleniyor. Anlamak konusunda engeli olan hepimize...

    Melody'nin yaşamında ona destek veren insanlar da var: Başta ailesi olmak üzere komşusu Bayan Violet Valencia, ona okulda yardımcı olan görevli Catherine. Bu insanların hepsi de Melody'nin zeki olduğunun farkında. Ben bu yan karakterlerden en çok Bayan Violet'i sevdim. Bütün çocukların özel olduğunun bilincinde olan ve Melody'i de bütün çocuklar gibi özel bulan Bayan V harika bir karakter. Onun şu tümcelerini hiç unutmayacağım: "Yüzücülerin olimpiyatlara nasıl hazırlandığını biliyor musun? Sabah erkenden kalkıp akşam geç saatlere kadar yüzerler. Sahada saatlerce ve saatlerce koşarlar, üstelik onları destekleyen o kalabalık seyirci olmadan."

    Yaşam da kalabalık seyirci olmadan durmadan koşuşturup çırpınmak değil mi?

    Catherine ise ,Melody ile beraber, Medi-Talkeri araştırarak Melody'nin bu araç yoluyla düşüncelerini sese dökmesi konusunda ona yöndeşlik eder. Ayrıca Melody'e sonsuz güvenir. Melody'nin bu araç yoluyla yaşamı biraz daha kolaylaşır. En özel anlardan biri ise annesine ve babasına sizi seviyorum dediği andır. (O an benim gözyaşlarım da annesinin gözyaşlarına eşlik etti. )

    Kitapta birbirinden farklı öğretmenlerle de karşılaşıyoruz. Kimisi ilk dersinde çocuklara hepinizin içindeki cevheri ortaya çıkarmak için elimden geleni yapacağım der. Kimisi Melody'nin bilgi yarışmasına katılması için kılını bile kıpırdatmaz. Kimisi de öğrencileri hiç tanımadan papağan gibi aynı şeyleri yineleyip durur. Sınıfta sessiz krizler yaratır.

    Bu kitap salt "Nasıl iyi bir öğretmen olurum?" sorusuna yanıt vermekle kalmaz "Nasıl iyi bir insan olurum?" sorusuna da yanıt verir. Melody bir insanın teşhis tablosundaki isimlerden çok daha fazlası olduğunu bilmeyen doktorlara, farklılıkları yoksunluk olarak gören öğretmenlere ve çocuklara kısacası başkasına engel yaratan herkese herkese seslenir.

    Ayrıca bu kitap Melody'nin arkadaşları ile kurduğu ilişkiler yoluyla, kaynaştırma eğitiminin yararlarını ve zararlarını bütüncül ve nesnel olarak gözler önüne sermektedir.

    Melody çocukların rahatlıkla özdeşim kurabileceği bir karakter. Düşünen, duyarlı bir çocuk. Sözgelimi henüz dört yaşındayken haberlerde kurşun boyalı oyuncakların toplatıldığını görür. Bu oyuncakların birçok çocuğu zehirlediği uyarısı ile karşılaşır. Bir gün annesi ile gittiği markette kurşun boyalı oyuncakları görünce annesine durumu anlatmaya çalışır. Annesi onun ne demek istediğini anlamayınca ortalığı birbirine katar, sinir krizi geçirir.

    Düşünüyor, duyuyor ama eyleme geçemiyor.
    Sizce bu engel salt Melody'e mi özgü?

    Metinlerarasılık

    Melody karakterini Küçük Ağacın Eğitimi adlı kitaptaki büyükbabanın tanımasını çok isterdim. Büyükbaba sözcüklerin hiçbir halta yaramadığını düşünür. Melody'i tanısaydı eminim şöyle derdi: Sözcükler birçok işe yarar. Onları işe yaramaz kılan insanlardır.

    Melody sayesinde ben de sözcüklerin ne kadar değerli olduğunu sezinledim. Tabii, sözcükleri sese dökmenin de! Kitap bu yönüyle konuşma becerisinin gündelik yaşamdaki önemine dikkat çekmektedir. Melody konuşabilseydi sesini annesine duyurur ve fanustan dışarı atlayan balığını yeniden yaşama döndürebilirdi. Melody konuşabilseydi sesini annesine duyurabilir ve arabanın arkasında kardeşinin olduğunu söyleyebilirdi.

    Biz Melodyleri daha çok anlayabilseydik kendilerini çaresiz ve sıkışmış olarak duyumsamazlardı.

    Geçmişte ben de öteki bir çocuk olduğum için mi bilmiyorum. Kitap beni çok etkiledi. Özellikle şu sahne: Çocuklar ve aileleri bilgi yarışmasındaki zaferlerini kutlamak için akşam yemeğine çıkarlar. Melody'nin bütün arkadaşları yemeklerini silip süpürür. Tek başına yemek yiyemeyen Melody yemekte duraksar. Tabağına bakar, annesi ile göz göze gelir. Sonra da annesinin yardımı ile yemeğini yer. Bazı arkadaşları bu duruma güler. Melody aldırmaz görünür, ancak yarı aç yarı tok kalkar sofradan.

    Bu tür yaşantıları öncelikle kitaplarda deneyimleyen çocukların yaşamda daha duyarlı insanlar olacağını düşünüyorum. Salt bu yönüyle bile okunmaya değer bir yapıt.
    Ayrıca kitap Kemalettin Tuğcu kitapları gibi okuyanda duygusal dengesizlik yaratmıyor. Evet bazen gözlerimiz de doluyor, ancak gülümseten yaşantılar ve düşündüren tümleler de oldukça fazla. Kitabı bu ve diğer nitelikleri bakımından çocuklara uygun gördüm.

    Not: Engeli olan insanları özürlü diye nitelemenin ve birine kızdığımızda spastik diye seslenmenin incitici bir söylem olduğunu hiç unutmayalım.

    Sözcükler yaşam kurtarsın, hiçbir insanı yaralamasın.


    Herkesin içindeki engeli aşması umuduyla!

    Sevgiyle ve kitapla...
  • "Türkiye yüzünü Batı'ya değil, Doğu' ya çevirmelidir. İslami yaşamı terketmek Türkiye'yi bunalımlara sürüklemiştir." Bu nedenle "Türkiye artık ulusal kimliğini, yörüngesini, dünyadaki rolünü, hatta İslam'ın günlük yaşamdaki yerini yeniden düşünebilmelidir."