İbn-i Sina

İbn-i Sina

8.8/10
83 Kişi
·
246
Okunma
·
70
Beğeni
·
2.835
Gösterim
Adı:
İbn-i Sina
Tam adı:
Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi
Unvan:
Filozof, Hekim ve Çok Yönlü Müslüman Fars veya Türk Bilim Adamı
Doğum:
Buhara, Afşana Özbekistan, 980
Ölüm:
Hamedan İran, 1037
İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi), Farsça: ابوعلى سينا/پورسينا, Latince: Avicenna; okunuş: āv'ĭ-sěn'ə ; 980, Buhara yakınları - 1037, Hamedan), filozof, hekim ve çok yönlü Müslüman Fars veya Türk bilim adamıdır.
İbn-i Sina, Kuşyar isimli bir hekimin yanında tıp eğitimi aldı. Değişik konular üzerine 240'ı günümüze gelen 450 kadar makale yazdı. Elimizdeki yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir. Eserlerinin en ünlüleri felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan Kitabü'ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi't-Tıb'dır (Tıbbın Kanunu). Bu ikincisi ortaçağ üniversitelerinde okutulmuştur. Hatta bu eser Montpellier ve Louvain'de 1650 yılına kadar ders kitabı olmuştur.
Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Öklid geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahiv, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's[10] aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

Yaşadığı dönem

İbn-i Sina, İslam'ın Altın Çağı olarak bilinen ve Yunanca, Farsça ve Hintçeden eserlerin çevirilerinin yapılıp yoğun bir şekilde incelendiği dönemde önemli çalışmalar ve yapıtlar gerçekleştirdi. Horasan ve Orta Asya'daki Samani Hanedanı ve Batı İran ile Irak topraklarındaki Büveyhiler bilimsel ve kültürel ilerlemeye çok uygun bir ortam hazırlamışlardı. Bu ortamda Kuran ve Hadis çalışmaları çok ilerlemişti. Felsefe, fıkıh ve kelam çalışmaları İbn-i Sina ve çağdaşlarınca oldukça geliştirilmişti. Al-Razi ve Farabi tıp ve felsefe alanında yenilikler sağlamışlardı. İbn-i Sina, Belh, Hamedan, Horasan, Rey ve İsfahan'daki muhteşem kütüphanelerden yararlanma olanağı elde etmişti.

Çocukluğu
İbn-i Sina 980 yılında günümüz Özbekistanında yer alan Buhara yakınlarındaki Afşana kentinde doğdu. Babası Abdullah, Samani İmparatorluğu'nun önemli şehri Belh'ten gelen saygın bir bilim adamıydı. Buhara'da iyi bir eğitim aldı. Olağanüstü hafızası ve zekası da bu konuda ona çok yardımcı olacaktı. 14 yaşına geldiğinde öğretmenlerini geçmeye başlamıştı. 16 yaşında tıbba döndü ve bu konudaki bilgileri öğrenmekle kalmayıp yeni tedaviler de geliştirdi. 19 yaşında doktor ünvanı elde etti ve ücret almaksızın hastaları tedaviye başladı.7

Erişkinliği


İbn-i Sina'nın 1271 yılında yapılmış bir tasviri
İbn-i Sina ilk olarak 997 yılında tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı Emir'in yanında çalışmaya başladı. Bu hizmetinin karşılığında aldığı en önemli ödül Samanilerin resmi kütüphanesinden dilediğince yararlanmak oldu. Kütüphanede kısa süre sonra meydana gelen yangında düşmanları onu bilerek kundaklama yapmakla suçladı.
22 yaşında babasını kaybetti. 1004 yılının Aralık ayında Samani Hanedanı sona erdi. İbn-i Sina Gazneli Mahmud'un teklifini geri çevirdi ve batıya Ürgenç'e gitti. Buradaki vezir bilim dostuydu ve ona küçük de olsa bir maaş bağladı. Yetenekleri için kullanma sahası arayan İbn-i Sina Merv'den Nişabur'a ve Horasan sınırlarına kadar bölgeyi adım adım dolaştı. Kendisi de şair ve bilim adamı olan ve İbn-i Sina'ya sığınak sağlayan hükümdar Kabus bu sırada çıkan ayaklanmada hayatını kaybetti. İbn-i Sina'nın kendisi de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Sonunda Hazar Denizi kıyısındaki Gorgan'da eski bir arkadaşına rastladı. Onun yanına yerleşti ve bu kentte mantık ve astronomi dersleri vermeye başladı. Kanun kitabının başlangıcı da bu döneme rastlar.
Daha sonra Rey'de ve Kazvin'de çalıştı. Yeni eserler yazmaya da devam etti. İsfahan valisinin yanına yerleşti. Bunu öğrenen Hamadan emiri İbn-i Sina'yı yakalattı ve hapsetti. Savaş sona erdikten sonra Hamadan emirinin yanında çalıştı. Kısa süre sonra İbn-i Sina, kardeşi, iyi bir öğrencisi ve iki köleyle kılık değiştirip şehirden kaçtı ve korku dolu bir yolculuktan sonra çok iyi karşılandıkları İsfahan' a ulaştı.
Sonraki yılları ve ölümü [değiştir]
İbn-i Sina'nın kalan 10 ya da 12 yılı Ebu Cafer'in hizmetinde geçti. Burada doktor, bilim danışmanı olarak çalıştı ve hatta savaşlara bile katıldı. Bu yıllarda edebiyat ve filoloji çalışmaya başladı. Bir Hamadan seferi sırasında şiddetli bir kolik atağına yakalandı. Güçlükle ayakta duruyordu. Hamedan'a vardığında önerilen tedavileri uygulamadı ve kendisini kadere teslim etti. Ölüm yatağında mallarını yoksullara bağışladı, kölelerini azat etti ve son gününe dek 3 günde bir Kuran okudu. 1037 Haziranında Ramazan ayında 57 yaşında öldü. Kabri Hamedandadır.


Metafizik

İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı "Vacib-ül Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu fikir ona hastır.

Ruhbilim

İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.

Akıl

İbn Sînâ'nın Hamedan İran'daki kabrinin iç kısmı
Bu konudaki görüşleri Aristotales ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suret'lerini algılar); bilfiil akıl ("makûl"leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.

Bilimlerin sınıflandırılması

İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.
Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.


Eserleri

El-Kanun fi't-Tıp, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)
Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. )
Risale fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")
İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ile ilgili bir eserdir.)
Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.").Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik , Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineraloji
''Doktora ihtiyaç olmaması için ne yapmak gerekir?
Az yemek, az uyumak, az konuşmak ve herkesle düşüp kalkmamak.''
İyiliğin şartı beştir: Tez olmalı, gizli olmalı, gözde büyütülmemeli, sürekli olmalı ve yerini bulmalı.
Haşir insan ruhunun kendi âlemine dönmesinden ibarettir. Bunun içindir ki Allah (Kur'an'da)şöyle buyurmuştur :Ey huzur içinde olan ruh!Sen Rabb'inden razı ve Rabb'in de senden razı olarak O'na dön !(Fecr sûresi 27.28.ayet)
Kendinin ne olduğunu bilen insan,
Bazı kendini bilmezlerin,
onun hakkında söylediklerinden etkilenmez.
Kendinin farkında olan insan,
Dışarıdaki fısıltıdan etkilenmez.
Bana ilk sorduğun şey, Peygamber Muhammed’in (sav.) Rabbin- den (cc.) alıp [insanlara] tebliğ ettiği şu ayet idi:
Allah yerin ve göklerin nurudur. Onun nuru, içinde kandil olan bir kandil yuvasına benzer. Kandil bir cam içerisindedir. Cam da
sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. (Kandil) ne doğuda ne de batıda bulunan mübarek bir zeytin ağacının yağıyla tutuşturulur.
Bu ağacın yağı neredeyse ateş değmeden bile ışık verecek gibidir; nur üstüne nurdur. Allah dilediğini numna iletir. İşte Allah
insanlara [böyle] misaller verir. Allah her şeyi çok iyi bilendir. Nur Suresi 35.ayet
İslam dünyasının önemli filozoflarından, İşraki felsefesini Endülüs'te temsil eden İbn Tufeyl'in kaleme aldığı, Müslüman aleminin ilk alegorik öyküsü olmakla şöhret bulmuş bir kitap. Eserde, zamanın filozoflarını derinden meşgul eden, insan nefsi ile faal aklın birleşimini, diğer yandan felsefeyle din arasında bir uyuşma bulunduğunu gösterip ve bu ikisini uzlaştırarak yıllardan beri devam ede gelen felsefe - din münakaşalarına yeni bir biçim vermek maksadı vardır.

Issız bir adada insanlardan soyut bir şekilde tabiatın kucağında yetişen Hay bin Yakzan, aklının tüm etkinliğini kullanarak, tabiatı müşahede ederek, nesnelerin niteliğinden yola çıkarak varlığın ötesinde bir metafizik varlık bulunduğu fikrine varır. Nihayet aklî zorlamayla ve manevi bir takım tecrübeler sayesinde Tanrı bilgisine ulaşır.

Bu teorik gelişimindeki esas vasıtalarıysa duyular, gözlem ve deneysel akıldır. Kısacası kozmolojik delillere dayanarak bir yaratıcı fikrine varır.

bunun yanında, İslam'da alegorik öykü geleneğinin tarihçesi ve farklı bir Hay bin Yakzan öyküsünü kaleme alan İbn Sina'nın eseri de yer alıyor.

Bu eser 14. yüzyıldan başlayarak çeşitli Avrupa dillerine çevrildi. Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçının üzerinde etkisi oldu. Türkçeye çevrilmesi ise 1923 yılında gerçekleşti. Avrupalıların önemle üzerinde durduğu bu eser Doğu'da yeterince ilgi göremedi. Oysa ki birçok tartışmaya ve girift düşünsel problemlere ışık tutabilecek nitelikte bir eser.

Bitirdiğim vakit harika bir kitap okumanın verdiği haz, bu kadar geç rastlamış olmamın verdiği garip-gıcık bir hissiyatla kapağını kapadım.
Kitap, yalnız başına bir adada dünyaya gelmiş bir insanın düşünme ve araştırma yolu ile ilahi hakikatleri anlamaya çalışmasını konu ediniyor. Hem felsefi hem de mistik yönü oldukça kuvvetli olan bir eser. Spinoza'nın ortaya attığı görüşlerin esin kaynağı olduğunu söyleyebileceğimiz düzeyde paralellikler içeriyor. Misalen Spinoza'nın "töz" kavramı, hay bin yakzan'da "öz" ve "özne" olarak karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde maddenin devinimine dair görüşler de nerdeyse aynı diyebilirim. Hay bin yakzan'ın Spinoza'nın kitaplarının basıldığı matbada, aynı tarihte hatta aynı cilt yapısı ile çıkarılmış olması ve avrupa baskısının girişinde SDB (Spinoza De Benedict ?) yazması da çevirinin bizzat Spinoza tarafından yapılmış olabileceğini düşündürüyor. Cennet/cehennem, varlık, cisim gibi konularda ortaya konulan fikirlerin Kurtuba'dan çıkan diğer düşünür ve ilim adamlarıyla aynı minvalde olması da dikkati çeken diğer bir husus. Sanırım eserin yazıldığı dönemde Endülüs coğrafyasına vahdet-i vücut olarak tanımlanan ekol hakimdi. Eserin Türkiye'de gereken ilgiyi görmemesi ve tanınmaması ise eserle alakalı üzücü bir durum. Kitabın felsefi açıdan oldukça kıymetli olduğunu düşünüyor ve ülkemizde de en kısa zamanda layıkı ile tanınmasını ümit ediyorum.
Çocukken izlediğim çizgi filmin, İbn Tufeyl'in eserinden uyarlandığını öğrendikten sonra bazı yerleri hızlı geçerek bir çırpıda bitirdim:) Harika bir kurgunun içine yerleştirilmiş varoluş, bilgelik ve tasavvuf yolculuğu... Varoluş felsefesi ve tasavvufla ilgilenenlere özellikle tavsiye ediyorum.
Sadece İbn-i Tufeyl' in değil İbn-i Sina'nın da yazmış olduğu Hay bin Yakzan öyküsü ilk 78 sayfada M.Şerefeddin Yaltkaya/ Babanzade Reşid tarafından incelemesi var. Filmini izlediğimiz Hay bin Yakzan'ın hayat öyküsü ve olaylar hemen başlamıyor :)
Akıl ve muhakeme yolu ile bilgiye ulaşılabilir, bu kitap bunun en iyi örneği.İbn Tufeyl genel felsefi geleneğin göze çarpan yönlerini ele almistir.kitapta öncelikle ilk bilimsel ve kavramsal gelişimiyle baslar ve zorunlu varlıkla birleşir.kitaptaki karakter yani Hayy zihinde derinleşmiş biridir.Yani ibn tufeyl düşüncelerinu Hayy üzerinden sunar.Aklıselim birisi dış etkilerden arındırıldığında Allahi bulabileceği ve dini ritüellere sahip olmasa bile bir din fikrinin oluşabileceğini bu kitapta rahatlıkla görürüz
Ultra üst düzey bir felsefe kitabı. Çoğu defa 2 kez üst uste okuyacağınız birçok yer olacak. Ancak bitirdikten sonra cok şey kazanmış ve nefsinize hâkimiyetin yollarını ayrıca yüksek bir genel kültür sâhibi olmuş olacaksınız.
Dünyada onlarca farklı dile çevirilmiş, hatta Holllandaca tercümesini bizzat Spinoza nın yaptığı (hatta felsefesinde de Hay bin Yakzan ın izlerini var deniliyor), bu muhteşem eser ancak bu kadar katledilir. Çevirideki seküler uydurukça dil beni çok rahatsız etti sırf merakımdan bitirdim. Eser mutlaka okunmalı fakat farklı bir yayın evinden Yapı Kredi Yayınları (YKY) den kesinlikle değil.
Konuyu nereye bildireceğimi bilemediğim için şimdilik buraya yazıyorum. Bu kitap yalnız İbn Tufeyl’in değil ondan yüzyıl kadar öncesinden İbn Sina’nın Hay bin Yakzan’ını da içeriyor. Hatta ikisi sürekli karıştırılıyor, kütüphanelerimizde mevcut olduğu halde, yazarları ve eserleri içi içe sokulup ciddi hatalar yapılıyor diye yazılmış bu kitap.
873 yılında Yunancadan çevrilmiş bir alegorik öykü ile tanışmış İbn Sina Hay bin Yakzan ile İslâm dünyasında ilk alegorik öykü geleneğini başlatıyor. Daha sonra İbn Tufeyl bundan etkilendiğini belirterek kendi Hay bin Yakzan’ını yazıyor ve o bir çok dile çevrilerek dünya çapında bir eser oluyor. Ama maalesef biz çok geç tanışıyoruz. Dileğim, sitede mevcut kitap ismi ve açıklamasının düzeltilmesidir. Saygılarımla.
Kitapla ilgili yorumuma gelince:
Öncelikle İbn Sina ve İbn Tufeyl’in anlatılarının isimleri dışında hiçbir benzerliği olmadığını söylemeliyim. İbn Sina’nın eseri tümüyle simgesel bir dille yazılmış, eğer dipnotlardaki notlar olmasa asla amacı anlaşılamayacak bir tarzda.
İbn Tufeyl ‘in eseri ise yüzyıllar içinde bir çok dile çevrilip en son bizim anlayışımıza yakın bir sadeleştirmeyle sunulmuş gayet somut bir hikaye. Bununla birlikte hiç de basit değil; sürükleyici, etkileyici bir o kadar da zor. Belirtmem gereken bir konu da bir miktar tasavvuf bilgisine veya en azından terminolojisine aşinalık istemesi. Son olarak eserin son sözünden bir paragrafı buraya ekliyorum ki daha iyi fikir versin. İyi okumalar.
“Bu kitapta Hay bin Yakzan, Absal ve Salaman’ın öyküleri çevresinde hiçbir kitapta bulunmayan, olağan konuşmalarda duyulamayacak ve ehli dışındakilerden gizli tutulan bilgileri içeren önemli konulara ilişkin açıklamalar yaptım...”
Bu kitap 850 yıl önce; Endülüs(ispanya) yetisen en önemli Islam düşünürlerinden İbn Tufeyl tarafindan yazilmistir.
Ibn Tufeyl; 1105 yilinda Girnata'da dogdu. Muvahhidî hüķümdarı Ebu Yakup Yusuf'un özel danismani ve sarayinda başhekim olarak vazife yapti. Tip,felsefe ve astronomi sahalarinda calismalar yapti.
➡➡yazar bu romanda, insan eli degmemis tabiatin bagrinda, herhangi bir egitim gormemis, sosyo-kültürel muhitten uzak bir insanin tek basina bir adada tecrübe ettigi fikir ve ruh gelisimini anlatir.
Insanin; kendini, tabiati ve hakikati kesfinin hikayesi olan bu eser,edebi degerin yani sira,hikmete dayali alegorik anlatiminin zenginligiylede dikkat cekiyor.
Bu roman yazildiktan sonra dönemin bircok eserinede ilham olmus örnegin Daniel Defoe'nin Robinson Crusoe kitabi uzun lafin kisasi;127 sayfa ama kisa ve öz olan bu kitabin okunmasi gereken bir kitap oldugunu düsunuyorum ve tavsiye ediyorum.
Hayy bin Yakzan (Uyanık Oğlu Diri, "Kendi Kendini Eğitmiş Felsefeci") 12. yy. Endülüs'de İbn-i Tufeyl tarafından yazılan; "akıl tanrıyı bulabilir mi ve aklın sınırları nedir?" gibi sorulara cevap verebilen, aydınlanma ve felsefi türünde bir roman.

Roman; 12. yy'da yazılmış, 14. yy'dan itibaren birçok Avrupa diline çevrilmiş, bu konuda birçok akademik araştırma yapılmış, dünyanın ilk "ıssız ada romanı" olarak bilinen Robinson Crusoe'nin yazarı Daniel Defoe (bence Tarzan'a da) başta olmak üzere batılı felsefecilere (özellikle Bacon ve Spinoza) ilham olmuş, ve hatta İngiltere'de "Kuaker"ler denilen bir Hristiyan mezhebinin bağlıları tarafından "Ahlak kitabı" olarak kabul edilmiş, ne yazık ki Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "İlk İslami roman" dediği bu eser ancak 1923 yılında Türkçeye çevrilmiş. Bu düşündürücü ve tabii ki üzüntü verici..

Hay, Ekvator'un güneyinde Hint adalarından birinde anasız, babasız olarak doğar. Kendisine bir ceylan bakar, ceylan bir süre sonra ölür. Hay ceylanın neden ölmüş olabileceğini araştırırken var olmanın, ölümün sırlarını sorgular ve nihayetinde tanrıya ulaşır. Bir gün yan adaya geçer ve orda tanıştığı Absal ile ada halkına Tanrı'yı anlatmak ister, başarılı olamayınca Absalı da yanına alarak kendi adasına geri döner.

Kitabı bu kadar geç tanıdığım için utandım..Sadece felsefi anlamda değil konu kapsamı ve anlatımlarını yazıldığı dönemi düşündüğünüzde muhteşem bir eser... Kesinlikle okunmalı..

Bir teşekkür de Yapı Kredi yayınlarına.. Romana başlamadan önce o kadar güzel bir tanıtım yapılmış ki romanı okurken her türlü altyapım hazırdı..

Yazarın biyografisi

Adı:
İbn-i Sina
Tam adı:
Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi
Unvan:
Filozof, Hekim ve Çok Yönlü Müslüman Fars veya Türk Bilim Adamı
Doğum:
Buhara, Afşana Özbekistan, 980
Ölüm:
Hamedan İran, 1037
İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi), Farsça: ابوعلى سينا/پورسينا, Latince: Avicenna; okunuş: āv'ĭ-sěn'ə ; 980, Buhara yakınları - 1037, Hamedan), filozof, hekim ve çok yönlü Müslüman Fars veya Türk bilim adamıdır.
İbn-i Sina, Kuşyar isimli bir hekimin yanında tıp eğitimi aldı. Değişik konular üzerine 240'ı günümüze gelen 450 kadar makale yazdı. Elimizdeki yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir. Eserlerinin en ünlüleri felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan Kitabü'ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi't-Tıb'dır (Tıbbın Kanunu). Bu ikincisi ortaçağ üniversitelerinde okutulmuştur. Hatta bu eser Montpellier ve Louvain'de 1650 yılına kadar ders kitabı olmuştur.
Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Öklid geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahiv, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's[10] aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

Yaşadığı dönem

İbn-i Sina, İslam'ın Altın Çağı olarak bilinen ve Yunanca, Farsça ve Hintçeden eserlerin çevirilerinin yapılıp yoğun bir şekilde incelendiği dönemde önemli çalışmalar ve yapıtlar gerçekleştirdi. Horasan ve Orta Asya'daki Samani Hanedanı ve Batı İran ile Irak topraklarındaki Büveyhiler bilimsel ve kültürel ilerlemeye çok uygun bir ortam hazırlamışlardı. Bu ortamda Kuran ve Hadis çalışmaları çok ilerlemişti. Felsefe, fıkıh ve kelam çalışmaları İbn-i Sina ve çağdaşlarınca oldukça geliştirilmişti. Al-Razi ve Farabi tıp ve felsefe alanında yenilikler sağlamışlardı. İbn-i Sina, Belh, Hamedan, Horasan, Rey ve İsfahan'daki muhteşem kütüphanelerden yararlanma olanağı elde etmişti.

Çocukluğu
İbn-i Sina 980 yılında günümüz Özbekistanında yer alan Buhara yakınlarındaki Afşana kentinde doğdu. Babası Abdullah, Samani İmparatorluğu'nun önemli şehri Belh'ten gelen saygın bir bilim adamıydı. Buhara'da iyi bir eğitim aldı. Olağanüstü hafızası ve zekası da bu konuda ona çok yardımcı olacaktı. 14 yaşına geldiğinde öğretmenlerini geçmeye başlamıştı. 16 yaşında tıbba döndü ve bu konudaki bilgileri öğrenmekle kalmayıp yeni tedaviler de geliştirdi. 19 yaşında doktor ünvanı elde etti ve ücret almaksızın hastaları tedaviye başladı.7

Erişkinliği


İbn-i Sina'nın 1271 yılında yapılmış bir tasviri
İbn-i Sina ilk olarak 997 yılında tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı Emir'in yanında çalışmaya başladı. Bu hizmetinin karşılığında aldığı en önemli ödül Samanilerin resmi kütüphanesinden dilediğince yararlanmak oldu. Kütüphanede kısa süre sonra meydana gelen yangında düşmanları onu bilerek kundaklama yapmakla suçladı.
22 yaşında babasını kaybetti. 1004 yılının Aralık ayında Samani Hanedanı sona erdi. İbn-i Sina Gazneli Mahmud'un teklifini geri çevirdi ve batıya Ürgenç'e gitti. Buradaki vezir bilim dostuydu ve ona küçük de olsa bir maaş bağladı. Yetenekleri için kullanma sahası arayan İbn-i Sina Merv'den Nişabur'a ve Horasan sınırlarına kadar bölgeyi adım adım dolaştı. Kendisi de şair ve bilim adamı olan ve İbn-i Sina'ya sığınak sağlayan hükümdar Kabus bu sırada çıkan ayaklanmada hayatını kaybetti. İbn-i Sina'nın kendisi de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Sonunda Hazar Denizi kıyısındaki Gorgan'da eski bir arkadaşına rastladı. Onun yanına yerleşti ve bu kentte mantık ve astronomi dersleri vermeye başladı. Kanun kitabının başlangıcı da bu döneme rastlar.
Daha sonra Rey'de ve Kazvin'de çalıştı. Yeni eserler yazmaya da devam etti. İsfahan valisinin yanına yerleşti. Bunu öğrenen Hamadan emiri İbn-i Sina'yı yakalattı ve hapsetti. Savaş sona erdikten sonra Hamadan emirinin yanında çalıştı. Kısa süre sonra İbn-i Sina, kardeşi, iyi bir öğrencisi ve iki köleyle kılık değiştirip şehirden kaçtı ve korku dolu bir yolculuktan sonra çok iyi karşılandıkları İsfahan' a ulaştı.
Sonraki yılları ve ölümü [değiştir]
İbn-i Sina'nın kalan 10 ya da 12 yılı Ebu Cafer'in hizmetinde geçti. Burada doktor, bilim danışmanı olarak çalıştı ve hatta savaşlara bile katıldı. Bu yıllarda edebiyat ve filoloji çalışmaya başladı. Bir Hamadan seferi sırasında şiddetli bir kolik atağına yakalandı. Güçlükle ayakta duruyordu. Hamedan'a vardığında önerilen tedavileri uygulamadı ve kendisini kadere teslim etti. Ölüm yatağında mallarını yoksullara bağışladı, kölelerini azat etti ve son gününe dek 3 günde bir Kuran okudu. 1037 Haziranında Ramazan ayında 57 yaşında öldü. Kabri Hamedandadır.


Metafizik

İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı "Vacib-ül Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu fikir ona hastır.

Ruhbilim

İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.

Akıl

İbn Sînâ'nın Hamedan İran'daki kabrinin iç kısmı
Bu konudaki görüşleri Aristotales ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suret'lerini algılar); bilfiil akıl ("makûl"leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.

Bilimlerin sınıflandırılması

İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.
Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.


Eserleri

El-Kanun fi't-Tıp, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)
Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. )
Risale fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")
İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ile ilgili bir eserdir.)
Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.").Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik , Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineraloji

Yazar istatistikleri

  • 70 okur beğendi.
  • 246 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 366 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları