İbn-i Sina

İbn-i Sina

Yazar
8.8/10
707 Kişi
·
2.278
Okunma
·
369
Beğeni
·
11,2bin
Gösterim
Adı:
İbn-i Sina
Tam adı:
Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi
Unvan:
Filozof, Hekim ve Çok Yönlü Müslüman Fars veya Türk Bilim Adamı
Doğum:
Buhara, Afşana Özbekistan, 980
Ölüm:
Hamedan İran, 1037
İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi), Farsça: ابوعلى سينا/پورسينا, Latince: Avicenna; okunuş: āv'ĭ-sěn'ə ; 980, Buhara yakınları - 1037, Hamedan), filozof, hekim ve çok yönlü Müslüman Fars veya Türk bilim adamıdır.
İbn-i Sina, Kuşyar isimli bir hekimin yanında tıp eğitimi aldı. Değişik konular üzerine 240'ı günümüze gelen 450 kadar makale yazdı. Elimizdeki yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir. Eserlerinin en ünlüleri felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan Kitabü'ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi't-Tıb'dır (Tıbbın Kanunu). Bu ikincisi ortaçağ üniversitelerinde okutulmuştur. Hatta bu eser Montpellier ve Louvain'de 1650 yılına kadar ders kitabı olmuştur.
Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Öklid geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahiv, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's[10] aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

Yaşadığı dönem

İbn-i Sina, İslam'ın Altın Çağı olarak bilinen ve Yunanca, Farsça ve Hintçeden eserlerin çevirilerinin yapılıp yoğun bir şekilde incelendiği dönemde önemli çalışmalar ve yapıtlar gerçekleştirdi. Horasan ve Orta Asya'daki Samani Hanedanı ve Batı İran ile Irak topraklarındaki Büveyhiler bilimsel ve kültürel ilerlemeye çok uygun bir ortam hazırlamışlardı. Bu ortamda Kuran ve Hadis çalışmaları çok ilerlemişti. Felsefe, fıkıh ve kelam çalışmaları İbn-i Sina ve çağdaşlarınca oldukça geliştirilmişti. Al-Razi ve Farabi tıp ve felsefe alanında yenilikler sağlamışlardı. İbn-i Sina, Belh, Hamedan, Horasan, Rey ve İsfahan'daki muhteşem kütüphanelerden yararlanma olanağı elde etmişti.

Çocukluğu
İbn-i Sina 980 yılında günümüz Özbekistanında yer alan Buhara yakınlarındaki Afşana kentinde doğdu. Babası Abdullah, Samani İmparatorluğu'nun önemli şehri Belh'ten gelen saygın bir bilim adamıydı. Buhara'da iyi bir eğitim aldı. Olağanüstü hafızası ve zekası da bu konuda ona çok yardımcı olacaktı. 14 yaşına geldiğinde öğretmenlerini geçmeye başlamıştı. 16 yaşında tıbba döndü ve bu konudaki bilgileri öğrenmekle kalmayıp yeni tedaviler de geliştirdi. 19 yaşında doktor ünvanı elde etti ve ücret almaksızın hastaları tedaviye başladı.7

Erişkinliği


İbn-i Sina'nın 1271 yılında yapılmış bir tasviri
İbn-i Sina ilk olarak 997 yılında tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı Emir'in yanında çalışmaya başladı. Bu hizmetinin karşılığında aldığı en önemli ödül Samanilerin resmi kütüphanesinden dilediğince yararlanmak oldu. Kütüphanede kısa süre sonra meydana gelen yangında düşmanları onu bilerek kundaklama yapmakla suçladı.
22 yaşında babasını kaybetti. 1004 yılının Aralık ayında Samani Hanedanı sona erdi. İbn-i Sina Gazneli Mahmud'un teklifini geri çevirdi ve batıya Ürgenç'e gitti. Buradaki vezir bilim dostuydu ve ona küçük de olsa bir maaş bağladı. Yetenekleri için kullanma sahası arayan İbn-i Sina Merv'den Nişabur'a ve Horasan sınırlarına kadar bölgeyi adım adım dolaştı. Kendisi de şair ve bilim adamı olan ve İbn-i Sina'ya sığınak sağlayan hükümdar Kabus bu sırada çıkan ayaklanmada hayatını kaybetti. İbn-i Sina'nın kendisi de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Sonunda Hazar Denizi kıyısındaki Gorgan'da eski bir arkadaşına rastladı. Onun yanına yerleşti ve bu kentte mantık ve astronomi dersleri vermeye başladı. Kanun kitabının başlangıcı da bu döneme rastlar.
Daha sonra Rey'de ve Kazvin'de çalıştı. Yeni eserler yazmaya da devam etti. İsfahan valisinin yanına yerleşti. Bunu öğrenen Hamadan emiri İbn-i Sina'yı yakalattı ve hapsetti. Savaş sona erdikten sonra Hamadan emirinin yanında çalıştı. Kısa süre sonra İbn-i Sina, kardeşi, iyi bir öğrencisi ve iki köleyle kılık değiştirip şehirden kaçtı ve korku dolu bir yolculuktan sonra çok iyi karşılandıkları İsfahan' a ulaştı.
Sonraki yılları ve ölümü [değiştir]
İbn-i Sina'nın kalan 10 ya da 12 yılı Ebu Cafer'in hizmetinde geçti. Burada doktor, bilim danışmanı olarak çalıştı ve hatta savaşlara bile katıldı. Bu yıllarda edebiyat ve filoloji çalışmaya başladı. Bir Hamadan seferi sırasında şiddetli bir kolik atağına yakalandı. Güçlükle ayakta duruyordu. Hamedan'a vardığında önerilen tedavileri uygulamadı ve kendisini kadere teslim etti. Ölüm yatağında mallarını yoksullara bağışladı, kölelerini azat etti ve son gününe dek 3 günde bir Kuran okudu. 1037 Haziranında Ramazan ayında 57 yaşında öldü. Kabri Hamedandadır.


Metafizik

İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı "Vacib-ül Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu fikir ona hastır.

Ruhbilim

İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.

Akıl

İbn Sînâ'nın Hamedan İran'daki kabrinin iç kısmı
Bu konudaki görüşleri Aristotales ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suret'lerini algılar); bilfiil akıl ("makûl"leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.

Bilimlerin sınıflandırılması

İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.
Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.


Eserleri

El-Kanun fi't-Tıp, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)
Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. )
Risale fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")
İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ile ilgili bir eserdir.)
Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.").Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik , Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineraloji
...kalp kulağıyla dinle, akıl gözüyle görmeye çalış. Belki bunlarda seni doğru yola götürecek bir kılavuzluk bulursun.
İbn-i Sina
Sayfa 146 - Bir Uyarı
İnsanın dostlara ihtiyacı vardır; fakat insan gerçeği kendi başına keşfetmeyi, güzelliği yalnız başına bulmayı, kendisi ile yaşamayı da öğrenmelidir. Tamamen yalnız olmak kadar, kendisine ayıracak bir ânı bile olmayacak kadar 'sosyal' olmak da gerçek dışıdır; insanın bütünlüğü için hem yalnızlık hem de dostluklar gereklidir; idealleri gerçek yapan sentez türü budur.
168 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Yaklaşık 800 yıllık bir ayıbı 500 küsur kişiyle düzeltmeye çalışmanın mutluluğuyla...

Doğu'yu Keşfet maratonumuzun ilk kitabı olan Hay bin Yakzan oldukça güçlü bir felsefeye sahip. Değeri hâlâ anlaşılamamış alegorik bir metin olan Hay bin Yakzan'da şu 3 temel soruya yanıt aranır:

1) İnsan kendi başına, hiçbir eğitim almadan sadece doğayı gözlemleyerek ve düşünerek "insanıkâmil" seviyesine ulaşabilir mi?

2) Gözlem, deney ve akıl yürütme yoluyla elde edilen bilgiler, vahiy ile çelişir mi? Başka bir deyişle din ile felsefe ve daha dar olarak da bilim çelişmez mi?

3) Mutlak bilgiye ulaşmak bireysel midir ve bunu herkes başarabilir mi?

İbn Sina ve İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan eserleri ile Salaman ve Absal öyküsüne dair 40 dk.ya yakın uzun bir özet yapmaya ve eserlerin öneminden bahsetmeye çalıştım.

Hay bin Yakzan | Bu Ayıp da Bize 100 Yıl Yeter

https://youtu.be/q2_6Z3xaTqQ

Elbette söylenecek çok şey var ve eser alegorik bir metin olduğu için farklı yorumlanmaya oldukça müsait.
170 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Hay bin yakzan; her daim uyanık kalan ruhları diriltmeye ve düşünürek aklı kullanmaya anahtar olarak "Uyanıkın oğlu diri" anlamına gelmektedir.
Issız bir adada bir başına yaşam mücadelesi veren,doğa ve tabiatla başbaşa kalan ve hayat süren, hakikati arayarak kurtuluş arayan, akıl ve muhakeme yoluyla bilgiye ulaşabilen hay bin yakzan.
İbn Tüfeylin bu eseri, baştan sona akla yatgın teşbihler, yerinde kullanılmış Kur'an ayetleri, esinlenmelerin hakikatli bir istinadının olması eseri muhteşem ve ölümsüz yapmıştır.
162 syf.
Dünyanın ilk felsefi romanı diye bilinen Hay Bin Yakzan'ı 12. yy 'da yaşamış Endülüslü Arap filozof İbn Tufeyl tarafından yazılmış. Tufeyl, insanların dışardan bilgi almadan sadece kendi akıllarıyla doğanın gizemini bulup çıkarabileceklerine inanmış. Bu inancını bütün dünyaya paylaşarak pek çok düşünürü, yazarı etkilemiş. Ontoloji ve teolojiye bir nevi kaynaklık etmiş.
Eser önce ibraniceye, bir asır sonra latinceye, ardından ingilizceye ve 8 asır sonra da Türkçe'ye çevrilmiş.
( Eserden önce yazılmış daha büyük kaynaklar var diyen olabilir. O kadar iyi bir felsefi ve ilmî bilgiye sahip değilim. Ufaktan yanşalak gelebilir; ben daha iyi biliyorum diyene..)

Eserin girişi editörün sunumundan sonra, Yaltkaya'nın giriş yapmasıyla başlıyor. Aman yarabbim ben nereye düştüm dedim. Bilmediğim envai çeşit terim, eyvah ben ne okumaya başladım, yarım bırak kaç kaç dedim. Yılmadan devam ettim; siz de öyle yapın:) Onbeşinci sayfadan sonra Absal ve Salamanın öyküsüyle açıldı kitap. Şimdi eserin içeriğine gelirsem; insanın varoluşunu felsefi fikirlere göre, bir masal üzerinden yorumlamış. Hayali bir ada, adada hayvanlar tarafından yetiştirilmiş yalnız bir adam. Bu yalnız adam önce aklın peşinde, her şeyi sorguluyor; sonra insanın kendi kendine bilgiye ve bilgeliğe ulaşabileceğini düşünüyor belli mistik basamaklarla.
Niye bu kadar insanı etkiledi işte bundan sonra vakıf oluyorsunuz. İnsan kendi aklıyla Tanrıyı bulabilir mi?, bilgi doğuştan mıdır? sonradan insan kendi aklıyla edinebilir mi? Tanrı kendini peygamberler aracılığıyla bize tanıtmıştı? Biz onlar olmadan ona ulaşabilir miyiz? Bu soruları cevaplamaya itiyor sizi. Kur-an'dan ayetlerle de bir kaç yerde destekleme yapılmış.

Tavsiyeye gelirsem ince ama hafif olmayan bir eser. Ucundan köşesinden felsefeyle ilgilenmeniz lâzım, eserin türündeki islam görünce ben zaten tasavvuf severim tıkır tıkır okurum diyen (eğer ciddi bir bilgiye sahip değilse - tasavvuf türündeki roman değil çünkü) zorlanabilir.

Not: Okurken bölüm sonundaki notlara baka baka okuyun. Yoksa benim gibi eliniz kafanızdan inmez.
170 syf.
·4 günde
İlk "felsefi roman" ve ilk "robinsonad/adasal roman", Tanpınar'ın deyişiyle "Müslüman aleminin tek romanı"...Kimilerine göre Robinson Crusoe ve diğer bir çok kitabın etkilediği bir kitap. Böyle ilgi çekici bir künye karşılıyor bizleri.
Hay bin Yakzan ya da Esrar'ül Hikmeti'l-Meşrikiye. Kitabımız aslında iki ayrı kitabı bulunduruyor. Birincisi Orta Çağ'ın büyük hekimi İbni Sina'nın Hay bin Yakzan'ı, ikincisi ise Endülüslü filozof İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı ya da diğer adıyla Esrar'ül Hikmeti'l-Meşrikiye'si. Neden böyle birarada basılmış? Çünkü karşılaştırmalı okuma yapmanın gerekliliği doğmuş bu eser için. Birbirinden farklı iki eser olmasına rağmen birbirine karıştırılmış.

Kitapta sembolik bir anlatım seçilmiş ve Kur'an'dan ve hadislerden birçok motif var. Okurken zihninizin sınırlarını zorlayan bir kitap. Sindirmesi biraz zor. Anlamak için kitaptaki gibi üzerine düşünmek gerekiyor. Felsefeye biraz ilginiz varsa daha güzel bir okuma oluyor.

Kitapta İbn Tufeyl, zamanında büyük tartışmalara yol açan üç ana sorunu çözümlemeyi amaçlıyor:
1. Bir insanın hiçbir eğitim almadan da düşünce ve tefekkür yoluyla Tanrı'yı ve dünyadaki düzeni anlayıp kavrayabileceğini,
2. Gözlem, deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgilerin vahiy yoluyla gelen bilgilerle çelişmeyeceğini,
3. Mutlak bilgilere ulaşmanın tüm insanların başarabileceği bir şey olmadığını göstermek
istiyor.

Ilıman bir iklimde ıssız bir adada kimsesiz bir bebeğin, yavrusunu henüz kaybetmiş bir ceylan tarafından bulunması ve sahiplenilmesi ile başlıyor hikaye. Hay, adada bulunan canlılardan farklı olduğunu yaşaya yaşaya öğreniyor ve adada diğerlerinden 'akıl' nedeniyle üstün olduğunu keşfedip kendi refahını sağlayınca - tüm zamanlarda olduğu gibi - sorgulama ve tefekkür başlıyor yani felsefe.

Oluş ve bozuluş aleminin(dünya) ve içindekilerin neden var olduğu, bu düzenin nasıl oluştuğu, amacını sorguluyor. Adım adım hakikate ve Öz'e ulaşıyor. Tabi 15li yaşlarda başladığı bu yolculukta son raddeye varıp insan-ı kamil mertebesine varması 50 yaşına dek sürüyor. Varlığın özünün hakikatine ulaşınca ise o mertebeden ayrılmak istemiyor. Ama bu sefer de avucu gibi bildiği adada daha önce görmediği bir şey görüyor : kendine benzeyen bir canlı, bir insan! Yine beşer tarafı ve merak tarafı ağır basıyor ve insanlardan uzaklaşıp dinin hakikatini tefekkür etmek için ıssız olduğunu sandığı adaya gelen Absal ile anlaşmaya çalışıyor. Önce "insan dilinde konuşmayı" öğreniyor ve Absal'ın kendisine tebliğ ettiği son peygamberin bildirdiklerinin kendi ulaştığı sonuçlarla aynı olduğunu görüyor ve iman ve tasdik ediyor.

Hikaye Hay'ın, Absal'ın adasına tebliğ için gidip orada diğer insanların hakikate kapalı olmasıyla uğradığı hayal kırıklığı ve dersle bitiyor. "Bütün kalplerin ve gözlerin başka türlü olacağı günün korkusu görülmüyordu hiçbir yürekte."

Ben okurken bazı yerlerde zorlansam da çok sevdim kitabı. Yaşadığımız "modern" dünyada aslında göremediğimiz şeyleri az da olsa düşündürmesi açısından sevdim. Ve bize göre 1000 yıl önce yaşayan insanların neler üzerine düşünüp neleri anlamaya çalıştıklarını görmek bakımından düşündürdü. Ali Ural'ın Raf Ömrü kitabı sayesinde tanıdığım ve unutmayacağım bir kitap oldu. Şimdilik benden bu kadar :)

youtube: youtube.com/rafokur
168 syf.
·4 günde·Beğendi
Eser, hikâye türünde yazılmış felsefi ve imgesel bir roman.
Kitap iki bölümden oluşmuş.
İlk bölümde İbn Sina, Hay bin Yakzan hikâyesini yazarken duyguyu, davranışın eylemini, nesneleri sembollerle ifade ederek alegorik bir anlatım sergilemiş.
Ikıncı bölüm İbn Tuyefl'e ait felsefi romandan oluşmuş.
Romanda üç önemli konudan bahsetmiş.
1. Hay, eğitim almadan doğada düşünerek, gözlem ve deney yaparak tek başına akıl yoluyla hakikate mutlak varlığa ulaşan filozofdur.
2. Abdal vahi yoluyla eğitimle hakikate ulaşan Sufi'dir.
3. Salaman ise softa bir âlimi temsil etmektedir.
Vahi yoluyla gelen bilgiler, düşünce yoluyla bulanan bilgilerle örtüşünce felsefe ve din arasında uygunluğa dikkat çekmiş.
Eser, üç şahısta felsefe, tasavvuf ve şeriat üçlemesini dile getirerek ezeli hakikatın farklı ortaya çıktığını göstermektedir.
Gerçeğe ulaşmak için bireysel araştırmanın ve başarının önemine vurgu yapmış.
Beğenerek okuduğum bir kitap.
İyi okumalar dilerim.
170 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Hay bin Yakzan,
İslam tarihinin güzel örneklerinden biri. Eser ismiyle yazıldığı dönemi temsil etmesiyle de dikkat çekicidir.
Aslında bu eser iki kitabın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş. Aynı içeriğe sahip birbirine yakın eseri karşılaştırma kolaylığı sağlamak için tek kitapta iki bölümde sunmuşlar.

Iki kitap olduğu için uzun bir inceleme olacak.


Kitap bitince derin bir soluk alıyor insan. Çünkü gerçekten sabır isteyen bir eser. Hele ki ilk bölümü itibariyle belki çoğu okuyucunun pes etmesine sebep olabilir. Ama ilk bölümdeki soyut ve felsefik kavramları başarıyla atlatınca kitap size dayanmayıp akıp gidiyor...

Bu eseri okumak isteyenlere nacizane tavsiyem ilk sayfadan okumayıp ikinci bölümdeki İbni Tufeyli'nin kaleme aldığı bölümle başlayıp daha sonra İbni Sina'nın kaleme aldığı bölümü okumalarını tavsiye ederim. Okuduktan sonra böyle bir fikre vardım. Hem ilk bölümün o zor, kapalı ifadelerini anlamayı sağlar hem de bütünlük sağlanmış olur.
Hay

Bilgilenme ve Tanrıya ulaşma yolunun, Hay bin Yakzan 'ın serüveni çerçevesinde somutlaştırılmış öyküsü.. der bir yerde yazar.
Yani bir serüven, yolculuk..
İbni Tufeyli'nin anlattığı kısımda 'Hay' bir adada varolması( bu konuda da iki varsayım öne sürülür: kendi kendine var olma ve başka bir adadan yalnız kaldığı adaya gönderilme) ve ceylan tarafından korunup beslenmesiyle hayata tutunuşu anlatılır. Bu aynı zamanda Hay'ın -hikayenin genelinde de okuyucuya ders olarak verilen ana fikir aslında- tefekkür ederek yüce yaratıcıyı bulmasını anlatıyor. Yaşam savaşı temelinden başlıyor ve sona doğru gök cisimlerinin sorgulanmasiyla temel Öz'e dayalı sorgulamalar yaparak herkesin yapması gereken davranışı gösteriyor. Daha da ilginci İbn-i Sina bölümünde ön planda olan Salaman ve Absal öyküsünün vahiy kaynaklı, dini temsil eden kahramanı Absal, hikaye sonunda Hay ile karşılaşır ona insan olduğunu gösterir ve Absal, adadaki inziva sayesinde Hay'ın mertebesine varır. Bu da gösteriyor ki tefekkür ile elde edilen ilim hazır olandan daha kıymetlidir. Aslında hikâyede önemli birçok nokta var ancak inceleme hayli uzadığı için üstünkörü değinmek istedim.
Bu hikaye birçok eseri ve sanatçıyı etkilemiştir. Özellikle ada hikayesi Daniel Defoe bunların en bilinenidir. Kitapta buna sıklıkla değinirler hazırlayanlar. Benim de aklıma bir hayli eser geldi: Simyacı, hz.Adem'in hikayesi, tabiki Daniel Defoe, Habil ile Kabil, Sokrates'in varlıkların ilk isimlerini öğrenme metodu vb.

Bunlarla birlikte kitaptan alıntıladığım aşağıdaki yorumlar eser hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızı sağlar:

Sembolik öğeler ağırlıktadır.
Ibn tufeyl bu eserle üç büyük probleme çare aramaktadır:
1 insan eğitim almadan doğa üzerine çözümleme ve muhakeme yaparak insan ı kamil aşamasına ulaşabilir
2 gözlem deney ve düşünme yoluyla elde edilen bilgiler vahiy yoluyla gelen bilgilerle asla çelişmez yani din ile felsefe birbiriyle uyumludur.
3 mutlak bilgilere ulaşmak her insanın erişebileceği özellik değildir. Yüce gerçekliklere ulaşmak bireysel bir olaydır.

Hay bir adadadır, hakikati bulma amacındadır. Absal sufi eğilimli vahye dayalı inancı, dini temsil eder.
Felsefi romanla birlikte ada romanı türünün de ilk ürünüdür.
Bu eser batıda birco k düşünürü, sanatçıyı ve sanatı etkiledi.
Daniel Defoe, Tomas More, jj Rousseu Emil, Hay bin Yakzan 'dan etkilenmiştir.
Ne yazık ki bu kadar geniş çapta etki bırakmasına rağmen biz her sanatçıda olduğu gibi bu sanatcı ve eserinde de geri kalmışız ve çoğumuz tanımıyoruz bile..
Yazarın sunuş kısmındaki son sözü kıymete değerdir:
Hay bin Yakzan, Platonun mağara eğretilmesine mahkum olduğumuz günümüzde mağaradan kaçmayı başararak gerçekler dünyasıyla tanışan ve dönüp arkadaşlarını aydınlatmayı amaçlayan gayret eden bir kişi rolündedir. Umarım bu eser okuyanlarda da aynı bilkinci ve gayreti oluşturur...

Sinirler ruhtan yardımı beyin aracılığıyla alırlar. Beyin de ruhtan alacağını yürek yoluyla alır. Sf. 102
170 syf.
Bir muammadır yaşam. Muammadır ölüm. Muallakta kalan bilgiler topluluğu ile hangi gerçekliğe erişebilir ki insan? En özüne indikçe varlığın nefesini duyuran bilgi hangisidir? Varlığı fena hale eriştirip sırlara vakıf edecek olan nedir?

Önceden beridir düşünürüm; bir yerde doğmak elimde değildi, ailemin dini elimde değildi, bilgilere erişip erişemeyeceğim elimde değildi. O halde dini seçebilecek yetiye nasıl sahip olabilirim? Dünyanın bir ucunda, kendi kabile dansları ve yaşam ritüelleri dışında bir bilgiye sahip olmayan insanlarda din veya inanç gibi bir kavramdan sorumlu mudur?

Hay bin Yakzan kitabı, işte tamda bahsettiğim dünyanın ortasında, bir adada bulunan birinin hikayesi.  Dünyaya gelişi varsayımlara sahip olsa da her halükarda kendi kendine yolculuğun, nesnelerden ruha, ruhtan evrene, evrenden Özne'ye varan bir ömrü uzun saymaya yetecek bir yolculuğun hikayesi. Her şey düşünmek ile başlıyordu. Düşünmenin dilini çözen insan için arayışındaki keşif gözleri her daim diri kalıyordu. Ateş, toprak, hava, su. Dört elementten bitkilere, oradan daha karmaşıklaşarak hayvanlara erişen, cisimleri ayırt edebilme, onların yetkinliklerini fark edebilme süreci en son kendine dönüyordu. Gövdesi ve onun kabiliyetlerini kavrarken ölümle karşılaşan Hay için gövdenin değeri yitiyordu. Değerli olanın, bir müddet gövdede bulunup onu terk eden şey olduğunu anlıyordu. Gerçek manada çabası ve düşünmesinin saydamlığı Hay için her bir basamağı çıkmasında ışık oluyordu. Nesneler ve duyulur dünya içerisinde sıkışmış halde iken "Nesnelere sahip oldukları yetileri veren güç nedir?" sorusu yönelişini yükseltiyordu. Algılanabilen ve aitliğin olmadığı bu dünyadan içinde barındırdığı şeyin ait olduğu yere kanatlanışı idi bu yükselişe sebep. Ve evren koskaca bir cevaptı önünde. Evren var oluşu nasıl olursa olsun onu var eden veya hareketini oluşturan güç olarak Özne'ye, Zorunlu Varlık'a, Yaratıcı'ya varıyordu.

Bir Yaratıcı'nın varlığını kavradıktan sonra baktığı her şey bir sanat yapıtına dönüşüyordu. Her bir zerrede aradığı şeyin gücünü sezebiliyordu. Tefekkür ile kavradığına erişebilmek istiyordu. Ve insan yaratılmışların en şereflisi olarak özünde nice sırlara sahipti. Hay adım adım yürüdüğü yolun sonunda var olmanın ve kendinin sırrına yol almaktaydı. O ki ne adının insan olduğunu biliyordu ne de bizler gibi bir konuşma diline sahipti. Lakin zihnin ve kalbin berrak dili onu nice bilimlere ve bilgilere eriştirmişti.

Hay bin Yakzan her daim uyanık kalan ruhları diriltmeye ve düşüncenin soruları ile aklı aydınlatmaya bir anahtar olacaktır. Bizlere de düşen onun eriştiği bilgileri daha iyi sorulara ayrıştırarak dünyadaki varlığımız son bulmadan iyi bir şeyler bırakabilmektir sanırım. Tekrar tekrar okunmalı bu eser, eminim okunan vakte ve birikime göre bambaşka izler bırakacaktır.

Güzel okumalar dilerim...
170 syf.
·26 günde·9/10 puan
Sadece İslam Doğu edebiyatı içindeki eşsiz yeri ile değil dünya edebiyatı üzerindeki etkisiyle de tarihinin en önemli eserlerinden birine tanıklık etmenin sevinciyle yazıyorum bu incelememi. Tarihin en büyük simalarıyla diyalog kuruyormuşçasına yakın olmak/olabilmek ne büyük bir nimet. Burayı övgü ve methiyelerle bürüyebilirdim lakin benden önce inceleme yazanların bunu hakkıyla yaptıklarını düşünüyorum. O yüzdendir ki; hem zihnimdeki Hay Bin Yakzan'ı unutulmaz yapmak hem de geleceğin geçmişine hatıra bırakmak için sözlerimi ardı ardına sıralıyor ve bundan sonrasında "spolier" olduğunu hatırlatarak bu paragrafı sonlandırıyorum :)

Hüseyin bin İshak’ın Yunanca’dan çevirdiği, Absal ile Salaman öyküsündeki alegori anlatım tekniği İbn Sina tarafından öyküleştirilerek anlatı geleneğine dönüşüyor. Bu gelenek birçok yazara ilham olduğu gibi büyük bir deryayı gözler önüne seriyor. İbn Tüfeyl’in Hay bin Yakzan öyküsü ise bu geleneğin en ünlü yapıtı olarak görülüyor. Hayy, Allah’ın isimlerinden biridir ve diri, canlı anlamına gelirken; Yakzan ise uyanık, dikkatli, gözü açık anlamlarına sahiptir..

Evvela kitabımızın ilk bölümü olan İbn Sina'nın Hay bin Yakzan eseri bir gün arkadaşları ile gezintiye çıkan bir filozofu konu ederek başlar. Bahsi geçen filozof, burada ‘gösterişli, sevimli ve muhteşem bir ihtiyar’ görür. Bu adam, ilerlemiş yaşına rağmen, şaşılacak kadar dinçtir. Filozof, bu adam ile tanışarak adının Hay bin Yakzan olduğunu öğrenir. Hay bin Yakzan, ona, evrenleri gezdiğini, tüm gerçekliği kavradığını ve her nesneyi bildiğini söyler. Bunun üzerine, filozof ile yaşlı adam, ilmi meseleler hakkında derin bir sohbete başlarlar..

{Bu derin sohbet biz okuyucular için oldukça üst perdeden yapılır. Fakat bunu mazur görmeliyiz zira bahsi geçenin İbn Sina ve bir hikayeden ziyade hakikati anlatma niyetinde olduğu unutmamalı..}

Bu sohbetin ilk konusu feraset ilmidir. Hay bin Yakzan, feraset ilminin, insanları tanımada ve onlara karşı takınılacak doğru tavıra ulaşmada çok önemli bir yol gösterici olduğunu söyler. Bu ilmin ışığında filozofa verdiği ilk tavsiye, kendisine ayak bağı olan arkadaşlardan kurtulmasıdır. Bunun yanı sıra Hay, insan tabiatına ve hasta tabiatlı insanların özelliklerine dair kimi bilgileri aktarmakta ve bu tabiatlarında çeşitli hastalıklar bulunan insanlarla baş etmenin yollarına dair tavsiyeler vermektedir. Ve nitekim tek kalan filozofa Hay, yerin üst ve göğün altında bulunan sınırlardan bahseder. Bu sınırlarda bulunan ülkeler, iklimleri ve insanları oldukça sembolik, bir anlamda da masalsı bir dil ile ortaya koyar. Son bölümde ise gitmesi zor, ulaşması meşakkatli bir yerden ve bu bölgenin yöneticisinden bahsedilerek bu bölgenin insanlarının olağanüstü, güzel özellikleri övgüyle anlatılır. Övgüden en büyük payı alan, bu bölgenin yöneticisidir. Hay’ın son sözü, filozof istediği takdirde, kendisini ona ulaştırabileceği vaadidir..

.......... ikinci bölüm........

İbn Tufeyl'in yazısına baktığımızda, konu bir ceylanın Hay’ı bularak onu büyütmesine ayrılır. Bir gün anne ceylan ölür. Bu noktadan sonra Hay’ın çeşitli akıl yürütmeleri ve gözlemlerine dayarak sahip olduğu bilgiler ışığında ölümü anlama çabasına yer verilir. Hay’ın bizi canlı kılan şeyin ne olduğunu anlamanın peşine düşer. Ateşi farketmesi, alet yapmaya başlaması ise devam eden yolculuğunun parçalarıdır.

Hikayemiz yaşamını belirli düzene sokmayı başaran Hay’ın, varlığın özüne doğru yaptığı yolculukla devam eder. Vakit geçtikçe Hay, ruh ve neslere dair yaptığı akıl yürütmelerle birlikte astronomik gözlemlere de başlamıştır.Tüm duyulara ve akla dayalı pratiklerden sonra Hay, bir yaratıcı zorunlu olduğu çıkarımına ulaşır. Bu, herşeyi yaratarak, aleme mükemmel bir düzen veren mutlak ve tek yaratıcıdır!

İnsanın gerçekliği, insanın mutluluğu gibi konuları inceleyen Hay bir gün kendisi gibi bir insanla yani Absal ile karşılaşır. Absal ise aynı peygamberlerin yaptığı gibi bir uzlet hayatı için adaya gelmiştir. Hikayenin bundan sonraki kısmı; iki ayrı dünyaların insanını ve tek hakikate giden yolu konu edinir..

Son Söz’de ise İbn Tufeyl, herkese açıklanmayan önemli hikmet ve sırların anlatıldığının, bu bilgileri herkesin anlayamayacağının altını çizer.
170 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Merhaba sevgili okur,
Hay Bin Yakzan, anlatı türünde yazılmış, enfes bir kapağı olan ve algılaması hayli zor bir eserdi.Tanpınar “Müslüman âleminin tek romanı.” olarak bahseder Hay Bin Yakzan’dan. Kitabın neredeyse yarısı önsözden oluşuyor ve bence bu bile kitabı anlamak için yeterli olmuyor. Kitapta fazlaca bilimsel ve felsefi terim yer alıyor, birçok felsefeciden ve düşünürden bahsediyor. Elimde sözlükle okudum desem yeridir.
#
Okuma esnasında tam anlayamamış olmanın huzursuzluğu hissettim ancak kitabın bütününe baktığımda bir nebze rahatladım. Kitabın hakkını vererek okumuş olmak dileğiyle puanım 10/10 efenim. Mutlaka tavsiye ederim, hatta size kattıklarını benimle de paylaşmanız, aydınlanmama katkı sağlayacaktır.
#
Bundan sonraki kısım kitabın içeriği ile ilgilidir. Tat kaçıran bilgi içerebilir. Bence kitapta olay örgüsünden ziyade, ne anlatılmaya çalıştığı daha önemlidir ancak okuyup okumamak tamamen sizin tasarrufunuzda kalmıştır efenim.
#
#
#
Hay, ıssız bir adadadır. Bu adaya geliş iki farklı bakış açısıyla sunulur okura. Hay 7 yaşına kadar hayvanlar ve kendisi arasındaki farklılıkları inceler ve utanç duygusunu tanır. Sonrasında ölüm, can, yaşam ve ölümün nedenlerini araştırmaya başlar. Az ve ilkel malzemelerle kendince sonuçlar çıkartır ve kendi türünden olanları arar.21 yaşına kadar deneme yanılma yoluyla hayatını kolaylaştıran malzemeler yapar, kendisinin ve hayvanların doğasını tanır ve hayatını yoluna koyar.28 yaşına kadar düşünerek, madde, cisim, su, oluşum ve bitki gibi varlıkların yaratıcı yoluyla oluşturulduğunu fark eder. 35 yaşına kadar gökbilim ve evren üzerinden tanrının yaratıcılığını ve tekliğine ulaşır ve bu gerçekliği kanıtlarla açıklar. 50 yaşına kadar tefekkürle, yokluğa (fenafillah)ulaşır. Çürüyebilen,değişen,aciz bedeninden kurtulup sonsuz kurtuluşa ermeyi diler.Daha sonra her şeyin iç yüzünü anlamaya önem veren Apsal’la tanışır ve sadece gözlemleyerek elde ettiği bilgilerin İslamiyet ile örtüşmesini gözlemler ama kafasında iki tane soru işareti vardır, kısa sürede bu soru işaretlerinin cevabını insanları doğru yola iletme çabası sırasında bulur.

Yazarın biyografisi

Adı:
İbn-i Sina
Tam adı:
Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi
Unvan:
Filozof, Hekim ve Çok Yönlü Müslüman Fars veya Türk Bilim Adamı
Doğum:
Buhara, Afşana Özbekistan, 980
Ölüm:
Hamedan İran, 1037
İbn-i Sina (tam adı Ebu Ali el-Hüseyin ibni Abdullah ibn-i Sina el-Belhi), Farsça: ابوعلى سينا/پورسينا, Latince: Avicenna; okunuş: āv'ĭ-sěn'ə ; 980, Buhara yakınları - 1037, Hamedan), filozof, hekim ve çok yönlü Müslüman Fars veya Türk bilim adamıdır.
İbn-i Sina, Kuşyar isimli bir hekimin yanında tıp eğitimi aldı. Değişik konular üzerine 240'ı günümüze gelen 450 kadar makale yazdı. Elimizdeki yazıların 150 tanesi felsefe 40 tanesi de tıp üzerinedir. Eserlerinin en ünlüleri felsefe ve fen konularını içeren çok geniş bir çalışma olan Kitabü'ş-Şifa (İyileşme Kitabı) ile El-Kanun fi't-Tıb'dır (Tıbbın Kanunu). Bu ikincisi ortaçağ üniversitelerinde okutulmuştur. Hatta bu eser Montpellier ve Louvain'de 1650 yılına kadar ders kitabı olmuştur.
Samanoğulları sarayı kâtiplerinden Abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina (Batı'da Avicenna adıyla tanınır), babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri (özellikle Öklid geometrisi), mantık, fıkıh, sarf, nahiv, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's[10] aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince (997) saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü (Tıp Kanunu'nu Cürcan'da yazdı). Çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

Yaşadığı dönem

İbn-i Sina, İslam'ın Altın Çağı olarak bilinen ve Yunanca, Farsça ve Hintçeden eserlerin çevirilerinin yapılıp yoğun bir şekilde incelendiği dönemde önemli çalışmalar ve yapıtlar gerçekleştirdi. Horasan ve Orta Asya'daki Samani Hanedanı ve Batı İran ile Irak topraklarındaki Büveyhiler bilimsel ve kültürel ilerlemeye çok uygun bir ortam hazırlamışlardı. Bu ortamda Kuran ve Hadis çalışmaları çok ilerlemişti. Felsefe, fıkıh ve kelam çalışmaları İbn-i Sina ve çağdaşlarınca oldukça geliştirilmişti. Al-Razi ve Farabi tıp ve felsefe alanında yenilikler sağlamışlardı. İbn-i Sina, Belh, Hamedan, Horasan, Rey ve İsfahan'daki muhteşem kütüphanelerden yararlanma olanağı elde etmişti.

Çocukluğu
İbn-i Sina 980 yılında günümüz Özbekistanında yer alan Buhara yakınlarındaki Afşana kentinde doğdu. Babası Abdullah, Samani İmparatorluğu'nun önemli şehri Belh'ten gelen saygın bir bilim adamıydı. Buhara'da iyi bir eğitim aldı. Olağanüstü hafızası ve zekası da bu konuda ona çok yardımcı olacaktı. 14 yaşına geldiğinde öğretmenlerini geçmeye başlamıştı. 16 yaşında tıbba döndü ve bu konudaki bilgileri öğrenmekle kalmayıp yeni tedaviler de geliştirdi. 19 yaşında doktor ünvanı elde etti ve ücret almaksızın hastaları tedaviye başladı.7

Erişkinliği


İbn-i Sina'nın 1271 yılında yapılmış bir tasviri
İbn-i Sina ilk olarak 997 yılında tehlikeli bir hastalıktan kurtardığı Emir'in yanında çalışmaya başladı. Bu hizmetinin karşılığında aldığı en önemli ödül Samanilerin resmi kütüphanesinden dilediğince yararlanmak oldu. Kütüphanede kısa süre sonra meydana gelen yangında düşmanları onu bilerek kundaklama yapmakla suçladı.
22 yaşında babasını kaybetti. 1004 yılının Aralık ayında Samani Hanedanı sona erdi. İbn-i Sina Gazneli Mahmud'un teklifini geri çevirdi ve batıya Ürgenç'e gitti. Buradaki vezir bilim dostuydu ve ona küçük de olsa bir maaş bağladı. Yetenekleri için kullanma sahası arayan İbn-i Sina Merv'den Nişabur'a ve Horasan sınırlarına kadar bölgeyi adım adım dolaştı. Kendisi de şair ve bilim adamı olan ve İbn-i Sina'ya sığınak sağlayan hükümdar Kabus bu sırada çıkan ayaklanmada hayatını kaybetti. İbn-i Sina'nın kendisi de şiddetli bir hastalığa yakalanmıştı. Sonunda Hazar Denizi kıyısındaki Gorgan'da eski bir arkadaşına rastladı. Onun yanına yerleşti ve bu kentte mantık ve astronomi dersleri vermeye başladı. Kanun kitabının başlangıcı da bu döneme rastlar.
Daha sonra Rey'de ve Kazvin'de çalıştı. Yeni eserler yazmaya da devam etti. İsfahan valisinin yanına yerleşti. Bunu öğrenen Hamadan emiri İbn-i Sina'yı yakalattı ve hapsetti. Savaş sona erdikten sonra Hamadan emirinin yanında çalıştı. Kısa süre sonra İbn-i Sina, kardeşi, iyi bir öğrencisi ve iki köleyle kılık değiştirip şehirden kaçtı ve korku dolu bir yolculuktan sonra çok iyi karşılandıkları İsfahan' a ulaştı.
Sonraki yılları ve ölümü [değiştir]
İbn-i Sina'nın kalan 10 ya da 12 yılı Ebu Cafer'in hizmetinde geçti. Burada doktor, bilim danışmanı olarak çalıştı ve hatta savaşlara bile katıldı. Bu yıllarda edebiyat ve filoloji çalışmaya başladı. Bir Hamadan seferi sırasında şiddetli bir kolik atağına yakalandı. Güçlükle ayakta duruyordu. Hamedan'a vardığında önerilen tedavileri uygulamadı ve kendisini kadere teslim etti. Ölüm yatağında mallarını yoksullara bağışladı, kölelerini azat etti ve son gününe dek 3 günde bir Kuran okudu. 1037 Haziranında Ramazan ayında 57 yaşında öldü. Kabri Hamedandadır.


Metafizik

İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, "vücudu mutlak" olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut (var olan) üçe ayrılır: Olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık (tümeller ve yasalar evreni, kendiliğinden var olabilen ve bir dış neden sayesinde gerekli olan varlık); özü gereği gerekli olan varlık (Allah). İbn-i Sina Allah'ı "Vacib-ül Vücud" yani 'varlığı zorunlu olan' olarak belirtir ve bu fikir ona hastır.

Ruhbilim

İbn-i Sina, ruhbilimin, metafizik ile fizik arasında bağlantı kuran ve bu iki bilimden de yararlanan bir bilgi alanı olduğunu savunmuş, ruhbilimini üç ana bölüme ayırmıştır: Akıl ruhbilimi; deneysel ruhbilim; tasavvuf ya da gizemci ruhbilim. İnsanların ruhlarının müzikle tedavi edilebileceğini öne sürmüş ve bu yöntemi geliştirmiştir.

Akıl

İbn Sînâ'nın Hamedan İran'daki kabrinin iç kısmı
Bu konudaki görüşleri Aristotales ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre, akıl 5 çeşittir; bilmeleke (ya da 'olası akıl' açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir); he-yulâni akıl (bilmeyi ve anlamayı sağlar); kutsi akıl (aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz); muste-fat akıl (kendisinde bulunanı, kendisine verilen "makûllerin " suret'lerini algılar); bilfiil akıl ("makûl"leri yani kazanılmış verileri kavrar). İbn-i Sina, akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.

Bilimlerin sınıflandırılması

İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır: El-ilm ül-esfel (Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler), maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimidir; mabad-üt-tabia (metafizik), el-ilm'üll-âli (mantık ya da yüksek bilimler) maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir; el-ilm ül-evsat (matematik ya da orta bilimler) ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin bilimidir.
Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250'yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.


Eserleri

El-Kanun fi't-Tıp, (ö.s), 1593, "Tıpta Kanun"(Tıp ile ilgili zamanının bilgilerini ihtiva eder. Orta çağda dört yüz yıl Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Latinceye on çevirisi yapılmıştır.)
Kitabü'l-Necat, (ö.s), 1593, ("Kurtuluş Kitabı"Metafizik konularda yazılmış özet bir eserdir. )
Risale fi-İlmü'l-Ahlak, (ö.s), 1880, ("Ahlak Konusunda Kitapçık")
İşarat ve'l-Tembihat, (ö.s), 1892, ("Belirtiler ile ilgili bir eserdir.)
Kitabü'ş-Şifa, (ö.s), 1927, ("Mantık, Matematik, Fizik ve İlahiyat yani Metafizik konularında yazılmış on bir ciltlik hacimli bir eserdir. Bir çok kereler Latinceye çevrilmiş ve ders kitabı olarak okutulmuştur.").Mantık bölümü, Mantık , Musiki ve Hitabet kitaplarından meydana gelir.Matematik bölümünde Aritmetik , Geometri ve Astronomi kitapları yer alır.Tabiat veya Fizik bölümünde ise, Fizik, Kimya, Mineraloji

Yazar istatistikleri

  • 369 okur beğendi.
  • 2.278 okur okudu.
  • 152 okur okuyor.
  • 2.082 okur okuyacak.
  • 94 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları