Dudaklarını sıkıca birbirine bastırıp kaşlarını düşünceli bir tavırla çattı ve hemen ardından başını onaylamasına sallarken, “Evet, var,” dedi. “Yancım olmazsan seni oraya kapatıp on iki öğün yemeğini verirken ziyaret etmeyi planlıyorum.”
“On iki öğün?”
“Seni sadece günde üç kere görmek bana haksızlık olur. Üstelik günün ilk üç seferinde sadece nefret saçacağını düşünürsek bana fazladan öğün gerek.”
Gülerken beni baştan aşağı süzdü.
“Kemiklerin sayılıyor zaten. Belki biraz kilo alırsın da elin kuvvetlenir.”
“Seni daha iyi dövebilmek için mi?”
Başıyla onayladı. “Ayrıca dokunuşunu daha iyi hissedebilmek için.”
Basamakları çıkmaya devam ederken “Biliyor musun, eğer halkın beni öldürmeyi başaracak olursa kötü ruh olup peşine takılacağım. Sen korkudan ölene dek de durmayacağım,” dedim ona.
“Lütfen,” dedi abartılı bir şekilde. “Eğer kötü bir ruh olup peşime takılırsan sana âşık olurum ve senin için ölür, yanına gelirim.” Dişlerini göstererek sırıttı.
“Sonsuza dek birlikte.”
“Sonsuza dek?”
Aramızda bir basamak kala durdum.
“Seninle sonsuza dek birlikte olacağıma şeytanla anlaşma yapar, cehennemden kendime arsa alırım.”