Kuşlar koro hâlinde sabah şarkılarına başlamışlardı. Keyifler yerindeydi, ne de olsa bahar gelmişti. Durup dinledi. Evlilik birliği için yazıldığına inandığı o şarkıyı söylüyorlardı. Çayırkuşları, tarlakuşları, kiraz kuşları vardı; hepsi başlarını kaldırmışlar, şarkıyı eşleri için bütün yürekleriyle söylüyorlardı. Garnett başını ellerinin arasına aldı ve bir süre öylece kalakaldı. Küçük bir oğlanken şarkıların biteceği, ama hâlâ bir parça yüreğin kalacağı günleri hiç hayal etmemişti.
Bereketli yaz; bereketli üretim mevsimi. Tutkulu aşırılıklarıyla yoluna çıkan her şeyi yerle bir edebilirdi; ancak kanatları, yüreği, ya da tohumu olan hiçbir canlı onu karşılamaktan kendini alıkoyamazdı.
Kuşlar bile benden daha hareketli. Ama ne var biliyor musun? Onların planları var. Ben dışarıdan biriyim, sadece gözlemliyorum. Bu büyük, önemli şeye ulaşmak için ellerinden geleni, üzerlerine düşeni yapıyorlar. Onların planı dünyada hayatın devam etmesini sağlamak, bunun için çalışıyorlar.
"Sen de bunun için elinden geleni yapıyorsun."
"Ama sınırlı bir şekilde. Ben öldüğümde arkamda ne kalacak? Dünyada en fazla on bir insanın okuduğu ya da okuyacağı bir yüksek lisans tezi!"
"Ben de okurum," dedi Eddie. "Böylece on iki olur."
"İnsanların sessizce acı çektikleri bir ailede büyüdüm ben," dedi. "Babam her şeyini kaybetmiş biriydi; ailesinin topraklarını, kendi babasını, inancını ve sonunda da karısının yoldaşlığını... Hep haksız nedenlerle... Hayatı boyunca çalışmaya devam etti. Ben daha çok şikâyet eden taraftım, ama şimdi susmayı öğreniyorum. Yaşanan korkunç gerçekle yüzleşmenin en olgun yolu bu gibi görünüyor."