Kitabı Farika

Kitabı Farika
@yasingivanc
İstanbul üniversitesi
İstanbul
102 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Ruh kalesini yeniden inşa edelim. Tarihin en zalim zelzelesiyle yerle bir olmuş gerçek medeniyet sitesinin yeniden kurulmasına taş taşıyalım. İnsanlığın, fizikötesinden başlayarak her plandaki depreminin sebep olduğu yıkılışlarını onarmasında elimizden geldiğince bir katkıda bulunalım. Yıkıcılığın değil, yapıcılığın adamı olalım. Cezbemiz, şuurumuz kötülük izinde değil, iyilik uğrunda olsun. Tutkumuz, gerçek medeniyetin dirilişi doğrultusunda olsun. Göğsümüz, ideal âlemin soluğuyla dolsun. Ruhumuz, kutlu ruhla güçlensin, desteklensin. Tarih, tabiat, zaman ve insan ilişkileri yeniden, hilkat ve fıtrat kanunlarına uyacak şekilde düzenlensin tutumumuzla. Aşkımız, Nemrud’un ateşine ateş değil, Hz. İbrahim’in gül bahçesine su taşıma aşkı olsun. Diriliş yolunda olalım, diriliş eri! Diriliş çizgisini gözleyelim, izini izleyelim. Dirilişte buluşalım, dost! Dirilişte soluk alalım, kardeşim. Diriliş izinde ol, arkadaş!
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Dünyanın genel manzarası ve insanlığın yazgı levhası ne kadar karanlık görünürse görünsün, umut kesmek gerekmez; umutsuzluğa düşmek lazım gelmez. Tam tersine, bu, çabamızı artırmalı, irademizi bilemelidir. İnsan olmanın gereği budur. Unutmayalım ki yalnız kendi hayatımız değil, başkalarının hayatı, hatta yalnız insanların değil, yeryüzündeki bütün varlıkların yaşaması bizim şu veya bu biçimde, şu veya bu yönde davranmamızdan etkilenecektir. İnsanın omuzuna yüklenmiştir böylesine ağır, fakat ağır olduğu kadar şerefli bir sorumluluk.”
Alıntı
“İnsanlara gurur gelmesin, acizliklerini unutmasınlar diye Allah ölümü yarattı. Bunu hiç unutmadan, saatleri ve dakikaları zamanın anlamıyla değerlendirmek… İşte bu dünyada bize düşen budur. Bundan ötesi bize ait değil.”
Alıntı
Bir vesileyle Fuzûlî’ye yarıp sönen bir ilgi gösteren kültür alanının resmî yetkililerine soruyoruz: Osmanlı Devri’nin, büyüklükte Fuzûlî’den de geri kalmayan ve Batılılarca en büyük şairimiz olarak görülen, Türkiye’ye geldiğinde De Gaulle tarafından da milletimizin büyüklüğüne şahit olarak zikredilen dört büyüğümüzden biri olarak isminin altı çizilen, Kanuni devrinin üç beş zirvesi arasına giren ve bizzat Kanuni’nin Mimar Sinan’la birlikte arayıp, “Yalnız bu iki sanatçımızın yetişmesine katkım olduğu için övünürüm” dediği, ihtişamlı şiir sahibi Bâkî’nin mezarı nerededir? Osmanlılar Bâkî’ye bir mezar yapmamış mıdır? Topkapı’da olması gereken bu mezara sahip çıkılmış mıdır? Yol ve binalar yapılırken koca şairin mezarı kayboldu mu, yoksa bir talih eseri olarak mevcut mudur? Durmakta ise ilgililer korumak için bir önlem almışlar mıdır? Bâkî’nin mezarı, bu tür soruları sorduracak durumdayken, cesedi denize atıldığı söylenen ve bu sebeple zaten mezarı bulunmayan Nef‘î için Sarayburnu’nda bir kitabe veya makam yapılması bugüne kadar hiç düşünülmüş müdür? Nef‘î gibi bir şairi acaba kaç millet çıkarabilmiştir? Daha nice şair ve diğer alanlardaki değerlerimizin mezarlarına olsun, Kültür Bakanlığı sahip çıkmış mıdır? Osmanlıların zamana dayanacak şekilde yaptıkları türbeler ve mezarlar da olmasa, bu zatlardan nam ve nişan kalmayacaktı. Yazı değiştiği için, bu zatların mezarlarından kalanları da sıradan kişilerin mezarlarından ayırma, ancak devletin özel ihtimamıyla mümkün olabilecektir. O mezarları özel koruma ve çerçeve içine almak, bir kitabeyle belirtmek, özel kanunla kendisini ve çevresini yıkımdan kurtarmak gerekir. Aynı şekilde, yakın geçmişimizde büyük şöhret sayılan edebiyatçılar da hızlı bir şekilde unutulmaya terkedilmiş, adeta unutuluş uçurumuna yuvarlanmışlardır.
Alıntı
İlkler, her zaman için rahatı, maddî çıkarları, şöhret düşkünlüğü gibi mânevî alçalmaları; kıskançlık, kibir, hased, çekememe, hakkı teslim etmeme gibi küçüklükleri ayağı altına almış, tepelemiş ruh kahramanlarıdır. Onları düşman hiçbir hile ile bağlı oldukları dâva ve dâva adamlarından koparamaz. Ama dâvaya pamuk ipliği ile bağlı olanlar, maddî bir fayda bekleyenler veya mânevî bir bataklığa saplanmış olarak şöhret peşinde koşanlar, müşkül bir anda ya çekip karşıya geçerler ya da gereksiz bir şekilde iddialarla safı böler ve parçalarlar. Düşman da, inkâr cephesi de bundan faydalanır, bunları muhatap alarak dâvanın temel taşlarını ikinci plana atmaya, unutturmaya çalışırlar.
Alıntı