• Gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse, çocuklar oynayabilse tüm dünya daha huzurlu olurdu. Gençliğin, yaşlılığın nihayetinde çocukluğun değerini bildiğimiz günler olsun. #ÇocukHakları #UluslararasıÇocukHakları #DünyaÇocukGünü
  • “Aşk ile korku, cam ile taşa benzer”
    Sâdi

    Geceler bitti. Yolculuklar bitti. Yeni yerler, yeni sabahlar
    bitti. Her yerde bin yıllık bir aşınma, solgun zaman kokusu.
    Senden önceki haline döndü kalabalık. Gamzeli sular
    yürürdü dünyaya, kirpiğin kaşına her değdiğinde. Ben deniz
    derdim hazla, gökyüzü niyetine bakardı başkaları. Kimsenin
    sesinde bulut yok, kanat yok, rüzgâr yok; bir hızar sesiyle
    konuşuyor artık herkes. Kalbinle donattın önce gövdemi, sonra
    aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. Sevinçler
    bitti, kapı zilleri bitti. Ne bir yere giden var, ne gelenlerin
    yüzünde bir iyilik. Senden başka anısı yok döndüğün yerlerin.
    Tükeniş kendini yokluğunla tanımlıyor. Açık yarada bir ayaz
    şimdi anılar. İncelikler bitti; o güzel telaşlar. Ne bir yağmur
    sesi çatılarda, ne camlarda yüzünden bir balkıma; ki düş
    kurabilsin odalar. Sen oyunlardan çekildin, birbirine küstü
    çocuklar. Yaşlılar aynaya bakmayı unuttu. Ben durdum tüm
    bunların ortasında, boynumda ağır dilsiz bir çan, ölüme dek
    seni susmaya yargılı. Özgürlük bitti. Övünme bitti.

    Herşey sürekli olsun, dediğin yerdesin şimdi. Yürek
    çarpıntısını gövdesine yük sayan, yüz yıl sonrası bugünden bilinenlerin paydasını seçtin. Vakti belirsiz sevinçler taşıdım
    eşiklerine, alışkanlıklardan kurtarmak için seni. Ayrılığı bile
    bir ayrıcalık diye sundum da, sen kapıların hep aynı saatlerde
    açılıp kapanmasını bekledin. Bir lambadan alıyor ışığını
    artık gövden. Gökyüzü bir odada kanat vurur mu? Nerden alır rüzgârını bulutlar? Bir akarsudan doğurmak istemiştim seni.
    Az az yaşayarak uzatmak ömrünü. Sen evcilliği kalıcı sandın.
    Bir adres istedin aşka. Komşular, bildik sokaklar, aynı saatlerde
    aynı konuşmalar, hiçbir şeyi gizlemeyen perdeler, başkalarıyla yağmalanmış düşler.Güvenlik duygusunu dünyaya yeğleyen… Senin yalnızlık dediğin yerde atıyor ayrıcalığın ve güzelliğin kalbi. Gözbebeklerindeki ağrıya inan ne olur. Ölümün eşiğindeki pişmanlığı söylüyorum sana.
    Dün akşam aldım seni yanıma; gücenikliğini aldım, vazgeçişini,
    ilk karşılaştığımız günkü sesini; benim dönüp dönüp
    gidişlerimi, senin gittikçe bir kuyuya benzeyen suskunluğunu…
    Yolların kentten koptuğu bir uzaklığa varıp durdum. Sonra bir
    ağacın yalnızlığına oturdum. Üşüyen yerlerini aldım kirpiklerimin arasına, sana dünyayı gösterdim uzaktan. Güneşin büyüsünü, taşların sesini; nasıl yer değiştirdiğini dağların. Onca çokluğuna karşı, yıldızların yalnızlığından söz ettim. Hiçbir
    şeyin bize uzak olmadığından. İnsan sustuğu yerde yenilmez her zaman dedim. Gözleri içine göllenen hapislerin ufuklarını anlattım. Sanayi çıraklarını, hastaların yaşama gücünü. Gözyaşını küçümseyenin acısı da olmaz sevinci de dedim. Oğlundan kalan tek parmağı törenle gömen Dersimli annenin büyük suskunluğunu andım saygıyla. Azalan bir bütün olmaktansa parçalanarak çoğalmanın ne anlama geldiğinden söz ettim.

    Kâküllerine düşen çiy tanelerini topladım sabaha karşı.
    Doğan günden kırmızılar sürdüm yanağına. Saçının telinden tırnağının ucuna dek öptüm incelikle. Sonra alıp yalnızlığımı
    yanıma, biraz daha tutkun, biraz daha iyimser, döndüm yeniden bıraktığın boşluklara.

    Şükrü Erbaş
    1997
    -Bir Gün Ölümden Önce-
  • Mustafa Kemal hakkında “katil vacip” diye idam fetvası çıkarıldığında, Şeyhülislam tarafından Kuvayı Milliye’ye karşı “cihat” ilan edildiğinde, işgal altındaki topraklarımızda neler oluyordu ?

    Yunan işgalinde neler olduğu, bizzat bir Yunan tarafından, araştırmacı gazateci Tasos Kostopoulos tarafından belgelendi.
    2007 yılında kitap haline getirildi.

    1919-1922 Savaş ve Etnik Temizlik adını taşıyan bu belgesel kitapta, bizzat işgale katılan Yunan askerleri anlatılıyordu...

    “Uşak yakınlarındaki köyde Türk kadınları, çocuklar ve yaşlılar camiye kapanmıştı. Bizim askerler arasındaki reziller etraftan ot topladılar, sonra da otları yakıp caminin penceresinden içeri attılar. İnsanlar dumandan dışarı koşuştular. O zaman bizim reziller kadın ve çocuklara atış talim tahtasıymış gibi ateş etmeye başladılar.”

    “Eve girdim. Ölü bir Türk ihtiyarın cesedi üzerinden geçtim. İçeriden sesler geliyordu. 10 kadar askerimiz bir Türk kızının eteklerini kaldırmışlar, zorla dans ettiyorlardı. Beni görünce ‘ gel sen de mezeden tat’ dediler. ‘ Ayıp ‘ dedim. Türk kızı yanıma koştu, ayaklarıma kapanarak ‘kurtar’ dedi. Askerlere yalvardim, kadindir yapmayin dedim. Biri süngüsünü çikarip bana yöneldi. Kaçmak zorunda kaldim. Kizin çigliklarini unutamadim.”

    “Köprühlsar’daki bin kadar ev alevler içindeydi.
    Her Seyi yakmamiz emrini Prens Andreas vermisti.”

    “ Ayrildigimiz her yeri yakiyoruz.
    Dehset verici bir manzara.”

    “ Bazilarimiz Roma’yı yakan imparator Neron gibi mutluydu. Emir açıktı. Neyi taşıyamıyorsanız yakın...
    Onca köyde yaşlılar, hastalar, çocuklar ne yaptı, meçhul”

    “ Köye girdik.
    Kızlara ailelerinin gözünün önünde Tecavüz edildi. Askerlerimiz yağmaladıkları ipek yorganlarda yattılar.”

    “ Türkler korkudan ailelerini geceleri mezarlıklarda saklıyorlardı. İki askerin tecavüz etmeye çalıştığı kızı kurtardım. Annesi koşarak ellerimi öpmeye başladı. Az ileride diğer iki kızı cansız yatıyordu”

    “ Birden kendimi yaşlı adamın karşısında buldum. Yapabileceğim bütün iyilik, onu bir an önce ve birden öldürmekti. Bazıları çok acı çekiyordu, boğazlanan danalar gibi debeleniyorken... Köy ateşe verildi”
  • Adliye haberinin acımasız yalancılığının, kitle iletişimi yoluyla, tüm felaket göstergelerinden (ölümler, cinayetler, tecavüzler, devrim) yola çıkarak günlük hayatın dinginliğini yücelttiğini görmüştük. Ama göstergelerin o aynı acınası kendini tekrarı her yerde okunur: çok gençlerin ve çok yaşlıların yüceltilmesi, soylu evliliklerden duyulan heyecanın birinci sayfalara taşınması, kitle iletişiminin beden ve cinselliğe düzdüğü övgü; tükerim adı altında günümüzde her yerde hem gerçek yok oluşlarını hem de karikatürsü dirilişlerini kutlayan bazı tarihsel yapıların parçanmasına tanık oluyoruz. Aile çöküyor mu? Aile yüceltilir. Çovuklar artık çocuk değil mi? Çocuklar kutsanır. Yaşlılar yalnız mı, devre dışı mı kalmışlar? Hep birlikte yaşlılğa acınır. Çok daha açık olarak: gerçek imkanları cılızlaştığı ve giderek bir yandan denetim, bir yandan da kentsel, mesleki, bürokratik zorlamalarla sıkıştırıldığı ölçüde beden yüceltilir.
  • Neden acaba yaşlılar çok erken uyanır? Günlerini biraz daha uzatmak için mi dersin?
  • Yaşlılar, yaşlılar arasında daha az yaşlıdırlar.