Yase

"Doğuştan gelen bir kusurumuz var; hepimiz mutlu olmak için dünyaya geldiğimizi sanıyoruz. Bu kusurumuzu gidermedikçe, dünya gözümüze çelişkilerle dolu bir yer görünecektir. Çünkü her adımımızda, ister büyük ister küçük bir şey yapmış olalım, dünyanın ve insan hayatının, mutlu bir yaşam sürdürmeye olanak verecek biçimde tasarlanmadığını anlayacağız. İşte bu yüzden bütün yaşlıların yüzlerinde aynı ifadeyi, yani düş kırıklığını görmek mümkündür. "
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Çoğu insan, yaşanmamış mutlulukları olduğunu düşünür. Yarım kalmışlık inancı (hayali), sürekli acı çekilmesine neden olur."
"Beni buraya kim koydu?" sözünü hatırlatır. "Düşünüyorum da... Ne kadar küçük alan kaplıyorum... Hakkında hiçbir şey bilmediğim ve benim hakkımda hiçbir şey bilmeyen uzayın sonsuzluğu ve sınırsızlığında kaybolup gitmişim. Bir korku sarıyor beni, orada değil de burada olmam için, o zamanda değil de şimdide yaşıyor olmam için hiçbir neden yok. Kim koydu beni buraya?"
"İnsanın varoluşu, özgür iradeyi içermez. Nasıl ki dünyaya gelmeyi seçmediyse, yaşamını da kendi belirleyemez. Sınırlandırılmış bir dünyada, onun için hazırda tutulan role bürünür. Hayallerinin peşinden gittiğine inansa da, önünde akan bir nehrin içinde kendini bulmuştur."
Schopenhauer, koşan bir geyiği gösterir ve "Bak şurada, kırların içinde bir geyik koşuyor. O büyüyecek, yavruları olacak. Yavrularını birileri avlayacak. Sağa sola koşmaya devam edecek. Bir gün o da avlanacak" diye seslenir. İşte bu geyik, kırlarda koşarken, neyi neden yaptığını bilmemektedir. Yavruları olur, onları kaybeder, tekrar gebe kalır ama neden böyle yaşadığını bilemez. Sıradan insanın bu geyikten farkı yoktur. Mesleğini, eşini seçer, talep eder. Ancak gerçek anlamda tüm bunları neden yaptığını bilemez. "Nasıl oldu da böylesi bir hayata sahip oldum?" sorusuna cevap veremez.