İbrahim Tenekeci

İbrahim Tenekeci

8.5/10
534 Kişi
·
1.715
Okunma
·
727
Beğeni
·
37.366
Gösterim
Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Gazeteci,yazar,şair
Doğum:
Taşköprü, Kastamonu, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.
Kadın insanı rezil de etmez vezir de,
Sen ne olmak istersen sana yardımcı olur sadece..
Tanımak hayal kırıklığı. Ne demiş şair:
"Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız."
''Artık her insanın son kullanma tarihi var. Çünkü karşımızdakine insan olarak değil, imkân olarak bakıyoruz.''
Herkese Şimdi den iyi okumalar der
ilk inceleme mi ilk okuduğum şiir kitabına yazmak da anlamak kadar zor olacak :)

(.....)
Çünkü bir tuhaf burada her şey,
Denizi sel basıyor, hayret
Hayret, şehir sığmıyor taksiye
Ve terör estiriyor rüzgar
Kaldırıyor dağın eteklerini bile.


(.....)
Bir jeton
Yanağıma getiriyor da yanağını
Kokunu rüzgâra salsan
Bana getirmiyor

(....)
Baba yarısıdır ölüm, götürür bizi parka
Geri getirmez ama kalırız oracıkta...


İki yada üç kere okuyup Anladığım dizeler. Şaşırdım, anlayıp kafama toslatan cinsten di hepsi

Bilek işe yaramaz, cüzdandır sıkı yumruk
Kaşlarımız açılır gülsün diye çocuklar.

Ahh İbrahim Abi ahh

Paranın putlaştığını iki cümle ile anlatmak buna denir galiba

Ve Bayram öncesi içimi titreten şu dize gözlerimi doldurdu

Bezden Anne yapıyor öksüz
Öpmek için kendisine...

Şunu söylemeden geçemiyeceğim kaybetmeden değer anlaşılmıyor emin olun siz sahip çıkın değerlerinize sevdiklerinize gerçekten hayat kısa

Neyse 48 sayfalık kitabı ne anlattın arkadaş diyeceksiniz ilk deneyim galiba ondan dır.

Ama şiir severlere sorum şu nasıl anlıyorsunuz o sözleri banada yazarsanız sevinirim...

Tavsiyesi içinde
Kubilay Karaer
Zalım baba teşekkürler :)
Popüler kültürün bir mağduru daha..
Okumadan elde gezdirilen, kahve ile fotoğrafı instagramda sıkça paylaşılan bir yazar İbrahim Tenekeci. Hadi okusa neyse, ama mazallah sayfalar eskir.
Yine kursta bir arkadaşta görmüştüm Ibrahim Tenekeci'yi. Uçuş denemeleri isimli kitabıydı. Kız bana kitabın sayfaları eskir diye vermedi kitabı. Böyle bahane mi olur? Yemedik kitabını al senin olsun diyemedim. İçimde kaldı. İnşallah denk gelir de burayı okur, alır cevabını. Neyse.
O zamandan sonra yazarı sıkça görür oldum.  Ama ya parasızlıktan ya da başka kitaplara yatırım yapmaktan bir türlü tanışamadım yazarla. Kısmet bu zamanaymış. Bu zamanaymış da, biraz geç oldu.. Olsun.

Arkadaşı kardeşime altı çizili olarak hediye etmiş bu kitabı. Ne kadar da nahif ruhlu bir arkadaş. Mesela benim arkadaşlarım benim kitapları deli gibi sevdiğimi, hediye olarak kitap alınca havalara uçtuğumu bildikleri halde doğum günümde kupa koleksiyoncusu haline geldim. Yok canım tabiiki kıskandım. Ama konumuz bu değil.
Kardeşimden alıp okumak için kitaba el koymamla sonunda gecikmiş bir tanışma tamamlandı.
Gelelim kitaba:

Kitap iki bölümden oluşuyor vs. teknik bir inceleme yaparak kitaptaki samimiyeti öldürmek istemiyorum. Ama azcık kullanmak zorundayım. Mazur görün. ^^

Kitabın ilk bölümü gezi yazılarından, bolca kuş, çiçek ve ağaçtan oluşuyor. Ama öyle bildiğimiz gezi yazıları değil. Dağlar, mağaralar, köyler..

Aynı şeylerden zevk aldığın insanlarla yapılan gezilerin güzelliğini anlatmaya gerek yok. Ve ben İbrahim Tenekeci ile çoğu konuda el sıkışan bakış açıma dayanarak onunla gezi arkadaşı olmak isterdim.
Bir gün onun ardına takılıp muazzam su kaynakları olan bir dağa, ardından dağdan inerken güzelim Anadolu insanlarının yaşadığı bir köye gidip gezmek isterdim. Bir gün olsun gerçekten yaşamak belki.. Toprakla, suyla el ele. Toprağa yakın, insana uzak..

Ve tabiiki ağaçlar..
Ağaç tepelerinden inmeyecek kadar şanslı olan çocukluğuma göz kırpıyor ve ağaçların tepesine çıkıp meyve yemenin zevkini bilmeyen çocuklara hüzünle bakıyorum.
Hele ki erik. Dalların yeşil yıldızı..
Ceplerini kütür kütür eriklerle doldurup, onları üstüne başına silerek temizledikten sonra yemeyen bir çocuk eriğin tadını nereden bilebilir?
Kreşte çalıştığım dönem bahçedeki ağaca çıkıp öğrencilerime kayısı toplamıştım. Sonra onları o ağacın altında bi güzel yemiştik. Umuyorum ki o çocuklar o kayısıların tadını unutmaz ve ağaçlardan uzaklaşmaz..

Tabii meyve ağaçlarının yanında bir de anıt ağaçlar var. İlk defa Bursa gezimizin dönüşünde gördüğüm, bu kitap sayesinde de sayılarının hiç de az olmadığını öğrendiğim anıt ağaçlar..
Şimdi plansız kentleşmeye boyun bükmüş ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bir insan Selçuklu ve Osmanlıyla yaşıt olan ağaçları nasıl yok eder? Neden yok eder?
"Kanunlarla hiçbir şeyi koruyamazsınız, insanın içinde olacak." (s.56) diyor İbrahim Tenekeci. Susuyorum..

Şimdi ufak bir teknik bilgi daha. İlk bölüm kendi içinde 36 bölüme ayrılıyor ve bu bölümlerden sadece 10 tanesi dağ gezileri ile ilgili. (evet saydım)
Yani bir kitabı sevmemek çok başka, yanlış tanıtmak çok daha başka..

Kitapta anlatılan her şeye ufak ufak değinmek istiyordum ama bir başlayınca uzun uzun yazdığımı farkedince bu düşüncem uzaklaştı.
Kısacık değinmem gerekirse; gökyüzünün sahipleri kuşlar, çiçeksiz çiçekçi dükkanları, Mustafa Kutlu'nun çiçek sevdası, bahara nahif bir bakış ve yolculukların güzelliği ile dopdolu ilk bölüm.
Bir çok yazarın sözleriyle yoğrulmuş konular. Yeni yeni yazarlar tanıdım. Yeni yeni kuş, ağaç, çiçek cinsleri öğrendim. Benim için dopdolu bir kitaptı..

İkinci bölümde biraz İstanbul, bolca çocukluk, kaderin büyüsü, kara bir tren, mektupların vazgeçilmezi pullar, dolma kalemler, tesbihler vardı. Bildiğimi zannettiğim şeyler hakkında ne çok bilmediğim varmış meğer..

Bilmediklerimin yanında içimi acıtan ve haberlerde göstermedikleri acı gerçekler..
Doğamız yok oluyor. İnsanlar buna kör. Günü birlik gittiğim yeri neden temiz tutayım kafasında yetişen bir nesil yetişiyor. Hani geleceği anlatan filmlerin çoğunda evler neredeyse gökyüzünde, gökyüzü gri ve etrafta hiç ağaç yok ya.. Korkarım gerçek olacak bu senaryolar. Bir çiçekte huzuru tatmanın güzelliğini bilmeyen çocuklar, kimseye huzur vermez olacak. Sanki böyle giderse gelecekteki insanlar cepleri para dolu, kalpleri boş olacak..
Ben bunları gördükçe eskileri özlüyorum. Keşke eskilerde yaşasaydım diyorum..
80'lerden beri bu kadar kötüleşen insan kalbi, gelecekte kim bilir ne kadar kötüleşecek? Bu soru korkutuyor. Eskileri daha çok özletiyor..

Normalde bana kalsa kitabı öve öve bitiremezdim ama biri gelip kitabı benim tavsiyemle ojur ve sevmezse yine başıma bela olur. O yüzden bu kadar anlatımla yetiniyorum.
Kendinizden bir parçaya rastlarsanız çok seveceğiniz bir kitap. Ben kendimden birçok parçaya rastladım. O yüzdendir bu sevgim...

Arada aklıma geliyor ve kitabn kapağını okşuyorum. Az önce sarıldım. Sevgimi belli etmeden duramama şeysi işte bu benimki.
Ve sonsöz: "Sevgili İbrahim Tenekeci, size baba diyebilir miyim? Hani şu kızlarıyla dost olan babalardan.."
Geldim bir kitabın daha sonuna yaz günlerinde kitap okumak sıkıcı diyenlere inat İbrahim Tenekeci okuyun diyor.Yavaş,sindirerek okuyorum derken kitabı yavaşlatmak mümkün değil.Köşe yazılarından katarak yazmış olduğu bu kitabında çok yakın tarihi ele almış ve okunduğu zaman "aynen, aynen" "helal İbrahim abi"dedirten bir kitap oldu benim için.Her yazarın eserini okurken kendinden bir şeyler bulur insanlar.Benim şansım oldu İbrahim abi.Okuduğum her cümlesinde "ben yazsam ancak bu kadar içimdekiler kağıda dökülürdü"diyorum.Toplumsal olayları,tarihi,islam davasını ele alırken birde olması gerekenleri yazınca "işte bu"dedirtiyor.Kaleminin sağlamlığı bir tarafa birde ince ruhunu,şefkatini,vicdanını,çocuk kalbini kullanıyor.Ortaya bir okuma ziyafeti çıkarmış yine.Kitabın içeriğini alıntılarla paylaştım.Okuyarak beğeni yapanlara teşekkür ederim.Umarım İbrahim Tenekeci'yi genç okuyucular keşfeder.Köşe yazılarını rast geldiğinde takip ederken bu kadar etkisi altında kalmamıştım.Okumak gerekiyormuş sıradan görme önyargısını kaldırmak için.Nasıl ki Tampduk Emre Yunus Emre'ye "Bizim Yunus"diyerek Yunus Emre 'yi Bizim Yunus'umuz yaptıysa okuyucularıda okuyurak benimsediği,sevdiği,kendinden biri olarak görmeye başladığı İbrahim Tenekeci'ye "İbrahim abi" ismini verince artık yeni okuyucuları olarak ona "İbrahim abi"demeye başladık.Bu kadar içten,temiz,anlaşılır,düzgün kalemi benimsememek mümkün değil.Kalemi güzel,kendi güzel insan İbrahim abi iyiki yazmışsın.İyiki yazıyorsun,inşallah devam edersin uzun yıllar.Günümüzün en acı olayı çocuk katliamcılarını ele aldığı yazısıyla bitiriyorum.İbrahim abi konuyu özetlemiş çünkü. https://www.yenisafak.com/...masi-gereken-2046325
İbrahim Tenekeci'nin okuduğum ikinci kitabıydı. Okuduğum ilk kitabı 'Ağır Misafir: ' İbrahim Tenekeci'nin tarzı, üslubu ve şiirlerinin muhteşemliği hakkında tanıştırma fırsatı vermişti bana...

Bu kitabı Uçuş Denemeleri şairin daha çok günlük hayatta gördüğü olayları geçirdiği defterlerinden oluşuyor.

'Rabbim sen olmasan
Kimin aklına gelirim ben' diyerek başlamasıyla yine aynı üslupta bir kitap olacağını yine tahmin ettim...
Ancak şiirlerden oluşan bir kitap değildi. Günlük hayatta yazdığı şeylerden oluştuğu için aforizma ve deneme türünde olmuş bir kitap...

'Birini örnek alıp da yola çıkanlar, yolun sonunda kendilerini bulamıyorlarsa, onların vay haline. Mesela ben, İsmet Özel olmak için yola çıkmıştım, İbrahim Tenekeci oldum.' cümlesi beni en çok etkileyen cümlelerden biriydi sanırım yola biriyle çıkıyoruz ancak bu kişi sadece reel bir dost olması gerekmez ayrıca kitapların ardındaki yazar da seninle bir dosttur bir nevi. Tabi bu cümleden böyle bir cümle zor çıkarılır daha çok insanların kendine idol belirlemesi gerektiği vurgulanıyor ancak şunu da düşündüm yazarın bahsettiği kişiler gerçekten var mı?

İbrahim Tenekeci tarzını sevdiğim bir şair oldu. Daha çok kitabını okumak umarım nasip olur. Herkese iyi okumalar dilerim...
Bu Bir Sıradan Gezi Yazısı Değildir
Onu köşe yazarı olarak okumak,onu tanımak için hiç yeterli değilmiş.Ön yargıyla bakılmaması gereken bir yazar. Başlangıçta birbirine benzeyen cümleler fazla olsada kitaba biraz daha devam edince güzel konuların içinde buluyor insan kendini.Özü sözü bir denilen büyük adamlara verilen lakabı İbrahim abiye çok yakıştırdım.Özellikle İstanbul'u anlatırken iyi ve kötü olan yönlerini çekinmeden anlatmış.Sadece gittiği , gezdiği yerleri anlatmakla kalmamış,gezi yazısıyla birlikte bir çok konuya değinip öğretici olmuş.İbn-i Bibi 'nin kim olduğunu bu kitap sayesinde öğrendim.Ayrıca en çok beğendiğim yanlarından biri ise konuyu açıklarken o yöreye ait ünlü isimleri anması ve ünlü isimlerden örnek vermesi.Her cümlesini alıntı yapılacak kadar özenli güzel cümlelerle yazmış.Sıradan bir konu hakkında bile şiirsel yazıları insanın yüreğine işliyor."Dert söyletir,kalem yazdırır"."Alem unutmuş,kalem unutmamış"."Kim ne derse desin Konya hâlâ Selçuklu'dur".gibi hafızaya kazınan bir çok söz bıraktı gezi yazısında.Ülkemiz deki sokak, çevre kirliliğine değinmeden geçmedi sağolsun böyle güzel yazarlar.İyiki daha çok geç kalmadan bu yalın ve değerli anlatımla tanıştım.Buna vesile olan Kubilay Karaer'e (İbrahim Tenekeci hayranına) çok teşekkür ediyorum.
Hayatımın en berbat şiir kitabını bugün okudum !!!!

Kimsenin Kalbi, kusura bakma İbrahim abi ama bende yazsaydım böyle bir kitabı inan üzerime alınmaz. Ona buna ithaf ederdim. Baya manalı olmuş kitap ismi...

Şiir kitabı lakin şiir ile alakası yok. Hiç tad alamadım. Bir kaç tane hoşuma giden cümle dışında başka bir şey yoktu benim için...

Kitap, 67 sayfa ve 27 şiirden oluşuyor. Sadece kitabım var diye yazılmış bir kitap....

47. Sayfadan küçük bir alıntı...
“Annem korkardı kıştan, kışın
Gidersem bir yere, diyelim köye
Varınca ara derdi, arardım.
Anneniz hayatta mı, değilse
Ablanızı arayın.”

Neyse bişi demiyorum daha...

Sevgi ile kalın....
Nedendir bilmiyorum ama İbrahim Tenekeci deyince, biri bana; ağır bir ağbi figürü geliyor karşıma. Saçı sakalına karışmış, elinde cigarası, basıyor hayatının tam ortansına dumanını...

Kitap 22 tane şiirden oluşup, toplamda 46 sayfadır. Elinizde yük yapmaz ama yüreğinizde bir ağırlık oluşturabilecek güçtedir.

Divan şiiri hastası olmama rağmen çağa ayak uyduran şiirler demek istiyorum kitapta bulunan şiirlere... Zaten aşırı bir duygu, söylev ve etki beklemiyordum. Vücudun şiir ihtiyaçını karşılayabilecek nitelikte bir kitap.

Şiir meraklılarının okumasına tavsiye olunur.

Sevgi ile kalın.
Bu şiir kitabını okurken önce şiirlerinde mısraların birbiriyle pek alakası olmadığını gördüm. Bunlar nasıl şiirler dedim. Sonra anladım ki her cümlesi zaten bir şiirmiş. O yüzden tek cümleler halinde alıntılar yaptım. Kitap 63 sayfa olduğu için bir çırpıda okunabiliniyor. Kitap bitmesin istedim, zaten güzel şeyler hep çabuk biter veya geçer ….
•İnsan yorgunluktan ibarettir. Gelir, yorulur ve gider.•

Taşköprü'lü İbrahim Tenekeci'nin, iki dostuna ithaf ettiği, içinde on beş yıllık gezi yazılarını içerdiği bir kitaptır kendileri. Hatta kitaptan da öte bir yol rehberi, yoldaştır. Gezmek ve görmek ayrımını gösterir. Ormanda, yolda, gökte, toprakta, bitkide kısacası tabiattaki işaretleri sunar okuyucuya. Eline bir avuç toprak aldığında, bir kültür dile gelir. Sanki gecenin bir yarısında, dağ başında ateş yakmışsınız da, Tenekeci ile sohbet ediyormuşsunuz hissine kaptırır sizi. Etrafınızda Mustafa Kutlu, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, İsmet Özel, Cesare Pavese gibi dostlar olur. Tenekeci hoş sohbetlerinin arasına, onların düşüncelerini de alır. Cümlelerin derinliğine bırakmışken, farklı fikirlerle birlikte kendinize gelirsiniz zaman zaman. Ben kitabı uzun bir süreye yayarak okumayı tercih ettim. İsteyerek veya istemeyerek şehir hayatına kaptırırken kendimi, bundan uzaklaşmak ve farkına varabilmek adına sayfa sayfa, cümle cümle de olsa rehber edinmek istedim. Bazen bir hayal kurarsınız, o hayali yaşayan birini dinlemek çok hoşunuza gider. Biraz yol alabilmek ümidiyle bile, gittiği izlerden gitmek istersiniz. İşte bunun içinde adımları iyice sindirmeniz ve kendi yaşamınıza uyarlamanız gerekir. Belki üzerinde defalarca düşünmek ve yorumlamak...

Biraz kitabın içeriğine değinmek gerekirse;
Tenekeci'nin içinde kendini kaybettiği ağaçlar, gökyüzü sakini kuşlar, Mustafa Kutlu'nun gönül bağı kurduğu çiçekleri. Küpeli çiçek ve saka kuşu. Kışa duyulan özlem, baharı gönül hoşluğu ile karşılayış. Su ve iyi insalara karşı verilmiş aziz tabiri. Berrak derelere tüm içtenlikle sarılmak. Oturup bir ağaç gövdesiyle tokalaşıp sohbet etmek, başka bir seferinde selam vermeyi ihmal etmemek... :) Eski toprak insanları ile yaşanmışlıklar ve yörelere ait manidar, atasözü sayılabilecek akıl karmaşığı sözler.. Yaşanılan hayat çok eksikmiş. Öğrendim, yaşadım dediğim her şey fazla başlarda bırakmış beni dediğim bir kitap oldu. Sesi olmayıp, soluğu olan canlılara derin anlamlar yüklemek bir Tenekeci yüreği olsa gerek. Sesi olmayan dediğime bakmayın, duyan bir Tenekeci var. Sokaklarda sıkışıp kalan biz, duymayı bilmiyoruz, öğrenmemişiz...
İki bölümden oluşan kitabın ikinci bölümünde, kendi hayatından, ailesinin hatıralarına değinmiş. Söyleyeceği her cümleyi, sakınmadan gizlemeden söyleyen bir Tenekeci.. :) bu haliyle düşüncelerine karşı dik duruşunu ve samimiyetini yansıtmış. Pul sevgisi, mektup özlemi, trenle yapılan yolculuklarda hissedilen, yazdırılan cümleler. Bir dolmakalemle kurulan ince bağ. Derdin söyleyip, kalemin yazdırması...

Bir kelime olmak isteseydim, herhalde hevesi seçerdim diyor Tenekeci. Bu gördüğünü yazabilme hevesi, elinden tutmuş ve on beş sene sonra buralara getirmiş. Bize de okumak, gereğince hissedebilmek düşmüş. Bir kelime olmak isteseydik neyi seçerdik?

Sona doğru...
Tenekeci ile tevafuki şekilde karşılaştığım bir gün, kitabın yanımda bulunuşu ve hevesle imzalattığım bir anım var, hiç unutamam. Kitapta geçen bir yeri okuyunca, bu anıyı anımsadım tekrar.
*... C.Ç. ile karşılaşıyoruz. Böylece, iki buçuk milyonda bir ihtimal gerçekleşmiş oluyor. Sarılmalar, hayret ve sevinç ifade eden sözler. Kalp kalbi çekermiş. Aramadan da bulurmuş.* (sf.123)
--Kalp kalbi çekti. Aramadan da buldu.--

Kitabı okumaya karar verirseniz, şayet kalp kalbi çekerse, benden Tenekeci'ye selamlar iletin. Sağlıcakla kalın. Gönül gözüyle görebilmeyi öğrenmek ümidiyle...:)
Madem uyandık bu saatlerde o halde incelememizi yazmaya da pek tabii başlayabiliriz. İbrahim Tenekeci'yle kitabında ilk karşılaşmamız. İbrahim abiyi -ki her zaman abi derdim, kitaptan sonra gerçekten bir abi olduğunu öğrendim- Yeni Şafak'taki yazılarından, İtibar'dan, ödüllerinden haberdar olmadığı asla söyleyemem sadece kitaplarına bir türlü adımımı atamamıştım. Bu yılımın son yarısını da sanırım böyle kitaplara verdim daha çok.. Ama hep şu cümleyi söyledim: Neden bu kadar geç kaldım, aslında doğru zaman belki de bu zamandı... İnsanın doğru zamanı her zaman yaş kavramıyla örtüşmeyebilir hem şimdi bile ne kadar yaşım var ki iki yıl önce erken olduğunu söyleyeyim.

Kitaba gelecek olursak; kitap kısa kısa denemelerden oluşuyor olsa da her biri ağzınızda en leziz tatlıyı yemiş hissi bırakacaktır. Hatta gelin bu tatlıya baklava diyelim çünkü her biri küçük, kısa olsa da siz de bıraktığı etki asla niceliği kadar olmayacaktır. Kitabı beğenmemek bir kişinin elinde mi hiç bilmiyorum. Zaten İbrahim Tenekeci'yi bilenler bilir başkadır o; içi, dışı, dünyası... Arka kapakta Hüsrev Hatemi'nin de dediği gibi "... mücella aynalarda bile görünmeyecek kadar benliğinden sıyrılmıştır. İç aleminde her gün devr-i âlem seyahati yapar. Dış âlemde, onu sadece evi ile iş yeri arasında yaşıyor sanırsınız. İç âlemde ise her gün sefer vardır." Bu iç âleminin kitaba tezahür etmesi de kitabı güzelleştiren en önemli etkenlerdendir. Kitabın böyle devam eden arka kapağı yazısını okuduğunuzda abimizi tanıyanların yüzü gülümseyecek ve kitabı okumadan daha beğencekler fakat kitap bittikten sonra o kapak yazısının hepsini kendileri yazabilecekler. Evet, beğenmemek elde değil.

Yoksulluktan, ölümden, insandan, aklınıza ince mevzu olan hangi konu geliyorsa hepsine ince ince işelenmiş kitaba. Kitap üç bölümden oluşuyor dedik ya bunlar: Kitap için yazılmış denemeler, Eski Defterler'den, Başka Yerler. Bu üç bölümden birini diğerine ayırmak çok zor. Ancak bu bölümlerde hepsinden daha çok kalbinizin ısındığı kısımlar oluyor sadece. Örneğin ilk bölümün giriş ve ikinci bölümün son sözünden sonra duraksamam boşuna değildi. O an Allah'a şükrettim ve yola İsmet Özel olmak için çıkıp İbrahim Tenekeci olmayı nasip ettiyse Allah, bize de güzel şeyler nasip etmiştir inşallah. Başka Yerler bize kalbimizi hatırlatmak isteyen yegane kısımdı belki de. Evet hepsi birbirinden değerliydi ama Başka Yerler'de İbrahim Abi bizim görmeyen gözümüze bir şeyler göstermek istiyordu ve aklımızın bir köşesine bile gelmeyecek yerleri bize hatırlatıyordu. Allah razı olsun. Yoksa Kimsesizler Mezarlığı kimin aklına gelirdi ki..

Kitabın ilk baskısı 2002 yılında şuanda 11. Baskısında. Daka çok 11. Baskılara inşallah. Lütfen okuyun bu kitabı. Kalbiniz için en azından...

Yazarın biyografisi

Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Gazeteci,yazar,şair
Doğum:
Taşköprü, Kastamonu, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 727 okur beğendi.
  • 1.715 okur okudu.
  • 28 okur okuyor.
  • 766 okur okuyacak.
  • 22 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları