İnci Aral

İnci Aral

7.6/10
414 Kişi
·
1.826
Okunma
·
181
Beğeni
·
9.797
Gösterim
Adı:
İnci Aral
Unvan:
Türk Öykü ve Roman Yazarı
Doğum:
Denizli, 1944
İnci Aral, Türk öykü ve roman yazarı.

1944 yılında Denizli'de doğdu. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nü bitirdi.

Altı öykü kitabı, altı romanı yayımlanmıştır. Yazar, 1992 yılında Ölü Erkek Kuşlar adlı romanı ile Yunus Nadi Ödülü'nü kazandı, 2002 yılında yayınlanan romanı Mor ile de Orhan Kemal Roman Armağanı'nı aldı.

1994'te yayımladığı Yeni Yalan Zamanlar, 2002'de yayımlanan Mor ve 2007'de yayımlanan Safran Sarı romanını Yeni Yalan Zamanlar başlıklı bir üçleme haline getirdi.

Eserlerinde, bireylerin ekonomik, kültürel olgu ve değişimlerin etkisiyle biçimlenen ruh hallerini, toplumsal savrulma ve çözülmeleri, kadın erkek sorunlarını, iletişimsizliği, aşkın imkansızlığını anlatıyor ve sancılı varoluş durumlarını irdeliyor. Öykü ve Romanları; Fransa, Makedonya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelerde yayımlandı.
"Neden bu kadar hüzünlü bakıyorsunuz?"

"Çünkü ben dünyaya baktığımda, acı, çaresizlik ve acımasızlık görüyorum. Gözlerimin önünde her an bir çocuk ölüyor, açlık, yoksulluk, eşitsizlik ve umutsuzluk hayatı karartıyor.
"Güzelliklerinden başka yatırımları olmayan kadınları düşünüyorum. Özellikle onlar için bu dönemin ne kadar dayanılmaz olabileceğini. Dış görünümünden başka hiçbir şeyleri olmadığını ve bu parlak kabuğun kuruyup dökülmekte olduğunu fark ettiklerinde hayatları nasıl da acıklı ve zor hale gelecek."
Zaman, içinde yaşadığımız bir akarsudur; bizi alıp ya ileriye doğru götürür ya da boğup öldürür.
Onur denen şeyin modası geçti. Hak hukuk yerlerde sürünüyor, doktor hastadan, avukat polisten dayak yiyor, oyuncu sansürle, gazeteci tehditlerle boğuşuyor, ticaret yapanın başı dertten kurtulmuyor. Ne olursan ol, boyun eğip birilerinin adamı olmadıkça köpek gibi çalışsan da şansın yok. Seni özgür ruhlu yetiştirdim, kimsenin kapı kulu olmayasın istedim. Hep bunun için çabaladım.
Bir sırt çantasıyla yollara düşmek,dünyanın sokaklarını arşınlamak, gitmek, durmadan gitmekti hayalim.
Asıl sorun ise yeteneksiz hırslıların köşe başlarını kaptığı ortamda iyi ve temiz kalmaktı.
İnci Aral
Sayfa 10 - Kırmızı Kedi Yayınevi
Kitabı okuduktan sonra düşündüm de; ne çok şeyi hiç yapmamışım, eksik bırakmışım isteklerimi şu hayatta. Hiç yağmurda sırılsıklam olana dek adım atmamışım bir şarkı mırıldanıp dans edercesine sokaklarda. Hiç " boşver" deyip düşüşüme gülerek insanları umursamadan kalkamamışım düştüğüm ve ayıplandığım o yerlerden. Hep bir tedirginlik hep bir özveri disiplininde ezberletilmiş zoraki kurallar. Kimseye meydan okumamışım mesela bağıra çağıra. "Bir baksana bana bir bak durun ne yapıyorsunuz haksızlık bu yaptığınız" diyememişim. Niye mi? Diyememişim işte susmuşum.. “Ben böyleyim” diyememişim. Ne çok şeyi es geçmiş hiç yapmamışım hayatta. Alıp başımı gidememişim mesela bir dağ başına, sırtımda bir çanta ve o dağlardan bağıramamışım " ben güçlüyüm, korkmuyorum kimseden" diyerek tüm insanlara. Ama bir kere bile geç kalamamışım mesela hiçbir buluşmaya. Üzüntüye, mecburiyete veda edememiş, ne çok şeyi hiç yapmamış olsam da kendim olmayı başaramamışım mesela.
Romanda, "Yavuz Günay" adı ile adlandırılan Yılmaz Güney ve "Nilüfer" olarak tanımlanan Fatoş Güney’in aşkları, evlenmeleri birlikte omuz omuza verdikleri yaşam mücadelesi ve o zaman Türkiye'si anlatılıyor.
Okuduktan sonra ne çok şeyi yapamayıp hep yaptıklarımızın sorgusunu yapacağımız okunmaya değer bir eser.
https://www.youtube.com/watch?v=aPUMz-yYUvk
Keyifli okumalar...
İlk kez okudum İnci Aral... Seri kitap ile tanışmış olduk. Pek beğendiğim söylenemez bu kitabı. Ama hiç beğenmedim de diyemem.

Beğenmediğim kısımları söylemekle başlamalıyım sanırım ve uyarımı yapıyorum derine inmeden ve yüzeysel kitaptan ayrıntılar yer alabilir:
Bu kişiseldir herkes aynı olamaz. Ben bir romanda yazarın siyaset ve dinle ilgili göndermelerini tekrar tekrar gözümüze sokarak göstermesini doğru bulmuyorum. Kitap roman olmasaydı inceleme araştırma hatta deneme olmuş olsaydı istediği kadar göndermeler yapabilirdi. Ancak roman olduğu için beni boğdu. Elbette yazar kaleminde kendinden bir şeyler yansıtacak. Buradaki ayrımı anlamak önemli. Tekrar tekrar bahsetmesi aynı şeylerden bu beni sıktı.

Onun dışında ise romanda bir bütünlük yok. Karışık bir anlatımı var. Bu kimine batmaz kimine batar. Beni çok rahatsız etmedi açıkçası. Daha karışık kitaplar okumuş olduğum için. Kim kiminle ilişki içerisinde labirent gibi ve ben çıkışı bulmakta çok zorlandım. Aşk- ihtiras konuları ile klasik Türk dizilerini andırmış olsa da, Anadoluyu yansıtmıyor. Modernleşmiş toplum özellikleri vardı en başta. Öyle sanmıştım. Sonra devam etti. Devam ederek son sayfalara geldiğim sıralarda beni mahvetti. Baştan beri cinsellik üzerine kurulmuş kadın erkek ilişkileri hep ön plandaydı. Toplumsal yozlaşmalar, binbir türlü maskeler arkasına saklanmış sahte ruhlar...
Tam burada durup başa sarıyorum. Kitapta gözlemci olarak bir yazar var hikaye yazan. Yarattığı karakterler canlanıyor. O karakterlerle konuşuyor sohbet ediyor. Buradaki olay en başta anlaşılmıyor. Aceba kitaptaki karakter olan yazar tanıdıklarını mı anlatıyor ya da yazdıkları kitaptan fırlayıp günlük yaşamında karşısına mı çıkıyor anlaşılmıyor. Daha sonra anlıyoruz ki karakterler dışarı çıkmış.
Sonra bazı karakterler kendi yaşamlarını anlatıyor. Bir bakıyorum ki baş karakterin hayatı ve o hayatı anlatış tarzı, duygusallığa soktu beni. Çünkü çocukken tecavüze uğramış hem de baba yerine konulmuş amca tarafından... Sonra anlaşılıyor o kadının hayatının neden rezil bir hal aldığı...
Sonra sorgulamalar işte. Nedenler niçinler...

Günümüz meselelerini her türlü bulabilirsiniz kitapta. Baskıcı aileler, öylesine yetişmiş çocuklar, doyumsuz gençlik...
Aslında ne doğru ne yanlış bunun ayrımını yapmak çok zor sanki. Zaten belki de bundan dolayı beş olasılıklı son yazmış kitaptaki yazar ve bizim yazarımız. Seçim bize bırakılmış.
Akıcı anlatımını, karakterlerin içsel konuşmaları ve ruhsal sürtüşmelerini ise beğendiğimi söylemezsem olmaz.

Kitabın son bölümü ile ilk bölümü bağımsız olarak okunmuş olsa ve orta kısımlardan haberdar olmamış olsak bu kitaba öykü kitabı bile denilebilir. Giriş kısmında aksiyon gerilim varken, sonuna gelince trajedi dram entrika ağırlıklı bir yazı görüyoruz. Kısacası ne ararsanız var:)

Birkaç başka kitap arasından sonra seriye diğer kitapla devam edeceğim...
Hayatın kimi anlarında prangalara bağlı olan vücudumuzu ve ruhumuzu daha çok acıtmaya başlıyor gerilen zincirler. Sırf bu yüzden yine kimi anlar geliyor hayattan soğumaya, ister istemez elimizi ayağımızı hayattan çekmeye başlıyoruz. Belki de bu kimi anlardan biri rastladım diye düşünüyorum. Bu güzel siteye uzun bir süre uğrayamamaış olmamın sebebini de buna bağlıyorum. Peki ya sizin zincirleriniz ne alemde sevgili dostlarım ve büyüklerim? Benimkiler çok gergin.

Bir kitap incelemesinden böyle ayrıntılara yer vermek gereksiz, lafı çok uzatmadan asıl incelemeye (kendim hakkımda olan incelemeyi bırakıp) geçmek isterim. Şarkını Söylediğin Zaman, İnci Aral ile tanışma kitabım oldu. Kitabı okumam uzun sürdüğünden midir bilinmez fakat bende kitaba karşı bir bağlanma hissi ortaya çıktı. Bu hissi elbette ki kitap bitince daha da iyi anladım. Sizlerin de yabancı olmadığı bir duygudur bu; bir kitaba bağlanırsınız, kitabın bir gün biteceği düşüncesine katlanamaz hale gelirsiniz. Fakat kötü sondan da kaçamazsınız. Kitap bittiği gün içinizde acı bir boşlukta yaşamaya devam edersiniz. İşte bende de bu etkiyi gösterdi Şarkını Söylediğin Zaman.

Kitap 80'li yıllardaki yaşanan bir aşkı anlatıyor. Fakat kitabın asıl zamanı ise günümüz. Bu tür anlatım teknikleri bana göre oldukça zordur. Zorluğu iki zamanı birden kontrol altına alabilmenin güç olmasından kaynaklanır. İnci Aral bu zorluğun altından usta bir şekilde kalkmış diyebilirim. Hem 80'li yılların o kasvetini hem de günümüzün boğuculuğunu gözler önüne sermiş. Üstelik hikayedeki geçmiş zamanlar gelip gidişler göze batmıyor, hikayenin devamlılığına uyarak devam ediyor.

Kitapta dikkat çekilen bir konu da devrimcilik kavramı olmuş. Zamanında yanlış anlaşılan ve de yaşanılan devrimcilik kavramını de irdelemekten geri kalmamış Aral. Öyle ki, devrimcilik kavramının kavga dövüş ya da zorbalık ile alakasının olamayacağını dile getirmiş. Devrimciliğin önce zihinlerde başlaması gerektiğinin, aksi takdirde yanlış anlaşılmaya müsait bir kavram olduğunun da altını çizmiş. Bunu da kitaptaki Deniz karakterinin düşüncelerini temel alarak yapmış.

Deniz'in de bir zamanlar - sözde- devrimci oluşu, zaman geçtikçe kendine devrimci diyenleri anlayamaması, bu yüzden de onlardan soğuması gibi durumlar da bunu kanıtlar nitelikte. Bu konu daha önce sitede de açıldı, asıl devrimcilik nedir diye. Devrimciliğin halkın genelde anladığı kavgalı dövüşlü kavramla uzaktan yakından alakası olmadığı, ilk devrimin zihinlerde olduğundan bahsedilmişti. Özellikle o gönderideki büyüklerime bu kitabı tavsiye ederim.

Kitapta genel olarak hüküm sürdüren bir hüzün havası vardı. Özellikle bu etmen de kitabı bana sevdiren etmenlerden biri oldu. Bu elbette ki zevklerle ilgili bir durum. Ben şahsen bu tür kitapları çok severim, kitaba belli bir ağırlık kazandırır çünkü hüzün kavramı. Ayrıca kitapta işlenilen aşk kavramını da çok beğendim. Tanımlamak gerekirse, bir tür 'hüzün yaşanması gerekilen aşk' idi bu. Ayrıntısına girmeyeceğim kitabı okuyacak olanlar ne dediğimi anlayacaklardır. Bu, normal aşk kavramlarından farklı; bir bilinçli uzaklaşma isteği içeriyor. Bana soracak olursanız bu gerçekten çok hoş bir aşk kavramı. Aşkın kavramları da kişiden kişiye farklılık gösterdiği için bana hoş gelen bu kavram kimilerine çok saçma gelebilir. Aşkın bu kavramına da şahit olmanızı öneririm.

Cihan ile Deniz'in aşk kavramından haberdar olmak için ve de bazı yanlış anlaşılmaların alternatif çözümlerini Aral'ın ağzından dinlemek istiyorsanız Şarkını Söylediğin Zaman'ı şiddetle öneririm.
İnci Aral kitabında bir kadının evlilik ile bağlı olduğu bir adama, bir yandan da bu adamın en yakın arkadaşlarından olan başka bir adama beslediği aşkı anlatıyor.
Suna karakteri kendi içinde sanki iki kimlik ile yaşıyor. Zaten kendisi de kendi ile konuşurken bilinç altında bir Su sese geliyor bir Na.
Kitap aslında bir türk kadının ister istemez gelenekler sayesinde nasıl bir kılıfa sokulduğunu, aslında bu kılıfın içinde hiçte rahat etmeyen mutsuz kadınlar olduğunu anlatıyor bence.
Yetim Suna yenge ve dayı yanında büyüyor. Sokakta oyun oynamasın, etek giymesin, erkek çocukları ile konuşmasın vs.
Bir an önce baş göz edelim, adımıza leke sürmesin vs.

Okunması gereken güzel bir kitap.
İnci Aral'ın okuduğum ilk kitabıydı, yorumlardan anladığım kadarıyla biraz geç kalmışım kendisini tanımakta. Akıcı bir kurgusuyla bir çırpıda okunabilen bir kitap gerçekten. Kurgunun aynı zamanda günümüz ve yakın tarihte geçmesi dönemin toplumsal tahlilini de dokunmalar yapıyor. Beni rahatsız eden tek nokta yazım yanlışlarının biraz fazla olmasıydı, ama konular netleştikçe yanlışları görmez oldum. Özetle; İnci Aral okunması gereken önemli yazarlarımızdan biri, çünkü romanlarında bir karakter yaratırken dönemin politik, ekonomik, toplumsal koşullarını bir bütün olarak ele alıp sizi o dönem içinde anlamlı bir yolculuğa çıkarıyor. Karagöz ve Hacivat tasvirinden yararlanılması ayrı bir güzellik katıyor kitaba. İyi okumalar.
Yılmaz Pütün diye nüfusta geçen ama Yılmaz Güney olarak bilinen ama Çirkin Kral diye tanıdığımız hayatındaki asi kişiliği ve siyasi görüşleriyle çalkantılı dönemlerinde hep yanında olan Sevgili ismini verdiği Fatoş Güney'le olan aşkını anlatan bir kitap.Ben burada Fatoş Güney'in fedakar sevecen sabırlı davranışlarına bayıldım.Bence Çirkin Kralın çektiği sıkıntılar içinde en büyük şansı sevgili dediği Fatoşu'dur.O da Frida Kahlo gibi erken yaşta 47 sinde öldü:
Kitaptaki yazılar İnci Aral'ın dergilerde yayımlanmış yazılarından ve konuşmalarından derlenmiştir. Kitabın başındaki "okuyucuma mektup" kısmına bayıldım bana çok samimi geldi.

İnci Aral'a göre ''Neyi, neden yazacağımız sorusu başlangıçtır.'' Ve "Merak, iç görü, zengin bir hayal gücü de temel dinamiklerdir." Yani olmazsa olmazlardandır.

Yazmak Tanrısal bir vergi değildir, daha çok çabaya bağlıdır O'na göre ama bunu da inkar etmez.

Yazar nasıl olmalı?
Özgün olmalı, yazdıkları derin olmalı, kendinden önceki kaynaklardan beslenmeli, çok okumalı..
İnsanı derinden etkileyen kısa kısa hikayelerden oluşan kitap 1978 yılı Kahramanmaraş olaylarını, o günleri yaşayan çoğu kadın kahramanların dilinden anlatıyor. Oldukça sarstı beni. Maraş Katliamı, 19 Aralık ile 26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta meydana gelen Alevi vatandaşlarımıza yönelik katliam. Resmi rakamlara göre yedi gün süren olaylar sırasında 120 insan öldürüldü. Din adına yapılan bu katliamı hangi din kabul eder? Bizler bu topraklar üzerinde yüzyıllardır birlikte kardeşçe yaşamadık mı? Bizler "yaradılanı severim Yaradandan ötürü" düsturu ile büyümedik mi? İnsanın gözü nasıl döner de din adına Allah'ın asla kabul etmeyeceği böyle bir sapkınlığın içinde yer alır. İnanın aklım almadı. Biz ki "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyen bir peygamberin ümmeti isek komşu komşuya nasıl kıydı? Yaşananların üzerinden onca yıl geçmesine rağmen zulüm unutulmuyor sevgili dostlar. Sonuç olarak hepimize şu dünyadan bir avuç toprak kalacak altına girmek için. Kardeş gibi yaşamak varken kimler neden bizi birbirimize düşürmüş? Bu oyunlar hep oynandı bundan sonra da oynanacak maalesef. Bize düşen sadece sağduyulu olmak. O günleri merak edenler varsa her ne kadar kurgu da olsa yaşananlara dair fikir veriyor İnci Aral kitabı Kıran Resimleri'nde. İnci Aral ile yıllar önce Gaziantep'te tanıştım. Muhabirlik yaptığım dönemdi. Uzunca bir röportajın ardından sohbet etme imkanı da bulmuştum. Yazara hayranlığım o dönemden kalmadır.
Gerçek kişilere dayanan ama edebi kurguya dayalı, içinde umudu ve sevgiyi barındıran bir roman. Gerçek hayattan alınan bir isim olarak Yılmaz Güney örnek alınmıştır kitapta ki adı Yavuz Günay aynı zamanda bu kitabı okurken olayları çok rahat betimliyorsunuz.
Yazar, kendi hayatından bahsetmiş. Özellikle rahim kanseri ve menopoz dönemlerini ve o süreçte yaşadıklarını aktarmış. Yaşama, sosyal hayata ve yazarlığa ilişkin güzel tespit ve tasvirlere yer vermiş.Basarili.

Yazarın biyografisi

Adı:
İnci Aral
Unvan:
Türk Öykü ve Roman Yazarı
Doğum:
Denizli, 1944
İnci Aral, Türk öykü ve roman yazarı.

1944 yılında Denizli'de doğdu. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nü bitirdi.

Altı öykü kitabı, altı romanı yayımlanmıştır. Yazar, 1992 yılında Ölü Erkek Kuşlar adlı romanı ile Yunus Nadi Ödülü'nü kazandı, 2002 yılında yayınlanan romanı Mor ile de Orhan Kemal Roman Armağanı'nı aldı.

1994'te yayımladığı Yeni Yalan Zamanlar, 2002'de yayımlanan Mor ve 2007'de yayımlanan Safran Sarı romanını Yeni Yalan Zamanlar başlıklı bir üçleme haline getirdi.

Eserlerinde, bireylerin ekonomik, kültürel olgu ve değişimlerin etkisiyle biçimlenen ruh hallerini, toplumsal savrulma ve çözülmeleri, kadın erkek sorunlarını, iletişimsizliği, aşkın imkansızlığını anlatıyor ve sancılı varoluş durumlarını irdeliyor. Öykü ve Romanları; Fransa, Makedonya, Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelerde yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 181 okur beğendi.
  • 1.826 okur okudu.
  • 37 okur okuyor.
  • 672 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları