• Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlıkla dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı
    kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kantlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.
  • Doğarken ensemizde "ölüm" ile doğarız ama büyüdükçe unuturuz bu sonu...dünya telaşıyla...Belkide "ödül" olarak verilmiştir bu unutuş...

    Bu iyi bir şey mi yoksa kötü mü?

    Dinimizce kötü kabul edilir çünkü ölümü unutmak tamamen dünyaya bağlanmak,kul olduğunu unutmak,ibadetlerini aksatmak zincirleme gelişen vakalardır...Tasvip edilmez...

    Öte yandan sürekli "ölüm"düşüncesi de yaşamı mahveder hele bir de "idam" mahkumu olmuşsa insan...Her saati,her saniyeyi sayarak ÖLMEK...

    Ne zaman öleceğini bilmenin verdiği acı, hiçbir acıyla kıyaslanamaz uzaklıkta, ölmemek için son ana kadar umut beslerken, ölümün hep kendimizden başkaları için varolduğuna inanırken aniden bu kararla yüzyüze gelmek ve ölüm saatini bilmek bu bekleyişin yarattığı stresi her bir hücreye yaşatan muhteşem bir eser...

    Kısa ama insanın kendini,yaşamını hesaba çekmesine vesile mutlaka okunması gereken klasiklerden.Keyifli okumalar:)
  • Belli zamanlarda insanların şehirlerin gürültüsünden ormanlara kaçıp tüfeklerini kullanarak zevk için hayvan öldürmelerinin heyecanı ve kana susamışlığı Buck'ta da vardı ve bunu tamamen içgüdüsel olarak yapıyordu. Bu kovalamaca da başı o çekiyor, vahşiliğe canlı eti ele geçirmeye ve dişleri ile parçalamaya, yüzünü sıcak kanla yıkamaya koşuyordu. Böylesi bir coşku anı yaşamın zirvesindeymiş gibi, daha ötesi yokmuş gibi hissettirir. Bu an yaşamın bir çelişkisidir ki, coşkunun geldiği an kişinin kendini en canlı hissettiği andır; fakat ayrıca kişinin yaşadığını unutması gibi bir andır. Bu coşkuyla, yaşamı böylesine unutmak, bir sanatçının alevlere bakarak yanacağını bile bile kendini kaptırmasına, bir askerin savaş meydanında öleceğini bile bile, kışlaya dönmeyi reddetmesinde rastlanır. İşte Buck da bu ruh hali içindeydi.
  • Sevilecek İnsan...

    Bugün biraz durgundum, biraz mutlu olayım diye yatağıma yatıp müzik açtım. Queen dinleyesim gelmişti.
    Sonra bu parçası denk geldi https://www.youtube.com/watch?v=kijpcUv-b8M

    Düşünmeye başladım birilerini sevmek ya da sevebilecek birisini bulmak nasıl olur diye?

    Saatler sonra da bu ay için tekrardan Tezer'ime dönüş yapayım dedim,aldım elime kitabını.

    Yaşam neydi,ölüm neydi?
    İnsanın bu dünyaya geliş nedeni neydi?
    Kimler kimleri mutlu edebilirdi ya da mutluluk neydi?

    Tezer yaşamla ölüm arasında geziniyor hep. Kendisi diyor zaten: "Ben her gece ölüyorum. Her sabah yeniden canlanıyorum."

    Defalarca ve defalarca ölüyor Tezer, sonra tekrar dönüyor hayata. Ki bu yüzden de anlattığı her şey dolu dolu oluyor. Kendisinin de dediği gibi "Yaşamı yoğunlaştıran ölümün kendisi değil mi?"

    O her gece ölen bi' kadın, bu yüzden de yaşamı da yoğun...

    "Sevebildiğin sürece, herkesi sevebilirsin." diyor. Mutlu olabilirsin, şehirleri dolaşabilirsin her insanla tanışabilirsin. Hatta bunları da yapmalısın diyor!

    Ama...
    Ama insan kendisine bile yabancı olduktan sonra ki Tezer'in de dediği gibi, "...kendisini sevmediği sürece aslında aşık olamayacağını bilir."

    Kimseyi sevemez, kimseden sevmesini bekleyemez. Bu dünyada dolaşan yalnız bir ruhtur o. Dostlar edinmeye çalışır, mutlu olmaya çalışır mutlu etmeye çalışır olmaz.
    Ölmek ister ölemez...

    Yaşamına son vermeyi istiyor çünkü unutmak istiyor. Ama her gece ölen birisi nasıl yaşamış sayılır ki?

    Tezer Özlü "doyumsuz özlemini düşünür.Bu bir aşk özlemi değil tıpkı onun gibi güçlü bir yaşam özlemidir. O bu özlemi o ana kadar,aşkla, tanıdığı ve tanımadığı insanlarla olan ilişkileriyle, edebiyata olan sevgisiyle doldurmaya çalışmıştır."

    Ölüme bile gülümseyerek giden kadın! Seni o kadar iyi anlıyorum ki...
    Herşeyden kaçmaya çalıştığın zamanları biliyorum. Tüm çocuklardan.Tüm acılardan. Tüm sevgilerden. Tüm orgazmlardan. Tüm gecelerden. Tüm günlerden.
    Ve yine biliyorum ki sen her gece ölüyorsun.

    Neden kaçtığını çok iyi anlıyorum, hissediyorum. Kalabalıkların arasındaki yalnızlığını da, karanlık gecelerdeki yalnızlığını da...
    Kaçış yolu olarak seçtiğin edebiyatı da biliyorum kitapları ne kadar çok sevdiğini de hatta hayran kaldığın, aşık olduğun Pavese'yi de.

    Tarih tekerrürden ibaret galiba, ben de seni çok seviyorum.

    Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
  • Herşeye karar veren kendi yüreğimizdir;onun karar verdiği şeyse,artık bizim yasamızdır.
     
    Neşeliydiler,çünkü seven kişi,neyi olursa olsun yitirme korkusuna kapılmadan,dünyayı yenmiştir.Gerçek sevgi,kendini tümüyle vermektir.
     
    Korkularımızı ergeç yenmemiz gerekiyor - çünkü Tanrı'nın yolu sevginin günlük deneyimlerinden geçiyor.
     
    Tanrı,güneşi hergün yeniden doğurarak,bizi mutsuz kılan herşeyi değiştirmemiz için zaman tanıyor bize.
     
    Barajlar gibidir aşk:Bir zerre suyun sızabileceği bir çatlak bırakırsanız, bu su duvarları yavaş yavaş kemirir ve öyle bir an gelir ki,akıntının gücünü artık kimse denetleyemez.Duvarlar yıkılacak olursa,aşk efendi olarak her şeye el koyar;neyi yapabilirim,neyi yapamam,sevdiğim kişiyi yanımda tutabilir miyim,tutamaz mıyım, gibi sorular artık boşunadır...Aşık olmak denetimi elinden kaçırmak demektir.
     
    Kimi insanların başkasıyla arası bozuktur,kendileriyle arası bozuktur,yaşamla arası bozuktur.Bu kişiler tiyatro oynar ve oynadıkları oyunun metnini,yoksun bırakıldıkları şeye göre yazar.
     
    İnsanın düşlerini gerçekleştirmek adına verdiği savaşımda bazı başarısızlıklara uğraması,ne uğruna savaştığını bilmeden yenilgiye uğramaktan daha iyidir.
     
    Tanrılar zarları atar ve bunu yaparken bize, oynamak isteyip istemediğimizi sormazlar.Tanrılar,bizim ne tasarılarımızdan,ne de umutlarımızdan kaygı duyar,evrene zarları atarlar - ve bu,rastlantı sonucu size rastlar.O andan başlayarak,kazanmak ya da kaybetmek bir şans işidir.
     
    Tanrılar zarları atar ve kafesinde kapalı duran aşkı azat eder.Bu güç,yaratıcı ya da yok edici olabilir,kafesinden çıktığı sırada,rüzgarın hangi yönde estiğine bağlıdır her şey.
     
    Aşkımı anla Tanrım,çünkü gerçekten bana ait olan tek şey o,öteki dünyaya götürebileceğim tek şey.Onun yürekli ve temiz kalmasını sağla,dünyanın uçurumlarına ve tuzaklarına karşı canlılığını yitirmesin. 

     
    Olmayı düşlediğiniz yerde tüm benliğinizle olmanız gerekiyor.Bölünmüş bir krallık,düşmanların saldırısına karşı koyamaz.Kafasının içi bölünmüş bir insan,yaşamın yükünü gerektiği gibi kaldıramaz.
     
    Beklemek insana acı verir.Unutmak acı verir.Ama ne karar vereceğini bilememek,acıların en büyüğüdür.
     
    Üçüncü kattan düşmek de,yüzüncü kattan düşmek kadar hasar bırakırdı.Düşeceksem,çok yükseklerden düşmeliydim.
     
    İçimdeki sevginin bana yaşamı öğretmesine izin ver.Çünkü sevgi,kimseyi düşlerinden uzaklaştırmamıştı.Sevdiğim erkeğin dostu ve destekçisi olmamı sağla.Yapması gereken her şeyi yapabilsin - benim yanımda... 
  • Yaşamımızda yer alan bazı olayların amacı,bizi Kişisel Yazgımızın  özgün yoluna yeniden döndürmektir.Başka olaylar da,o zamana kadar tüm öğrendiklerimizi uygulamamızı sağlamak için ortaya çıkıyordu.Bazı olaylar da bize bir şeyler öğretmek için başımıza geliyordu.
     
    İnsan kendi yazgısından kaçamaz.
     
    Bir insan kendi yazgısına doğru yürürken,sık sık yön değiştirmek zorunda kalır.Kimi zaman,dış koşullar ondan daha güçlüdür,bu durumda bir korkak gibi görünmek,yönünü değiştirmek zorunda kalır.Bütün bunlar onun eğitiminin bir parçasıdır.Ama hiç kimse,içinin derinliklerinde yatan isteği göz ardı etmez.Bazı anlarda dünyayı ve ötekileri kendisinden daha güçlüymüş gibi görsede bu böyledir.Bu işin gizi şuradaır:vazgeçmemek...
     
    Kimi zaman yaşamımızda sıkıntılarla karşılaşırız ve bu sıkıntılardan kaçamayız.Ama hepsinin bir nedeni vardır.
     
    Her insan yüklendiği görev konusunda,o görevi yerine getirip getiremeyeceği konusunda zaman zaman kuşkuya kapılabilir.Yapmaması gereken tek şey,kendisine verilen görevi unutmamaktır.kendinden kuşku duymayan kişinin değeri yoktur - çünkü değerli olduğuna körü körüne inanmış,böyleliklede gururlu olma günahını işlemiştir.Kararsızlık anları yaşayan kişilere ne mutlu!
     
    İnsanların icat ettiği imha silahları arasında en korkunç -ve en güçlü-olanı,sözdür...
     
    Toplamakta gecikirsen,meyveler dalında çürür.Çözümü geciktirirsen,sorunlar sürekli artar...
     
    Özgürlük işte buydu:kalbinin istediği şeyi hissetmek ve bunu başkalarının düşüncelerine bağlı olmadan yapmak...
     
    Rab,nefretini unutmak için yakaran kişilerin dualarını dinler.Oysa sevgiden kaçmak isteyenlerin dualarına kulakları tıkalıdır...
     
    Yaşam isteklerden değil,her insanın ortaya koyduğu eylemlerden oluşuyordu.
     
    Sonradan pişmanlık duymak,gençliğini yitirdiğinden yakınmak istemiyorsan,akıp giden her andan yararlan.Rab,insanlara her yaşta,o yaşa özgü kaygıları verir.
     
    Hiçbir fırsat,tek fırsat değildir...
     
    Gururun parıltısı,en büyük bilgeliği bile kör edebilir.
     
    İnsan seçim yapmak zorundadir,gücünün kaynağı budur:İnsan verdiği kararlarla güçlüdür.
     
    Felaket diye bir şey yok,kaçınılmaz olan var.
     
    -Geçici olan ne?
    -Kaçınılmaz olan.
    -Peki,kalıcı olan ne?
    -Kaçınılmaz olandan çıkardığımız dersler.
     
    Yaşamımın anlamı,benim ona vermek istediğim anlamdı yanlızca.
     
    Kaçınılmaz olan,her zaman başa gelebilir.
     
    Umut olmazsa insanlar olanaksız gibi görünen olaylar karşısında çaba harcamaya yanaşmaz.
     
    Bir yaşamı yeniden kurmak zor değildir;bunun için,eskiden olduğu kadar güçlü olduğumuzun bilincine varmak ve bu bilinci kendi avantajımıza kullanmak yeterli.
     
    Yaşamı biçimlendiren,bizim onun karşısında aldığımız tutumlardır.
     
    Acı,yorgun bir bedeni öldürmeye yetecek kadar geçlü değildir.
     
    Bir çocuğun bir erişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır:Nedensiz yere mutlu olmak,her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şeyi -var gücüyle-dayatmak.
     
    Yürekli olanlar,her zaman inatçıdır.
     
    Düşman,kendi gücümüzü ortaya koyabilmek için bir araçtan başka bir şey değildir.
     
    Başımıza felaketler gelir.Bunların nedenlerini keşfededebilir,bunlardan başkalarını sorumlu tutabilir,başımıza gelmeselerdi yaşamımızın ne kadar farklı olabileceğini düşünebiliriz.Ne var ki,bütün bunların hiç önemi yoktur.Başımıza gelmişlerdir,o kadar.Hemen ardından,bizde uyandırdıkları korkuyu unutmamız ve her şeyi yeniden kurmaya başlamamız gerekir.
     
    Felaketin size verdiği fırsatı değerlendiriniz;bunu herkes yapamaz.
     
    İnsanın,yaşamının bir aşamasının ne zaman bittiğini her zaman bilmesi gerekir.Bir yerde,gerekli olan zamandan daha uzun kalmakta diretirsen,sevincini ve huzurunu yitirirsin.
     
    Tanrı kimi zaman insanlara karşı çok katı olabilirdi;ama onların katlanabileceklerinin ötesinde değil.
     
    Doruktan aşağıya baktığımızda,her şeyi küçücük görebiliyoruz.
    Zaferlerimiz ve üzüntülerimiz anlamını yitiriyor.Kazandıklarımız ve yitirdiklerimiz orada,aşağıda kalıyor.Dağın doruğundan,dünyanın ne kadar büyük olduğunu,ufkun ne kadar uzaklara uzandığını görebilirsin...
  • Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama dileği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yanyana olmak, kendi kendi var oluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi var oluşum. Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.
    Tezer Özlü
    Sayfa 10 - Yapı Kredi Yayınları