Halil İnalcık

Halil İnalcık

YazarÇevirmen
8.9/10
575 Kişi
·
1.489
Okunma
·
670
Beğeni
·
13.798
Gösterim
Adı:
Halil İnalcık
Unvan:
Türk Tarihçi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Eylül 1916
Ölüm:
Ankara 25 Temmuz 2016
İnalcık, aslen Kırım Tatarı'dır. Balıkesir Muallim Mektebi'ni tamamladı. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verdi. Uzun yıllar aynı Fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'ne "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü" olarak davet edildi.

1973 yılında meşhur kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı. Yurtiçi ve dışında çeşitli üniversitelerden fahri doktora payeleri aldı. 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'ne davet edildi ve burada Tarih bölümünü kurdu. Yazdığı makale ve kitaplarla Osmanlı İmparatorluğu tarihi üzerinde tartışılmaz bir otorite haline gelen Prof. Dr. Halil İnalcık halen Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora ögrencilerine seminer dersi vermektedir.

Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2005 yılında yayımlanmıştır.
Osmanlılar gâzilerdir ve galiplerdir. Fisebilillâh Hak yoluna durmuşlardır, gazâ malını cem' edip hakka harc edicilerdir ve Hak'tan yana gidicilerdir. Din yoluna gayretludurlar, dünyaya mağrur degullerdir ve şarktan garba İslam dininin açıcılarıdırlar.
Osmanlı Devleti bir gazî devleti olarak doğmuş ve bu geleneği sürdürmüştür. Fâtih Sultan Mehmed, 1461'de Trabzon dağlarına yaya tırmanırken şöyle demiştir:
“Bu zahmetler Allah içindir. Elimizde İslâm kılıcı vardır.”
"Modern ilme inanan Müslüman, bilgisiz bir Müslüman'dan yüz kere daha Müslüman'dır."
Halil İnalcık
Sayfa 59 - Kırmızı - 5.Baskı
Herkes dünya hırsına ve gösterişine kapılmış, sanat ve ilim gibi değerlere sırtını çevirmiş.
Halil İnalcık
Sayfa 44 - DoğuBatı
Bazı tarihçiler, Barthold, Köprülü ve Wittek'in araştırmalarını görmezden gelip gazâ ideolojisi ve örgütlenmelerini tarihi bir faktör olarak hesaba katmazlar, bu ileri tarihçilik gibi algılanmaktadır. Aslında mitoloji, efsane, tarihi yürüten realitelerdir. İdeolojileri hesaba katmayan tarihçi, tarihi açıklamada yaya kalır.
16.yüzyıl ikinci yarısında Osmanlılar, her şeyde en ileriye sahip oldukları düşüncesine vardılar. Artık değişmek değil, muhafaza etmek kaygısına düştüler.
Halil İnalcık
Sayfa 96 - Kırmızı - 5.Baskı
Dünya tarihinin ve Türk tarihinin en büyük sorularından biri, Batı Anadolu'da ortaya çıkan bir Türkmen beyliğinin yarım yüzyıl içinde Tuna'dan Fırat'a kadar uzayan bir imparatorluk halinde gelişmesi sorusudur.
Halil İnalcık
Sayfa 3 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Japonya Avrupa karşısında 19. yüzyılda kalkınma mücadelesine girdiği yıllarda bakanlar maaşlarını devlete bırakıyormuş."
-Biz Ankaralılar, yani çocuklar, büyükler sanki Atatürk'ün evinde yaşıyormuş gibi hissederdik kendimizi. Tabiatüstü bir insan gibi algılıyoruz onu, tarihini okuyoruz; Sakarya'yı nasıl kazandı, Yunan Başkomutanını nasıl esir aldı, vatanı nasıl kurtardı. O bizim için dokunulmaz bir şahsiyetti, hâla da öyledir.
Mesela bundan iki üç sene önce 10 Kasım'da onun ölüm yıl dönümünde Bilkent’te bir konuşma istediler benden. Bilkent orkestrası vardı konuşma yaparken bir ara kendimi tutamadım gözlerim yaşardı, kafamı eğdim saklamak için, orkestradakiler ayağa kalktılar bir alkış bir alkış...
Çok duygusal bir andı.Biz Atatürk'ü gerçekten baba gibi hissediyorduk.Olağanüstü bir varlıkla aynı mekanda yaşıyormuş hissindeydik.
Halil İnalcık
Sayfa 44 - İş Bankası Kültür Yayınları
Mustafa Kemal, sekülarizmin (laikliğin) zorunluluğunu şu kanıtlarla açıklamaya çalışmıştır:

1- Müslümanız. Müslümanlığı reddetmiyoruz.
2- Fakat, tarih gösteriyor ki, din siyaset vasıtası yapılarak menfaat ve ihtiraslara alet edilmiştir.
3- İnanç ve vicdanımıza ait bu kutsal duygularımız, bu gibi ihtiraslara alet yapılmamalıdır. Onu bu durumdan kurtarmak vazifemizdir.
4- Dünya ve din işlerini ayırmak, müslümanların bu dünyada ve öbür dünyada mutluluğu için zorunludur.
Halil İnalcık
Sayfa 86 - Kırmızı - 5.Baskı
Kitap, 1607 yılının Kasım ayında, bugünkü ABD topraklarındaki bir limana yanaşan ve içinde sadece erkeklerin bulunduğu üç gemiden inen insanların bu topraklara ayak basmasıyla başlıyor. Ve bugün tüm dünyayı etkisine almış bir süper güç olan ABD'nin 1607 yılından başlayıp, 1950 'li yıllara kadar olan yaklaşık 350 yıllık tarihini anlatıyor.

Öncelikle şunu söylemeliyim. Kitap, sanki tarih kitabı değil de, bir hikaye veya bir masal kitabı gibi müthiş bir akıcılıkla yazılmış. Olayları derinlemesine ve çok kapsamlı bir şekilde anlatmasına rağmen kesinlikle sıkılmadan ve müthiş bir merak içerisinde okunuyor.

Bu geçen 350 yılda, bu topraklarda yaşanan olumlu ve olumsuz tüm olaylar sırasıyla aktarılıyor. Toprakların fethi, katliamlar, kölelik, demokrasinin tüm aşamaları, savaşlar, siyasi , sosyal , dini değişimler, sanayii ,endüstri, tarım ve ekonomi alanlarındaki tüm gelişmeler, teknolojik icadlar ve bunların günlük hayattaki kullanıma geçirilme aşamaları...kısaca söylemek gerekirse, sadece ABD'nin değil neredeyse tüm insanlığın bu süredeki her yönden ilerleme ve gelişmesi de anlatılıyor.

Peki bütün bunlar nasıl başlıyor derseniz, maalesef ki bütün bunlar, katliamlarla başlıyor. Üç türlü katliamla. İnsanların ( yerliler dediğimiz Kızılderililer), hayvanların (kürk ticareti için) ve ormanların (kereste ticareti için) katledilmeleri her şeyin başlangıcı oluyor bence.

Koloni dönemi, bağımsızlığın sağlanması ve arkasından birliğin oluşturulması, demokrasi, siyasi ve sosyal kişi halk ve özgürlükleri, ekonominin temel yapısının kurulması, insanların refah düzeyini artıran sanayii , zirai ve endüstriyel gelişmeler ve bu konulardaki sayısız yeni icadlar, İç savaş dönemi, nihayetinde dünyaya son şeklini veren iki büyük savaş ve dünyadaki en büyük güç olmanın hikayesi. Ve daha ne ayrıntılar. Çoğunu aylar boyu araştırmaya kalksak bile bulamayacağımız müthiş bilgiler.

Genelde incelemelerimin mümkün olduğu kadar spoiler içermemesine dikkat ederim. Ama burada herkesin affına sığınarak üzerinde çok düşündüğüm iki bilgiden bahsedeceğim. Bunlar kitaptaki bilgilerin belkide sadece on binde biri bile değildir ama ben burada paylaşmak istiyorum.

Bunlardan birincisi, başkanlık seçimlerinde bir kişinin iki dönemden fazla seçilmeme meselesi. Çok ilginçtir ki biz bunun yasak veya yasaya aykırı olmasından dolayı olduğunu biliyorduk. Oysa bu durumun, ikinci dünya savaşı yıllarında başkanlık yapan Franklin D. Roosvelt'e kadar geçen yaklaşık 150 yılı aşkın bir sürede sadece ilk başkan George Washington'dan kalma bir geleneğin eseri olduğunu kitaptan öğrendim. Düşünebiliyor musunuz bu süre zarfında hiç bir başkan, yasal hakkı olduğu halde , gerek kendi isteğiyle gerekse de partisinin isteğiyle bu geleneğe bağlı kalarak üçüncü defa başkan olmak istemiyor. Bu durum, ülkemizdeki, ölene kadar siyasi parti başkanı olarak kalmak veya ölene kadar iktidarda kalma hırsı içindeki siyasileri düşününce insana çok ilginç geliyor değil mi?

İkinci bahsedeceğim bilgi ise, ABD nin bağımsızlık mücadelesine başlamasına esas olan çaya konulan vergi konusu. Eğer İngiltere kralı 1770'lerde çaya o vergiyi koymasaydı veya koyduğu vergiden vazgeçseydi, bugün dünya üzerinde ABD isminde bir devlet olur muydu ? veya o durumda, bugünkü dünya düzeni nasıl olurdu acaba ? sorusudur. İnanın bana kitabı okurken bu konu sık sık aklıma geldi. Buradan şunu anladım ki tarih bazen çok basit olaylarla değişiyor.

Kitap hakkında çok daha fazla yazmanın gereği olduğunu sanmıyorum. Yazdıklarım kitap hakkında yeteri kadar bilgi veriyor sanırım.
Ben, özellikle tarihe meraklı olanların, ayrıca da bugünkü dünya düzenine nasıl gelindiğini merak edenlerin mutlaka ama mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ve herkesin de bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum.
"Farklı Türleri Keşfet" etkinliğiyle "tarih" türünde okuduğum kitaptı: Osmanlı'da Devlet, Hukuk ve Adâlet, ayrıca da yazarın okuduğum ilk eseri. Neden tarih türünde okuma yapmak istediğimden başlarsam; Geçenlerde arkadaşlarımla muhabbet ederken bir daha üniversite okumuş olsak hangi bölümü okumak isterdik diye konuşuyorduk, ben fazla düşünmeden tarih dedim. Gerçekten de tarih okumak isterdim. Hem çok fazla merak ettiğim nokta var hem de ilgi duymaya başladığım bir alan.

Kitap ele aldığı konuları net ve nesnel biçimde sunma noktasında oldukça başarılı. Ders kitabı formatında hatta. Konudan konuya geçiş yapılmamış, anlatılmak istenen mesele etraflı bir biçimde sunulmuş. Dilini anlamadığım zamanlar oldu çünkü kelimeler çoğu yerde orijinal hâliyle yazılmış ama bu kitaba karşı merakımı olumsuz yönde etiketlemedi. Aksine anlamadığım noktalarda kısa da olsa okumalar yapmama vesile oldu.

Kitabın içeriğine değinecek olursam; İlk bölümü okuduktan sonra ben kendime ilk fırsatta Kutadgu Bilig'i okumalısın dedim çünkü yapılan alıntılar hoştu ve dikkatimi çekti. Osmanlı Devletinde kanunların işleyişte önemli bir yeri olduğunu, çözüm getirilemeyen noktalara Pâdişâh'ın kanun koyarak müdahale ettiğini, yetersiz kalındığı zamanlar güncellendiğini, ikinci bölümde okuduklarımdam çıkardım.
Şikâyet hakkına dair yazılmış bölümünde ise halktan herhangi birinin rahatsız olduğu bir durumda pâdişâha derdini anlatabileceğini, yazarın sunduğu örneklerle beraber gördüm. Şikâyet hakkının ülkedeki adâleti sağlama noktasında oldukça önemli olduğunu anlamış oldum. Adâletnâmelere dair aklımda kalanlar şunlar oldu; adâletnâmelerin ilk amacı halkı korumaktır, halk ve yöneticiler arasındaki denge adâletnâmelerle sağlanır, halk yerinde huzur içinde olmalı, göç etmemeli eğer ederse bu araştırmamalı, göç eden köylü tekrar döndürülmeli. Burada kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum okurken hayli dikkatimi çekti;

"Adâletnâme, hüküm ve siyâset sahibi yüksek idarecilere, yani Şerî'at ve kanuna göre hüküm verme yetkisini taşıyan kadılara ve bedenî cezaları uygulama yetkisine sahip olan otorite sahiplerine, yani beylerbeyi ve sancak beylerine hitaben yazılır. Doğrudan doğruya onları belli şeyleri yapmaktan men'eder. Hükmün konusu bu otorite sahiplerinin kendi işlemleridir. Başkalarının yaptıkları zulümler de kendilerinden sorulmaktadır. Zira bu zulümleri önlemek de onların ödevidir. Böylece, yalnız bizzat zulüm işledikleri için değil, zulüm işlenmesine karşı vazifelerini yapmadıkları için de muhatap olmaktadırlar. Bunun içindir ki, adâletnâmelerde "almayasız ve aldırmayasız, etmeyesiz ve ettirmeyesiz" ibareleri sık sık geçer."(sayfa; 160-161)
Yazar ayrıca kitabın son bölümüne ( ekler) örnek sunmak için kitaba koyduğu belgelerin orijinal hallerini de eklemiş.

Son olarak; Kitabı,ben beğenerek okudum, okuduktan sonra; iyiki tarih türünde okuma yapmak istemişim dedim ayrıca yazarın diğer eserlerini de merak etmeye başladım. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim.
İlim adamlarını severim ama mütevazı ilim adamlarını daha çok severim.

İlber Ortaylı'nın bacak bacak üstüne atıp karşına Halil İnalcık'ı karşısına aldığı bir televizyon programında görmüştüm kendisini, o zaman ki duruşu mütevaziliği anlatım şekli çok hoşuma gitmişti.

Daha sonra üniversite birdeyken hocamıza ders kitabı olarak okutulabileceğini gösterebilmek için almıştım ama detaylı olarak okumamıştım zaten hocamız da kendi kitabının daha iyi olduğunu iddia etmişti :)

26 yaşındayken yazdığı doktora teziymiş sonradan öğrendim dipnotlara ayrıntılara yer verilmiş, incelikle araştırma yapıldığı belli Osmanlıca, bilmeyenler için dili biraz ağır gelebilir.
Dönemin bölgesel tarihini Bulgaristan'ın toprakları üzerinden okuyorsunuz.

Osmanlı'nın neden çöktüğünü açıkça görüyorsunuz. Derebeylerinden osmanlı devleti sayesinde kurtulan balkanların nasıl ayanlar yöneticiler tarafından derebeylik şeklinde yönetildiğini, bu yönetcilerin halkı nasıl yıldırdıklarını, merkeze yaranmak için her şeyi nasıl örtbas ettiklerini de görüyorsunuz.

İsyanların, huzursuzlukların başta bu beceriksiz yöneticilere olduğunu yerel yöneticilerin baskıları ve zamanla dış güçlerin de etkisiyle nasıl bağımsızlığa evrildiğini de anlatmış.

Milli duygulara yer vermeden, objektif bir şekilde Osmanlı'nın son dönemlerini,neden yıkıldığını anlatmış.

Tanzimat olaylarının etrafında gelişen olaylara ve Vidin İsyanına detaylı olarak yer vermiş


Tarihi belgelerden öğrenmek yerine olayların yaşandığı mekanlarda inceleme ve araştırma yapmak gerçekleri ortaya koymak gerektiğinden de bahsetmektedir.

Yaşantılar,insanlar, mekânlar en iyi ipucudur diyor kitap kısaca...
Öncelikle başarılı bir çeviri yapan rahmetli Halil İnalcığı saygı ve sevgiyle anıyorum..

ABD tarihi son iki yüzyılda dünya tarihine damgasını vurmuştur. Kıtanın gerçek sahibi Kızılderililer'in yerinden edilişinden itibaren dünya hâkimiyetine uzanan bir imparatorluğun ilginç hikâyesi... Yankeler... Kızılderililer...Zenciler...Köleler...işçi avcıları.. Başta Britanya'dan olmak üzere dünyanın her tarafından gelip bu bakir topraklara yerleşen göçmenler. Bir yandan demokrasinin, liberal değerlerin ve özgürlüğün görkemli yükselişi, diğer yandan dev sermayelerin gölgesi altında kapitalizmin vahşi ve acımasız yüzü.

Amerikalılar, dünyadaki uygarlıkların binlerce yıldan bu yana ürettiği bilgiyi ve teknolojiyi sanki başka bir gezegene ayak basmış dünyalılar gibi büyük bir ihtirasla bu topraklarda uygulamaya koyuldular. C Amerikan gülü, bütün görkemli ve güzel kokusuyla ancak etrafında büyüyen ilk tomurcukların feda edilmesiyle yetişebilir"di.
Patrimonyal Devlet ve Sanat üzerinde sosyolojik bir inceleme olarak başlatılan bu kısa kitapta; 15 ve 16. Yüzyıl dönemine ait ünlü şairlerin geçimlerini ve mevkilerini kazanmak için Patrona (Padişah) yakınlık ve en üst şekilde övgülere yer vererek istediklerini kazandıklarını resmi evraklarla aldıkları paraları da göstermektedir.

Aradan yaklaşık 500-600 yıl geçmesine rağmen her ne kadar kişiler ve işleyiş metodları değişsede ana düşünce fikri hep aynı kalmış malesef. En küçük devlet kurumundan, en büyük kurumlara kadar adam kayırma var gibi durmakta. Patronaj düşünce halen çalışmakta.

Dikkatimi çeken ünlü şair Fuzuli'nin günlük 9 akça para alması, zamanında çok para götüren meslektaşlarına karşın birşey kazanamamış olması beni şaşırttı. Herkese iyi okumalar
Bu tezi herhangi bir kitap gibi okuyabilirsiniz ancak şöyle düşündüğünüzde işler bir anda değişiyor. Halil İnalcık Hoca bu tezi yazdığında henüz 26 yaşındaymış. Üstelik 1940'ların Türkiye'si ve şimdilik gibi ulaşım, iletişim, bilgiye erişme imkanları üst seviyede değil. Fevkalade bir titizlikle arşiv çalışmış, çok çalışmış hem de. Bu anlamda günümüzde akademisyenliğin eskisinden iyi olması gerekirken, belki de kötü olduğunu anlayabiliyoruz. Efsanevi tarihçi Halil Hoca'nın tarihçilik kalitesini ortaya koyan, titiz bir eser bu ve Kronik Kitap tarafından yazılışından 75 yıl sonra yeniden basılması da takdire şayan...
Ortaçağ’da Doğu’da ve Batı’da devletler patrimonyal bir yapıya sahipti. Patronaj ilşkisi bulunmaktaydı. Sen ne kadar itaat edersen o kadar korunurdun yahut ne kadar korunursan o kadar itaat ederdin. Bu karşılıklı bir ilişkidir. Belki kula kulluk(patron-kul) ya da usta çırak ilişkisi gibi bir şeydir. Patronaj sadece sanat alanında değil askeriyede bürokraside hatta ilmiyye sınıfında dahi sosyal ilişkilerin temelidir.
Patronaj hasede, rekabete, entrikayai iltimasa neden olmuştur(kaside sunmak) yazarın deyimi ile toplumun ahlakını yahut ahlaksızlıını oluştururdu.Mesela Fuzuli büyüklere yaklaşmaz bunun tesellisini hased ehlinden uzak kalmakta bulurdu.
Divan şiiri İran kaynaklı bir edebiyattır. Osmanlı Padişahları İran’dan sanatkarlar getirtmek için fazlaca uğraşmışlar Fatihle başlayan bir rönesans var kültür oluşturulmaya çalışılmıştır. Sanatkarlara çokça ödüller verilmiştir. (İran edebiyatının son büyük şairi Molla Cami’ye 1000 altın verilmiştir.) Bunu dışında hem Osmanlı’da hem de Timurilerde zorla sürgünlerle devlet merkezlerine sanatkarlar çekilmiştir.
Zamanla bu Fars örnekleri rekabetlere yol açmış Türk şairler onlarla yarışmaya başlamıştır. Türk şairler Farslar tarafından alaya alınmıştır.Fakat ileriki zamanda Farsları gölgede bırakacak Farsça eserler verilmiştir. 15.yy’da Şeyhi Fars edebiyatındaki mesnevilerden çok daha güzellerini yazmıştır ve kabul görmüştür.
Fars örneği tüm toplumda değil fakat yüksek mertebede gittikçe yaygınlaşmış, yine yazarın dediği gibi, ‘’Türki ta’birat’’ köylü ve dağ kabilelerine özgü sayılmıştır.
Osmanlı’da şairler zevk ve sefa ile karşılandığı gibi çeşitli durumlar sonucunda eza ve cefaya da düşmülerdir. Patronun itibarını düşürmeleri sonucunda sürgüne ya da katline karar kılınanlar vardır. Fatih’in intisabında olan Ahmet Paşa eşcinsel olması, mahbublara göz dikmesi sonucu katline karra kılınmış daha sonra padişaha yazdığı Kerem Kasidesi ile sürgüne gönderilmiştir. Fuzuli, Şia- İmamiyye mezhebine bağlı olduğundan Osmanlıda bir patron bulması zordu. Bu şekilde feleğe, padişahlara isyan ve lanet ederek sefil bir şekilde hastalıkla ölmüştür. Aynı şekilde İran şairlerinin üstünlüğünü kabul eden Mesihi Osmanlı ülkesinde Acem’den gelenlere verilen fazla itibarı gereksiz bulanlardandır.
Mesihi gökten insen sana yok yer
Yürü var gel Arab’dan ya Acem’den (Halil İnalcık, Şair ve Patron)
Osmanlı kaynakları şairlerin çoğu kez bu işret meclislerinde hükümdarın takdir ve lütüflarına eriştiklerini belirtir. (Şair ve Patron) İşret meclisleri içki meclisleride şairler devlet adamları bu meclislerde bir araya gelir, padişaha kasideler sunulur niamlar alınırdı.
Eser çok kısa fakar Şair ve Patronaj üzerinde oldukça yetkili bir eser. Fuzuliyle ilgili kısımda çok fazla Farsça beyit var bunları anlamak zor hatta bilmeyene imkansız. Ama ilgisi olan okumalı bence akıcı ve güzel bir dili vardı. İyi okumalar :)
Osmanlı Tarihinde Efsaneler ve Gerçekler her şeyden önce yazarı ve adıyla beni cezbeden bir kitap oldu. Çünkü merhum İnalcık Hoca günümüzdeki bir takım şarlatanlarla adı aynı cümlede bile geçmeyecek kadar ciddi ve hakiki bir tarihçiydi. Daha önce NTV Yayınlarının bastığı eseri Kronik Kitap tekrar yayımladı.

Hoca'nın farklı zamanlarda Osmanlı tarihindeki farklı konular üzerine yazdığı makalelerin derlendiğini görüyoruz. İsminden dolayı popüler tarihçilik tarzı bir anlatım bekleyenler umduklarını bulamayacaklardır. Zira Hoca'nın belgeye dayanan, sahici üslubu hemen her yazıda kendine yer edinmiş durumda.

Özellikle Osmanlı'nın ilk yüz, yüz elli yılı ve kuruluş dönemi karakterleri rivayetlerle gerçeklerin birbirine karıştıkları bir alana dönmüş durumda. Bu nedenle gerçek sandığımız bazı şeyler gerçek değil. Hoca bunun çözümü için bir metot geliştirmiş ve tarihe coğrafyayı da katarak dağ, bayır demeden yıllarca mekan dolaşmış.

Kitapta 18 farklı yazı var. Çaka Bey, Ertuğrul Gazi, Osman Bey, Orhan Gazi, I. Murad, Çelebi Mehmed, İstanbul'un Fethi ve Fatih Sultan Mehmed, II. Osman, Kösem Sultan gibi karakterlerin ağırlıkta olduğu bir çalışma olmuş. Tarih severlere tavsiye edilir.
Büyük tarihçi merhum Halil İnalcık Hoca'nın 9 farklı makalesinin bir araya toplandığı bir kitap Osmanlı ve Avrupa. Kitap, isminden de anlaşılacağı üzere Osmanlı ile Avrupa'nın karşılıklı etkileşimini merkezde tutan yazılardan mürekkep. Gerçek bir tarih kitabı okumak ve Osmanlı'nın Avrupa'daki yerini anlamak isteyenler için gayet ideal bir kitap.
Osmanlı Devleti ile ilgili herşeyi bu seri ile en ince ayrıntısına kadar okuyabilirsiniz.herşey belgeleri ile mevcut.iyi araştırmaların sonucunda ortaya çıkmış iyi bir Osmanlı serisi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Halil İnalcık
Unvan:
Türk Tarihçi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Eylül 1916
Ölüm:
Ankara 25 Temmuz 2016
İnalcık, aslen Kırım Tatarı'dır. Balıkesir Muallim Mektebi'ni tamamladı. 1935 yılında Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi Yeni Çağ Tarihi bölümünde yükseköğrenimine başladı. 1942 yılında "Tanzimat ve Bulgar Meselesi" adlı doktora tezini verdi. Uzun yıllar aynı Fakültede Osmanlı ve Avrupa tarihi üzerine dersler verdikten sonra 1972 yılında Chicago Üniversitesi Tarih Bölümü'ne "Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü" olarak davet edildi.

1973 yılında meşhur kitabı The Ottoman Empire The Classical Age 1300-1600 yayımlandı. Yurtiçi ve dışında çeşitli üniversitelerden fahri doktora payeleri aldı. 1993 yılında Bilkent Üniversitesi'ne davet edildi ve burada Tarih bölümünü kurdu. Yazdığı makale ve kitaplarla Osmanlı İmparatorluğu tarihi üzerinde tartışılmaz bir otorite haline gelen Prof. Dr. Halil İnalcık halen Bilkent Üniversitesi Osmanlı Tarihi Bölümü'nde yüksek lisans ve doktora ögrencilerine seminer dersi vermektedir.

Hayatı ve tarihçiliğini anlattığı Tarihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı adlı söyleşi kitabı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından 2005 yılında yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 670 okur beğendi.
  • 1.489 okur okudu.
  • 115 okur okuyor.
  • 2.487 okur okuyacak.
  • 37 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları