İhsan Süreyya Sırma

İhsan Süreyya Sırma

8.7/10
203 Kişi
·
732
Okunma
·
99
Beğeni
·
4.527
Gösterim
Adı:
İhsan Süreyya Sırma
Unvan:
Yazar
Doğum:
Pervari, Siirt, 10 Temmuz 1944
Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA, 10 Temmuz 1944 yılında, Siirt’in Pervari ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Pervari’de yaptıktan sonra; Orta ve lise öğrenimini Siirt’te tamamladı. 1962 yılında girdiği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni, 1966 yılında bitirdi. Üniversite öğrenimi sırasında, bir müddet Batman’da, Türk Petrollerinde işçi, bir müddet de Diyanet İşleri Başkanlığı’nda memur olarak çalıştı.

Üniversite mezuniyetinden sonra, orta öğrenimini yapmış olduğu Siirt Lisesi’ne öğretmen olarak atandı. 1967 baharında, devlet doktora burs sınavını kazanarak, İslâm Tarihi dalında doktora yapmak üzere Fransa’ya gitti. Aslında o, İngilizce’den sınavı kazanıp İngiltere’de doktora yapması gerekirken, yetkililer, bilinmez bir sebepten dolayı onu Fransa’ya gönderdiler. Bundan dolayı bir senesini Fransızca öğrenimine harcadı. Paris’te, College de France’da Prof. Dr. Jacques Berque’le başladığı doktora öğreniminin yan çalışmaları içerisinde, Arapça öğrenimi için 1969-1970 ders yılında Tunus’ta bulundu; ve Zeytuna Üniversitesi’nde, Arapça’nın yanı sıra, Büyük sosyolog Fadıl b. Aşur’un derslerine devam etti.

1973 mayısında, “İslâmî İlimler” dalında doktor olarak Türkiye’ye döndü. 1973-74 ders yılında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde İslam Tarihi hocalığı yaptı. 1974 yılında Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesinde İslam Tarihi Doktoru olarak göreve başladı. 1980 yılında Doçent, 1989 yılında Profesör oldu. 1993 yılında naklen Sakarya Üniversitesine geçti; ve 1995 yılına kadar bu Üniversitenin İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi öğretim üyeliği yaptı; ve aynı yıl zorla bu üniversiteden emekli edildi. 1995-1997 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevinde bulundu.

İslam Tarihi dalında 30 kitabı, ve 200’ü aşkın ilmî makalesi yayınlandı. Ulusal, ve uluslar arası bir çok konferansa katılarak tebliğler sundu; Zaman, Yeni Devir, Milli Gazete, Yeni Şafak gibi gazete; ve İslâm Mecmuası, Yeni Dünya, Bilgi ve Hikmet, Tarih Dergisi, Tarih Enstitüsü Dergisi, Tarih ve Toplum gibi değişik dergilerde, tarihle ilgili makaleler yazdı. Kanal 7’de dört seneyi aşkın bir süreyle “Seyahatnâme” adı altında tarih programları yaptı. Kendi alanındaki araştırmalarını takip edip sürdürecek derecede Fransızca, İngilizce, Arapça, ve Farsça bilmektedir. İhsan Süreyya Sırma evli olup, üç çocuk babasıdır.
Kibar ol konuşmanda hem ses tonuna hâkim ol
Zira merkep rakipsizdir kaba ses yarışında
İhsan Süreyya Sırma
Sayfa 63 - Beyan Yayınları
Hz. İbrahim bu put heykellerini neden kırdı?
Aslında Hz. İbrahim bu heykellerin şahsında, onların, sömürüye dayalı rejimleriyle, iktidarlarıyla mücadele etmek istiyordu. Çünkü onlar, mutlu bir azınlık için, insanlarını ezen rejimlerini, resmi dinleri olan puta tapıcılıkla özdeşleştirmişlerdi. Daha doğrusu bu anlamdaki din, Marks’ın deyimiyle toplumları sömürmek için insanlara içirilen bir afyondu… Yani batıl da olsa bu din, Devlet’in çıkarları için vardı… Dolayısıyla Hz. İbrahim’in kırdığı heykeller, Devletin ideolojisini temsil ediyordu. İşte heykeller(esnam) bu anlamda insanlara zarar veriyordu, onları baştan çıkarıyordu... Çünkü insanlar, o put heykelleriyle büyüleniyor, Devlet’e muti birer kul konumuna getiriliyorlardı.
Böyle değilse, Hz. İbrahim, hiçbir yararı veya zararı olmayan heykelleri kırarak neden başını derde soksun?
Fakat o;ateşe atılma pahasına, insanları köleleştirmiş, onları Nemrut gibi bir diktatöre bağımlı kılan rejimlerinin birer simgesi haline gelmiş/getirilmiş heykelleri kırıyor ve onlara alay etmek için de, bu heykelleri en büyük olan falan heykel-İbrahim onu kırmayarak baltasını onun boynuna asmıştı,- kırdı” diyor…
Hz. İbrahim’in kavminden bazı akıl ve vicdan sahipleri, gerçekleri görüp, kabul ettiler hatta kendi kendilerine zalim olduklarını bile itiraf ettiler. Fakat devletin adamları, çıkarlarını ve sömürüye dayalı rejimlerini tehlikede görünce olaya müdahale ettiler ve gerçekleri görmeye başlayan halkı tekrar kandırarak Hz. İbrahim aleyhine “rejim elden gidiyor!”,”İbrahim vatan hainidir, bölücüdür!” yargalarıyla suçlayıp, cezalandırılmasını istediler: Onu yakın ve ilahlarınıza yardım edin!
Çağdaş kelimelerle ifade edecek olursak rejimin adamları, yani o dönemin kartel medyası konumunda olan şair telaları şöyle bağırıyorlardı:
Aramıza bölücülük sokan İbrahim’i yakın! O vatan haini, gericidir, mültecidir, yobazdır, çağdışıdır! O, heykellerimizi kırarak rejimimizi yıkmak istiyor. Bunun kökü mutlaka dışarıdadır. O dinimizi yıkmak istiyor, ilahlarımıza karşı geliyor, ilkelerimiz hiçe sayıyor… Resmi dinimizi değiştirip, halkı anarşist yapmak istiyor! Rejimin bütün birimleri özverilerini bir araya getirerek heykellerimizi korumalıdırlar.
Müslümanların özellikle, İslam devletlerinin kafirlere karşı tavizsiz yaşadıkları dönemlerde, daima aziz olmuşlar devletleri büyük, insanları adalet içerisinde yaşamışlardır. Fakat ne zaman ki taviz vermeye başlamışlar o zamanlar devletleri küçülmüş, kendileri de zelil olmuştur
İhsan Süreyya Sırma
Sayfa 50 - Beyan Yayınları
— Affedersiniz efendim, Müslüman mısınız? Sakallı küplere binmişti:
— Ulan sakalımı görmüyor musun? Bana Hacı Tiano Ahmed derler, tabi Müslümanım! dedi. Prof. Miyahara,
— Nereye böyle hacı efendi? diye sordu. Hacı,
— Bankaya para yatırmaya gidiyorum, bu sıra iyi faiz veriyorlar! dedi. Bunun üzerine profesör,
— Dininizde faiz haram değil mi? diye sorunca, hacı, sinirli bir şekilde sakalını karıştırarak,
— Orayı karıştırma, içim temiz! Hem bu devirde... dedi.
Profesör sustu.
Okunacak çok kitap var, fakat insanın ömrü hepsini okumaya yetmez.Akıllı olan ne okuyacağını tespit edendir

Cahız
İhsan Süreyya Sırma
Sayfa 108 - BEYAN YAYINLARI
Koca ahlak dininin imparatorluğu nasıl yozlaşıyor ve çöküş yavaş yavaş başlıyor, okurken bunu fark edeceksiniz. İslam'da ayrışma, ötekileşme ve yozlaşmanın başladığı nokta. Allah-u Teala insanları sapkın yollarından doğru yola ulaştırmayı nasib etsin. İslam Tarihi'nin mihenk taşı olan Emeviler Dönemi'ni İhsan Süreyya özet ve anlaşılır bir biçimde kaleme almış.
Ebatının küçük olmasına rağmen tarihçi yazar Prof.Dr.İhsan Süreyya Sırma'nın kaleminden ( özetvari de olsa ) 2. Abdülhamit'in dönemini anlatan doyurucu bilgileri içeren kitaplardan bir tanesidir bu eser.
Tarihini bilmeyen insanlar sömürülmeye ve güdülmeye mahkumdur sözünden yola çıkarak,kitabı tavsiye eder,iyi okumalar dilerim.
İhsan Süreyya Sırma'nın bu kitabı ( Çin Müslümanları ve Çin'e Seyahat ),iki bölümden oluşuyor.
Çin'de ki Müslümanların tarihinin anlatıldığı birinci bölüm ve akabinde yazarın 2008 Pekin Olimpiyatları öncesi bizzat gerçekleştirdiği oniki günlük " Çin Gezisi".Ellinin üzerinde fotografla ve kısa yorumlarla kendinizi Çin 'de hissetmeniz mümkün.Tavsiye eder,iyi okumalar dilerim.
Ah Endülüs – İhsan Süreyya SIRMA
22.01.2018
Kitap, arka kapakta da yer alan Amin Maalouf’tan sarsıcı bir alıntı ile başlıyor. Alıntı şöyle;
“Hiçbir din müsamahasızlıktan ari değildir. Fakat birbirine hasım olan bu iki dinin (İslam ve Hristiyanlık) bir bilançosunu yapacak olursak İslam, hiç de kötü görünmüyor. Şayet benim atalarım, Müslüman orduları tarafından fethedilmiş bir ülkede yaşayan Hristiyan olma yerine, Hristiyan orduları tarafından fethedilmiş bir ülkede yaşayan Müslümanlar olsalardı, zannetmiyorum ki on dört asırdan beri inançlarını koruyarak şehir ve köylerinde yaşamlarını sürdürebilmiş olsunlar. Sahi İspanya Müslümanlarına ne oldu? Ya Sicilya Müslümanları? Bir tek kişi kalmayıncaya dek kayboldular, soykırıma tabi tutuldular, sürgüne ya da vaftiz olmaya zorlandılar.”
Maalouf’tan bu alıntıdan sonra kitaptan çok da bahsetmeye gerek yokmuş gibi geliyor bana. Ama birkaç şey söylenmeli.

Endülüs denildiği zaman hepimizin aklına İspanya ve devamında bir çok şey geliyor az çok. Kitap benim için çok lezzetliydi; Endülüs’ün yükselişi ve alçalışıyla sayfalar arasında ben de coşkuyla yükseldim ve hüzünle alçaldım. Daha önce Endülüs hakkında tarihi bir şeyler okuduysanız benim kadar tutkulu bir okuma serüveni olmayabilir sizin için ancak kitap okumaya değer nitelikte. Özellikle dergi sayfaları gibi kuşe kağıda basılmış olması ve aralarında resimlerle lezzetlendirilmiş olması benim çok hoşuma gitti. Ancak bir küçük şeyi söylemem gerekiyor ki; kitapta ki resimlerin çoğunu açıklama olarak yetersiz buldum. Çünkü okuduğum bilgilerle bağdaştırma konusunda zorluk çektim. Acaba burası nerede şu an hala mevcut mu ve hakkında bir iki cümle olsaydı belki kafamda daha kuvvetli yer edecekti. Lakin yine de benim hoşuma giden bir görsellik formatıydı.

Yazar tarafından 158-161. sayfalar arasında bir değerlendirme yazısı bulunmakta. Bu sayfaları okuduktan sonra kendi adıma kitaba ilk başladığımda bu dört sayfayı okuyup sonra kitaba başlamış olmayı isterdim. Şayet okuyacak olursanız değerlendirme yazısını okuyup daha sonra kitaba başlayın, pişman olmayacaksınız.

“…Avrupa’nın en uzak ülkelerinden, ilim yapmak isteyenler, hatta papazlar Endülüs’e geliyor, Müslüman üniversitelerinde/medreselerinde tahsil görüyorlardı. Arapça öyle önemli bir hale geldi ki, Hristiyanlar bile İncil’i Arapça olarak tedris ediyorlardı.” Kitapta ilimle ilgili bu tarz cümlelere birkaç yerde rastlamak mümkün. Bu cümlelerden sonra benim içimi cız ettiren bu ilim devinin günümüz tabiri ile koltuk sevdası uğruna un ufak olup gitmesidir.

Kitabın 125. sayfasından sonrası yazarın gezi sırasında ve sonrasında izlenimlerinden oluşuyor. Size o kısımdan bir şeyler aktarıp incelememi sonlandırıyorum:
“Çoğu Fransızcayı, turistlere yetecek kadar bilen Kurtubalılardan, turistik eşya satan Frederiko’ya soruyorum:
-Kiliseye gidiyor musun?
-No! diye cevap veriyor.
İlahiyatçı oluşumuzdan olacak her halde, sormaya devam ediyorum:
-Kiliseye gitmiyorsun amma, kiliseyi seviyorsun tabi.
Frederiko’nun rengi değişiyor ve dişlerini sıkarak konuşmaya başlıyor:
-Kiliseden nefret ediyorum! Çünkü Kilise benim Müslüman olan atalarımı zorla Hristiyanlaştırdı! Hristiyan olmayanları da, şu gördüğün meydanda, bebeklerine varıncaya kadar kestiler… İşte ben o Hristiyanlaştırılanların torunuyum; nasıl seveyim Kiliseyi?
-O halde sende ataları Müslüman olan bir Hristiyansın! diye söze karışınca da, bana şu cevabı veriyor:
-Atalarımın Müslüman oldukları doğru, atalarımın zorla Hristiyanlaştırıldıkları da doğru fakat ben şu anda ne olduğumu bilmiyorum. Atalarımın başına gelen felaket getirdiği için hiçbir dinle alakam yok!
İşte ‘Hristiyan Engizisyonu’ böyle kişiliksizleştirmişti insanları…”

Selametle…
Ihsan Süreyya Sırma hoca sömürünün "Birilerinin lüks yaşamını devam ettirebilmesi için birilerinin de aç kalması gerekir" "Birilerinin kendi payina düşen hakkına razı olmayıp baskasının elindekini de almaya calışması" şeklindeki felsefesini bu kitapta tarihsel olarak ele almaktadır.
Sömürünün yeryüzünde Habil ve Kabil olayı ile başladığını batılın sürekli olarak hakkı ezmek için çeşitli entrikalar çevirdiğini kısa kısa ama net biçimde ortaya koymuştur.
Tarihsel okumalara yeni baslayacak olanların bu kitabı başlangıç kitaplardan biri olarak okumalarını tavsiye ederim.
Seriye güzel bir şekilde akıcı ve sade bir dil ile başlanmış. Tarihi olaylar irdeleye irdeleye anlatılıyor, İslam tarihi için harika bir başlangıç olacağını düşünüyorum.
136 sayfaya sahip incecik olan bu eser %90 nı Müslüman olan, Pakialı Tian’ın çeşitli İslam ülkelerinde yaşayan arkadaşlarına mektuplarından oluşuyor. İronili bir üslupla Müslümanların Kur’an’ı mahcur bırakmalarından, Batı özentilerinden, modernizme, kapitalizme ve daha bir çok İslam dışı ideolojilere doğru gitmelerini anlatıyor. İslam ülkelerinin genelde bulundukları durumları, Müslümanlara yapılan zulümleri dile getiriyor. Pakia’yı, Türkiye’ye uyarladığımızda kitabın bize tam şekil uyduğunu, orda yaşanan sorunların bu ülkede de yaşandığını göreceksiniz.

Kitabın bir bölümünde 3 perdeden oluşan bir piyes mevcut, İslam uğruna asılmak için hazırlanan bir gencin yanına imam kelimeyi şehadet telkin etmek için gidiyor, imam ve genç arasında ki konuşmalarda genç; kelimeyi şehadetin ehemmiyetine, gerçek manada ne demek olduğuna; Emri bil maruf’un ölüye telkin değil, dirilere olması gerektiğine; okunan ezanların ne manaya geldiğine; imamların, hocaların yani toplumların önde gelen din adamlarının görevlerini kavrayamamış olmalarına değiniyor.

Çok hoşuma gitmiş olması hasebi ile şu kısmı paylaşmak istiyorum, şöyle anlatıyor kelimeyi şehadeti, ‘’Düşündüm, anladım, kalbimle kabul ettim ve dilimle söylüyorum ki: La ilahe illallah! Allah’tan başka kainat nizamını elinde bulunduran bir başkası yani bir ilah yoktur! İçimde putlaştırdığım makam, ideoloji, ilke, parti, hizip, kadın, erkek, evlat, sanatkar, sporcu, kulüp, loca, önder, şef, s.x ilahlarının tamamına ‘’la’’ deyip inkar ederek kalbimi ve düşüncemi, ruhumu ve bedenimi, elimi ve dilimi, ‘’illallah’’deyip Rabbimin emrine veriyorum! O’ndan başkasını güç tanımaya vesile olacak her şeye ‘’la’’ deyip, kenara itiyor, O’nu yani Allah’ı tek ve biricik güç ve hakim tanıyarak, ‘’illallah’’ diyor bağlanıyorum, bağlandığıma dair söz ve biat ediyorum ki, bütün kainat zerrecikleri şahid olsun!...’’ Hangi Müslüman bu şekilde bilinçle İslam’a giriyor ki? Çokları geleneksel İslami yaşantı içerisinde, ne yaptığını bilmeden içselleştirmeden yaşıyor, yaşıyoruz... Bilmiyoruz, çünkü anlatılmıyor. Okullarda, camilerde, sohbet halkalarında bu şekilde anlatılmalı, kelime manası verilip ''bunu diyen cennete girer'' deyip kestirip atmamalı.

Yine Ezan okunurken ne denilmek isteniyor onu anlatan kısımda çok güzel, küçük bir pasaj paylaşmak gerekirse diyor ki; ‘’Haydi secde etmeye. Şeytanın iğvasıyla gurur kaplamış olan beynimizi arındırıp, toprağa alnımızı koyarak secde etmeye!... Asırların cahili kültürleriyle yozlaşmış kafalarımızı secdeye koyarak tüm süperlerden, Batı’lardan, tabu’lardan, makam ve mevkilerden, kölelikten, uşaklıktan; Amerikancılık ve Rusyacılıktan; kapitalizmlerden, komünizmlerden, sosyalizm ve faşizimlerden; ezilmişlikten, hor görülmekten; piramitlere harç, put heykellerine araç olmaktan, bizi dünya için uyandıran çalar saatten, esiri olduğumuz fabrika bacalarından; Batının fuhuş kokan kavramlarından, toplumun kirli havasından... dan... dan bağımsızlaşarak şahsiyetimizi bulalım secdede!... ‘’ Suphanallah, anlatım o kadar güzel ki . Bizlere bu şekilde öğretmiyorlar İslam’ı, o yüzden secdelerimiz boş, kelimeyi tevhidlerimiz vird şeklini almış ama bizi sarıp sarmalamıyor.
Hz. Muhammed (sav)'ın doğmadan önceki Mekke'nin sosyal yapısı ve O'nun 40 yaşına kadarki hayatı kısa bir şekilde işlenmiş. Yazar bu kitapta daha çok "şirk" kavramı üzerinde durmuş.
Çocukluğumuzda okuduğumuz , dinlediğimiz herkesin az çok bildiği "ana adı baba adı dedesinin ismi" gibi başlıkların üzerinde durmamış ama yine de çok ayrıntıya girmeden anlatmış yazar. Yazar ayrıntıya girmiyor lakin sizin ben olsam bunu kitapta belirtmezdim dediğiniz ya da daha önce duymadığınız yerlere de değiniyor. Farklı bilgiler ediniyorsunuz. Bu bakımdan serinin diğer kitaplarının da bana neler katacağını merak ediyor , şimdiden öğreneceğim yeni bilgiler için heyecanlanıyorum.
Tarih tarih tarih...geçmişini bilmeyen geleceği göremez .....en sevdiğim okumaktan büyük zevk aldığım , bazan her okuduğumda farklı yerlerinde ve zamanlarında hapsolduğum tarihim .... İhsan hocamın ellerine yüreğine sağlık ...mutlaka ama mutlaka her Müslümanım diyen kişinin evinde olması gereken bir eser ...kitap öyle güzel bir şekilde dizayn olmuş ki sayfalar akıp gidiyor...hele birde resimler var sayfa kenarlarında ....5 cildi de okurken duygular geçidinden geçtim ...kitap Hz Adem' den Osmanlı Devleti'nin sonlarına doğru....bizim atalarımızdan geçtikleri yollardan bahsediyor ...inanın yormadan ,sanki bir pencere açılıp oradan bakıyorsunuz yaşanmış olanlara ....kitap sadece siyasi yönlerde ilerliyor ....okunması dileğiyle ....
Yazar, Emevileri anahatlarıyla anlatmış ve kişisel yorumlarına da bolca yer vermiş. Güncel konulara çok başarılı şekilde atıflarda bulunulmuş. Geçmiş ile günümüzün mukayesesi yapılmış. Fakat kişisel yorumları eleştirilip beğenilmeyebilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
İhsan Süreyya Sırma
Unvan:
Yazar
Doğum:
Pervari, Siirt, 10 Temmuz 1944
Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA, 10 Temmuz 1944 yılında, Siirt’in Pervari ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Pervari’de yaptıktan sonra; Orta ve lise öğrenimini Siirt’te tamamladı. 1962 yılında girdiği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni, 1966 yılında bitirdi. Üniversite öğrenimi sırasında, bir müddet Batman’da, Türk Petrollerinde işçi, bir müddet de Diyanet İşleri Başkanlığı’nda memur olarak çalıştı.

Üniversite mezuniyetinden sonra, orta öğrenimini yapmış olduğu Siirt Lisesi’ne öğretmen olarak atandı. 1967 baharında, devlet doktora burs sınavını kazanarak, İslâm Tarihi dalında doktora yapmak üzere Fransa’ya gitti. Aslında o, İngilizce’den sınavı kazanıp İngiltere’de doktora yapması gerekirken, yetkililer, bilinmez bir sebepten dolayı onu Fransa’ya gönderdiler. Bundan dolayı bir senesini Fransızca öğrenimine harcadı. Paris’te, College de France’da Prof. Dr. Jacques Berque’le başladığı doktora öğreniminin yan çalışmaları içerisinde, Arapça öğrenimi için 1969-1970 ders yılında Tunus’ta bulundu; ve Zeytuna Üniversitesi’nde, Arapça’nın yanı sıra, Büyük sosyolog Fadıl b. Aşur’un derslerine devam etti.

1973 mayısında, “İslâmî İlimler” dalında doktor olarak Türkiye’ye döndü. 1973-74 ders yılında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde İslam Tarihi hocalığı yaptı. 1974 yılında Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesinde İslam Tarihi Doktoru olarak göreve başladı. 1980 yılında Doçent, 1989 yılında Profesör oldu. 1993 yılında naklen Sakarya Üniversitesine geçti; ve 1995 yılına kadar bu Üniversitenin İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi öğretim üyeliği yaptı; ve aynı yıl zorla bu üniversiteden emekli edildi. 1995-1997 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevinde bulundu.

İslam Tarihi dalında 30 kitabı, ve 200’ü aşkın ilmî makalesi yayınlandı. Ulusal, ve uluslar arası bir çok konferansa katılarak tebliğler sundu; Zaman, Yeni Devir, Milli Gazete, Yeni Şafak gibi gazete; ve İslâm Mecmuası, Yeni Dünya, Bilgi ve Hikmet, Tarih Dergisi, Tarih Enstitüsü Dergisi, Tarih ve Toplum gibi değişik dergilerde, tarihle ilgili makaleler yazdı. Kanal 7’de dört seneyi aşkın bir süreyle “Seyahatnâme” adı altında tarih programları yaptı. Kendi alanındaki araştırmalarını takip edip sürdürecek derecede Fransızca, İngilizce, Arapça, ve Farsça bilmektedir. İhsan Süreyya Sırma evli olup, üç çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 99 okur beğendi.
  • 732 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 440 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları