Hakan Derin, bir alıntı ekledi.
22 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Avrupalı çiftlik sahipleri piyasa dinamiklerine duyarlı, kâr ve ekonomik büyüme için açgözlülerdi, dolayısıyla yönlerini kölelere çevirdiler. 16. yüzyıldan 19. yüzyıla, 10 milyon Afrikalı köle Amerika'ya getirildi ve bunların yüzde 70'i şeker çiftliklerinde çalıştırıldı. Çalışma koşulları felaketti. Çoğu kısa ve sefil bir yaşam sürüyordu, milyonlarcası da köle ele geçirmek için yapılan savaşlarda veya Afrika'nın iç bölgelerinden Amerika kıyılarına yapılan uzun seyahatlerde ölüyordu. Bütün bunlar, Avrupalılar şekerli çay içebilsin ve tatlı yiyebilsin, tabii bu arada şeker baronları da muazzam kârlar elde edebilsin diye yaşanıyordu. Köle ticareti herhangi bir devlet ya da hükümet tarafından kontrol edilmiyordu, tamamen ekonomik bir girişimdi ve arz talep yasaları çerçevesinde serbest piyasa tarafından örgütlenip finanse ediliyordu. Özel köle ticareti şirketleri Amsterdam, Londra ve Paris borsalarında işlem gördüler, iyi bir yatırım olanağı arayan orta sınıf Avrupalılar da bu hisselerden satın aldılar. Bu parayla şirketler gemiler üretip, denizciler ve askerler istihdam ettiler ve Afrika'dan aldıkları köleleri Amerika'ya taşıdılar. Amerika'da köleleri çiftlik sahiplerine satarak elde ettikleri gelirleri de şeker, kakao, kahve, tütün, pamuk ve rom gibi ürünler almak için kullandılar, sonra da Avrupa'ya dönerek şeker ve pamuğu iyi bir fiyattan satıp tekrar Afrika'ya hareket ederek döngüyü sürdürdüler.

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Sayfa 361)Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, Yuval Noah Harari (Sayfa 361)
Puhu Kuşu, bir alıntı ekledi.
20 May 14:52 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Yalnızca işi düştüğünde ya da dert anlatmak için bizi arayanlar, karşılaştığımızda bizim o andaki koşullarımız ne olursa olsun sürekli kendilerinden ve sorunlarından söz edenler oldukça sık yaşadığımız örneklerdir. Böyle insanlar gerçekten bizi görmek istedikleri için değil, o anda yalnız kalmak istemedikleri için bizi ararlar. İlişkileri sürdürme çabalarının gerisinde de "günün birinde gerekli olabileceğimiz" düşüncesi bulunur. Bize ilgi gösterirler, ama bu bizi anlamaya çalışmaktan uzak, "yatırım" amacını içeren bir tutumdur. Kısa bir süre sonra mutlaka karşılığında bir şeyler istenir, veremediğimizde de kendi verdiklerini hatırlatarak bizi suçlamaya çalışabilirler. Vaktiyle gösterdikleri ilginin aslında bize gerçekten bir şey vermekten çok, kendi yalnızlıklarından kaynaklandığını ve karşılık beklentisiyle verildiği için, vermek olmadığını göremezler.

İnsan Olmak, Engin Geçtan (Sayfa 114 - Metis, 2016)İnsan Olmak, Engin Geçtan (Sayfa 114 - Metis, 2016)

Krizler Bağlamında Say Yasasının İşlerliği
Klasik iktisat öğretisinin kabul ettiği Jean Baptiste Say'in söylemiş olduğu 'her arz kendi talebini yaratır' görüşü ticari, kapitalist ve modern gelişim aşamasında ne kadar işlemektedir?

Bu yasanın geçerli olmayabileceği görüşü 1929 Krizi baş gösterdiğinde ekonomide müdahaleci fikirleriyle tanınan ünlü iktisatçı John Maynard Keynes tarafından ortaya konmuştur. 1929 Krizi'nin esas nedeni temelde finans sektörünün gelişmesi ve 'sınırlarını' aşması ile alakalıdır. Keynes'e göre finansal sektör reel sektörün yanında sadece reel sektöre katkı sağlayacak kadar, yardımcı olacak kadar gelişmeliydi. Fakat reel sektörün yanında finans sektörüne gerekenden fazla ağırlık verilince büyük bir balon oluştu. Bu balon aslında insanların talep etmesi gereken birikimlerin finansal anlamda değerlendirilmesi ile oluşmuştu. Yani ortada çok büyük bi' arz fazlası oluşacaktı. Sonunda finansta gerçekleşen aşırı yoğunlaşma Büyük Buhran'ı yarattı. Buradaki finanstan kasıt borsa ve gayrimenkule verilen ağırlıktır.

İnsanlar neden gayrimenkul ve borsaya yatırım yapmaya başlamışlardı?
Burada, sanayinin gelişmesi, kapitalizmin gittikçe dünyada hakimiyet kazanması ve insanların daha çok sahip olma güdüsü devreye girmişti. Tüm bu amaçlar içinse temelde bir birikim oluşması gerekiyordu. İşte tam da burada Malthus'u konuşabiliriz. Malthus, nüfus ilkesi ile tanınan siyasal klasik iktisatçıdır. Klasiklerin aksine yaşadığı dönemde tıpkı gelecekte Keynes'in de reddedeceği gibi 'her arz kendi talebini yaratır' görüşüne inanmadığını belirtmiştir. "Çünkü ona göre ekonomide 'genel mal bolluğunun' yani toplam arzın toplam talebi aştığı durumların oluşması olasıdır. Malthus özellikle tasarruf etme ve para istifleme eğiliminin yükseldiği yani harcama eğiliminin düştüğü dönemlerde ekonominin aşırı üretimden, eldekilerin satılamaması nedeniyle arz fazlasından kaynaklanan krizlerin, depresyonların oluşacağını ilk öngören kişiydi."*

Tarihte bu Malthusyen-Keynesyen öngörünün bir kez daha doğru olduğunun en yeni versiyonu 2008 Krizi'dir aslında. 2008 Krizi de birikim, yatırım amaçlı yapılan ve elbette derin bir hırs, kazanma tutkusu barındıran insanların borsaya ve özellikle gayrimenkule yüklenmesi ile oluşmuş finansal bir krizdi. Wall Street bankacılığı ile iyice alevlenen, finans sektöründe çok farklı, daha önce hiç rastlanmadık finansal türev ürünlerin üretilmesi, yüksek riskli mortgage kredilerinin insanlara adeta "dağıtılması" ve bunlara yapılan diğer riskli yatırımlar krizin temel nedenlerindendi. Tüm bunlar nedeniyle balonlaşan finansal sektörün patlak vermesi kaçınılmazdı sonuç ise derin bir kayıp, yıkım olmuştu.

Yani klasik iktisadın 'her arz kendi talebini yaratır' görüşü her zaman geçerli değildi. Hatta denebilir ki ancak kontrolle geçerlidir. Müdahale, kontrol ise esasen Say Yasa'sının doğrudan savunucuları olan klasik iktisatçıların doğrudan reddettiği bir durumdur. Dolayısıyla geçerlilik görecelidir. 'Her arz kendi talebini yaratır' ancak, birikimin olmayacağı bir ekonomide tam anlamıyla geçerlilik, işlerlik kazanacak bir yasadır.
Oysa günümüzün riskli, yarını belli olmayan dünyasında birikim insanların en büyük güvencesidir. O halde denebilir ki, her arz her zaman kendi talebini yaratamaz.

*Fikret Şenses, İktisada Giriş, İletişim Yayınları, s.67


Not: 2008 Finansal Krizi pek çok ayrıntı içeren, geçmişi derin olan, yakın bir kriz. Dolayısıyla ne kadar bahsetsek de bir şeyler hep eksik kalır. Bu krizle ilgili daha fazla, ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız eğer aşağıdaki filmlere bakmanızı öneririm:
• Too Big to Fail
• Inside Job
• The Big Short
• Margin Call

salih, bir alıntı ekledi.
 17 May 05:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Ali Fuat Cebesoy
Ne var ki, son olarak 10 yıl süren bir savaş sonucunda yıkıntıya dönmüş, halkı ve doğalkaynakları sömürülmüş, insanları cahil bıraktırılmış, bitkin ve yorgun bir ülkede savaşı kazanmış olmak yetmeyecekti elbette. Ülkeyi kalkındırmak, bayındırlaştırmak gerekiyordu. Bu, düşmanı savaş alanlarında yenmekten de önemliydi. Üstelik, Osmanlı'nın borçları da ödeniyordu bu arada, yatırım yapacak para yokken. Bu da yetmezmiş gibi, Dünya Ekonomik Bunalımı! Bunalım, bir şeyler üreterek satmaya çabalayanları da yiyip bitirecekti. İşte bu koşullar altında kıvranan halkının sıkıntılarını doğrudan ondan dinlemek için yurt gezisine çıkacaktı Gazi. Yol boyunca dura dura, halkı dinleye dinleye 6 Mart 1930 günü Antalya'ya ulaşacak ve akşam üstü kaldığı evin bir odasına Hasan Rıza Soyak'la birlikte çekilecek, kapıyı kapatacak ve bir koltuğa yığılırcasına oturacak. Çok yorgun ve sinirli. Elleri titreyerek yakıyor sigarasını:

Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)Atatürk: Ben de Bir İnsanım, Çetin Yetkin (E-KİTAP)
giz, bir alıntı ekledi.
16 May 18:27 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çoğu insan yaşamın yazgısına çok büyük yatırım yaptığı için iflas ediyor. Onun için, kendisini şiir yüzünden mahvetmesi onur verici bir şeydir.

Dorian Gray'in Portresi, Oscar WildeDorian Gray'in Portresi, Oscar Wilde
Ebru, bir alıntı ekledi.
 15 May 06:36 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bankacı Eğitim Modeli Freire'nin geleneksel eğitim anlayı­şının kodlarını ortaya koyduğu, bu eğitim sürecini bankanın işleyişine benzeterek öğretmen merkezliliği analojik olarak ortaya koyarak bu sorunu dile getirir. Bankacı modelde anlatı (öğretmenlerin anlatıcı oluşlarıyla) öğrencilerin, anlatılan şeyi mekanik olarak ezberlemelerine yol açar. Daha beteri, onları öğretmen tarafından doldurulması gereken "bidonlar"a, "kaplar"a dönüştürmesidir. Öğretmen kapları ne kadar çok doldurursa, o kadar iyi bir öğretmendir. Kaplar ne kadar pısırıksa, doldurulmalarına izin veriyorsa, o kadar iyi öğrencidir. Böylelikle eğitim bir tasarruf yatırımı" edimi haline gelir. Öğrenciler "yatırım nesneleri", öğretmen ise "yatırımcı"dır. Öğretmen iletişim kurmak yerine tahviller çıkarır ve öğrencilerin sabırla aldığı, ezberlediği ve tekrarladığı yatarımlar yapar. Bu, öğrencilere tanınan hareket alanının, yatırılanı kabul ve tasnif edip yığmaktan ibaret olduğu "bankacı" eğitim modelidir. Gerçi öğrenciler, bilgilerin koleksiyoncusu ve arşivcileri haline gelme, onları raflara dizme fırsatına sahiptirler. Fakat son tahlilde bu yanlış yoldaki sistemde, yaratıcılık, dönüşüm ve bilgi yoksunluğu yüzünden "rafa kaldırılan" bizzat insanlardır. Çünkü kendileri araştırmadan, praksis olmaksızın, insanlar hakikaten insani olamazlar.

Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 123 - Anı Yayıncılık)Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 123 - Anı Yayıncılık)
illustrator, bir alıntı ekledi.
14 May 18:53 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Geçmiş geride kalmıştır, gelecekse hayaldir, gerçekten tek sahip olduğunuz sadece bugündür. Ona akıllıca yatırım yapın.
Yaşamınız kostüm provası değildir.

Sen Ölünce Kim Ağlar?, Robin Sharma (Sayfa 133 - Goa)Sen Ölünce Kim Ağlar?, Robin Sharma (Sayfa 133 - Goa)
Aslı, bir alıntı ekledi.
14 May 13:22 · Puan vermedi

"Kim çok yatırım yaparsa o kazanır savaşı da, zaferi de..."

Meşrutiyet Kıraathanesi, Rıfat IlgazMeşrutiyet Kıraathanesi, Rıfat Ilgaz
Koray Ugur ERBAS, bir alıntı ekledi.
13 May 12:37 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Sıradan insanın dindarlığının Allah'a teslim olmanın yanında bilene, bildiği düşünülene de teslim olmayı içerdiğini biliyorum. Bu onun hem en güçlü yanı hem zayıf yanıdır. Güçlü yanıdır, kendi iç dünyasında tam bir huzur bulur. Çünkü her ne kadar doğrusunu Allah bilse de ona doğru yolda olduğunu söyleyen biri vardır ve ondan güvence aldığından huzurludur. Bu teslim olma hali onu kullanılmaya açık hale getirir. Bu da onun zayıf yönüdür.

Türkiye'de sağ siyaset, dindar insanın hep bu yönüne yatırım yapmıştır. Onun güvence aldığı insanları bir şekilde ikna ederek, dindarın oyunu kendi hanesine yazdırabilmiştir.

''Buyrun Sayın İnce'', Muharrem İnce (Sayfa 122)''Buyrun Sayın İnce'', Muharrem İnce (Sayfa 122)