Attila İlhan

Attila İlhan

YazarÇevirmen
8.3/10
3.192 Kişi
·
14.206
Okunma
·
2.507
Beğeni
·
51854
Gösterim
Adı:
Attila İlhan
Tam adı:
Attilâ Hamdi İlhan
Unvan:
Türk Şair, Romancı, Denemeci, Gazeteci ve Eleştirmen
Doğum:
Menemen, İzmir, Türkiye, 15 Haziran 1925
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 11 Ekim 2005
Attilâ İlhan (15 Haziran 1925 - 11 Ekim 2005), Türk şair, romancı, denemeci, gazeteci ve eleştirmen. Entelektüel çalışmalarıyla Türk edebiyat ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuş bir aydındır. Hayatı 15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. Tam ismi, Attilâ Hamdi İlhan'dır. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkânlarıyla yayımladı. Tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan'ın ağabeyidir.
"- ... Savaş korkunç, çok korkunç, çünkü hep alır, ya hiç vermez, ya da acılar verir, katlanılması güç acılar."
Attila İlhan
Sayfa 34 - Bilgi Yayınevi - 1 Baskı - 1978
Bir de ne, ayak üstü uydurulmuş sözlerle, durup durup başladıkları duruma çok uygun o türkü, Plevne türküsü:

"Olur mu böyle olur mu,
kardeş kardeşi vurur mu?
Kahrolası diktatörler,
bu dünya size kalır mı?"
Attila İlhan
Sayfa 368 - Bilgi Yayınevi - 1 Baskı - 1978
160 syf.
·Beğendi·10/10
Attila İlhan; kelimenin tam anlamıyla “ bu topraklara ait” bir şair,yazar,romancı,gazeteci, fikir adamı.

Doğu-Batı meselesinin üzerine kafa yoran, hayatı da bizzat bu meseleyle yoğrulmuş, “hangi?” sorusunu çeşitli mevzularda kitaplarıyla sormuş, başka türlü bakabilmiş adamlardandı. Rahmet olsun..

Hani Neşet Ertaş eserleriyle Türkiye’yi nasıl anlayabiliyorsak, Attila İlhan için de durum yaklaşık böyledir. Bazı adamlar ortak değerimizdir. Hayatını merak edenler detaylı araştırabilirler. Can Yücel’le çocukluk arkadaşı, Sadri Alışık’ın kayınçosudur mesela. Başta Paris yılları olmak üzere( ki Avrupanın iç yüzünü çok genç yaşta tanımasına vesile olmuştur) çok maceralı uzun bir ömür. Atatürk'ü de en iyi anlatan adamlardandır, siyasete politikaya da kafa yoran adamlardan.

Batı'nın Deli Gömleği ve hangiler zinciri..

Hangi Batı

Hangi Atatürk

Hangi Sol

Hangi Sağ

Hangi Seks

Hangi Küreselleşme

Hangi Laiklik

Şiire gelirsek, şiiri de bir Türkiye tablosudur. Modern Türk şiirinde hem kendine özgü hem de her şairi biraz anımsatan şairdir. Hem çevresini hem hayatı çok iyi gözlemlemiş, insanı, insanın ruhunu ve derinliğini çok güzel anlatmıştır.
"Ben sana mecburum" kitaba ismini veren, herkesin en az bir kere okuduğu, ülkemizde en sevilen şiirlerin başlarında gelir. Ben biraz daha az bilinen şiirlerinden bahsetmek istiyorum bu kitaptaki.

Belma Sebil (Seni ben Kallavi sokağında gördüm) ah ki ah. Bir hayalin, bir derdin, bir sevdanın peşinden böyle gidebilmek. Sanırım henüz çok genç yaşta olanların veya genç hissedenlerin harcı olsa gerek.. Bir video hazırlamışlar ,şiir müzik ve fotoğraflarla çok da uyumlu ve güzel olmuş.Kısa bir şiir ama ne şiir, dinleyiniz..
https://www.youtube.com/watch?v=sXF9CWOmKiI

Bir de öyle şiirlere rastladım ki bu kitapta , kendisinin çok sevdiği "hangi" ifadesiyle, "Hangi Attila İlhan " diyesim geldi. Şu dizeleri İslamcı, dindar,muhafazakar gibi sıfatlarıyla tanınan Sezai Karakoç veya Cahit Zarifoğlu yazdı deseler, bu şairleri tanıyanların da sanırım bana hak vereceği gibi hiç kimsenin en ufak kuşkusu olmazdı. İşte en başta bahsettiğim " bu topraklara ait olma " meselesine en iyi örnek.

yazılmışsa biz dahi
azrailin ekmeğinden tadacağız
şehitlik mertebesini
yaşamak cihetine makbul tutacağız
...
ateşin başına oturdular
önce bir soğan kırdılar
dut pekmezi ve yoğurt sordular
bıyıkları tekmil ayaktaydı
müslüman ve hilal biçiminde
sonra erkekçe yatsıyı kıldılar
...
kadınla çocuk arası bir genç kız
yalnızca başı örtülü
ehramsız
yağmurun çalışkanlığına aldırmadan
akşam namazına çökmüş
tertemiz bir hüzün
kirpiklerinde parlayan

Bir de "sen beyaz bir kadınsın" şiiri var ki bence en özel olanlardan biridir. Bu şiir için de emek verip hoş bir video hazırlayanların eline sağlık demeli.

https://www.youtube.com/watch?v=RTtjZMAYZH8

Daha pek çok şiir var bu ve diğer kitaplarında, internetten de rahatlıkla bulup okuyabilirsiniz zaten. Tanımadığımız yazarları tanımaya, tanıdıklarımızı da yeniden hatırlamaya her daim ihtiyacımız var. Adına kurulmuş bir vakıf da var ,
http://tilahan.org

Son sözü şaire bırakalım, 2005 yılında göçtü bu alemden, cenazesine de katılmıştım. Geriye ölmez eserler kaldı..


son umut kırılmıştır
kaf dağı'nın ardındaki
ne selam artık ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
çeşmelerden akar sinan
an gelir
lâ ilâhe illallah
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarlıktır zaman
şairler dolaşır saf saf
tenhalarında şiir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
tahrip gücü yüksek
saatlı bir bombadır patlar
an gelir
attilâ ilhan ölür
160 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Attila İlhan için yapılan videolarda, yazılan yazılarda girizgah genellikle şu sözlerle yapılır ya: kimi zaman ayrılık da sevdaya dahil dedi kimi zaman da ben sana mecburum.. Beğenirim bu girişi ve ben de iliştireyim incelememe.
Her konuda güzel bahsedilir ondan. Zamanında siyasi olaylardan başı yanmış olsa da Nazım aşkına..
Her duyguyu zirvelerinde yaşayan usta biri.. Ayrılığın da en hasını yazar sevdanın da. Kırgınlığın, umudun da.. Onun şiirlerini anlamak için her şairde olması gerektiği gibi hayatına bir göz atmanız lazım.
Her yazılmışlığın bir yaşanmışlığı vardır.
Örneğin attila'nın pia sı.. Her zaman en sevdiklerim arasında olacak. Herkes onun şiirlerini sevmek zorunda değil. Yoğun yazar, bütün anlamları eritip dizelerine akıtır. Bir değil bir çok yönü vardır. Aşk, sevgi, ayrılık olduğu kadar vatan , millet , özgürlük de vardır şiirlerinde. Mustafa Kemal'i çok görürüz, ulusal direnişi, kuvayi milliye yi, halk arasından civanları.. Kendisi 15 haziran 1925 te İzmir'in menemen ilçesinde doğdu. Yunan'ın İzmir'e çıkartma yaptığı zamanlarda kurşunlar arasında çocukluk zamanı yaşadı, tabi ne kadar çocukluk zamanı denirse.. Şiirle ülfeti dedesi zamanından geliyor, dedesi saraydan bir takım şehzadelerle arkadaşmış ve şiir yazarmış.. Yanlış hatırlamıyorsam babası divan edebiyatı yazdığı için Attila'yı beğenmezdi. Ama bu bilgi kafamda silik vaziyette, yanlış aktarmak istemem.
Nazım Hikmet'in şiirini aşık olduğu bir kıza yazıp verdi ve okul dolabında bu şiir yakalanınca hapse düştü. Malum o zamanlar okul yönetimi de pek sıkı. Bu da onunla ilgili ekstra bir bilgi olsun.
Anadolu nun çeşitli yerlerinden Paris e kadar uzanan bir geçmişten bahsetmek mümkün.
Bu bilgileri yazmamdaki amaç onu biraz olsun anlatmak. Şiirleri bu şekilde daha bir değer taşıyor çünkü.. Elbette sadece inceleme yazmalıydın diyenler olabilir, zaten bu bir biyografik yazı olsaydı sayfalarca sürerdi. Sadece inceleme olsaydı da bir anlam taşımazdı bence.
Noktalama işaretleri ve büyük harf kullanmadığını söylemeden geçersem olmaz. Bunda şahsına münhasır.. tabi bu tarzda yazmaya başlayan kimseler de oldu/olmuştur.

Ben sana mecburum, çok naif bir kitap bence.
Ben hayatını didik didik araştırıp okuduğum öğrendiğim ve tez hazırlar gibi titizlikle yazarak sunum yaptığım için daha bir farklı bakarım ona. Dediğim gibi, herkes sevmek zorunda değil ama okuyun derim. :)
Dizelerinde ne hikâyeler anlatır..
Kendinizden bir şeyler bulacaksınız elbet.
Mevzuu bahis Attila olunca sayfalarca yazabilirim ama ne kadar yazsam da hep eksik kalacak bilirim.
"ben sana mecburum" gibi harika bir imgeye zaten laf yok.. Diğer enfes imgelerinde olduğu gibi..
Daha ne diyeyim, daha nasıl anlatayım, umarım bir nebze olsun sizlere aktarabilmişimdir onu..
:))
Herkese keyifli okumalar..
126 syf.
·2 günde·9/10
Aşk ile sevgi arasına sıkışmış yaralı yüreklerin feryadını dinlemek gerekiyor kanımca. Kalbin derinliklerindeki küçücük bir noktaya ne kadar büyük sevdalar sığdırıyor insan. İşte o küçücük noktada inanmak, yaşamak, duyumsamak ve sevmek nazarıyla belki milyonlarca duygu saklı. O milyonlarca duygunun içinde bir tanesi öyle tutkulu olur ki sanki yüreği vücudun dışına çıkaracak.

Bilmiyor ki kalp durursa beden ölür. Ölüm bile ona ağır gelmiyor sevdanın ötesinden. Yazılmış kaderin bir parçası olmaya çalışıyor işte. Sabah uyanıyor karşısında sevdiği, akşam ölüyor yine o vazgeçemediği. Uyudum, öldüm sanıyor çünkü ona dediler ki, “uyku ölümün kardeşidir”. Uyudum kurtuldum sanıyor. Bilmiyor ki uyandıktan sonra bir daha yumacak gözlerini bu hayata. Oysa rüyasında ne güzel de kavuşmuştu sevdiğine. Ama işte hazin son yine gözlerinin önünde.

Şimdi beyin ile kalbin savaşı başladı işte. Kalp ona doğru akarken beyin yollarını kesmeye çalışmakta. Neden bu kadar korkuyor ki beyin bu aşktan. El şaşırmış durumda. Kalp “ara onu!” diyor, beyin ise “sakın ha!” El titriyor, el kararsız.

Beyin lafa giriyor; “çık dışarı hava al unutacaksın!” Hızla koşuyor kapıya, atıyor kendini en yakındaki bir parka. Her şey yoluna giriyor derken esmer güzeli sevdiği çıkıyor karşısına. Gözler kaçamıyor, beyin baskı yapıyor, kalbi hiç ama hiç sorma. Bu defa kararlı, yaklaşacak ve konuşacak onunla. Beynin endişeli vesveseleri iş başında. Ama dinlemeyecek bu defa. Varıyor kızın yanına. Tam ismini söylecek, kız dönüyor sağına ve işte beynin zaferi. Ve işte kalbin yıkımı. Göz, yaşlarıyla şunu anlatıyor kalbe. “Kimi görsem sensin!” Kalp cevap veriyor düzensiz atışlarıyla. “Kimi sevsem sensin!” Beyin kahkaha atıyor hala...

İşte size bu kitabın hikayesi…

Saygılarımla…
684 syf.
·47 günde·8/10
Bu söz çok sevdiğim hocama ait. Hocamız bu şiirin Attila İlhan'ı gölgelediğini,araştırmacı,
gazeteci özellikle romancı kişiliğini geride bıraktığını söylemişti.Yazarın romanlarını okumaya başladıkça hocamın sözüne daha çok hak vermeye başladım.

Bu incelemede Kurtlar Sofrası'ndan çok Attila İlhan'in romanlarına genel olarak bakmak istiyorum.

Her Anadolu genci herhalde "Ben Sana Mecburum"u bir kez okumuştur.Attila Ilhan deyince ilk akla gelen şey. Markanın zamanla ürünün önüne geçmesi gibi bu dizeler de şairin önüne geçmiş.Hadi olsa olsa bir de "Gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu..."
Romancılığı tabi ki de şairliği kadar iyi değil ama ROMANLARİNİ DA MUTLAKA OKUYUN DERIM. Sitede gördüğüm kadarıyla okunma oranları çok düşük.

Ve okumaya bu eserle başlayın.
Attila Ilhan romancılıga basladiğı zaman kendi roman anlayışını nedenleriyle birlikte açıklamıştır:
"Bence yirminci yüzyılın romancısı okuyucusunun bir sinema seyircisi olduğunu bir an bile hatırından çıkarmamalıdır(...)

Bu sebeple yazar,hareket ve eyleme önem verir,gündelik çizgilerden hoşlanmaz.
Romanın gözlem ve monologdan ibaret olmaması gerektiğini vurgular.

Aynı dönemde eser verdiği toplumcu-
gerçekçi yazarları çok sert bir dille eleştirir. Köy gerçeklerini anlatan bu eserlerden neredeyse nefret etmektedir ve moda olmasından yakınmaktadır.Tarzlarını kuru,
yavan bulur.Bireyi savsakladıklarını düşünür.
Hepsinin birbirinin tekrari olmasından yakınır.
Romanı ideolojilerinin esiri yaptıklarını söyler.

Nedeni:

Köylünün dar kafalı olduğunu düşünür ve değişimin köyden başlayamayacağını savunur(Kaynak:Sokaktaki Adam Önsözü)
Bu düşüncesini dış kaynaklarla destekleyerek açıklar.

Değişim ona göre ara bir yerden şehirde yaşayıp da şehirli olamamış,Batı kültürüne adapte olamadıkça kendi kültürüne de yabancılaşmışlardan başlamalıdır. Kahramanları da çogunlukla bu yöndedir.

Benim fikrim:

Yazara bireyi öne koyduğu için katılıyorum. Değişim evet,bireyden başlar.Toplumcuların bireyin psikolojisini ihmal ettiklerini fark etmişimdir hep.

Öte yandan hepsinin aynı olduğunu düşünmüyorum ve köy insanına bu kadar tekrar tekrar anlatmalarından rahatsız değilim. Köyün yoksulluğundan bahsedip dram yaratacak değilim ama o cahillik böyle göze sokulmalıydı ancak.Yaşar Kemal,Fakir Baykurt, Talip Apaydın vs. bunlar köy çocuklarıydi ve en iyi bildikleri şeyi anlatacaklardı.Attila Ilhan şehirde büyümüs belki sıkılması bir yandan da bu yüzdendir.Genelde gözlemlediğim köyde büyüyen köy edebiyatını daha çok sever. Ayrıca belli bir seviyede kaldikça edebiyatta ideolojiye de karşı değilim.

Attila İlhan'ın o dönemde yeni bir anlayışı temsil etmesini de takdir ediyorum.Zira onun roman tarzı teknik ve içerik olarak bir çok yazarı etkilemiş ve ortaya doyurucu eserler çıkmış.

Onun ilk okuduğum romanı:NE ISTEDIĞINI BİLMEYEN AMA NE İSTEMEDİĞİNİ BİLEN ADAM sloganıyla yaratılmış olan "Sokaktaki Adam"dı.Biraz üniversite yaşlarının vermiş olduğu romantik kafanın etkisiyle de birlikte slagona bayılmış,eseri sevmiş Kamarot Hasan'a neredeyse aşık olmuştum.

Daha sonra Atatürk'ü anlattığı Gazi Paşa, Fena Halde Leman,Zenciler Birbirine Benzemez ve Bıçağın Ucu'nu okudum.

Attilla İlhan'ın siyasetiyle,sosyal çalkantılarıyla birbirinden çok farklı insanlarıyla bir dönem panaroması yaratmaya çalıstıgını fark ettim.Bu yönüyle onun eserlerini tarihi bir roman tadıyla okumak da mümkün oluyor.

Arada kalmışları,toplum dışına itilmişleri, yalnızları çok seviyor. Umutsuz aşıkları,kodamanları,halkın kanını emenleri, baba parasiyla eğitim alıp topluma yararlı(affedersiniz ama ancak bu şekilde anlatılır) olması gerekirken bir boka yaramayanları, sapıkları, gayleri, fahişeleri, pezevenkleri,sevicileri(özellikle bu gruba takıntısı var gibi) bohemlik taslayanları,gerçekten yalnızlaşanları ve toplum ilerlemesi için çabalayanları...

VE KURTLAR SOFRASİ:

Çok sevdim.Tatildi,memleketti,çocuklardı derken okumam uzadı.Bir ayı aşkın bir sürede içli dışlı olduk.Her seferinde bir zaman doğsa da esere kavuşsam diye bekledim.

Iyi bir şair iyi bir roman yazarsa elbette dili sıkıcı olmaz.Hiçbir yerde karşılaşılmayan benzetmeler dolu hatta benzetme olmayan cümle neredeyse yok.Örneğin bir sigara yaktı diyecek:"Bir sigara elinde kırmızı parladı"diyor

İmgelerin ve benzetmenin tadını biraz kaçirmış ama ben rahatsız olmadım.

NE GÖRDÜM :

Herbiri birbirinden farklı kalabalık kadroyu...

Aşkın her türlüsünü... muhteşem bir şair anlatımıyla olağanüstü benzetmelerle...

Cumhuriyet sonrası Türkiyesi'ni gerilemesiyle, yobazlaşmasıyla,ne batılı ne doğulu olamayışıyla, kokuşmuşluğuyla...

Kötümser bir havada yazılan romanda çözüm de ülkenin Kuvay-ı Milliye ruhuyla düzeleceğini savununan bir Mahmut vardı. Bir de tespitleriyle Hüsnü Faik karekterinin zihninde gezinen bir ATATÜRK...

Atatürk zaten romanın yazıldıgı zamanlarda vefat etmiş çoktan Mahmut da öldürüldü. Kafamızda soru işaretiyle kaldık.

Yazarda gördüğüm bir farklılık şöyle: Birkaç karakter birden çok romaninda yer alıyor.İş Bankası Yayınları baskısında bu karakterler dip not ile belirtilmiş.

Böyle kalabalık bir kadro ile boyle uzun bir roman yazmak kolay değil bence. Ben bu basarıyı Mithat Cemal Kuntay'in Üç İstanbul romanında da görmüstüm.Iki eseri benzettim. Yazar etkilenmiş olabilir.

Öte yandan Ümid'in Mahmut öldükten sonra onun notlarına bakıp onu yeniden yaşaması ve onunla konuşmasını Tutunamayanlar'daki Selim ile Turgut'a benzettim.Bu eser bu yönüyle Oğuz Atay'ı etkilemiş olabilir.
100 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Okuduğum ilk Attilâ İlhan kitabı.Kitabı bitirdikten sonra tüh keşke tersten okusaydım dedim. “Meraklısı İçin notlar” bölümü var yaklaşık son 10 sayfayı kapsıyor.Yazar orda şiirlerin duygularından, hayatındaki öneminden hangi şiiri ne amaçla yazdığından bahsediyor.Onları okuduktan sonra şiiri okumak daha anlamlı.Genel olarak beğendim ve diğer kitaplarını da alıp okurum mutlaka.

“Gözlerin gözlerime değince
Felâketim olurdu ağlardım
Beni sevmiyordun bilirdim
Bir sevdiğin vardı duyardım...”

“Ellerini saçlarıma dolaştırma
Parmakların dudaklarıma değmesin
Bu ağaçlar böyle yeşil giyiyorlar
Bu yıldızlar gözlerine doğuyorlar
Ellerini saçlarıma dolaştırma
Nefesin avuçlarıma esmesin
Yoksa yine yolcuyum...”
426 syf.
·6 günde
Attila İlhan büyük şairlerimizden biri olarak bilindiği gibi, pek bu yönüyle anılmayan şairliğinin yanı sıra çok gerçekçi bir fikir adamıdır. Hangi Atatürk kitabı ile temelde Atatürkçülük ve Kemalizm hakkında derin bir analiz yapıyor.

Şimdilerde sağda solda Atatürk’ün izinde olduğunu iddia edenler; Atatürk’e isyan bayrağı açanların eserleriyle bilenmekte, milli değerleriyle çatışmakta, marjinal ve bozguncu siyasetin militanlığını yapmaktadırlar. Size diyeceğim şu ki buyrun eleştiriye açıksanız bu kitabı okuyun. Zaman zaman “acımasızca eleştirileri” denilen bu kitabı anlatılan olaylar çerçevesinde düşününce Attila İlhan’ın anlattıkları bana hiç acımasız gelmedi. Bakın bu konu hakkında kitabında bahsettiği gibi kendisi ne diyor;
“Türkiye’de sağın da, solun da Mustafa Kemal’e ba­kış açısı, nesnel gerçeklere, tarihsel verilere dayanmıyor, ‘kuyruk acılarına’ dayanıyor.”
Ağzına sağlık çok da doğru diyor. Atatürk’ü şekilciliğe indirmeye çalışanlar tarihsel verilerden bir haberler. İşte o zaman tam anlamıyla bir kuruluş ayarlarına dönme ve zamanın şartlarıyla anlama kitabı.(tabi anlamak isteyene)

“Atatürk’ün devrimleri”, Attila İlhan’ın deyimiyle aynı zamanda “halkın devrimi”nin ardından küllerinden doğan bir milletin, çağdaş uygarlığa ulaşma yolunda gösterdiği çabanın, Kemal Paşa’nın aramızdan ayrılışının ardından yeniden kültürsüzleşmeye yöneldiği, sindirilmek istendiği Türkiye’nin geldiği noktayı çok güzel bir şekilde gözler önüne seriyor kitap.

Ulu Önderimiz hakkında okuduğum en etkileyici dahasıyla en bilgilendiri kitaplardan biri oldu benim için. Bizimde zaman zaman yanılarak şekilciliğe indirgediğimiz Mustafa Kemal fikirciliğini, metalaştırmadan Atamızı gerçekten anlayarak izinden ilerleyebileceğimiz günler görmek adına muhakkak okunmalı..

Bu kitapta geçmeyen fakat Attila İlhan’ın çok sevdiğim Mustafa Kemal şiirinden küçücük bir parçayla sözlerimi noktalamak istiyorum... :)



diz dövdüm
gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna
sakarya'nın suları nâmın söyleşir
hemşehrim sakarya öksüz sakarya
ankara'dan uçan kuşlar
kemal'im der günler günü çağrışır
kahrolur bulutlara karışır
gök bulut yaşmak bulut
uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
divan durmuş bekleşir
mustafa'm mustafa kemal'im
nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
şol yüzünde güneş südü sıcaklık
ellerinden öperim mustafa kemal
senin dalın yaprağın biz senin fidanların
biz bunları yapmadık
sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
elsiz ayaksız bir yeşil yılan
yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
çün buyurdun kesenleri astılar
sen uyudun asılanlar dirildi
mustafa'm mustafa kemal'im
...
110 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Şimdiki şiirlerde, şarkılarda anlatılan aşklardan çok farklıdır Attila İlhan'ın. "Seni seviyordum ama geçti" değildir.
Hani şimdi kim bekler ki
"Sanmistik ki ikimiz yeryuzunde ancak birbirimiz icin variz
İkimiz sanmistik ki tek kisilik bir yalnizliga bile rahatca sigariz" gibi iki dizeden sonra "hic yanilmamisiz" gelsin...
160 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yaşanmışlık kokan şiirleri olan bir ustanın, işinin ehli bir kişinin kitabı “Ben Sana Mecburum”. Bir şiir derlemeler kitabı. Baş üstünde taşınan şiirlerin toplandığı bir kitap. İçerisinde bulunan pek çok yayınlanan şiir klibi haricinde ben sana mecburum şiiri ulusal başarıyı aşmış, dillerde dolaşmış ve piyes haline getirilmiş. Ben Sana Mecburum kitabı bu ve bunun gibi pek çok başarılı şiiri içeren bir kitap

Şiir yazmak, daha doğrusu duygularını hislerini şiire dökmek bambaşka bir şey...
Şiiri herkes sevmez, okumaz, okuyamaz, anlamlı bulmaz. Ama ben "şiirin kalbin aynası" olduğunu düşünüyorum. Ve gerçekten duyguları mısralara işleyipte okuyucunun beğenisine sunmak sıradan birşey değil. 

Atilla İlhan da mısralara işlemiş, düşüncelerini, duygularını. Birbirinden bağımsız gibi duran ama kendini kaptırınca akışına kapılıp illa bir yerde yolunu diğer şiirlerin içinde kesiştiren, harflerin büyülü dünyası ile karşılaşacaksınız. Keyifle okuyun
168 syf.
·Beğendi·10/10
Attila İlhan'ın şiirleri birazcık ruhumuzu yorsada ,kalbimize huzur verici bir yorgunluktur. Eserdeki şiirler insanın mutluluklarını,kederlerini, korkularını, aşklarını, acılarını anlatan duygular üzerine yazılmış dizelerle dolu.Adeta dokunduğunuz her şiirde o duyguyu o anlatımı içinde hissederek yaşıyorsunuz.
Duygusallığı içinizin derinliklerine inerek ruhunuza hissettiren, klasik şiirlerinden oluşan kitabı...Üstadın muhteşem eserlerinden biri okunmalı, okutulmalı,ezerlenmeli tavsiye ederim.

Ne kadınlar sevdim zaten yoktular / yağmur giyerlerdi sonbaharla bir / azıcık okşasam sanki çocuktular / bıraksam korkudan sanki gözleri sislenir / ne kadınlar sevdim zaten yoktular / böyle bir sevmek görülmemiştir

Attila İlhan' ın gönüllere girmiş, dillere sinmiş, okuyan herkes için adeta içselleşmiş şiirlerinden biridir "böyle bir sevmek". İmkansız aşkları, kent aşklarını, aşkların "düşbozumlarını" öyle bir tonda yazmış, söylemiştir ki, unutulmaz olmuştur pek çok şiiri gibi. Böyle Bir Sevmek' teki şiirler insanı tüm boyutlarıyla; duyguları, korkuları, acıları, sevinçleriyle ve toplumsal olduğu kadar bireysel diyalektiğiyle ele almakta, bizi bize anlatmaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)
160 syf.
·9/10
Şiir kitabına yorum yazmak zor ya, şimdi aklımdan geçenler şöyle..:

Bir şiir kitabını okudum deyip kütüphaneye kaldırmak olmaz bence. Yani güzel bir şarkıyı bir defa dinleyip "tamam beğendim" deyip bir daha dinlememeye benziyor bu durum. Evet bu kitabı okudum ama bu şiirleri daha çoook okurum. Gece evde el ayak çekilince bir iki tek eşliğinde mesela...

Ülkemizin yetiştirdiği nadir entelektüellerinden olan şairimizi, TRT2'de yayınlanan programı Zaman İçinde Yolculuk'la hatırlarım, çok kaliteliydi, özlerim...

Kelime ustası Attila İlhan, tabi şiirleri de usta işi, en derin anlamları en güzel kelimelerle buluşturmuş şair. Okuyanda, kendinden bir şeyler buldurtur şiirlerinde ve tatlı bir tebessümle, hüzünlü bırakır öylece...

Bol şiirli günler dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Attila İlhan
Tam adı:
Attilâ Hamdi İlhan
Unvan:
Türk Şair, Romancı, Denemeci, Gazeteci ve Eleştirmen
Doğum:
Menemen, İzmir, Türkiye, 15 Haziran 1925
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 11 Ekim 2005
Attilâ İlhan (15 Haziran 1925 - 11 Ekim 2005), Türk şair, romancı, denemeci, gazeteci ve eleştirmen. Entelektüel çalışmalarıyla Türk edebiyat ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuş bir aydındır. Hayatı 15 Haziran 1925'te Menemen'de doğdu. Tam ismi, Attilâ Hamdi İlhan'dır. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanı'nda Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkânlarıyla yayımladı. Tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan'ın ağabeyidir.

Yazar istatistikleri

  • 2.507 okur beğendi.
  • 14.206 okur okudu.
  • 275 okur okuyor.
  • 6.210 okur okuyacak.
  • 129 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları