Carlos Maria Dominguez

Carlos Maria Dominguez

Yazar
7.9/10
1.061 Kişi
·
2.681
Okunma
·
64
Beğeni
·
3734
Gösterim
Adı:
Carlos Maria Dominguez
Unvan:
Arjantinli Yazar, Gazeteci
Doğum:
23 Nisan 1955
Carlos Maria Dominguez (d. 23 Nisan 1955'de Buenos Aires'te doğdu.) 1989'dan beri Montevideo'da yaşayan Arjantinli yazar ve gazeteci.

Kariyeri Arjantin'in Kriz Dergisinde başladı. Daha sonra Uruguaylı haftalık Brecha, Búsqueda'ya ve EL PAIS'in kültürel desteğine katılarak edebi eleştiri üzerine uzmanlaştı.

Dominguez romanlar, kısa öyküler, seyahat kronikleri, biyografiler ve oyunlar olmak üzere yaklaşık 20 kitap yazdı. Türkçe yayımlanan tek kitabı Jaguar Kitap'tan çıkan Kağıt Ev adlı kitaptır. Kağıt Ev adlı kitap Türkiye'de büyük ilgi gördü.
“Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu,”
Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana,
"Bırak şunu,kitaplar tehlikelidir," derdi.Yıllarca bunu onun cehaletine verdim ama zaman Alman büyükannemin bilgeliğini kanıtladı.
“...belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz.”
Mesafeli olmanın en iyi yanı budur
Kararlarını sorgulayamazlar,
Düşüncelerini yargılayamazlar
Ve sen izin vermedikçe, hayatına dahil olamazlar.

~La Casa De Papel
Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz.
Carlos Maria Dominguez
Sayfa 20 - Kağıt Ev
Pek çok sözlük asıl amaçları için kullanıldığından daha çok
ütü ve düzleştirici olarak kullanılmıştır ve hiç de az değildir
içlerinde mektuplar,banknotlar ve sırlar saklayan,raflara gizlenmiş kitapların sayısı.
İnsanlar kitapların kaderlerini de değiştirir.
94 syf.
·2 günde·Beğendi
Çoğumuz kitap ile ilgili herşeyi hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak görürüz. Elimizdeki bir kitap bitmeden başka bir kitaba başlarız. Beğendimiz bir kitabı defalarca okuruz. Ve kitapların içimizde bıraktığı buğuyu sürekli göz önünde tutmak için çogumuzun hayalidir kendi kütüphanemizi kurmak. Bunun için nerede bir kitap görsek almak isteriz. Bir alacakken beş alırız. Yaşamın değişmez gayesi olmuştur artık bu. Bu kitapta da okumak için bütün bir günü, istediği kitabı alacak kadar parası olan ve yirmi bin küsürden fazla kitap biriktirmiş bir adamın hüzünlü hikayesi anlatılıyor. Önce kitapların insanların kaderini değistirdiğini, sonra da insanların kitapların kaderini değiştirini göreceksiniz.

Okuduktan sonra "Ben gerçekten kitap mı okuyor, kitap mı alıyor muşum?" diyebilirsiniz ama Cemil Meriç'in şu sözüyle o kütüphaneden vazgeçmeyin, kitapla kalın: "...Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene." (Alıntının tamamı: #9020296 )
90 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
#spoiler#

Kagit ev 'e baaayııııldıımmmm:)

Minicik küçücük bir kitap ama içinde 20 bin kitap var :) yani 20 bin kitabınız olunca basiniza neler gelebileceği var :) kesinlikle bir kez belki bir kez daha okuyabilecegim bir kitap ..ben yazsam ancak bu kadar güzel anlatabilirdim beni :) kitaplarımı neye göre dizmem gerek gibi aklımı mıncıklayıp beynimi kurutan sorulara bir son verebilirim belki bir gün bende ,tabiiki kitaptaki çözümden farklı bir çözüm uretebilirsem :) bu arada ikinci dünya savaşı kitaplarımın yanında,rus tarihi kitaplarımı koymalımiyim ? Rus tarihi nin yanına rus klasiklerinini eklersem ?diger tarafa doğru hitler ve almanya yı bitistirsem ? Moğollar? Onları hangi rafa dizmeli. .acaba basım yıllarına göre mi dizmem lazım ...bu arada eski basımlar yüzünden ciddi astım olma tehlikesi ile karşı karşıyayım. ..her hafta tüm kitaplarımın tozlarini almama rağmen ya küçük gümüş böcekleri kitaplarımı yemeye başlarsa :(
okunmamis300 kitabım var ama hergün kitap almaya devam ediyorum ...ama 5 liraya "sartre"bulantı ciltli bulmusum nasıl almayayim ... (ben almayayım da başkası mı gelip alsın ) ..
Tamam bir daha uzun bir süre almayacagim. ..yani belki ,yani elimden geldiğince ,hani kendimi tutabilirsem ...Tamam canım şu "dekabrist"i de alıyim valla son :))))

Ben ölünce kitaplarıma neeeee olacaaakkk
:((((



aklınızla kalın iyi okumalar :)
90 syf.
·2 günde·10/10
Carlos gibi kitap düşkünleri görmedim hiç,
böyle insanlar tanımadım. Kitap okuyanların farklı kuralları, takıntıları ya da ilkeleri de olabiliyor. Hiç kitabını paylaşmayanlar var, kimseye kitap ödünç vermeyenler. Ya da ikinci el okumayanlar da var benim bildiğim. Kitap biriktirmeden edemeyenler de var, bunu ben de yaşadım, ama bir buçuk sene süren tasfiye sürecinden sonra ve ara ara incelemelerde anlattığım gibi, artık kütüphanem son derece doğal, az sayıda kitaptan oluşan güzel bir kitaplığa dönüştü. Sayısı artacak gibi olunca ya okula götürüyorum ya da siteden arkadaşlara yolluyorum . Vazgeçemediğim kitaplar da var ama, şeker portakalı en sevdiğim ve yakınen bildiğim tek kitap olsa da, muhakkak birilerine verdiğim için okuduğum 34 sene içerisinde defalarca yeniden aldım kitabı . Vazgeçemediğim kitaplarım arasında Örümcek Kadının Öpücüğü, Faruk Duman kitapları var. Bana hediye edilen kitapları da veremem, onlar da özeller. Yazın Temmuz ayının ortası evden beş yüzden fazla kitabı Kadıköyden gelen güleryüzlü bir sahafa teslim ettim. Çok klişe gelebilir, ama evden gittiklerinde gözlerim doldu. Bu sene bizim evden gidenlerin sayısı çok oldu, hayatımın en kötü baharı ve yazıydı, yaz mevsimini zaten sevmiyorum, ölenler, gidenler....Allahtan yeni kediler her sabah , hatta sabahın köründe apartman kapısında patileri cama dayalı, bekliyorlar. Neyse... Kitaplar gitti ve kütüphanem kütüphaneye benzedi. Şimdi bilimkurgularla, fantastik romanlarla doluyor, ama abartmamaya da çalışıyorum. Buna en çok annem sevindi. Kitap okumayı sevmemin esas sebeplerinden birisinin onları biriktirmek değil bende bir hatıraya dönüşmeleri olduğunu da anladım bu arada. Vazgeçemediğim kitaplar, bende aslında bir hatıraya dönüşmüş eserler, onları da biraz bu yüzden seviyorum demek ki. Bu kitaplarla beraber yaşıyorum, bu kitapları onları kendimdeki hatıralarına dönüştürerek hatırlıyorum. Gabriel bu yüzden Joyce'un değil benim hatırladığım Gabriel benim için. Gusev hâlâ okyanusun dibine doğru gidiyorsa öyle sessiz sessiz, bu biraz da benim onu öyle hatırlamamdan... ah sevgili Gusev.

Hayatımda birisi olsaydı daha mı az okurdum acaba? Ben de Carlos gibi mi yapardım, ne de olsa bluma'ya gelen ve içinden taş parçası düşen kitap Carlos'un herşeyi olan o kağıt evden gelmiyor mu? Gerçek bir temas belki de bütün kitaplara değiyor... ya da öyle sanıyoruz. Boşluğu bir başka şey doldurur muhakkak.

Bu cafede yağmuru beklerken yanımdaki iki kitaba bakıyorum bir yandan. Neden okumadan duramıyorum? Her gün elimde bir kitap olmasının sebebi ne olabilir? O kadar mı kötü herşey? Sakin sakin geçti hayat. Bak, bahçede güzel ağaçlar, yıkılıp giden eski mahallen, selâm dahi vermeyen ya da bunu umursamayan yeni komşular ve her yerde en güzel sevgili kediler... İnsan sesi eksik buralarda. O halde biz yalnızlar, biz kitaplarla avunanlar, biz edebiyata sığınan ve kendini kağıttan evlere kapatanlar, ömür geçiyor, daha ne kadar böyle devam edeceğiz ? Daha ne kadar kendi kendimize söyleyecek ve dinleyeceğiz? İşte o zamana dek edebiyatla, kitaplarla başbaşayız.
90 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bazı kitaplar vardır onlar için neden okunmasın denir.
Bu kitap işte öyle bir kitap;
etkileyici bir hikaye, sade bir anlatım,
anlaşılır bir üslup, zihin açan bir bakış açısı,
fazla zaman almayan bir kalınlık...

biz nedense kitapları bazen sonucunu merak ettiğimiz
bir film gibi algılarız... onun için baştan uyarırız,
incelemelerimizin başına büyük harflerle
"aman haa dikkat iki gözüm bunda spoiler vardır,
sonra vay efendim demeyesin" diye
okur da bunu önemser zira gazı kaçmış içeceği kim ne yapsın
açarken o "fusss" sesinin gelmesi önemlidir tabii...

Tam olarak benim için bu sonuçların pek bir ehemmiyeti olmasa da,
bu konuda hassasiyeti
olan okurlara da sonsuz saygım var.
Zaten ne geldiyse başımıza
hep bu baskılardan gelmedi mi?
tahammülsüzlüğümüz sonucu oluşan baskılar;
mahalle baskısı, siyaset baskısı, inanç baskısı....
yetmedi
bir de 1K baskısı mı ekleyelim!!!

Peki ben, bir kitaba nasıl yaklaşıyorum?
bir canlı gibi, hikayesi olan bir insan gibi,
nasıl başlar nasıl biterden çok nedir onu anlamaya çalışırım
işte onun için bu kitabı beğendim çünkü
ruha büründürülüyor kitapları, kişileştiriyor hem beden katıyor
hem de ruh...

"...kitaplar yerine eller çıkıyordu içlerinden
ve beni ayak bileklerimden tutup ilerlememe engel oluyorlardı."

"Kitapların, hayata dair birer fikir olmak yerine
düzenli bir rafın parçası haline gelerek
toz fırçasının gıdıklayışından,
tozlarını yutan süpürgeden,
uyumaktan ve sayfalarını belirleyen doğal şiddet
ya da gücü hiçbir zaman ortaya sermeyen bir gururla
ara sıra başvurulmaktan başka bir şey bilmeyişlerini
gülünç bir şekilde kınadık beraber."

kitaplar da yaşarlar, onların da iyisi kötüsü vardır
onlar da ölürler -ölmek demişken, kitaplar nasıl ölür acaba?-
"Bir kitap, sahibi onu parçalamak,
sayfalarını yırtmak, ateşe atmak istemediği sürece işlevini yitirmez."

-kitapların ölüsü nasıl olur acaba?-
"Kitaplar günahkâr kadavralar gibi beliriyordu
kumulların arasında. Kâğıtlar ve sözcükler,
kuru mürekkep, sayfalar ve bölümler arasında yüzlerce
ufak ve tuhaf tünel kazmış olan böcekler tarafından oyulmuş ciltler."

"albatroslar gagalarını sokuyorlardı bağırsakları
dışarı çıkarılmış kan içindeki kitaplara"

kitaba hayat veren biz miyiz yoksa yazar mı,
bilmiyorum,
işlemek lazım bunu
ama kitaplarla kaderlerimizin etkileşimini inkar edemeyiz,
kitabı kıymetli yapan da bizleriz, değersiz yapan da....
İnsanlara uyguladığımız tarifemizin aynısını kitaplara da uygularız
bazen onları da anlayamayız...

bazılarını da lanetleriz, vurun kahpeye:
"Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana,
“Bırak şunu, kitaplar tehlikedir,” derdi."

ve onlara karşı hislerimiz vardır
‘Elime geçen her kitapla sevişiyorum ve
onlarda bir iz bırakamazsam orgazm da olamıyorum.’

(bu alıntıdan dolayı takipten çıkanlar oldu size de selam olsun
güzel insanlar size de :))) hey gülüm benim hey,
siz kesin tuvalete de gitmiyorsunuzdur dimi yaa)

--aayy utandınız mı sevişmek, orgazm olmak falan--

peki ya kitaplarımızdan önce ölürsek
kitaplarımız kitaplarımız...

artık şu gerçeği biliyoruz;

"kitaplardaki dünyamız ve kitapların bizde ki dünyası"

sizce hangisi gerçek???
90 syf.
·1 günde
Kitabınızı nasıl alırsınız; çayla, kahveyle, klasik müzikle, gün ışığında, gece lambasında?

Peki kitap okumak için gününüzün kaç saatini ayırırsınız; üç dört saat, otuz kırk dakika?

Ya kitabınızı nasıl okursunuz; tertemiz tutup aralarına not kağıtları koyarak veya kitaptaki her güzel cümlenin altını çizip yanına notlar yazarak?

Bir kitabı okurken bir sayfayı, bir paragrafı anlamak için başka kitaplar karıştırır mısınız?

Kütüphanenizde kaç kitabınız var, kaçını okudunuz?

Kitap tutkusu ve okuma üzerine yazılmış bir novellaydı Kâğıt Ev. Belki biraz da insani aşk vardı o kısmı pek düşünmedim. Kitap aşkıydı baskın olan.

Yazar, "İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla." diyor kitapta. Ben de hayalim olan bir kütüphane oluşturuyorum evimizde. Çocuklarıma miras kalacak diye okuduğum kitaplara yazı yazmıyorum, temiz bırakıyorum. Notlarımı başka yere alıyorum. Kendi notlarını kendi çıkartsınlar, benim çizgilerime takılmasınlar. Ve içimin gizi bana kalsın değil mi? Çizdiğimiz her cümle, her not bizi dışarıya açar. Kendimiz hakkında ipuçları ortaya koyarız.

Henüz okumadığım kitaplar olduğu halde yenilerini alıyorum, bunu da okuyayım, şunu da okuyayım diye. Hepsini okuyup bitirmeye ömrüm yeter mi bilmiyorum. Kitap alma arzusunu frenlemek çok zor. Hele ki burada birbirinden güzel incelemeleri okuyup her birini okuma isteği uyanınca...

"Bir okur zaten var olan bir yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur. Bir ömür yetmez bu yolda yürümeye." diyor kitapta. Ömrümüzün sonuna kadar okur olarak yolculuğumuza devam edelim. Kâğıt Ev novellası da bu yolculukta keyifli bir durak... Sizi de bu durakta görmek isteriz sayın okurlar...
90 syf.
·2 günde·8/10
Kitaplar okunmak için vardır.

Bazen çok fazla kitap aldığımda, "Bu kadar alıyorsun ama bunları okumaya ömrün var mı bilinmez, az bekle." derim. Lakin onlarla karşılaştığımda ruhuma dolan o garip çekim ve onlara uzanan ellerime hakim olamam. 2 seneye yakın kendime mukayyet oldum. Abartmadım hiç. Sadece elimde olmayan türlerden satın aldım. Bazen şiir bazen dergi. O kadar. Fakat yarım yıldır yine çığrımdan çıktım. Farkındayım. Bildiğim tek şey, bilmediğim kitabı almam. Ünlü diye almam. Ciltli diye almam. Eski basımlar koleksiyoner mantığıyla hiç ilgimi çekmez. Çünkü koleksiyonculuk bana çok uzak. Lakin listemdeki bir kitaba karşı koyamıyorum.. Bu doğru değil. Silkelen ve kendine gel Ey Kübra!

Bu ince kitap mükemmel bir kitap değil. Bulunmaz bir hikaye de değil. Lakin bu incecik şey size en doğru sorgulamalardan birini yaptırıyor: "Ne yapıyorum ben?"

18000 kitabınız var. Düşünün. İçlerinde öyle kıymetli baskılar var ki of. Of ki ne of. Bunu okumanız mümkün değil. Sahip olarak okuyacaklara da engel oluyorsunuz. Üstelik bir yangın çıksa ne siz okudunuz ne başkaları okuyabildi. Hiç oldu onca eser. Düşünmek vakti. Satın almadan silkelenme vakti. Bencilce bu...

Hâlâ aşırı abartı bir sayıda değil elimdekiler. Ama durma vaktimin geldiğini fark ettim. Zaten cebimde para da kalmadı. Sadece bir seri var okuduğum. Onun da kalan birkaç kitabını alıp en az 1 sene kendime sınır çiziyorum.

Satın almada benim gibi yoldan çıkanlar, özellikle siz okuyun. Ama inşallah siz de olması gerekeni düşünürsünüz. :)

Sevgiler, iyi okumalar...
90 syf.
·8/10
Normalde okıuyacağım kitapları uzun uzun inceler, kafama uymayan kitaplara para vermeye yanaşmam. Aldığım kitapları da eninde sonunda okuyacağımı bilirim. (Evet, Ulysess'i de okuyacağım bir gün:) Ama arada sırada boşvermek, kendisini rastlantıya bırakmak istiyor insan, ne olacaksa olsun diyor. Abarttığımın farkındayım, ama dünkü "Kağıt Ev Daha Fazla Okunmalı" olayından sonra ekledim ve nedense bugün okudum kitabı. İyi de oldu sanırım. Nispeten bilinmeyen bir Latin Amerikalı yazar (Arjantin doğumlu olup Uruguayda yaşıyor kendileri) olan Carlos Maria Dominguez'in kısa bir romanı (Novellaya bu karşılık geliyor heralde Türkçede), Türkçeye çevrilen tek eseri hatta. Kitabın ana teması kitaplar. Joseph Conrad'ın bir kitabının yolculuğu üzerinden; kitaplarla ve kitap bağımlılığıyla ilgili bazı tespitler yapıyor yazar. Güney Amerika edebiyatına özgü sıcak anlatım tarzı ve abartılı unsurlar da göze çarpıyor kitapta. Böyle olunca da hoşuna gidiyor insanın. Küçücük kitapta hem,İngilitere, Arjantin, Uruguay arasında gezip, hem de farklı kitaplar tanıyorsunuz. Zaten şu ana kadar bu kıtadan çıkan romanlara kötü diyen birine rastlamadım ben hiç. Belki de bu, Endülüsler zamanından kalan bir mirastır Güney Amerikalı yazarlara. Daha fazla konudan uzaklaşmadan hoş bir kitap olduğunu ve beğendiğimi de söyleyeyim genel olarak. Peki Kağıt Ev gerçekten daha fazla okunmalı mı? 1000kitap isimli bir sitenin her şeyi kitap olan okurları için kesinlikle evet. Portakal Çiçeği'nin görüşlerine ben de katılıyorum. Kitapları seven insanlar bir- iki saatini verebilir bu esere. Teşekkürler.
90 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle bu kitabı okumamı sağlayan ve bana hediye eden Portakal Çiçeği'ne tekrardan teşekkür ediyorum.

Kitaptan alıntılarla devam etmek istiyorum. Ve şöyle ki;
"Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir."
"Bir vazo, bir kahve makinesi yahut bir televizyon bir kitaptan çok daha önce eskir yahut kırılıp bozulur."

Özellikle kitabın sonuna gelince çok şaşırdım. Ama şaşırmam tuhaf kitabın adı zaten "Kâğıt Ev"
Bu evin tuğlalarının taş kalıplardan olmadığını biliyorlarmış ve bir süre şaşkınlık içinde bu duvarların ne kadar dayanacağına dair bahse girmişler. Duvarcı orada burada kâğıttan bir ev yaptığını anlatıyor, böbürlendikçe böbürleniyormuş ama kimse ona inanmak istemiyormuş.
"Fakat, görmesek de, biz bunun doğru olduğunu biliyorduk," dedi daha yaşlı ve konuşkan olan balıkçı.
"Yani, herkes elinden geldiğince bir düzen, bir ev kuruyor işte. Bu adam bunu kitaplarla yaptı ve bu zaten şaşırtıcı bir şeydi.

Bu kitabı okuduğum için mutluyum. Sevdim dememe gerek yok zaten. Sizler de okuyun...
90 syf.
İlk olarak yazar hakkında biraz bilgi vereyim.Dominguez arjantinli yazar ve gazetecidir.Türkçeye çevrilen ilk ve tek kitabı ''Kağıt ev''dir.Bu kitapta kitap sevgisi daha doğrusu aşkı normal boyutları aşmış olan öyleki yirmi bin civarı kitaba sahip, kitaba verdiği paraya acımayan ve garajını kitapla doldurmak için arabasını arkadaşına hediye edecek kadar kitaplarını seven bir adamın acıklı öyküsünü anlatıyor. İçinde adını ilk defa duyduğum epeyce latin amerikalı yazar ve eser isim geçiyor.Kısacası her kitap severin beğenerek okuyacağını düşündüğüm bir kitap.Tavsiye ederim.
90 syf.
·1 günde
Yükte hafif pahada ağır bir eser deyince işte bu diyebilirim. Edebiyat içinde kaybolmak isteyenlerin, bu yolda değerli eserleri not almak ve okumak isteyenlerin başucu kitabı. Hem kurgusuyla, hem de bahsedilen eserlerle gönlümü fethetti.
O kadar çok eser ve yazar var ki, tanıdıklarımdan bahsedince bir tebessümle okudum. Henüz bilmediklerimi, okumadıklarımı da bir kenara not aldım.
Bu değerli, çimento izli kitabın macerasını ancak son sayfada öğreniyorsunuz. O kadar duygulandım ki, sevgi güzel şey, bir insana verilebilecek en güzel şey...

Yazarın biyografisi

Adı:
Carlos Maria Dominguez
Unvan:
Arjantinli Yazar, Gazeteci
Doğum:
23 Nisan 1955
Carlos Maria Dominguez (d. 23 Nisan 1955'de Buenos Aires'te doğdu.) 1989'dan beri Montevideo'da yaşayan Arjantinli yazar ve gazeteci.

Kariyeri Arjantin'in Kriz Dergisinde başladı. Daha sonra Uruguaylı haftalık Brecha, Búsqueda'ya ve EL PAIS'in kültürel desteğine katılarak edebi eleştiri üzerine uzmanlaştı.

Dominguez romanlar, kısa öyküler, seyahat kronikleri, biyografiler ve oyunlar olmak üzere yaklaşık 20 kitap yazdı. Türkçe yayımlanan tek kitabı Jaguar Kitap'tan çıkan Kağıt Ev adlı kitaptır. Kağıt Ev adlı kitap Türkiye'de büyük ilgi gördü.

Yazar istatistikleri

  • 64 okur beğendi.
  • 2.681 okur okudu.
  • 33 okur okuyor.
  • 1.570 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları