Giriş Yap

Anne Frank

Yazar
8.6
1.717 Kişi
Tam adı
Annelies Marie Frank
Unvan
Yazar
Doğum
Frankfurt, Almanya, 12 Haziran 1929
Ölüm
Bergen-Belsen Toplama Kampı, Almanya, 12 Mart 1945
Yaşamı
Anneliese Marie Frank (12 Haziran 1929 - 1945), Almanya'daki Yahudi Soykırımının simge isimlerindendir. Babası Otto Frank bir banka görevlisiydi. 1929 Büyük Buhranı ile işleri kötüye gidince 1933 yılında iş ilişkilerini kullanarak Hollanda'ya gitmenin bir yolunu buldu. Adolf Hitler'in Hollanda'ya girmesiyle birlikte, buradaki Yahudilere Almanya'daki gibi kısıtlamalar getirilir. Ablası Margotla birlikte sadece Yahudilerin okuduğu okulda eğitim almaya başlar. Yahudilerin kendi işlerini kurmaları ve işletmeleri yasak olduğu için babası işlerinin başına yakın bir dostunu geçirir. Temmuz 1942'de Annenin ablası Margota bir celp gelir ve SS merkezine çağırılır, Yahudi olarak işaretlenir. Anne Frank, 14 yaşındayken Otto Frankın Prinsengracht'taki ofis binasının arkasında bulunan gizli bölmede saklanmaya başlar. Beraberlerinde yakın dost oldukları 4 kişi daha vardır. Burada bir hapis hayatı yaşarlar ve ailelerin dış dünyayla bağlantısını, ihtiyaçlarını Otto Frank'ın sekreteri Miep Gies sağlar. On üçüncü yaş gününde kendisine hediye edilen bir günlüğe saklandıkları iki yıl boyunca yaşanan olayları günü gününe yazmıştır. İki yıl sonra saklandıkları yer polis tarafından basılır. Frank ailesi ve diğer aile trenle Polonya'daki Auschwitz toplama kampına gönderilir. Bir süre sonra Anne Frank ve diğer ailenin üyeleri farklı toplama kamplarında ölürler. Aynı yılın sonbaharında Anne Frank ve ablası Margot Bergen-Belsen kampına gönderilirler. Margot ve Anne tifodan ölür. Auschwitz'de kalan baba Otto Frank, Kızıl Ordunun gelmesiyle kamptan kurtulur. Baba Frank'ın elinde, eski sekreteri Miepin kendisine ulaştırdığı Annenin günlüğü vardır ve bu günlüğü defalarca okur. Sonra bir kopyasını profesör bir arkadaşına gönderir. Yakın çevresinin baskısıyla da günlüğünü yayımlamaya karar verir. İlk olarak 150 bin adet basılır. Bu baskıyı daha bir çok baskı takip eder. 60 dile çevrilmiş ve en çok satanlar listesine girmiştir. Bir süre sonra Frances Goodrich ve Albert Hackett bu kitabı tiyatroya uyarladı ve ilk kez Broadway Sahnelerinde oynandı. Daha sonra Münih Kommerspiele Tiyatrosunda tek dekorlu bir tiyatro olarak Alman tiyatrocu Christia Keller tarafından canlandırıldı.

İncelemeler

Tümünü Gör
360 syf.
·
11 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
20 Haziran 1942, Cumartesi Günlük tutmak benim gibi biri için tuhaf bir duygu. Yalnızca daha önce hiç yazmadığımdan değil. İleride ben de dahil hiç kimse on üç yaşında bir kızın içinden geçenlerle ilgilenmeyecekmiş gibi geliyor. Fakat aslında bunun hiçbir önemi yok, ben yazmak ve daha da önemlisi kalbimden geçen bir sürü şeyi ortaya dökmek istiyorum. S/16 Canım Anne Frank.... Bu sözlerle başliyor güzeller güzeli Anne Frank'in, 'Kitty' ismini verdiği hatıra defteri... Bu kadar mı güzel ifade edilir içinde kopan fırtınalar Anne Frank? Savaşın ne ifade ettiğini anlamadan, icindeki savaşla başbaşa kalmak bu kadar mı güzel ifade edilebilir? Canım Anne Frank... 13 yaşinda yaşamaya mâhkum edildiğin "arka ev" adı verilen ev görünümlü hapishanede kâh güldün, kâh ağladın, kâh mutlu oldun, kah acı çektin ama hiç umudunu kaybetmedin...Hep okudun, öğrendin, yazdın, yazdın, sabrettin, şükrettin, anlamaya çalıştın, anlaşılmak istedin, hep biraz daha fazla anlaşılmayi bekledin. Anne ve baban tarafından sadece Anne Frank olduğunu kabul etmelerini diledin. İki çeşit Anne Frank sergiledin. Bazen onların görmek istediği Anne Frank oldun, bazen de maskeni çıkarıp gerçek Anne Frank'i paylaştın o anlamlı sayfalarda... Çocukluktan genç kizlığa geçerken yaşadığın hezeyanları paylaşırken, güçlü bir kadın olmak için ileride kendi evlatlarını büyütürken annenin sana yaşattiklarını yapmayacağına dair sözler verdin. Hep umut ettin, bekledin...Bir sevgilin olmasını diledin, ilk öpücüğü hissetmeyi, ayışığını sevgilinin omuzunda seyretmeyi, heyecanlanmayı, şımarmayı, şımartılmayı diledin... Canım Anne Frank... İyi ki bu hissedişlerini, kaygılarını, özlemlerini, bekleyişlerini bitmeyen umutlarını yazdın. İyi ki bu dünyadan geçtin Anne Frank... Yazdıklarınla, esaret altında olmanın insan ruhunda açtığı yaralara şahit olduk... Lütfen okuyun, bunu Anne Frank'e borçluyuz. Tüm dünya borçlu... Sevgiyle ❤
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
280 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Savaşa Ağıt, Yaşama Övgü: Anne Frank'ın Hatıra Defteri
“…zira dünyadaki hangi iklim, adına insan fabrikası denen iklimden daha iç karartıcıdır?” -
Jean-Jacques Rousseau
Savaş, insanlık tarihi boyunca varlığını sürdüren bir kavram. Dünyanın her yerinde bugüne dek sayısız savaş yaşandı ve sayısız insan hayatını kaybetti. İşkenceler, bombalı saldırılar, kılıçlı ve silahlı çatışmalar sonucu nice katliam ve soykırım yaşandı. 2. Dünya Savaşı da insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen büyük dönüm noktalarından biridir. Toplamda 80 milyondan fazla insanın öldüğü ve 6 yıl süren bu savaşta Yahudiler de soykırıma uğradı. 6 milyondan fazla Yahudi, Hitler önderliğindeki Nazi birlikleri tarafından acımasızca katledildi. Toplama kamplarında insanlığın gördüğü en büyük dramların yaşandığı bu savaşta kaybeden Hitler oldu. Bir hırs sonucu nice can yitip gitti. İşte o milyonlarca insandan biridir minik
Anne Frank
. Otto ve Edith Frank'ın biricik kızlarıdır. Henüz 16 yaşına basmadan veda eder bu hayata. Kısacık hayatına kocaman bir dünya sığdırır. Daha bebekken başlar onun hüzünlü yaşamı. Anne 4 yaşındayken bir zorunlu göçle karşı karşıya kalır dört kişilik Frank ailesi. Yahudilik sebebiyle Almanya’nın Frankfurt kentinden Hollanda’ya göç etmek zorunda kalırlar. Amsterdam’daki yeni hayatları 2. Dünya Savaşı’na dek normal seyrinde ilerlese de, Hitler’in Avrupa’ya yıkımı getirmesi onların da huzurlu günlerine veda etmeleri anlamına gelecektir. Yıl 1942’dir, savaş tüm şiddetiyle kıta Avrupa’sında sürmektedir. Hitler, kendisine bağlı Nazilerle âdeta terör estirmekte ve gittiği her yere savaşı da götürmektedir. Onlarca devletin, milyonlarca asker ve sivil halkın etkilendiği savaşın yıkımı henüz yaşanırken çok fazla hissedilemez. Her insan kendi mevcudiyetini devam ettirme telaşına düşmüştür. Elbette en çok korkanlar ve gizlenmek zorunda kalanlar da Yahudilerdir. Zira
Adolf Hitler
’in Yahudiler’e karşı soykırım politikası yürürlüktedir ve hiçbir Yahudi’nin canlı bırakılmaması öngörülmektedir. Böylesi bir vahşeti insanlığa reva gören bir insanın varlığı şaşırtıcı değildir belki, asıl şaşırtıcı olan o insanın kitleleri manipüle etme ve peşine takma gücüdür. Bu, aradan geçen yaklaşık 100 yılda halen daha sorgulanır ve cevaplar aranır. Hitler’in düşünce yapısı analiz edilir.
Kavgam
adını verdiği kitabıyla inandığı davayı kendi cümleleriyle aktarır. Fakat hiçbir dava bir insanın canından daha kıymetli değilken, milyonlarca insanın hayatını karartmış olması onu hiçbir zaman insanlığın gözünde aklamayacaktır. Tarihin akışının Hitler’in ressamlığa devam etmemiş olmasıyla değiştiği söylenir, doğrudur belki de bu. Dünyayı kana bulayan bir adamın yol açtığı sayısız acı yaşanmayacaktı belki de. Fakat hayat keşkeler ve varsayımlar üzerinden ilerlemiyor ne yazık ki. Olanlar hiçbir zaman değiştirilmeyecek. Bu sebeple biz ölen milyonlarca insandan yalnızca birine, Anne Frank’a odaklanmaya devam edelim. Onun hayatı ekseninde yaşamını yitiren tüm savaş mağdurlarını anmış olalım. “Canım yazmak istiyor bir kere, sonra da, içimde gömülü kalan bir sürü şeyi gün ışığına çıkarmak en büyük arzum.” (sayfa 4) Anne Frank’ın yayımlanmış olan günlükleri 2 yılı biraz geçer. 14 Haziran 1942’de başlayan günlüğü,1 Ağustos 1944’te son bulur. Bu tarihten itibaren Anne Frank yaklaşık 7 ay daha yaşar. Fakat bu 7 ay insani koşulların dışındadır. Toplama kamplarından birinde, her gün ağır insanlık dramlarının yaşandığı bir yerde, görmek zorunda olduğu sayısız acı olayla birlikte tam 7 ay katlanır o hayata. Belki de o süre içinde birçok kez ölmeyi dilemiştir, bunu bilemeyiz ama toplama kamplarında yaşananları bildiğimiz için çok kötü şartlarda yaşamını sürdürmek zorunda kaldığını tahmin etmek zor değildir. Tam 2 yıl ailesiyle birlikte Amsterdam’da “gizli bölme”de kalır Anne. Bu ismi kendisi verir ve günlüğünde de sıklıkla bu şekilde anar yaşadıkları yeri. Saklanmak için gittikleri yer hayatları normalken babasının çalıştığı iş yeridir. Buradaki iyi insanların yardımlarıyla üst katlarda gizli bir bölme ayarlanır ve orada kalmaya başlarlar. 2 yıl boyunca insani ihtiyaçları yine Naziler’e karşı olan ve insanlıklarını yitirmemiş olan iyi insanlar sayesinde karşılanır. “Düşündüm de bu güneş ışığını, bu bulutsuz gökyüzünü gördüğüm sürece kendimi talihsiz bellemem saçma.” (sayfa 163) Okumayı seven bir insanın bir sonraki adımı üretmek olur genelde. Bunu Anne’de de gözlemleriz. Günlükleri boyunca birçok farklı türde birçok farklı kitap okuduğuna şahitlik ederiz ve birden fazla dili öğrenmeye çabaladığını görürüz. İçinde birikenleri ifade etmeye gelir sıra. Bunu yapmanın en kolay yolu da elbette günlük tutmaktır. Günlüğünün hemen başında şu cümlelerle hayatındaki kırılma anlarından birini daha ifade eder: “1940 Mayıs’ından sonra iyi günlere veda ettik. Önce harp. Yenilgi. Sonra Almanlar sökün etti. Derken biz Yahudiler’e bilinmedik çilelerin kapısı açıldı.” (sayfa 6) Özgürlüğün kalmadığı bir dünyada yaşamaya şükretmekle geçen birbirinin aynısı günler. Kısır bir döngüye hapsolmak, gökyüzünü doyasıya izleyememek, kapalı bir mekânda tam 2 yıl tutsak kalmak. İnsan hayatının kısalığı düşünüldüğünde cehennemin tasviri olsa gerek. Bir de Anne’in hayatının kısalığını düşündüğümüzde onun henüz yaşanmamış bir hayattan koparıldığını görmek son derece üzücü. Geleceğe dönük nice hayali de onunla birlikte yitip gitti ve bir insanın hayatı bir hiç uğruna yok oldu. Bunun gibi milyonlarcasını düşünmek ise insanlığın geleceğine dair umutlarımızı söndürecek kadar ağır bir his. Çocukluğunu doyasıya yaşayamayan bir kız çocuğunun ergenliğinin de karanlık bir hücrede geçtiğini görüyoruz. Yaşamın erken olgunlaştırdığı kişilerden biridir Anne Frank. Savaşın hüküm sürdüğü bir coğrafyada doğması ve büyümesi onun kaderidir. Tıpkı dininin kaderi olması gibi. Bu zorunluluk onun insanlara, çevresine ve dünyaya daha farklı gözlerle bakmasını sağlamıştır. Fakat buna rağmen günlüklerinde zaman zaman onun çocuksu yanına da tanıklık ederiz. Ergenlik hayatının buhranlarını yaşadığını ve anne babası ile olan iletişimlerinde kopukluklar yaşandığını anlatır günlüğünde. Onlarla birçok konuda farklı açılarda olduğunu, düşünce yapılarının uyuşmadığını söyler. İletişimle dahi aşamaz kimi konuları. Fakat annesine oranla babasıyla daha iyi anlaştığı da bir gerçektir. “…umutsuzluğun içinde çırpınırken sevinçli görünmek zorundayım.” (sayfa 166) “Kitty” adını verdiği bu günlüğünde mahrem anılarına da yer verir Anne Frank. Bir çocuğun mahrem anıları ne kadar olabilirse işte o kadar. Gizli bölmede kaldıkları diğer ailenin oğulları Peter’e olan sevgisini anlatır. Bu sevgi zamanla aşka dönüşür. Gizlenmelerinin ilk anlarında anlaşamayan ikilinin bir süre sonra çok iyi anlaşmaları ve yakınlaşmaları da yine dış dünyadan uzak olan insanın çevresindekilere daha fazla önem vermeye başlamasıyla açıklanabilir. Dayanak noktası azalan bir insanın çevresindekilere tutunma isteğine güzel bir örnektir bu. Günlükler boyunca Peter ile Anne’in gizli bölmedeki maceralarına tanıklık ederiz. “Peter de, ben de Gizli Bölme’de hayatımızın en düşünce dolu yıllarını geçirdik. Oturup gelecek günlerden, bugünkü halimizden, geçmiş zamanlardan söz ediyoruz.” (sayfa 257) Umutsuzluğa kapıldığı ve hatta bazen ölümü düşündüğü anlar olur Anne’in. “...arada bir keşke beni seven biri yüreklendirse beni” cümlesiyle bütün yalnızlığını ve iç sıkıntılarını dışa vurur. Dünyanın ağırlığı onun yüreğini sıkıştırıyor. Savaş ve Yahudi katliamlarından bahsetmemeyi tercih ediyor çoğunlukla. Akıl ve ruh sağlığını korumak için bunun elzem olduğunu söylüyor ve başta Yunan ve Roma mitolojisi odaklı olmak üzere birçok kitap okuyarak zihnini farklı konularla meşgul etmeye çalışıyor. Babasıyla dil öğrenmek için çalışmalar yapıyor ve kendisini ana konudan uzaklaştırmaya çalışıyor fakat savaş her zaman gelip onu bulmayı başarıyor bir şekilde. O da bir süre sonra kayıtsız kalamayacağını fark etmiş olacak ki, son olaylara dair kısa bilgilendirme notlarını iliştiriyor günlüğünün sayfaları arasına. Okuldan arkadaşlarını düşünüyor zaman zaman. Çektikleri sıkıntıları aklına getirerek vicdan azabı yaşıyor. Kendisi her ne kadar kısıtlı bir hayat yaşıyor olsa da, arkadaşları ve diğerleri için bunu sağlayamadığından dolayı üzüntü duyuyor. Kendini bir yanda unutulmuş, bırakılmış gibi hissettiğini söylüyor. “Gizli bölme”nin ağırlığı üzerine fazlasıyla çöktüğünde küçük bir perde aralığından gökyüzüne bakıyor ve yaşamaktan alıkonulduğu hayata karşı özlem duyuyor. Özgür olacağının hayalleriyle doğanın güzelliklerinin daha fazla farkına varıyor. “Kalbim küt küt atıyor, özlemlerimi ne zaman dindireceksin der gibi.” (sayfa 155) Bölmede gizlenen diğer insanların uyumsuz olması sebebiyle birçok kez zorluk yaşadığını da ifade ediyor Anne. Anlayışsız bir ailenin tartışmalarına maruz kalmak zaten zor olan yaşantılarını biraz daha zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Böyle anlarda radyo imdatlarına yetişiyor: “Dışarıdan gelen haberler kötüleşedursun, umudumuzu, direnme aşkımızı diri tutan radyonun o büyülü sesi oluyor. “Üzülmeyin,” diyor, sıkı durun; iyi günler ileridedir.” Çevrelerine bombalar yağarken ve çember giderek daralırken radyodan hem iyi hem de kötü haberler art arda gelir. Belirsizlik sebebiyle psikolojilerini toparlamakta güçlük çekerler. Gülmeyi unuttuklarını, yürek dolusu bir gülümsemeye hasret kaldıklarını ifade ettiği satırlarda tüm çaresizliğini ortaya çıkarıyor Anne Frank. Yakalandıklarına dair rüyalar da tüm bunların üzerine tuz biber oluyor âdeta. Uyanıkken bulamadığı huzuru artık uyurken de bulamıyor Anne. Elbette her insan gibi Anne’in de hayalleri var. Dans etmek, bisikletle gezmek, ıslık çalmak, dünyayı görmek, kendini genç ve hür hissetmek ve daha fazlası. Savaş bittiğinde artık dünyaya çok daha farklı bakacağının hayallerini kurar sürekli. Gizli bölmedeki günler üzüntüyle hatırlanacaktır fakat hayatta oldukları için aynı zamanda altın değerindeki günler olarak görünecektir gözlerine. Hatıra defteri tutmasının başlıca nedeni de budur. Savaştan sonra tüm bu sıra dışı anları yad etmek. “Kendi içime kapanıyorum ben. Onun için de bütün sevinçlerimi, üzüntülerimi, öfkelerimi hep bu deftere geçirdim. Bu hatıra defterinin benim için değeri büyük. Bazı yerlerinde geçirdiğim günler elle tutulur hale gelmiş, birçok yaprağı da laf ola şeylerle dolu ama böylece neler içinden geçtiğimi sonradan görebiliyorum.” (sayfa 133-134) Yaşının farkında olan ve savaş gerçeğiyle karşı karşıya kalan Anne Frank’ın düşüncelerinin olgunluğu kurduğu cümlelerden ve olaylara yaklaşma tarzından net bir şekilde anlaşılıyor. Küçük yaşta, dünyanın farklı noktalarındaki yaşıtlarının çok uzak olduğu meselelerin içinde kalan ve her günü cehenneme dönüşen bir hayat yaşayan Anne, neden insanlığın barış içinde yaşayamadığını eleştiriyor. Yaşanan bu kavga kıyametin ne için olduğunu sorguluyor. Yahudi olmanın ne gibi bir sorun yarattığını algılamaya çalışıyor. Elbette düşünceleri ona doğru yolu gösteriyor, her şeyin çok saçma olduğunu ve bir an önce sonlanması gerektiğini umuyor, bekliyor… İnsanlığın tepeden tırnağa değişmesi gerektiğini, ancak o zaman savaşların önüne geçilebileceğini söylüyor. “Tuhaf yer şu dünya!” diyerek de kendi bakış açısından gördüğü tabloyu özetliyor. “On dört yaşımda olmama rağmen ne istediğimi, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biliyorum. Kendime göre düşüncelerim, amaçlarım, ülkülerim, ilkelerim var. Ben yaşta bir çocuğun ağzından çıkacak söz değil belki ama kendimi büyümüş, herkesten bağımsız bir insan belliyorum.” (sayfa 186) Okumayı seven, sanat tarihine, ozanlara, ressamlara ilgi duyan Anne’in gizli bölmedeki en büyük dostları kitaplardır. Çok kısıtlı imkânlarda yaşadığı için dışarıdan gelecek olan her kitap onun için altın değerindedir. Yazmayı da sever ayrıca Anne. Günlük haricinde kısa öyküler yazarak ailesine okutur ve ileride özgür bir hayata kavuştuğunda burada yaşadıklarına dair otobiyografik bir roman yazmanın hayalini kurar. Savaşın ardından gizli bölmedeki kişilerden yalnızca babası hayatta kalır ve Anne’in bu düşüncesinden yola çıkarak bu günlükleri yayımlama kararı alır. Birinci gözden, son derece değerli belge görevi gören bu günlükler o günden beri bir simge haline gelir. “…bu savaş beni yaşlandırdı, olgunlaştırdı.” (sayfa 234) Bir Anne Frank geçti bu dünyadan. Eksik kalan bir hayattı onunkisi. Yaşadığı kısmı ise sıkıntılar içinde ama umut dolu. Savaşın tüm gerçeklerini yüzümüze çarpan bu günlük sayesinde kendisi küçük ama kalbi kocaman bir kız çocuğunun hayatına tanıklık ediyoruz. "Öldükten sonra da yaşamak istiyorum" cümlesini kurarken belki de çok yakında öleceğini hissetmişti. Yazdığı günlüklerle kendisini ölümsüzlüğe kavuşturdu. Bir simge haline gelerek savaşlarda hayatını kaybedenleri insanlığın kolektif hafızasına taşıdı. Gizli bölme olarak adlandırılan yerdekiler bugün kim olduğu henüz net olarak saptanamayan biri tarafından ihbar edildi ve Frank ailesiyle birlikte diğer kişiler de yakalandı. Onlara yardım eden iki kişi ile birlikte bölmede saklanan herkes farklı toplama kamplarına gönderildi. Anne'in babası Otto Frank büyük bir şans sonucu hayatta kaldı ve Naziler'in baskınında bölmede kalan günlük bir şekilde ona ulaştırıldı. Okudukça kızının bambaşka yönlerini keşfeden Otto, arkadaşlarının ısrarları sonucu günlüğü yayımlama kararı aldı. "Her bakımdan güçlü, yürekli olmak ne zor şey!" (sayfa 269) Anne ve ablası Margot, çalışabilecekleri düşünülerek Bergen'deki toplama kamplarına götürüldü. İngilizler'in birkaç hafta sonra özgürlüğüne kavuşturacağı kampta tifo hastalığından dolayı öldükleri biliniyor. Anne'in annesi Edith Frank ise Auschwitz'te açlık ve yorgunluk sonucu ölür. Baba Otto Frank aileden hayatta kalan tek kişidir. 3 kişilik Van Daan ailesi ve yanlarına sonradan katılan diş hekimi Dussell de savaşın sonunu göremeyen kişiler arasındadır. Anne Frank da dahil olmak üzere toplamda 8 kişinin yaşam mücadelesi verdiği bu yer günümüzde Amsterdam şehrinde “Anne Frank Müzesi” olarak varlığını sürdürüyor. Ziyaretçiler müzeyi gezerek o anları hissediyor ve Anne’in yaşamını hüzünle anıyor. 2. Dünya Savaşı öykülerini sinemada görmeye alışkınız. Shindler's List (1993), The Pianist (2002), Saving Private Ryan (1998), Hacksaw Ridge (2016), Dunkirk (2017) bunlardan yalnızca bazılarıdır. Kitapların dünyasında da bu yıkımı en iyi anlatanlar arasında
Anne Frank'ın Hatıra Defteri
geliyor elbette. Türkiye'de birçok yayınevi tarafından yayımlanmış olan günlüklerin Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndaki çevirisi ise
Can Yücel
'e ait. Modern Klasikler dizisi kapsamında yayımlanan kitabın edebi anlamda herhangi bir iddiası bulunmuyor tabii ki. Küçük bir kızın "ötekiler arasında" verdiği bir yaşam mücadelesi bu. Son derece yalın ve okurken insanı hüzne boğan cinsten. Savaşların olmadığı bir dünyaya ulaşmak dileğiyle... Keyifli okumalar dileği iletemeyeceğim bir kitap daha. Bu sebeple, bilinçli okumalar diliyorum. “Dünyanın bir uçuruma gittiğini, hepimizi süpürecek yıldırımların yaklaştığını görüyor, milyonlarca kişinin çilesini içimde duyuyorum, gene de gözlerimi göğe kaldırdığım zaman her şeyin bir gün düzeleceğine, bütün bu hunharlıkların sona ereceğine, barışın üstün geleceğine inanmamaktan kendimi alamıyorum.” (sayfa 270)
·
5 yorumun tümünü gör
284 syf.
·
30 günde
İç temizliği, yürek te­mizliği insanı güçlü kılıyor.
"Sana saatlerce savaşın getirdiği acılardan söz edebilirim ama bu benim daha da fazla üzülmeme neden oluyor. Olabildiğince sakin bir şekilde bu sıkıntıların bitmesini beklemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok. Hem Yahudiler hem de Hıristiyanlar beklemedeler, bütün dünya bekliyor. Ve birçoğunun beklediği tek şey, ölüm." Anne Frank 'ın Hatıra Defteri Bu incelemeye böyle bir alıntı ile başlamak istemezdim. Kitabın son sayfasını kapattığımda hissettiğim duygu kırgınlık .. Çok yakınımı kaybettiğim duygusu.. Çok zamandır bekletiyorum bu kitabı okumak için.. Diyordum ki 14 yaşında bir kız ..Biliyoruz ..Hitler zulmünü, Yahudi soykırımını anlatmıştır* şeklinde düşünüyordum. Ama ilk satırlardan itibaren duygu ve düşüncelerini tüm çıplaklığı anlatması, çarpıcı dili öyle etkisi altına aldı ki beni son sayfayı kapattığımda tıkandım. Ve bir yumru oturdu içime.. Anne 12 Haziran 1942 de itibaren günlük tutmaya başlar; ilk söz " Umarım sen benim için büyük bir huzur ve destek kaynağı olursun" Her günlük " Sevgili Kitty" diye başlar. Anne, 1944 baharına kadar yazdıklarını sadece kendisi için yazar. Sonra Alman işgali altındaki Hollanda hakkının acılarına tanıklık eden her şeyin kamuoyuna tanıklık edeceğini düşünerek günlüklerini düzenler ve savaştan sonra bir kitap olarak yayınlamayı düşünür. Ancak bu günlüklerin yayımlamak kendisine kısmet olmaz. Gizli Evde saklanan sekiz kişiden sadece baba Otto Frank kurtulur. Anne, kız kardeşi ve anneleri toplama kamplarında tifüs salgınına yenik düşerler. Baba Otto Frank Kızı Anne' nin yazar olma isteği düşünerek günlüklerin yayımlanmasına razı olur. Anne' nin tutkuları, yaşama azmi, umutları okumaya değer.. Bu incelemeyi yüreği büyük Anne'nin son günlüğünden birkaç alıntı ile bitmek istiyorum. .. gözüpek birisiyim, kendimi güçlü his­sediyorum, her türlü sıkıntıya hazırım, kendimi öyle hür, öyle genç hissediyorum. Bunu ilk kavradığımda pek se­vinmiştim , çünkü artık hemen herkesin başına gelen ters­Iiklere daha kolay karşı duracağımı, önlerinde boyun eğmeyeceğimi gördüm. .. ..İçimden geldiği gibi hare­ket ettim, kafamın dinç olması için uygun gördüğüm yolu seçtim. Bu arada zaten işarete bakmacasına, derme çat­ma kurduğum huzur, güven yapısını başkalarının ten­kidine açık bırakmış olaydım, çoktan tepetaklak gitmiş­tim... "İşin derinine gidilirse gençler yaşlılardan çok daha yalnızdır." Biz gençler için ülkülerin sarsıldığı, yerle bir edildiği, in­sanların en kötü yanlarını ortaya vurduğu, doğru yoldan ayrıldıkları, Tanrı inancının zedelendiği böyle bir çağda ayakta durabilmek, kendine çizdiği yola bağlı kal­mak çok daha güç. Çağımızın güç­lüğü bu: Ülküler, düşler, umutlar tomurcuklanıyor içimizde ama korkunç gerçeğin yumruğunu yiyip dağıtmak üzere ... ..kim ne derse desin, insanların aslında iyi olduklarına inanıyorum. Umut­larımı kargaşadan, ölümden, yıkımdan kurulu bir te­mel üstüne kuramam ya! Dünyanın bir uçuruma git­tiğini, hepimizi süpürecek yıldırımların yaklaştığını gö­rüyor, milyonlarca kişinin çilesini içimde duyuyorum, gene de gözlerimi göğe kaldırdığım zaman her şeyin bir gün düzeleceğine, bütün bu hunharlıkların sona erece­ğine, barışın üstün geleceğine inanmaktan kendimi ala­mıyorum. Burda yaşadıkça ülkülerime bağlı kalmam gerek. Bel­ ki onları uygulayacak, gerçekleştirecek gün gelecek. Anne Frank "Öldükten sonra da yaşamak istiyorum. Onun için Tanrıya bana bu vergiyi bağışladığı, kendimi geliştirmek, yazıyla kendimi, içimdekileri anlatmak kolaylığını ver­diği için dualar ediyorum." Bu kitabı bu kadar geç okuduğum için pişmanlığımı ifade ediyor ve mutlaka okunması gerektiğini de söyleyerek Anne Frank a istemeden veda ediyorum. Ben yazmak ve daha da önemlisi, kalbimden geçen bir sürü şeyi ortaya dökmek istiyorum.* Değerli bir okuma yaptım. Tavsiye ederim. Okumanızı dilerim. Dünyada böyle bir zulmün tekrarlandığını görmemek dileğimle ... İyi okumalar
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42