• Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.
  • Blanchot
    Şu dünyadaki en komik şeylerden birisi,Blanchot'un herhangi bir kitabına inceleme yazmaktır heralde,tam olarak ne okuduğunun bilincinde olmayan okur neyin incelemesini yapacak, ki Blanchot incelenebilir bir kitap yazmış olabilir mi? Blanchot okunması zor bir yazar değil cümleler akar ama hiçbir şey anlamayız, okumadan duramayız ama anlaşılmazlık peşimizi bırakmaz,yazı silinir gider bir önceki cümle akıldan uçmuştur,bağlantı kurmak isterken dünya ile bağlar kopar,iç dünyaya yuvarlanmaya başlarız tam bir şey anlayacak gibi olurken tepetaklak oluruz.Okunaksız değil ama kesinlikle güç.Bölük pörçük düşüncelerini yakaladım ama bir bütün oluşturmayı başaramadım,kendisi böyle istemiştir diye kendimi avutuyorum.Kendini imha eden bir tarzı var sanki ,iki dk.önce yazdıkları silinip gidiyor,cümle,paragraf,kitap bitincede garip bir his kalıyor geriye sadece.Komik olmamak adına ben bu kitabı değil kitap bittikten sonra oluşan bu hissi inceleyeceğim.

    İnsanın sırtı kaşınır,eliyle uzanamayacağı yerdedir ,birinden yardım istenir şu sırtımı bir kaşısana,aşağı,biraz sağa,sol,yukarı...neredeyse sırttaki her yer kaşınır ama tam o kaşınan yer bir türlü tutturulamaz.Bu kitabı okumakta bunun gibi,tam şu bekleyişi(tüm bildiğimiz bekleyişlerden farklı,Blanchot'un bekleyişi)kavramak üzreyken unutuşun devreye girmesi.
    His demiştim,bir his nasıl açıklanır onuda bilmiyorumya ,dedik bir kere.
    Bir kitap biter çok fazla bir şey anlamamışızdır ama derinlerden çok güzel,esaslı,dehşetli bir şey okumuşuz gibi oluruzya...yine olmadı yine anlatamadım.Hem Blanchot demiyor muydu; anlatmadığım şeyler yüzünden beni terkedemiyorsun diye.Diyor muydu? Galiba demişti tam bir Blanchot sözüne benziyor.
    Beklemeyi beklemek,unutmayı unutmak.beklemeyi unutmak,unutmayı beklemek.Blanchot sözcükleri bizim bildiğimiz anlamıyla kullanmıyor.Onun bekleyiş dediği şey bizim anladığımız şey değil.Bekleyiş derken yıllar sonra neyi beklediğini unutacak duruma gelmekten sözediyor olabilir.Büyük ihtimalle olmayabilirde.Unutmak derken,kendi değerini saklayan,körelen,parlaklığını kaybeden,bir fikri savunmaktan uzak,fikri yineleyen,yinelenen fikri kendisiyle bağdaştıramayan,kendisini ve bizzat kendisini yine kendisi tarafından unutulmaya mahkum etmiş birini,başka bir insan tarafından kendisine hatırlatmak çabasından bahsediyor olabilir.Blanchot'un unutuşu bir hatırlamadır sanki.Evet sanki,bundan emin olmak imkansız,yazdıklarından bu mana çıkmıyor ama sırf bu yüzden de bu mana çıkıyor.
    Hislerden bahsedecektim..unuttum gitti.Benimkisi sıradan bir unutma,Blanchot belkide bu sıradan unutmaya ulaşmak istiyor ama bunu bir türlü başaramıyor,sıradan olamama hastalığına tutulmuş,tabi böyle bir hastalık yok,olmayan şeylere bağlanmış bir hayat ve...
    Gerisi yok.Bu kadar.His filan yok.Ruh halleri var.Ruhun halleri.İnsan kendisinden başkasını tanıyabilir mi belki ama sınırlı düzeyde,insanı eğer değiştirebiliyorsak tanıyabiliriz,sadece değiştirebildiğimiz kısımlarını.Blanchot'un derdi kendini tanıyabilmek mi,kedini gizleyerek,kendini herkesten gizleyerek?

    Dikkat kesilmek beklemenin görüntüsüdür ama beklemenin özü değildir,dikkat kesilen birini gördüğümüzde neyi beklediğini merak ederiz.Dikkatle beklemenin bir ilişkisi var ve düşünmekle,düşünen kişi dikkat kesilirse hareketleri yavaşlar,bekleyiş ağır hareket eden bir yırtıcıdır,avına sinsice yaklaşan bir kaplanı düşünün.Bekleyişin avı insan mıdır,yoksa avın kendisi midir?Beklemenin özü nedir peki? Devam etmek mi? Daha hızlı ve yavaş daha yavaş,her hangibir şeye devam etmek acele etmeden ve dikkatle ve seri,dikkatli ve temkinli ve yavaş bir serilikle.Devam etmek ancak bekleyişle sağlanabilr yeteri kadar beklenmişse beklenen şey en beklenmedik anda yuvarlanmaya başlar,yazı masasının altında ayaklarına çarpar insanın.Bekleyişin sesi bu çarpmadır.Ansızın,hep beklenmiş olanın,tetikte beklenmiş olanın şaşırtıcı tıkırtısı.
    Unutulacak hiçbir şey kalmayana kadar unutmak,geriye sadece unutuş anı kalıncaya kadar,insan neyi unuttuğunu hatırlamayı deneyebilir o yüzden hatırlamayıda unutmak gerekecek. Yine aynı yolla beklenecek tek bir şey kalmayana kadar unutmak.Unutuş ve bekleyiş arasında kalan ana kadar her şeyi...
    Unutuş hafızada filizlenir sözde hapsolur,bu hapis daimi bir istiharat yeri gibidir,ancak mahkum edilmişse nefes alabilir ve amacına ulaşabilir unutuşu söze hapsetmek,eğer unutmak mümkünse ancak bu yolla elde edilebilir.
    Söylenecek her şeyi söyleterek bir yaşamı sonlandırmak.Sonlanan hayatı sözlerle hatırlayarak bir zamanlar yaşamış olanı unutmak,hatırlamak bir yanıyla unutmaktı,varolanı öldürüp yokolanı yaşatmak.
    Unutulacak ne varsa hepsini unutmak ve başa dönmek,tüm yaşam unutuştan ibaret, hatırlamaksa bir zamanlar yaşadığını unuttuğunu hatırlamak...
    Komik olacağını söylemiştim,çabalamaya gerek yok ne desem saçma olacak en iyisi burada kesmek.
  • Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlıkla dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı
    kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kantlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.
  • Doğarken ensemizde "ölüm" ile doğarız ama büyüdükçe unuturuz bu sonu...dünya telaşıyla...Belkide "ödül" olarak verilmiştir bu unutuş...

    Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü?

    Dinimizce kötü kabul edilir çünkü ölümü unutmak tamamen dünyaya bağlanmak,kul olduğunu unutmak,ibadetlerini aksatmak zincirleme gelişen vakalardır...Tasvip edilmez...

    Öte yandan sürekli "ölüm"düşüncesi de yaşamı mahveder hele bir de "idam" mahkumu olmuşsa insan...Her saati,her saniyeyi sayarak ÖLMEK...

    Ne zaman öleceğini bilmenin verdiği acı, hiçbir acıyla kıyaslanamaz uzaklıkta, ölmemek için son ana kadar umut beslerken, ölümün hep kendimizden başkaları için varolduğuna inanırken aniden bu kararla yüzyüze gelmek ve ölüm saatini bilmek bu bekleyişin yarattığı stresi her bir hücreye yaşatan muhteşem bir eser...

    Kısa ama insanın kendini,yaşamını hesaba çekmesine vesile mutlaka okunması gereken klasiklerden.Keyifli okumalar:)
  • Belli zamanlarda insanların şehirlerin gürültüsünden ormanlara kaçıp tüfeklerini kullanarak zevk için hayvan öldürmelerinin heyecanı ve kana susamışlığı Buck'ta da vardı ve bunu tamamen içgüdüsel olarak yapıyordu. Bu kovalamaca da başı o çekiyor, vahşiliğe canlı eti ele geçirmeye ve dişleri ile parçalamaya, yüzünü sıcak kanla yıkamaya koşuyordu. Böylesi bir coşku anı yaşamın zirvesindeymiş gibi, daha ötesi yokmuş gibi hissettirir. Bu an yaşamın bir çelişkisidir ki, coşkunun geldiği an kişinin kendini en canlı hissettiği andır; fakat ayrıca kişinin yaşadığını unutması gibi bir andır. Bu coşkuyla, yaşamı böylesine unutmak, bir sanatçının alevlere bakarak yanacağını bile bile kendini kaptırmasına, bir askerin savaş meydanında öleceğini bile bile, kışlaya dönmeyi reddetmesinde rastlanır. İşte Buck da bu ruh hali içindeydi.
  • Sevilecek İnsan...

    Bugün biraz durgundum, biraz mutlu olayım diye yatağıma yatıp müzik açtım. Queen dinleyesim gelmişti.
    Sonra bu parçası denk geldi https://www.youtube.com/watch?v=kijpcUv-b8M

    Düşünmeye başladım birilerini sevmek ya da sevebilecek birisini bulmak nasıl olur diye?

    Saatler sonra da bu ay için tekrardan Tezer'ime dönüş yapayım dedim,aldım elime kitabını.

    Yaşam neydi,ölüm neydi?
    İnsanın bu dünyaya geliş nedeni neydi?
    Kimler kimleri mutlu edebilirdi ya da mutluluk neydi?

    Tezer yaşamla ölüm arasında geziniyor hep. Kendisi diyor zaten: "Ben her gece ölüyorum. Her sabah yeniden canlanıyorum."

    Defalarca ve defalarca ölüyor Tezer, sonra tekrar dönüyor hayata. Ki bu yüzden de anlattığı her şey dolu dolu oluyor. Kendisinin de dediği gibi "Yaşamı yoğunlaştıran ölümün kendisi değil mi?"

    O her gece ölen bi' kadın, bu yüzden de yaşamı da yoğun...

    "Sevebildiğin sürece, herkesi sevebilirsin." diyor. Mutlu olabilirsin, şehirleri dolaşabilirsin her insanla tanışabilirsin. Hatta bunları da yapmalısın diyor!

    Ama...
    Ama insan kendisine bile yabancı olduktan sonra ki Tezer'in de dediği gibi, "...kendisini sevmediği sürece aslında aşık olamayacağını bilir."

    Kimseyi sevemez, kimseden sevmesini bekleyemez. Bu dünyada dolaşan yalnız bir ruhtur o. Dostlar edinmeye çalışır, mutlu olmaya çalışır mutlu etmeye çalışır olmaz.
    Ölmek ister ölemez...

    Yaşamına son vermeyi istiyor çünkü unutmak istiyor. Ama her gece ölen birisi nasıl yaşamış sayılır ki?

    Tezer Özlü "doyumsuz özlemini düşünür.Bu bir aşk özlemi değil tıpkı onun gibi güçlü bir yaşam özlemidir. O bu özlemi o ana kadar,aşkla, tanıdığı ve tanımadığı insanlarla olan ilişkileriyle, edebiyata olan sevgisiyle doldurmaya çalışmıştır."

    Ölüme bile gülümseyerek giden kadın! Seni o kadar iyi anlıyorum ki...
    Herşeyden kaçmaya çalıştığın zamanları biliyorum. Tüm çocuklardan.Tüm acılardan. Tüm sevgilerden. Tüm orgazmlardan. Tüm gecelerden. Tüm günlerden.
    Ve yine biliyorum ki sen her gece ölüyorsun.

    Neden kaçtığını çok iyi anlıyorum, hissediyorum. Kalabalıkların arasındaki yalnızlığını da, karanlık gecelerdeki yalnızlığını da...
    Kaçış yolu olarak seçtiğin edebiyatı da biliyorum kitapları ne kadar çok sevdiğini de hatta hayran kaldığın, aşık olduğun Pavese'yi de.

    Tarih tekerrürden ibaret galiba, ben de seni çok seviyorum.

    Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
  • Herşeye karar veren kendi yüreğimizdir;onun karar verdiği şeyse,artık bizim yasamızdır.
     
    Neşeliydiler,çünkü seven kişi,neyi olursa olsun yitirme korkusuna kapılmadan,dünyayı yenmiştir.Gerçek sevgi,kendini tümüyle vermektir.
     
    Korkularımızı ergeç yenmemiz gerekiyor - çünkü Tanrı'nın yolu sevginin günlük deneyimlerinden geçiyor.
     
    Tanrı,güneşi hergün yeniden doğurarak,bizi mutsuz kılan herşeyi değiştirmemiz için zaman tanıyor bize.
     
    Barajlar gibidir aşk:Bir zerre suyun sızabileceği bir çatlak bırakırsanız, bu su duvarları yavaş yavaş kemirir ve öyle bir an gelir ki,akıntının gücünü artık kimse denetleyemez.Duvarlar yıkılacak olursa,aşk efendi olarak her şeye el koyar;neyi yapabilirim,neyi yapamam,sevdiğim kişiyi yanımda tutabilir miyim,tutamaz mıyım, gibi sorular artık boşunadır...Aşık olmak denetimi elinden kaçırmak demektir.
     
    Kimi insanların başkasıyla arası bozuktur,kendileriyle arası bozuktur,yaşamla arası bozuktur.Bu kişiler tiyatro oynar ve oynadıkları oyunun metnini,yoksun bırakıldıkları şeye göre yazar.
     
    İnsanın düşlerini gerçekleştirmek adına verdiği savaşımda bazı başarısızlıklara uğraması,ne uğruna savaştığını bilmeden yenilgiye uğramaktan daha iyidir.
     
    Tanrılar zarları atar ve bunu yaparken bize, oynamak isteyip istemediğimizi sormazlar.Tanrılar,bizim ne tasarılarımızdan,ne de umutlarımızdan kaygı duyar,evrene zarları atarlar - ve bu,rastlantı sonucu size rastlar.O andan başlayarak,kazanmak ya da kaybetmek bir şans işidir.
     
    Tanrılar zarları atar ve kafesinde kapalı duran aşkı azat eder.Bu güç,yaratıcı ya da yok edici olabilir,kafesinden çıktığı sırada,rüzgarın hangi yönde estiğine bağlıdır her şey.
     
    Aşkımı anla Tanrım,çünkü gerçekten bana ait olan tek şey o,öteki dünyaya götürebileceğim tek şey.Onun yürekli ve temiz kalmasını sağla,dünyanın uçurumlarına ve tuzaklarına karşı canlılığını yitirmesin. 

     
    Olmayı düşlediğiniz yerde tüm benliğinizle olmanız gerekiyor.Bölünmüş bir krallık,düşmanların saldırısına karşı koyamaz.Kafasının içi bölünmüş bir insan,yaşamın yükünü gerektiği gibi kaldıramaz.
     
    Beklemek insana acı verir.Unutmak acı verir.Ama ne karar vereceğini bilememek,acıların en büyüğüdür.
     
    Üçüncü kattan düşmek de,yüzüncü kattan düşmek kadar hasar bırakırdı.Düşeceksem,çok yükseklerden düşmeliydim.
     
    İçimdeki sevginin bana yaşamı öğretmesine izin ver.Çünkü sevgi,kimseyi düşlerinden uzaklaştırmamıştı.Sevdiğim erkeğin dostu ve destekçisi olmamı sağla.Yapması gereken her şeyi yapabilsin - benim yanımda...