Emrah Gürkan

Emrah Gürkan

Yazar
8.5/10
13 Kişi
·
43
Okunma
·
1
Beğeni
·
986
Gösterim
Adı:
Emrah Gürkan
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
istanbul, 1978
1978 İstanbul doğumlu olan Emrah Gürkan, Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü mezunu. Yüksek lisansını Bahçeşehir Üniversitesi’nde Avrupa Birliği Ekonomisi üzerine gerçekleştirdi.



Gazeteciliğe 1997’de haftalık ekonomi dergisi Para’da başladı. 2004’te Doğan Grubu’nun haftalık ekonomi dergisi Ekonomist’e geçti. Halen Ekonomist’te dış haberler editörü olarak çalışmaya devam ediyor.



Bu süre zarfında ‘3310 Öldürüldü’ ve ‘Ne Kadar Muasırlaşabildik’ isimli iki kitap yayımladı. 2008-2010 döneminde Referans’ta iş insanlarının hobileri ve iş dışı yaşamlarıyla ilgili röportajlar yapan Gürkan, uzun yıllardır tenis oynuyor, bisiklet sporuyla uğraşıyor ve müzik yazıları yazıyor.
“İnsan çevresindeki arkadaşları iyi seçmeli. Az olmalı, ama öz olmalı. 20 tane takım elbisen olacağına, beş tane olsun ama kaliteli olsun”

Gaffar Okkan
Bir em­niyet müdürü düşünün ki, doğma büyüme Diyarbakırlıdan bile daha koyu taraftar... 90 dakika hiç oturmadan sahanın içinde futbolcuların sahaya çıkış yaptığı tünelin ağzında heyecanla her maçı izliyor. Kaza­nılan her maçın ardından, elinde bayrağıyla kulakları çınlatırcasına ya­pılan ‘Gaffar Baba’ tezahüratları altında, tribünlere koşarak zaferin coşkusunu Diyarbakırlılarla paylaşıyor. Bununla da yetinmiyor, önemli maçların ardından oğlu Fikrican’ı yanına alarak arabasıyla tu­ra çıkıyor. İşte sözü edilen böyle bir emniyet müdürü..
“Yıllarca yaşadı­ğım toplumda, erkek çocukların ağlamasının yasak edildiği, ayıp karşı­landığı aile yapısından geliyorum. Buna rağmen bugün doyasıya ağla­dım. Ağladığım kişi, Diyarbakır emniyet müdürü, bir polis... Yıllarca ba­na polisi değişik tanıtan, polisle halkın arasındaki uçurumu derinleşti­ren, sistemin dışında birisi aynı sistem içinden geldi: Gaffar Okkan...
Kardeşim için ağlamadım, babam için ağlamadım, Gaffar için ağladım.
Ağabeyim, her şeyimdi. Ağlamak ayıptı diyorlardı, hayır bugün ağla­dım, kaybettiğim insan Gaffar Okkan’dı. Diyarbakır şairiyle ünlü bir memleket. Şairin biri şöyle demiştir: Ellerin yurduna çiçek açarken, bi­zim eve kar yağıyor hemşerim.’ 22 yıldan bu yana memleketime kar yağdı. Gaffar Okkan’dı bu karlı havayı güneşleten. Bunun için ağladım. :(
Diyarbakır'da onun döneminde yaşanan ekonomik ve sosyal gelişme aslında başlı başına bir kitap konusu. İnsanların gece yarıları so­kağa bile çıkmaktan korktuğu bir kent, sadece üç buçuk yıl içinde yepyeni bir kimliğe büründü. Bu değişimde en büyük pay sahibi kuşkusuz Gaffar Okkan’ındı.
Gaffar Okkan’ın üç buçuk yıl boyunca Diyarbakır’da yaptığı ne varsa bugün yok olmuş durumda. Önce hentbol ve futbol takımla­rı ödenek yetersizliğinden dolayı kapatıldı. Ardından da kente yerleş­tirmeye çalıştığı kültür adeta balyozla yıkıldı. Dört yıldır özel harekat birimlerinin giremediği sokaklarda bugün özel harekatçılar resmi kı­yafetleriyle ellerini kollarını sallayarak dolaşıyor. Onun döneminde sokağa çıkarılan bayan polisler tekrar binalara hapsedildi. Türkiye’nin en başarılı emniyet ekibi tamamen farklı illere dağıtıldı... Büyük me­safe kaydeden polis-vatandaş yakınlaşmasında ise tekrar bildik sahne­lerine dönüldü..
Herkesin bildiği fakat dile getirmekten çekindiği bir gerçek var:
“Diyarbakır’da polisler Kürt’ü, Kürtler de polisi sevmez.’’ Gaffar Okkan’ın Diyarbakır’da görev yaptığı dönemde en önemli başarılarından biri, kuşkusuz bu tabloyu değiştirmek oldu.
'Diyarbakır Halkına Eziyet Edeni Yakarım'
Tüm teşkilata verilen emirdi bu. Biz polisler emir komuta zincirinde çalışırız. En üstte bulunan amire ulaşmak için sırasıyla bir üstümüzden başlar, birer basamak giderek en tepedeki amirimizi görürüz. İşte en alt kademede bulunan memurun bir üstü oradan sıra takip etmenizi gerektirecek tüm sinsile mecburiyetini kaldıran bir emniyet müdürüydü Gaffar Okkan.
Doğu görevinde çalıştığım ilin sınır komşusu olan başka bir ilin emniyet müdürüyken bulunduğum ile ziyaret için geldiği zaman görmek için sokaklara koşar merakla kendisini izlerdik. Yeşilçam sanatçılarını aratmayacak şıklıkta giyim tarzı, korumasız halk arasında dolaşması, aracını şoförsüz kullanması daha bir çok tavrı tutumu alışılmışın dışında lüks gelirdi bize.
Tıpkı kendisinin teşkilata lüks geldiği gibi..

24 Ocak 2001, saat 18:50 telsiz kayıtlarında ilk selası verildi;

'Merkez, merkez! Saldırıya uğradık, saldırıya uğradık…

m: Olay yeri neresi?

Yaralı polis: Şehitlik mevki

m: Zayiat var mı, zayiat var mı?

Yaralı polis: Şehidimiz var.

m: Sayın 3310'un durumu ne?

Yaralı polis: Başımız sağ olsun...''
3310, Okkan'ın telsiz koduydu...

Kitap, Diyarbakır'ın hatta belki de Türkiye'nin en sevilen müdürünün Gaffar Okkan'ın hikayesi. Sekiz evladımızı toprağa verdiğimiz bu günde tüm şehitlere tekrar Allah'tan rahmet diliyorum..
Dualarımız onlarla olsun..
Keyifli okumalar...
Yıllar boyunca devlet, Güneydoğu’da halktan çok ağa ve şeyhe da­ha yakın bir politika izledi. Feodal yapının hüküm sürdüğü bölgede, siyasetçi sadece oy deposu olarak gördüğü insanları teker teker ikna etmek yerine, şeyh ve ağaları ikna etmeye çalıştı. Bunun karşılığı da olacaktı. Devlet, ‘bu iyiliğin’ karşısında bütün olanaklarını ağa ve şeyhlere kullandırarak, onları daha da zengin ve güçlü yaptı. Okkan’dan sonra bu tablo değişmeye başlamıştı. Bir konuşmasında şun­ları söylemişti: “Şimdi çok iddialı olacak ama, Diyarbakır’daki huzur ve güven "Türkiye'nin huzur ve güvenidir. Çünkü dünyada oynanan oyunun Türkiye üzerindeki en güzel sahnesidir Diyarbakır. Cahil çok.
İnsanlar kolay kanıyor. On dokuz yıldır okullar kapalı kalmış. Eğitim yok, kültür yok insana, ‘Bunu devlet öldürüyor’ dediğin zaman ina­nıyor işte biz burada bunu yıktık.”
Yıkmıştı yıkmasına ama, Güneydoğu’da halkla devletin yakınlaş­ması birçok kesimin işine gelmiyordu, başta da şeyh ve ağaların.
203 syf.
'Diyarbakır Halkına Eziyet Edeni Yakarım'
Tüm teşkilata verilen emirdi bu. Biz polisler emir komuta zincirinde çalışırız. En üstte bulunan amire ulaşmak için sırasıyla bir üstümüzden başlar, birer basamak giderek en tepedeki amirimizi görürüz. İşte en alt kademede bulunan memurun bir üstü oradan sıra takip etmenizi gerektirecek tüm sinsile mecburiyetini kaldıran bir emniyet müdürüydü Gaffar Okkan.
Doğu görevinde çalıştığım ilin sınır komşusu olan başka bir ilin emniyet müdürüyken bulunduğum ile ziyaret için geldiği zaman görmek için sokaklara koşar merakla kendisini izlerdik. Yeşilçam sanatçılarını aratmayacak şıklıkta giyim tarzı, korumasız halk arasında dolaşması, aracını şoförsüz kullanması daha bir çok tavrı tutumu alışılmışın dışında lüks gelirdi bize.
Tıpkı kendisinin teşkilata lüks geldiği gibi..

24 Ocak 2001, saat 18:50 telsiz kayıtlarında ilk selası verildi;

'Merkez, merkez! Saldırıya uğradık, saldırıya uğradık…

m: Olay yeri neresi?

Yaralı polis: Şehitlik mevki

m: Zayiat var mı, zayiat var mı?

Yaralı polis: Şehidimiz var.

m: Sayın 3310'un durumu ne?

Yaralı polis: Başımız sağ olsun...''
3310, Okkan'ın telsiz koduydu...

Kitap, Diyarbakır'ın hatta belki de Türkiye'nin en sevilen müdürünün Gaffar Okkan'ın hikayesi. Sekiz evladımızı toprağa verdiğimiz bu günde tüm şehitlere tekrar Allah'tan rahmet diliyorum..
Dualarımız onlarla olsun..
Keyifli okumalar...
203 syf.
·3 günde·10/10
Bütün telsizlerde aynı anda yankılandı. "3310 öldürüldü"
Diyarbakırlıların "Gaffar babası" şehit edildi :(

Kitapta, Diyarbakırlıdan daha Diyarbakırlı olan, çok sevilen ve "Baba" olarak hitap edilen bir "Kahraman"ın yaşam öyküsünü okuyacaksınız.

Gaffar Okkan gibi insanlarını seven kahramanların çok olsun Türkiyem.
Mutlaka okuyun bu kitabı.
203 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dikkat spoiler içerir.
Hain bir pusuda şehit edilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan hakkında yazılan detaylı bir araştırma eseri. Çocukluğundan başlayarak büyüdüğü Hendek ilçesinde yaptıkları, araba sevdası, askeri liseyi kazanamayınca Ankara Polis Koleji'ne girmesi ve devam etmesi ile başlıyor kitap. Sonrasında mesleğe girişi ve İzmir'de çalışırken yaptıkları, Urfa, Kars ve Diyarbakır günleri detaylı bir şekilde anlatılıyor. Spora olan tutkusundan dolayı gittiği illerde hentbol ve futbol takımlarına olan yardımları, polislerle ve halkla diyalogları, Diyarbakır döneminde Hizbullah'a karşı olan tutumu ve İstanbul'daki Beykoz operasyonu esnasında yaptıkları da anlatılıyor. Ayrıca şehit edilmeden önce İstanbul Emniyet Müdürlüğünü istediği ancak Sadettin Tantan tarafından atanan Kazım Abanoz ile arasının kötü olması ve ölümünden sonra Diyarbakır'a il emniyet müdürü olan Atilla Çınar ile Beykoz operasyonu sırasında bozuşması da anlatılıyor. Kitabın son bölümünde de ölümünden sonra basının yazdıkları ve ziyaretçi defterine yazılanlar yer alıyor. Diyarbakır'da teröre desteğin azalmasında en büyük pay sahibi olan bu polisin hayatını merak edenlerin mutlaka okuması gereken kitaplardan biri
203 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap Sehit Gaffar Okkan'in gittigi yerleri nasil guzellestirdigini, insanlara on yargiyla yaklasilmamasi gerektigini, calistigin yeri guzellestirmek ve halki polisle yakin etmek icin ne kadar ugrastigini anlatiyor.. Bu kadar guzel meyve veren agac tabiki taslanir birilerinin isine gelmez cunku..Mekanin cennet olsun Sehit Gaffar Okkan umarim her meslektasim bu kitabi okur ve bu vatan icin nasil mucadele etmemiz gerektigini gorur..
203 syf.
Sözün bittiği yer... Kesinlikle okunmalı, başka bir şey diyemiyorum.
Kitaptan Alıntılar
"Bayrak aşkına"... En sık kullandığı sözlerden biri buydu.
Birçok kamu binasına bayrak hediye etmişti. Yakın bir çalışma arkadaşı onun bayrak sevgisini şöyle anlatıyor: " Bayrağı onun kadar seven birini tanımadım. Bir gece arabayla bir yere giderken, şoföre yolun orta yerinde arabayı durdurmasını söyledi. Önce bir anlam veremedik. Dışarı çıktı ve tek başına yürümeye başladı.Yolun karşısında bir bayrak görmüş. Ayakta öylece dakikalarca bayrağı seyretti. Sonra bize dönüp 'Görüyor musunuz ne kadar güzel dalgalanıyor' dedi. Biraz daha seyrettikten sonra arabaya bindi ve yolumuza devam ettik..."
Çalışma arkadaşlarına göre onun kadar içi bayrak sevgisiyle dolu bir başka insanın olması mümkün değildi. Ve yine arkadaşlarına göre, ölümü de adeta bayrak sevgisinin bir göstergesi gibiydi. Zira, suikastin ardından olay yerine gelen çalışma arkadaşları, makam aracının arkasında bulunan üçgen şekilli bayrağı Okkan' ın göğsünün üzerinde bulmuşlar. Üzerine Okkan' ın kanı karışan o bayrak, ölümünden sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü binasında saklanıyor.
Yine böyle bir çatışma esnasında, şubede beraber görev yaptığı Kadir Canbeldek kendisini " Bu konuda özel eğitilmiş memurlar var. Sıcak çatışmalarda, önce içeri girmek amirin görevi değildir. Senin görevin olayı yönlendirmektir, yapma diye uyardığı zaman, " Olmaz, bu da benim görevim" diyerek tekrar sıcak çatışmanın içine girmişti.
Bu doğal olarak, Gaffar' ın altında bulunan memurların onu çok içten sevmesine ve samimi bulmasına neden oldu. Hendek' teki cenazesinde o memurları gördüğümde aklıma hep o günler geldi. Ve o gün biz o memurları teskin edemedik."
Birçok kişi Kars' ta gösterdiği çalışma disiplini ve azmiyle meslek hayatında çok daha iyi yerlere geleceğini düşünüyordu.Yine birçok kişi Okkan' ı ilinde emniyet müdürü olarak görmek istiyordu, Bunlardan biri Cemil Serhadlı idi. O dönem Muğla Valisi olan Serhadlı, bu isteğinin nedenlerini şöyle anlatıyor: " Kendisinin başarılı çalışmalarını yakından izliyorum. Muğla Valisiyken dönemin Kars Valisi Hüseyin Atak'ı aradım.
.Bir süre sonra Okkan Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü' ne atandı. Hemen ardından benim de Muğla valiliğinden Diyarbakır valiliğine atamam geldi. Atama kararını öğrendikten sonra hemen beni aradı. Hiç unutmuyorum. ' Siz beni Muğla' ya getirtmediniz ama bakın ben sizi Diyarbakır' a getirdim sayın valim.' dedi..."
Fakat asıl ilginci, ölümünden birkaç gün önce yakın çevresine teşkilatı içinde örgüte bilgi sızdıran birinin varlığını tespit ettiğini söylemesiydi. Fakat bu ismi açıklayamadan öldürüldü.
Opel Vectra marka makam aracının arka koltuğuna oturdu.Yanında her zaman olduğu gibi özel kalemi Mehmet Kamalı vardı.
Önce mezarlığın yanındaki trafodan sokağın elektriği kesildi. Saldırı başlamıştı. Önde seyir eden motorsikletli polislere dört el bombası atıldı.
Derken Okkan' ın makam aracına kulakları sağır edercesine bir kurşun yağmuru başladı.
Çapraz ateşe tutulan makam aracı hızlanarak zor da olsa ilk ateş çemberinden kurtulmayı başardı.
Araç yolun ilerisinde konuşlanan ikinci grup çapraz ateşinden kurtulamadı.
Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, 7' si kafasına, 10' u da vücudunun çeşitli bölgelerine aldığı toplam 17 kurşunla hayata gözlerini yummuştu.
Odasında Diyarbakır' ın önemli noktalarını kapalı devre sistemiyle izleyen monitörler vardı. Suikastin yapıldığı yer ise kör noktaydı. Suikastçiler buranın kör nokta olduğu bilgisini kimden aldılar?
Otomobilin tavanı bile kurşunlarla delik deşik edilmiş. Suikastçiler otomobile havadan da ateş açtılar?
Türkiye, Gaffar Okkan' ın ne kadar sevildiğine on binlerin katıldığı cenaze töreninde tanık oldu.
Kentte adeta hayat durmuştu. Esnaf kepenklere "Canımızı kaybettik, acılıyız" yazısını yazıp iş yerlerini açmamıştı.

Arka kapağından alıntı

Gaffar Okkan, Cumhuriyet tarihinin en organize suikastinin hedefi oldu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Emrah Gürkan
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
istanbul, 1978
1978 İstanbul doğumlu olan Emrah Gürkan, Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü mezunu. Yüksek lisansını Bahçeşehir Üniversitesi’nde Avrupa Birliği Ekonomisi üzerine gerçekleştirdi.



Gazeteciliğe 1997’de haftalık ekonomi dergisi Para’da başladı. 2004’te Doğan Grubu’nun haftalık ekonomi dergisi Ekonomist’e geçti. Halen Ekonomist’te dış haberler editörü olarak çalışmaya devam ediyor.



Bu süre zarfında ‘3310 Öldürüldü’ ve ‘Ne Kadar Muasırlaşabildik’ isimli iki kitap yayımladı. 2008-2010 döneminde Referans’ta iş insanlarının hobileri ve iş dışı yaşamlarıyla ilgili röportajlar yapan Gürkan, uzun yıllardır tenis oynuyor, bisiklet sporuyla uğraşıyor ve müzik yazıları yazıyor.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 43 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 93 okur okuyacak.