İlhami Güler

İlhami Güler

Yazar
8.0/10
23 Kişi
·
84
Okunma
·
18
Beğeni
·
2.020
Gösterim
Adı:
İlhami Güler
Unvan:
Akademisyen
Doğum:
Tortum, 1959
1959 yılında Tortum’da dünyaya geldi. 1980 – 1985 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans öğrenimini tamamladı. 1987 yılında AÜ ilahiyat Fakültesi’nde Kelam Ana Bilim Dalı araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1985 – 1991 yılları arasında AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Prof. Dr. Mustafa S. Yazıcıoğlu danışmanlığında “Kur’an’a Göre Allah ve Ahiret İnancının Ahlakla İlişkisi” konulu teziyle doktora öğrenimini tamamladı. 1992 – 1993 yılları arasında Mısır’da Kahire Üniversitesi’nde dil öğrenimini gördü ve doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1996 yılında yardımcı doçent, bir yıl sonra doçent ve 2004 yılında profesör oldu. 2007 yılında bir yıllığına Londra’da dil ve bilimsel araştırma maksadıyla bulundu. 1997’den 2009’a dek çıkan İslamiyat dergisini çıkaranlar arasında bulundu, 2005 yılında resmiyet kazanan Doğu Konferansı çalışması içinde yer aldı. Bu dönemden sonra doğudan dergisi ve fikirzamanı internet sitesinde yazılar yazdı. 2010’da kurulan Halkın Sesi Partisi kurucu üyelerinden biri oldu. Halen AÜ İlahiyat Fakültesinde görev yapmakta olan İlhami Güler, evli ve iki çocuk babasıdır.
Başkalarına ettiğimiz duanın kabulü bizim ehliyetimize, onların da istihkakına bağlıdır. Temiz ağızlardan çıkan dua temizlenmek isteyenler için anlamlıdır.
Allahın varlığı kelamcıların ve filozofların tartıştığı gibi cevher, araz, vacip, mümkün, sonlu, sonsuz, kadim, muhdes tartışmalarıyla Kuranda ortaya konmaz. Kuranda O, mazlumlarla, yetimlerle, sabredenlerle, kölelerle vb.. 'beraberdir' (2/153, 9/123). İnsana "şahdamarından daha yakın"dır. (50/6) Hegelin "Felsefe sadece güneş batarken yükselir" dediği gibi, klasik İslami teoloji de İslami praxis (pratik) bittikten sonra yükselmiştir. Oysa Kuran doğru teolojinin ancak eylem anında üretilebileceğini söyler: "Davamız uğrunda üstün gayret gösterenleri Bize varan yollara mutlaka yöneltiriz; kuşkusuz Allah iyilik yapanlarla beraberdir." (29/69). Hanefinin dediği gibi çağımızda İslami bir teoloji Allahın şahsının değil; Onun sözünün, yani vahyinin bir ilmi olmalıdır. Vahiy, Allahın sözü insana gönderilmiştir. Bu, Allah insana konuşuyor demektir. Zira O, insanı muhatap almıştır. Allah kelamının objesi insandır. Bu durumda vahiy insanın ilmidir. Allahın ilminin objesi insandır. Oysa klasik Kelam bunu tersine çevirerek -daha önce bahsettiğimiz tarihsel zorlamalardan dolayı- bir "Allah İlmi" olmaya çalışmıştır. Allah, vahyinde kendinden (mahiyetinden) bahsederek "teoloji" yapmıyor; insana insandan bahsederek "antropoloji" yapıyor. Allah insana sadece onun varlığına ve hayatına nisbetle kendinden bahsediyor.
Bergson'un deyimi ile, insandan sürekli bir yaratıcılığı, hamleyi ve iştiyakı isteyen bu "dinamik" dini şuur, yerini esası itaat, taklit ve dogma olan "statik" dini şuura terkedebiliyor. Erich Fromm'un tasnifiyle "Humaniter din" ve "Otoriter din" ayrımları da benzer imaları içermektedir. Ali Şeriati de bu sorunu "Dine Karşı Din" kavramıyla sorunsallaştırmıştır.
Rahman
5. Güneş ve ayın hareketleri bir hesaba göredir.
6. Yıldızlar ve ağaçlar O'na boyun eğerler.
7. O, göğü yükseltmiş ve dengeyi korumuştur.
İman zorunlu olarak amel doğurur.İmanı olmayanın ameli olmaz.İnanç (akide,amentü) amel doğurmaz çünkü ölüdür.
Sokrat,mükemmel bir heykele hayranlıkla bakan arkadaşına 'Ben buna can veren birini tanıyorum' demişti..
Allahın insan iradesine müdahalesi direkt olabileceği gibi (..bilin ki Allah insanla kalplerinin meyilleri arasına müdahale etmektedir. 8/24 ) dolaylı da olur. Fakat, Kuranın genelinde Allahın davranış tarzından çıkarılabilecek sonuç, bu müdahalelerin -insanın lehine veya aleyhine olsun- mutlaka insanın ön iradi/ahlaki bir yönelimi şartına bağlı olduğu; rastgele değil, evrensel ve ahlaki bir kurala bağlı olarak gerçekleştiğidir.
"Kim (yoksullara mal) verir, (ahlaksızlıktan) korunur ve güzel sözü doğrularsa, biz ona (yaşamı ve doğruyu bulmayı) kolaylaştırırız. -92/5,7-
Kim Allahtan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu yaratır ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. -65/2,3-"
Kuranda Allahın sık sık iyilik edenler (29/65), sabredenler (2/153), salihler (5/84), muttakiler (9/123) vs. ile "beraber" olduğunu vurgulaması bahsettiğimiz bu ilişkiyi ifade eder.
Nietzche, toplumların/kültürlerin çöküş ve zayıflık durumlarında kesinlik duygusunun arttığını söyler. Biz korkarım bu durumdayız. Herkes herşeyi bildiğini sanıyor, aynı zamanda fikrinde de sabit. Yedisinde ne ise yetmişinde de aynı olmak bu toplumda erdem. Fikrinden dönen "dönek". Gevezelik yapıyoruz, dırdır ediyoruz, slogan atıyoruz ahkam kesiyoruz; ancak soru sormuyoruz, merak etmiyoruz, hayret etmiyoruz, taaccup etmiyoruz. Tahammülümüz yok, sabrımız yok. Hemen vitesten atıp kavga ediyoruz, silaha davranıyoruz. Cahil kibri var bizde; kimse burnundan kıl aldırmıyor. Bu kadar iç kamplaşması olan (laik-dindar, Alevi-Sünni, Kürt-Türk, ulusalcı-liberal...) başka toplum var mı? Hasılı, bizim ciddi bir düşünce, vicdan ve din eğitimine ihtiyacımız var.
Demokrasi İslam coğrafyasında Avrupa'da olduğu gibi zor bir doğumla gerçekleşecektir. Amerika'nın bu doğuma gayri meşru müdahalesi doğal süreci etkileyerek düşük yapmaya sebebiyet verebilir. Avrupa daha yaşlı olduğu için eğer samimi olursa ebelik yapmaya daha müsaittir. Laikliğe gelince bu ilkenin kiliseye karşı geliştirilmiş bir ilke olması ve İslam'da da kilise olmadığından dolayı anlaşılmasında ve içselleştirilmesinde ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
Takvanın en önemli ve temel işlevi insana doğru bir şekilde kendini inceleme ve doğruyu yanlıştan ayırdedebilme kabiliyet ve gücünü vermesidir. Bir şahıs bu şekilde kendi kendisinin röntgenini çekmek (self x-raying) kudretine erişebildiği ölçüde hatadan/günahtan ve onun "ben"i tahrib eden (self destructive ) neticelerinden "korunma" imkanına kavuşur. Fakat, şu da ifade edilmelidir ki, takva kavramıyla ima edilen bu "kendini inceleme (nefis muhasebesi) " hiçbir zaman kendini herşeyden masum görme anlamına gelmez. Tam aksine; takvanın anlamının ayrılmaz bir unsuru şudur: Bir insan davranışlarını düzenlemek için kendini mümkün olduğu kadar nesnel şekilde nefis muhasebesine çekse de, hiçbir zaman doğruyu seçtiği hususunda garanti yoktur. Eğer bu nefis muhasebesi tek başına yeterli olsaydı, hümanizm mükemmelen işler ve böylece "aşkın"a ihtiyaç kalmazdı. Fakat, insanların vicdanlarının ne kadar subjektif olabildiğini biliyoruz. İşte takva bizzat bu aşkınlığa işaret eder; zira onun ima ettiği şey, her ne kadar seçim bizim, çaba/fiil de bizimse de; bizim yapıp etmelerimiz hakkındaki nihai ve gerçekten nesnel değerlendirme bizim değil "Allah'ın yetkisindedir ". Kurana göre insanın en büyük düşmanı, yani en büyük şeytan, onun kendi kendini kandırması ya da kendi nefsini aldatmasıdır (self deception). Heva (çoğulu ahva:insanda derinden kökleşmiş ve teşhisi zor arzular) ve umniye (çoğulu emanin: insanın emniyet içinde olduğu vehmi/kuruntusu) terimleri Kuranda son derece sıklıkla geçer. Muhtelif defalar, Peygambere dahi, vahyin onun arzularını hesaba katamayacağı söylenmektedir.
160 syf.
İlhami Güler bu eserinde okuyucuya doğru bir kader anlayışı kazandırmayı amaç edinmiştir. Eş'ari, Maturidi ve Mutezili olarak ayrılan 3 itikadi mezhebi kıyas etmiş, okuyucuya da sorular yönelterek olaya dahil etmiştir. Somut örneklerle tefekkür kapılarını da aralamıştır. Doğru bir Allah algısı için, Kader inancının içeriğinin ne kadar önemli olduğunu göreceğiniz bir kitaptır. Kaderciliğin arkasına sığınan ihmalkarlığın ve cehaletin sonuna kadar karşısında ama kaderi inkar etmeyen, onu aktif bir süreç olarak gören bir kitaptır.
Allah bilgisi olmadan tapınmanın günahını anlatan eser. Insanlara eleştirel olarak bakabilmeyi ve bunun önemiyle incelenmiş yazılmış. Okuduğum zaman boyunca zihnim açıldı. Inanmak kalp işi ise bunu mantık hatalarıyla kirletmenin sakıncasını bir defa daha anlıyoruz.
160 syf.
·Puan vermedi
Bu kitabı okuyunca bazı gerçekler kafama balyoz gibi indi.
Meğer Allah'a iftira atıyormuşuz.
Gerçekler bizim bildiğimiz gibi değilmiş.
Yanlış bilinen gerçekler...
Ne kadar biliyoruz Allah'ı?
Kitabun son bölümü zaten herşeyi açıklıyor
Nietzsche ,hıristiyanlığa lanet adlı kitabında Hz İsa'dan sonra St.Paul ve kilisenin oluşturduğu tanrının artık öldüğünü ilan eder.Çünkü,hıristiyanlık tarihinde ki birçok günahın,ahlaksızlığın faili bu tanrıdır.Heidegger ise,Batı'nın ve insanlığın içine düştüğü durumdan kurtulması için oturup umutsuzca tanrının yeniden "yeni bir biçimde "geri gelmesinden başka bir yolun olmadığını söyler.

Peki bizim Allah tasavvurumuz bizin dünyamızda uzun süreden beri kimin zengin,kimin fakir olacağını,fiyatları, kazaları ,felaketleri vakitsiz ölümleri...vs."ilahi kader"adı altında meşrulaştırmaktan başka neye yarıyor?İnsan özgürlüğünün bu en büyük rakibini,bu yanlış imajı öldürmenin zamanı gelmedi mi?.Diğer türlü,kur'an'daki"Adaletin Allahı"nasıl geri gelebilir?
160 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kesinlikle var olan kader anlayışına ve ehl-i sünnetin Allah'ın ahlakiliğine ve tasavvuruna iyi bir eleştiri getirmiş fakat onun yerine ne gelmeli? Sorular mantıklı fakat cevapları yok.. Hocanın oluşturduğu soru işaretlerine kitapta bir cevap aradım fakat bulamadım..
240 syf.
·Puan vermedi
Ilhami Güler üreten bir ilahiyatçı. Seküler dünyaya Kur'an metninden ayetlerle eleştiriler sunuyor. Türkiye'de böyle teolog sayısı çok az. Tasavvufa getirdiği eleştiriler bana kalırsa biraz fazla aşırı. Sanırım hoca devlet tasavvufu ile marjinal tasavvuf arasındaki ayrımı ya bilmiyor ya da yapmak istemiyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
İlhami Güler
Unvan:
Akademisyen
Doğum:
Tortum, 1959
1959 yılında Tortum’da dünyaya geldi. 1980 – 1985 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisans öğrenimini tamamladı. 1987 yılında AÜ ilahiyat Fakültesi’nde Kelam Ana Bilim Dalı araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 1985 – 1991 yılları arasında AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Prof. Dr. Mustafa S. Yazıcıoğlu danışmanlığında “Kur’an’a Göre Allah ve Ahiret İnancının Ahlakla İlişkisi” konulu teziyle doktora öğrenimini tamamladı. 1992 – 1993 yılları arasında Mısır’da Kahire Üniversitesi’nde dil öğrenimini gördü ve doktora sonrası araştırmalarda bulundu. 1996 yılında yardımcı doçent, bir yıl sonra doçent ve 2004 yılında profesör oldu. 2007 yılında bir yıllığına Londra’da dil ve bilimsel araştırma maksadıyla bulundu. 1997’den 2009’a dek çıkan İslamiyat dergisini çıkaranlar arasında bulundu, 2005 yılında resmiyet kazanan Doğu Konferansı çalışması içinde yer aldı. Bu dönemden sonra doğudan dergisi ve fikirzamanı internet sitesinde yazılar yazdı. 2010’da kurulan Halkın Sesi Partisi kurucu üyelerinden biri oldu. Halen AÜ İlahiyat Fakültesinde görev yapmakta olan İlhami Güler, evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 84 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 78 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.