Giriş Yap

Charlotte Brontë

Yazar
9.0
8,1bin Kişi
23bin
Okunma
1.381
Beğeni
31,1bin
Gösterim
632 syf.
·
13 günde okudu
·
Beğendi
·
8/10 puan
Herkese merhaba. Lütfen toplanın, çünkü hem ilginç bilgiler vereceğim sizlere yani bilgilendirici bir inceleme olacak, hem de oldukça eğlenceli... İşin bilgilendirici kısmından başlayalım. Bu yaz İngiltere Edebiyatı'na bir hayli aşina olmaya başladım, özellikle Victoria Dönemi diye geçen 19.yy kitaplarına. Bu dönemde en göze çarpan özellik, toplumda kadınlara oldukça kötü ve sıradan gözlerle bakılması. Dönemin düşünce anlayışına göre kadınlar sadece yemek yapar, çocuk yapar, iş yapar ama asla kitap falan yazamazlar. Kadınların arka plana dahil atılmadığı bir dönemde bir kadın olarak kitap yazmak kulağa imkansız gibi geliyor elbette. Neyse ki Virginia Wolf, Jane Austen, Mary Shelley gibi kadın yazarlar her şeye rağmen ellerine kalemi almışlar ve yüreklerindeki cesaret ateşiyle kağıtlara bir şeyler karalamışlar. Bronte Kardeşler de kısacık ömürlerine rağmen başyapıt olacak birer eser bırakmışlar İngiliz Edebiyatına. Emily Bronte'un Uğultulu Tepeleri ve Charlotte Bronte'un Jane Eyre'i. Bronte Kardeşler o dönemde bir şiir kitabı çıkarmışlar ancak kadın oldukları için ve dolayısıyla kimsenin okumayacağını düşündükleri için kitabın yazar kısmına erkek isimleri koymuşlar ve isimlerini baş harfleri aynı kalacak şekilde Currer, Ellis ve Acton olarak değiştirmişler. Bu enteresan durum beni gerçekten çok etkiledi, üstüne şiir kitaplarının da başarıyla yorumlandığını öğrendiğim zaman iki kat mutlu oldum. Bu dönemin kitaplarında sizin de dikkatini çekti mi bilmiyorum ama benim dikkatimi en çok çeken şey, muazzam mekan tasvirleri. Malikaneler, konaklar, bağlar bahçeler, ovalar, dağlar, ağaçlar o kadar güzel ve özenle anlatılıyor ki, kitabı okurken sanki Claude Monet tablosuna bakıyor gibi oluyoruz. Neden Monet dedim, çünkü özellikle doğa teması kitaplarda muhteşem işleniyor ve betimleniyor. Anlatılan o bahçede, karakterle sohbet etmek istiyoruz. Betimlemesi yapılan salonun şöminesinin karşısında kitap okuyoruz belki de. Koyunlar otlarken, biz de üst kattaki odamızın penceresinden İngiltere'nin olağanüstü bahçelerini ovalarını seyrediyoruz. Kitaba gelelim, yazarın yazdıklarını yaşadığı, etkisinde kaldığı çok belli. Jane Eyre isimli bir kız annesiz babasız kaldıktan sonra teyzesinin ve onun 3 şımarık çocuğunun kaldığı eve sığıntı olarak yerleşiyor. Bir süre sonra yatılı okula giderek kendini geliştiriyor ve öğretmen oluyor. Okulda sıkılınca kendisine daha iyi bir iş arıyor ve bir konakta küçük bir kıza eğitim vermek üzere işe başlıyor. Konağın efendisine aşık oluyor ve her şey burada başlıyor... Müthiş kısa bir özet oldu çünkü çok fazla kitabın içeriğinden bahsedip büyüyü bozmak istemiyorum, biz daha çok temalardan bahsedelim. Jane Austenvari bir feminist ruh bu kitapta da karşımıza çıkarken, yazar bir kadın olarak bir kadının arka planda kalışını da güzel işlemiş. 626 sayfalık bu muhteşem kitabın her sayfasını yaşadım, her satırına gülümsedim. İngiliz Edebiyatı'nın o mükemmel betimleme gücü beni yine etkisi altına aldı ve Bronte'un kaleminin büyüsüne kapıldım. Kitap o kadar akıcı ki eğer bir gün 60 saat olsaydı 60 saatimi ayırıp bitirirdim mutlaka. Kitabın içinde o konakta yaşadım resmen. Ben Mr.Rochester oldum ve bana ait Jane Eyre'i aradım o güzel kasabanın içinde... Teşekkürler Charlotte Bronte... ''Yakınımda olduğun zamanlar...Sanki sol kaburgamın altında bir yerde bir ip varmış da bu ip senin sol kaburgana sımsıkı bir kördüğümle bağlanmış .''
·
10 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
626 syf.
·
15 günde okudu
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Yalnız, anlatmak istediğimi anlatabilmek de pek güç." İnceleme yazmak istiyorum ancak tam olarak yukarıdaki satırlardaki gibi hissediyorum. Ah
Jane Eyre
nasıl bir kitaptın sen! Dili lâl olmuş aşık gibiyim, nasıl anlatayım şimdi ben seni? Kitabı okurken fikrimi paylaşmayı incelemeye saklayamayıp alıntılarımın altında yorum olarak sık sık hayranlığımı dile getirdim. Yeri geldi kitaba ilan-ı aşk ettim :) Çünkü onca kitap okudum, onca klasik okudum hiçbir kitapta böyle bir duygu yoğunluğu, böyle bir hayranlık hissetmedim. Kitabı okurken kapağını okşayıp açtım mesela, kitaba sarılmak geldi bazen içimden. Satırlarının büyüleyici güzelliğiyle gözlerim doldu. Olaylardan dolayı değil, bir kitap nasıl bu kadar güzel olabilir, nasıl böyle güzel yazılabilir diye doldu gözlerim.
Jane Eyre,
19. yüzyıl İngiltere'sinde, kadına yönelik baskı ve tutuculuğun hakim olduğu Victoria döneminde geçiyor. Kadın hak ve özgürlüklerine sahip çıkan ilk romanlardan biri kabul ediliyor bu kitap. Yazarı
Charlotte Brontë
'nin yaşamından izler taşıyor
Jane Eyre.
Zor bir yaşam süren küçük bir kızın, güçlü bir kadına dönüşmesini şiirsel bir üslupla anlatıyor. Kitap oldukça akıcı, okurun merak duygusunu hep zinde tutacak kadar da sürükleyici. Biraz da kitaptaki olaylara değineyim: Jane Eyre, küçük yaşta öksüz kalan ve kendisini hiçbir zaman sevmeyen ancak dayısının vasiyeti üzerine bakımını üstlenen yengesiyle zor bir yaşam süren küçük bir kız çocuğu. Sevgi, hoşgörü görmeyen Jane Eyre yatılı bir okula gönderiliyor, burada da başka zorluklarla yüzleşiyor. Okul bittikten sonra ise öğretmen oluyor. Mürebbiye olarak iş buluyor. Evin efendisi Rochester'a aşık oluyor. Sonrasında ise onu yine sıkıntı ve zorluklar bekliyor... Dikkatimi çeken bir konuya da değinmek istiyorum. Bir kitabı okumadan önce kimler okumuş bir göz gezdiririm ben. Bu kitabı okuyan erkek okurların yok denecek kadar az olması dikkatimi çekti. Daha çok kadın okurlar tarafından tercih edilmiş bu kitap. Neden diye sormak istiyorum. Yazarı kadın diye mi, kadın karakter üzerine kurulu diye mi tercih etmiyor erkek okurlar bu kitabı? Kadınlar anlaşılmaz diye dem vurulur ya hani sık sık. Anlamaya çalışıyor musunuz peki beyler? Kırın ön yargılarınızı, bırakın kendinizi hapsettiğiniz kalıplarınızı... Ve bu kitabı okuyun. Biraz da bizim penceremizden bakın hayata...Kim bilir belki o kadar da zor gelmez artık bizi anlamak. Yine de ben bu kitabın sizler tarafından fazla okunmamasının önyargıdan değil de kitapla karşılaşmamış olmanızdan dolayı olduğunu düşünmek istiyorum. Kitabı herkese tavsiye ederim. Bu kitabı okuyun ve okutun. Zorluklar karşısında yılmayan, ezilmeyen Jane Eyre umut olsun bizlere...
·
13 yorumun tümünü gör
626 syf.
·
Puan vermedi
Uzun ama faydalı bir inceleme oldu bence
Kitap incelemesine başlamadan önce yazarın hayatı, eserin yazıldığı dönem ve o dönemde kadının rolü hakkında bilgi vermek istiyorum çünkü bu bilgiler olmadan kitabı olduğu kadar iyi anlayamayız diye düşünüyorum. VİCTORİA DÖNEMİ EDEBİYATI Victoria Dönemi Edebiyatı, ismini İngiltere Kraliçesi Victoria’nın hüküm sürdüğü yıllardan almış, 1837-1901 yılları arasında edebiyata denmektedir. Aynı zamanda İngiliz romanının en parlak dönemlerinden biridir. Bu dönemde yazılan romanlar gerçekçiydi ve bir sürü karaktere ev sahipliği yapıyorlardı. Aynı zamanda hacim olarak da bir hayli uzun romanlardı. Victoria Dönemi, kendi içerisinde birçok çelişki bulunan romantik bir dönemdi. Çağın entelektüelleri ve sanatçıları ise toplumdaki bu çatışmalara sessiz kalmadılar. Bir kısmı için bolluk, diğer bir kısmı içinse bariz eşitsizlik anlamına gelen bu dönem, İngiltere’de Charles Dickens (dönemin en iyi romancısı kabul edilir) Thomas Hardy, Henry James, Jane Austen, Bronte Kardeşler(Bahsedeceğim eserin yazarı dahil 3 kız kardeş) Lewis Carroll gibi büyük yazarları ortaya çıkarttı. VİCTORİA DÖNEMİNDE KADIN Victoria’nın İngiltere’sinde kadınların yapabileceği meslekler sınırlı olmakla birlikte, daha çok çocuk bakıcılığıydı. Genelde erkekler dışarıda çalışır, kadınlar ise evde çocuk bakımı ve ev işlerini üstlenirdi. Ancak öğretmenlik ve hemşirelik gibi işlerde çalışabilirlerdi. O dönemin zihniyetine göre kadınların iki seçeneği vardı; ya sokağa düşüp “kötü kadın” olacak ya da ev hayatını sürdürüp “iffetli kadın” olacaktı. Kadınlar ataerkil zihniyetin ortaya attığı ve adına “görgü kuralı” dediği hareketler bütününe uymak zorundaydı. Kadınların 21 yaşında evlenip çocuk sahibi olmaları bekleniyordu. Tek çalışma alanları evlilik, eşleri ise patronlarıymış gibi görülüyordu. Hem iş hayatında hem de evde zor koşullarla karşılaşan kadınların itiraz etmeye başlamaları çok uzun sürmedi. 1840 yılının sonlarında kadın hareketinin ilk örgütlenmesi oluşmaya başladı.Orta sınıf kadının başlattığı bu harekete, işçi sınıfı kadınlarından çok geçmeden destek geldi. Zira zor koşullar altında çalışan bu kadınlar aynı zamanda cinsiyetleri yüzünden de aşağılanıp sömürülüyorlardı. Aslında bu kısım çok daha uzun ama ben kısa tutmak istiyorum. VİCTORİA DÖNEMİ KADIN YAZARLARI Bu dönemde kadının susanı makbul olduğundan kadın yazarların çok okunmayacağını anlamış olmanız gerek. Fakat gariptir ki buna rağmen en iyi kadın yazarlarda yine bu döneme denk gelmiş ve hepsi de çokça okunmuştur. Bu kadın yazarların hepsinden uzun uzun bahsedemem, o yüzden gelelim kitabımızın yazarına. Jane Eyre kitabının yazarı Charlotte Bronte ile Uğultulu Tepeler'in yazarı Emily Bronte 6 kardeşten ikisi. 2 kardeşini çok küçük yaşlarda kaybeden bu dört kardeşten ikisi yazar, biri şair ve bir diğeri de ressam. Şair olan Anne Bronte ile beraber bu üç kız kardeş o dönemde bir şiir kitabı çıkarır fakat kadın oldukları ve bu yüzden kimsenin okumayacağını düşündükleri için kitabın yazar kısmına erkek isimleri koyarlar. “Currer Bell”, “Elise Bell” ve “Acton Bell” isimlerini kullanarak ortaklaşa “Poems by Currer, Elise and Acton Bell” ismiyle çıkarttıkları kitap sadece 2 adet satarak büyük bir hayal kırıklığı yaratır. JANE EYRE O dönemde, çocukluğundan itibaren çeşitli engellerle karşılaşıp üstesinden gelebilmiş bir yaşamı anlatan kitaplarda karakterler her zaman erkek olurdu çünkü sadece erkeklerin karmaşık iç özelliklere sahip olduğu düşünülmekteydi. Ta ki Charlotte Bronte’nin Jane Eyre’si yayınlanıncaya kadar…Romanın ana karakteri, zorlu bir çocukluk geçirdikten sonra öğretmen olan ve toplumda kadına yakıştırılan edilgin rolü oynamayı reddeden Jane Eyre’dir. Jane Eyre, erkek egemen bir toplumda kadının tek başına ayakta kalabileceğini kanıtlamak için savaşan biridir. KİTABIN KONUSU Küçük yaşta öksüz kalan Jane Eyre, kendisini hiçbir zaman sevmeyen ancak kocasının vasiyeti üzerine bakımını üstlenen yengesiyle zor bir yaşam sürmektedir. Katı kurallarla yönetilen bir yatılı okula gönderilince, bu kez hayatın başka zorluklarıyla yüzleşmek zorunda kalır. Okulda geçirdiği on yılın ardından öğretmen olarak mezun olur. Edward Rochester’ın malikânesinde mürebbiye olarak iş bulur. Evin gizemli efendisi Rochester’a âşık olur; ancak onu hayal bile edemeyeceği zorluklar ve acılar beklemektedir. Romanda kullanılan dil, gerçekçi bir düzyazıdır. Karakterin hikâyesi birinci tekil şahıstan anlatılmaktadır. Eser romantizm akımının en önemli örneklerindendir. SON OLARAK *Jane Eyre, bir çoklarınca kadın hak ve özgürlüklerine sahip çıkan ilk romanlardan biri olarak kabul edilir. Aynı zamanda romantizm akımının en önemli örneklerinden biridir. *Yazarı Charlotte Brontë’nin yaşamından izler de taşıyan roman, zorlu bir yaşam süren yapayalnız bir genç kızın güçlü bir kadına dönüşmesinin öyküsüdür. (Yazarın hayatını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki kitaptaki karakter ile yazarın hayatı oldukça benzer) *Jane Eyre, yalnızca kadının erkek egemen toplumdaki konumuna gözüpek yaklaşımıyla değil, şiirsel duygusallığı çağdaş bir gerçekçilikle harmanladığı anlatımıyla da öncü olmayı başarmış klasik bir başyapıttır.
·
626 syf.
·
9 günde okudu
·
Puan vermedi
Ben kendimi sayacagım! Ne olursa olsun!
Doğruların için nelerden vazgeçersin ? :) Aldığın eğitim , inancın seni nelerden vazgecirir Jane bunu anlattı bana. Küçücük, güçlü , yıkılmaz bir iradenin kitabı bu ... Öksüz ve yetim olan Jane 'in yaşadığı tutucu ortamda, kendini , kadın oluşunu nasıl kanıtladığı, tüm zorluklara rağmen her şeyin üstesinden gelen güçlü iradesi ve kadın bağımsızlığı anlatılmış kitapta. Yazarın hayatından kesitler olduğu da söyleniyor. Zaten yazar okuyucum diye sesleniyor çoğu kez bize. Ben seni çok sevdim Jane Eyre :) İnançların ve doğru gördüğün her şey için savaşını, kalbini bile yok sayışını, düştükten sonra da gene ayağa kalkmanı. Hiç yılmadan pes etmeden , hayat sana ne gösterirse göstersin, hep devam etmeni çok sevdim. :) Örnek bir kadın kahramandın aklımda hep kalacaksın:) İyi ki okudum seni :) Kadın olmak her toplumda zordur. Konuşursun geveze derler , susarsın pısırık derler. Çalışırsın , kendi paranı kazanırsın, kimseye muhtaç olmamak için didinirsin dik başlı derler , derler de derler hep eksiksindir erkekler için ! Ama Jane bu kalıpları yıkıyor , ben kadınım ben güçlüyüm her şeyin altından kalkarım diyor. Nitekim de kalkıyor :) En sevdiğim alıntıyla , ona olan hayranlığımla bitiriyorum incelememi kitaplar kalın okuyucu arkadaşlarım... Özellikle bayan arkadaşlarım , gücünüzü kimseden almayın , gücünüzü kadın olusunuzdan kendinize olan inancınızdan alın. #187407126
1 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
632 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Yaşadığı zorlukların üstesinden gelen, kadın hak ve özgürlüklerini savunan güçlü bir kadın. İnsan ne yaşarsa yaşasın pes etmemesi gerektiğini, mücadeleye devam etmesi gerektiğini öğreniyor. Aşka ve evliliğe dair de insanı düşündüren, ders veren sadece akıl veya sadece duyguyla değil ikisinin de etkisiyle hareket edilmesi gerektiğini öğreten değerli bir kitap.
2
130
1.292 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17