• 240 syf.
    ·1 günde·2/10
    Bu kitabın incelemesine başlamadan önce site yönetiminden kendi incelememin üstüne, bazı gönderilere koyulan "Dikkat, bu gönderi rahatsız olabileceğiniz müstehcen ifadeler içeriyor olabilir." siyah şeridinden rica ediyorum. Zira birazdan anlatacaklarım hiç hoş şeyler olmamakla birlikte bu kitaptaki iğrenç cümlelerin varlığı konusunda da kendi kitlemi ve 1000kitap'a bu kitap hakkında bilgi almaya girecek olası okurları bilinçlendirmem gerekiyor.

    Pedofili, çocuk tecavüzü ve cinsel istismar gibi konuları, okuru özendirmeye çalışan bir üslupla içermesiyle birlikte ülke gündemine oturan Abdullah Şevki'nin Zümrüt Apartmanı kitabını hatırlıyor musunuz? Peki onlarca öyküsü bulunan Osman Şahin'in Selam Ateşleri - Ay Bazen Mavidir kitabının içeriğindeki iğrençlikler hakkında neden birkaç kişi haricinde kimse sesini çıkarmıyor? Sadece 5-10 dakikanızı ayırarak bu incelemeyi sonuna kadar okumanızı rica ediyorum.

    Öncelikle cinsel istismar kavramını öğrenelim. 18 yaşın altındaki bir çocuğun bir yetişkin tarafından cinsel doyum amacı ile kullanılması çocuğa yapılan cinsel istismardır. Bu ve buna benzer konular hakkında bilgi sahibi olmak için Büşra Sanay'ın Kardeşini Doğurmak kitabını okuyarak çocuklara hayır demeyi öğretmeyi, çocuklara cinsel eğitim verip özel bölgelerini anlatmayı, ebeveynlerin çocuklarıyla yakından ilgilenmesini, kesinlikle ama kesinlikle çocuklara kendi vücutlarının özel olduğunu ve ancak kendileri izin verirse birinin dokunabileceğinin bilinci gibi önemli konuları öğrenebilirsiniz. Şimdi bu kitabın incelemesine geçelim.

    Beni bilenler biliyor, bazı kitaplarla ve içeriğiyle net olarak dalga geçerim, çünkü o kitaplar bana göre okuruyla dalga geçen kitaplar olduğu için benim de onlarla dalga geçmemi hak eden kitaplardır. Fakat bu kitabın sorunu ciddi olduğu ve anlatmaya çalıştıklarımın tam olarak anlaşılabilmesi için ne kadar iğrenç olsa da kitaptan alıntılar vermek durumundayım. Çünkü alıntı sunmadığım zaman "Kitapta böyle bir cümle geçmiyor", "Kitabı ve yazarın anlatmak istediklerini yanlış anlamışsın", "Yazara önyargın var, o yüzden yazara hakaret etmişsin", "Kitabı eleştirmek için okumuşsun" vs. gibi argüman bile olamayacak mesnetsiz tepkilerle karşılaşıyorum. Okunmasını istemediğim bir kitap için inceleme içerisinde bu tip alıntılar vererek bu cümleleri size okuttuğumdan dolayı kendimle çelişmeye bile razıyım. O yüzden kitaptan vereceğim alıntılar için şimdiden herkesten özür diliyorum.

    Bayan Ali adlı öyküden başlayalım. Daha öykünün giriş sayfalarından birinde sokak çocukları betimlenirken şöyle bir cümle geçiyor:
    " (...) Erkeklik organları kalkmış gibi şakacıktan birbirlerinin üstüne yürürler, bir tür dürtme, girme isteğiyle işin şakasını bile yaparlardı." (s. 33)

    Yahu tamam anlıyorum, köy hayatında henüz kendi cinsel kimliklerini tanımayan ve bu konuda bir eğitim de görememiş çocukların birbirleriyle olan iletişimleri anlatılıyor. Ama ülkemiz artık bu öykülerin yazıldığı 90lı yılların ülkesi değil. Bu tür hassas konularda bir şey yazıp çizeceksek cümlelerimizi 1 değil 2 değil 100 defa düşünmemiz ve okurun bundan nasıl etkileneceğini de göz önüne alarak çalışmalar yapmamız gerekiyor. Yani artık bu konu, çocukların kendi organlarıyla birlikte bu tür bir iletişim içerisinde bulunmasını "işin şakası yapmasından" öte ciddiye alınması ve üzerinde çokça çalışılması gereken bir konudur.

    Açıkçası kitabı okurken, neredeyse her öyküden dolu dolu memeler, iri memeli bol sütlü göçebe kadınlarının çok çocuklu oluşları, gizli günahlar, kızarmış şehvetler, çocuk bacaklarının güzelliği gibi rahatsız edici isim tamlamaları ve söz öbeklerinin çıkmasından dolayı öykülerin ana temada anlatmak istediği köy hayatı sıkıntılarına ve sosyolojik tespitlere odaklanamadım. Ayrıca evet, cinsellik de kitaplarda kullanılabilir elbette. Yeraltı edebiyatında, postmodern edebiyatta veya klinik vakaların olduğu kitaplarda cinsellik o kadar detay verilmeden karakter tasarımlarında bir vaka kalacak şekilde kullanılabiliyor. Fakat bu kitapta okurun gözüne sokulan bu tür şeylerden sonra bir kitapta cinsellik konusunun doğru olarak değil, nasıl "yanlış olarak kullanılabileceğini" öğrenmiş oldum.

    Aynı öykünün 52. sayfasında "Boğaların vahşi görünümleriyle, aşımdan sonra kaygan bir ışıltıda parlayan, upuzun organlarını gördükçe, belirgin bir istekle gözleri parlayan kimi kadınların birbirlerine sokularak gizli gizli kıkırdaştıkları olurdu." şeklinde bir cümle geçiyor. Yani şu kitaptan şu cümleyi çıkarsan hiçbir anlam kaybolması yok. Ben bir kitabı okuduğumda boğaların upuzun organlarının aklımda canlanmasını ve kadınların da bunu gördükten sonra birbirlerine sokularak gizli gizli kıkırdaşmasını neden okumak isteyeyim? Bu dediklerimi salt ahlak bekçiliği ya da duyar kasma olarak görecek olanlar olabilir umrumda değil, fakat bu tip kitapların 18 yaş altındaki çocuklara ve gençlere ulaşmaması için farklı sosyal medya platformlarında da binlerce kişiye ulaşabileceğim inceleme ya da video türünde içeriklerle birlikte elimden geleni yapacağımı da söylemek isterim.

    Gelelim "Güvercin Artık Dönmeyecek" adlı öyküye... Kitabın bu öyküsünün 82. sayfasında şöyle bir paragraf var. (Uyarı: Bundan sonraki bütün alıntılar yüksek dozda iğrençlik barındıran kısımlar içeriyor, isteyenler okumadan geçebilir):

    "Garip huyları, davranışları olan bir insandır Meço. Tarlada, bayırda başıboş dolaşan, yayılan, çiftleşen hayvanları tadına doyum olmaz bir seyirlikmiş gibi izler. Bazen kendisi de isteklenir, dişi eşekler, kısraklar arar yöresinde. Uygun yer ve zaman bulamayınca avucuna tükürerek işini görür ya da güneşte dura dura içleri kan sıcağı olmuş, olgun, sulu karpuzlardan birini kopararak, çardağa çekilir. Bıçağıyla böğrünü oyduğu karpuzun deliğine sertleşen cinsel organını sokarak, delice bir boşalma isteğiyle kerttiği olur karpuzu. Boşalmadan sonra derin bir pişmanlık ve utanma duygusuyla şalvarının bağını çeker bağlar, kemerini kuşanır. Ardından, bütün suç karpuzdaymış gibi, kendisini günaha sokan karpuzu tiksintiyle çarparak paramparça eder yerde. Meni artıklarıyla beneklenmiş kan kırmızısı karpuz parçalarına arılarla yeşil sinekler çokuşurlar sonra." (s. 82)

    Bu ne ya? Yani gerçekten, bu ne arkadaşlar? Kitaptan alıntı vermesem "Kitapta böyle bir kısım yok" diyen okurlar olacak, kitaptan alıntı verince de gördüğünüz gibi bir durumla karşı karşıyayız. Ben bir kitapta bir adamın, "olgun ve sulu" karpuzlardan birine delice hallenmesini neden bu kadar fazla ve gereksiz detaylarla okumak isteyeyim? Okumayı bırak ben böyle bir konuyu neden aklımın ucuna getireyim? Ben manyak mıyım? Bu tür iğrenç konulara eğilimi olabilecek bir insan için rehber niteliği taşıyabilecek paragraflar bunlar. Ama henüz maalesef ki en iğrenç kısımlara gelmedim. O yüzden bu incelemenin devamında kitaptan alıntı olarak yazmak durumunda kaldığım kısımlar için sizden tekrar özür diliyorum.

    Aynı öykünün diğer sayfalarında şöyle kısımlar geçiyor:

    "Ayşe ile Güvercin, aynı yaşlarda olmalarına karşın, Güvercin, Ayşe'den boy ve kiloca biraz daha iriceydi. Dolu dolu boyu, yeşil gözleri, tombul, şişkin yanakları, genç bir kız gibi etli dudakları, azıcık da çıkkın, sivri memeleri vardı. Mavi nazar boncuklarıyla süslü, gür akıtma altın sarısı saçları, eğilip kalktıkça önüne, ardına akıyor, kenarları işlemeli kısacık eteğinin altından tombul bacakları ile küçücük beyaz külotu görünüyordu. Çömelip kalktıkça dere suyuna değen incecik külotu, işemiş gibi ıslaktı. Bir an bakışları Güvercin'in bacaklarına kayan Meço'nun, belli belirsiz bir düşünce akışı geçti içinden. Yüreğinin uzak bölgelerindeki güçlü cinsellik içgüdüsü kıpırdamaya başladı. Gözleri açıldı. Kanı karıncalanmaya, içinin sinsi istekleri uyanmaya başladı." (s. 85)

    "Kucağındaki çocuğun sıcaklığıyla ateşe kesmeye başlamıştı bedeni Meço'nun." (s. 86)

    "Bedenini saran cinsel açlığının özünü, kızcağızın bedeninde yakalayabilmek isteği, yapışkan bir tutku gibi sardı içini. Gözleri, bedeni, duyuları kamaştı. Çardağa girer girmez, koltuğundaki karpuzları bırakarak, olanca kudurganlığıyla sarıldı çocuğa." (s. 88)

    "Kızın ufacık, ıslak külotunu bir çekişte yırtıp attı. Acımasızca yüklendi kızın üstüne sonra. Sıktı, ezdi, girdi, hızlandı. Soluğu sıklaştıkça sıklaştı. Acıdan, dehşetten, yüzü gözü kasılan, titreyen çocuk tekrar altına kaçırdı." (s. 89)

    Cımbızlama bile yapmıyorum, o kısımların hepsini yazdım size. Bu kısımlar için yorumları size bırakıyorum. Kendi adıma konuşacak olursam ben bir kitapta böyle şeyler okumak istemiyorum. Bu tür şeyler gördüğümde sinirleniyorum, zaten sinirlenmemiz de gerekiyor. Etrafımızda neredeyse her gün bu tür olaylar yaşanıyor diye bir kitabın içerisindeki kurmaca bir öyküde de dibine kadar detaya girilmesinin gereği olduğunu hiç sanmıyorum. Şu öykünün yukarıdaki kısımlarının Netflix aboneliklerinin iptalinde büyük patlamaya sebep olan pedofili ve çocuk istismarına sebebiyet verebilecek Minnoşlar filminden hiçbir farkı yok. Bu filme ve bu tür kitaplara tepki gösteriliyorsa Osman Şahin'in bu kitabına da aynı tepkinin gösterilmesi gerekir.

    Bu kitabı okuyan ve hayatımda hiç köyde yaşamayan bir okur olsam, köy mekanından tiksinir, köyü, köylüleri anlamaya çalışmaz ve köylülere de kötü gözle bakardım. Elbette mesela Yusuf Atılgan'ın da kendi köy hayatında gördüğü gibi bu tür olaylar değişime direnen ve içine kapanık köylerde meydana geliyor. Fakat bu kadar gereksiz detaya ve okurun bilinçaltında sanki böyle iğrenç şeylerin yerleşmesini istiyormuşcasına bir üsluba gerek var mı? Hem de bugüne kadar okuduğum en ağır yeraltı edebiyatı kitaplarında bile henüz pedofili/çocuk istismarı içeriğine rastlamamışken!

    Şimdi böyle bir inceleme yazdım diye Osman Şahin'in diğer kitaplarına da aynı muameleyi yapın, Osman Şahin'i linç edin, yazarı vatandaşlıktan çıkarın gibi anlamlar çıkarılmasın. Yani bu inceleme %0 yazar eleştirisi, %100 kitap eleştirisidir. Benim sorunum Osman Şahin ile değil, onun bu kitabındaki bazı öykülerde olay örgüsünü oluştururken kullandığı aşırı gereksiz detaylar ve neredeyse her sayfadan fırlayan insan uzuvlarıdır. Yani toplumun yarası olan böyle konuların hiçbir şekilde yazılmaması gerektiğini savunmuyorum, elbette yazılsın. Ama böyle değil. Mesela kitapta Çan ve Bozkırda Vivaldi gibi farklı, ilginç öyküler de var. Kitabın tamamı anlattığım gibi değil, Bayan Ali ve Güvercin Artık Dönmeyecek gibi öyküler kitaptan çıkarılsa çok daha sağlıklı bir kitap olacağını da söyleyebilirim.

    Anlattığım bu kadar şeye rağmen bu kitabı savunacak kitap holiganları varsa, antitezlerini de beraberinde getirip saygılı bir üslupla yorum yapabilirler.
  • Aşk mutlu etmezdi insanı, ben biliyordum bunu, sırf bu yüzden âşık olmuştum belki de sana; acı çekmek için! Mutluluklar geride insanın kafasında sadece soluk bir fotoğraf karesi bırakarak çabucak unutulup gidiyordu hayatta. Mutluluk çarçabuk yaşanıyor, bitiyor ve silinip gidiyordu ama acı öyle değildi. Acı paslı bir çivi gibi çakılıyordu insanın beynine ve ukala bir felsefe öğretmeni gibi yaşam dersleri veriyordu insana. İnsan acı çektikçe büyüyor, acı çektikçe olgunlaşıyordu ve ne yazık ki doğanın değişmez bir kuralıydı olgunlaşan herşeyin aynı zamanda çürümesi.
  • KUŞ ÖLÜMLERİ
     
    Gittikçe yalnızlaşıyor bir sen varsın
    karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma
    ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte
    soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi
    Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik
    birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak
    Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin
    her satırını çizip notlar düştük kıyılarına
    Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi
    karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara
    ve düşüşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum
    bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz
    Sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün
    kayıp gidiyor parmaklarımın arasından
    bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler
    Hep yanlış numaralar düşüyor telefonlara
    kaçıyor korkulu bakışlarını eski tanıdıklar
    Bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum
    Gülüşü süt mavisi insanlar vardı / nerdeler şimdi
    çoğunun adını unuttum çoğunun kimliğinde kazınmış adresler
    Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin
    Öner enfarktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden
    Ayşe ise acemi bir sokak yosması artık
    Üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yalnızlığımızı
    Bu kent kuşların intiharını umursamıyor artık
    ve göğsüm buz kesmiş bu üşüten yalnızlıkta
    Birlikte çay içtiğimiz sokaklarda yürüdüğümüz
    o süt mavisi gülüşler güz solgunluğunda şimdi
    unuttum çoğunun adını çoğu voltalarda yıllardır
    nasıl da sessiz yaşanıyor gürültüler ortasında
    Bir daha hiç öpüşmeyecek gülçin
    o çok sevdiği porselen fincanla çay içmeyecek
    uzatamayacak saçlarını, sevgilisinin istediği gibi
    gittikçe yalnızlaşıyorum, üşüyorum, unuttum sanıyordum
    yazılsa destan olacak bir aşkın serüveni
    şiirimde bir dipnot olacak şimdilik
  • Aslına bakılırsa, yaşamımızın büyük bir kısmı içgüdülerimizle yaşanıyor olabilir. Belki bilinçli zihinde temsil edilenler, sonradan akla gelen şeylerdir; güç ve kontrol gibi yanılsamalar sağlayan eylemlerden sonra düşünülen fikirler.
    Irvin D. Yalom
    Sayfa 142 - Ayrıntı Yayınları
  • Psikologlar hayatın yüzde doksan sekizinin kaçırıldığını söylüyorlar. Yüzde doksan sekiz. Sadece yüzde iki yaşanıyor. Çünkü pencerenin çerçevesi bundan daha fazlasına izin vermiyor.
  • "Tanrı adın işitmedi ömründe;
    İnanmadan da madem yaşanıyor diye,
    Rüzgârlı bir kıyıda, sevinç içinde,
    Yaşamak dururken düşünmek niye?"
    Can Yücel
    Sayfa 12 - Papirüs Yayınları