Irvin D. Yalom

Irvin D. Yalom

Yazar
8.9/10
15,5bin Kişi
·
50,6bin
Okunma
·
3.692
Beğeni
·
80,3bin
Gösterim
Adı:
Irvin D. Yalom
Tam adı:
Irvin David Yalom
Unvan:
Rus Kökenli Yahudi Asıllı Amerikalı Psikiyatrist, Varoluşçu, Psikoterapist, Yazar ve Eğitimci
Doğum:
Washington, Amerika Birleşik Devletleri, 13 Haziran 1931
1931 yılında Washington D.C.'de doğdu. George Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudu. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri Profesörlüğü ünvanını sürdüren Yalom'un dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve Türkçeye de çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Grup Terapisinin Teori ve Pratiği, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri, Divan, Varoluşçu Psikoterapi, Nietzche Ağladığında, Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi, Her Gün Biraz Daha Yakın, Annem ve Hayatın Anlamı. Irvin Yalom halen Kaliforniya Palo Alto'da eşi Marilyn Yalom'la yaşamaktadırlar.
''Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz; ama daha derinlere inin... Sonunda, sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz, bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil...''
432 syf.
·Puan vermedi
Kitabın detaylı video incelemesi şuradadır: https://youtu.be/GBjXfy3A-O8 İncelemeyi beğenirseniz kanala da abone olmanızı rica ederim.

Metin incelemesi ise aşağıdadır. Metni okuduktan sonra lütfen olumlu ya da olumsuz, görüşlerinizi belirten bir yorum yapar mısınız? Teşekkürler.

Tam anlamıyla bir felsefi roman. Zaten başka türlü, bir romandan tam "110" alıntı yapabilmek mümkün müdür? Ve bunlar sadece benim alımlayabildiğim, benim anlam yükleyebildiğim alıntılar. Daha ne yüzlercesi vardır.

Ben bir kitabın kalitesini, ondan çıkarılacak alıntılara ve notlara göre değerlendiririm. Bu kitapta da bahsettiğim üzere yüzden fazla alıntı yapabildim. Yani kitabı yedim, doydum. Dolayısıyla da çok beğendim. Müthiş akıcı ve merak uyandırıcı, bilgilendirici, hayal ettirici...

Nietzsche ile Breuer arasındaki diyaloglar, kitabın zemini. Kalan karakterler hep yan karakterler. Fakat bir Lou Salomé var ki erkek okurlar olarak sanırım ona takılı kalmayanımız, onu hayal etmeyenimiz yoktur. "Nietzsche'yi bile o hâllere düşüren kadın, bize neler yapmaz ki!" diye düşünmeden edeniniz oldu mu Lou'ya âşık olduk bile.

Kitabı okuyanların felsefeye merakı, kitabın okurlarınca değerlendirilmesini kesinlikle çok etkileyecektir. Örneğin felsefe okumuş, felsefi kavramlara aşina insanlar kitabı tabii ki daha çok beğeneceklerdir. Örneğin Nietzsche ile Breuer arasında yürürken gerçekleşen ve zaten kitabın çözüm noktası olan o yürüyüş diyaloglarını okurken bunun Peripatetikler'in felsefe yapma biçimine benzemesini düşünmeyenler sanırım kitabı da tam olarak alımlayamayacaklardır. Dolayısıyla felsefeye uzak olanların ellerinde bir felsefe sözlüğü ile kitabı okumalarını öneririm.

Aslında çok fazla şey yazardım ama kitaptan yaptığım alıntılar sanırım her şeyi anlatacaktır. Bu sebeple uzatmadan, kitabı çok beğendiğimi, özellikle bir felsefi roman olması sebebiyle daha çok beğendiğimi belirteceğim ve noktalayacağım.
432 syf.
·6 günde·9/10 puan
Irvin David Yalom, Nietzsche’nin yaşamını ve fikirlerini analiz ederek okuyucuya aktaran felsefik bir roman yazmış. Eserde genel hatlarıyla ümitsizlik hakim. Yazar psikoterapiyi halka sevdiren biridir.

Evet dostlar "Nietzsche kırbaçlanan ata sarılıp ağladığında 19. yüz yıl henüz bitmemişti. Biz bu gün bir avuç insan, faytonları tartışmaya ancak başlayabildik."

Vivaldi - Four Season yada Farid Farjad eşliğinde mükemmel bir okuma yapılabilir. Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
432 syf.
·4 günde·8/10 puan
Bu kitabı bir cümle ile özetle derseniz şunu söyleyebilirim:
Yalnızca okursanız anlayamazsınız, içine girerseniz çıkamazsınız!

Lou Salome küstahça sayılabilecek bir notla Dr. Breuer ile görüşme talebini iletmiş ve bunda başarılı olmasıyla olaylara ilk adımımızı atmış oluyoruz bizde. Her şeyin başı sayılabilecek bu notun sonrasında olanlar ise notu unutturacak düzeyde. Doktora neden ihtiyaç duyarız? Şikayetlerimiz için bir çözüm ararız. Ama Salome'nin amacı çok farklı. Hasta kendisi değil, ama hastalığın sebebinin kendisi olduğunu düşünmekten son derece rahatsız halde çareyi Dr. Breuer'de arıyor. Bundan sonra olacaklar için karakterleri tanımamızda fayda var.

Aşağıdaki kişilerin tanımları kitabın arka kapağından alıntıdır.
Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Ümitsiz.
Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın.
Freud: Breuer'in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul.
Salome: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor.

Nietzsche en büyük kaygısı ümitsizlik olsa da sık sık sağlığından şikayet ediyor ve bunun için neredeyse Avrupa'da başvurmadığı doktor yok. Neler mi şikayetleri? Biraz bahsedeyim: Hastanın elini ayağını kesen korkunç baş ağrıları; durup dururken mide bulantıları, baş dönmesi, denge kaybı, iğrenme, kusma, iştahsızlık, yemeklerden tiksinme; ateş, gecede iki üç kez çamaşır ve pijamalarını değiştirmesine yol açan sırılsıklam terlemeler; zaman zaman bütün kaslarını işlemez duruma getiren halsizlik nöbetleri; gastrit sancıları; kanlı kusmalar; bağırsak spazmları; şiddetli kabızlık; hemoroit ve görüşünü engelleyecek kadar ağır göz rahatsızlıkları; göz yorgunluğu, göz bulanıklığı, görüş kaybı, gözlerde sulanma ve acı, özellikle sabahları ışığa karı aşırı hassasiyet. En yakın arkadaşlarının önerisi üzerine tesadüfen (olduğunu sanarak) Dr Breuer'e tedavi için başvuruyor. Tabi doktor da seve seve kabul ediyor. Bundan sonrası mı?

İki büyüğün çarpışması olarak nitelendirebileceğimiz olaylar zincirinin ucunu elimize alıyoruz. Tamamen güç düellosuna dönüşeceğini sandığımız cümlelerin ışığında resmen kendimiz bile aydınlanabiliriz. Normal bir sohbet sırasında bile (iki filozof için geçerli tabii ki) öyle aforizmalar var ki, insanın etkilenmemesi elde değil.
Örnekleri: #38710979 #38717887 #38739718 #38806166 Yaşamla ilgili olan bu metaforlar, insanın zihnindeki şimşeklerin gözlerinin önünde çakmasına sebep oluyor resmen
Bu konuşmalar sırasında sık sık durup düşündüm. Anlamların derinliğinin bende neler uyandırdığını ve ne hissettiğimi bulmaya çalıştım ben de. İçine girmeye çalıştıkça kitabı daha çok elimde tutup okuduğum kağıt düzinesi olarak değil de, bir uzvummuş gibi hissettim. Daha fazlasını istedim. Daha fazla içine girmek ve bu düşsel zenginliklerden sonuna kadar faydalanabilmek. Aslında faydalanabilmek değil de anlamlandırmaya çalışabilmek desem daha doğru olur çünkü faydalanacak kadar anlamlandırabileceğim konumda olduğumu düşünmüyorum. Anca çabalayabilirim.

Dr Breuer aslında göründüğü kadar masum biri değil. Kendi şikayetleri de var. Psikolojik olarak takıntılarından asla vazgeçemiyor. Hatta öyle bir dereceye gelmiş ki, saplantıları gerçek hayatını engelleyecek derecede büyümüş, büyümüş ve onu ele geçirmiş. Nasıl bir düşünce hayatınızı ele geçirebilir ve yaşamanıza engel olacak kadar saplantı haline gelebilir ? Görüşlerini paylaştığı çok değerli dostu Freud. Onunla sık sık bu konuları paylaşıp fikirlerine başvurması da ileride atacağı adımlarda büyük rol oynuyor. İki farklı görüş bir ortak noktayı oluşturuyor. Yani Breuer ve Freud'un görüşleri. Freud, Breuer ile çok yakın ve onu bir abi, bir yol gösterici, bir hoca olarak görüyor. İkisi de birbirine son derece sadık. Yediği içtiği ayrı gitmiyor, hatta düşündükleri şeyler bile aynı. Genelde aynı şey üzerine yoğunlaşıp olayların köküne inmeyi tercih ediyorlar. Çözüme ulaşana, sorunun kaynağını bulup yok edene kadar.

Başta bu doktor-hasta ilişkisinin bir amacı, bir çıkarı vardı. Dr Breuer'in yaptığı bir anlaşma desek daha doğru olabilir. Ama Dr Breuer, Nietzsche'den öyle etkileniyor ki( etkilenmemesine şaşardım) gücü elinde tutmanın tek yolunun teslim olmak olduğunun farkına varıyor ve bu yolu deniyor. Nietzsche'ye teslim oluyor. Onun öğretilerinin ve fikirlerinin derinliğine girip, büyük bir deha sayabileceği kişiyle tanışmasına vesile olduğu için Salome'ye minnet duyuyor. Başlarda Salome'den etkilendiği için kabul ettiği bu anlaşma zamanla farklı bir amaca hizmet ediyor. Doktor hasta, hastaysa doktor oluyor. Burada biraz şaşırmıştım açıkçası. Neden mi? Siz çok tecrübeli bir doktor olsanız, kendinizi henüz bu alanda deneyimi bile olmayan birinin kollarına bırakır mıydınız? Her ne kadar düşünceleriniz, ideolojileri uysa da karşısındaki kişinin cümle anaforlarıyla baş edemeyen ve teslimiyete mecbur olduğunun farkında olan doktorumuz bunu yapıyor.

Sonuç. İki büyük dostluk. Güven ağlarının örüldüğü bir ilişki. Yavaş ama sıkı sıkıya birbirine bağlanmış iki kişi bütün günahlarını, sırlarını karşısındakine sunuyor ve çaresizliklerine çare aramıyor. Onlarla yaşamanın verdiği gücü kabulleniyor ve daha kalıcı eserler ortaya çıkarıp iz bırakacağına olan inancını törpülüyor. İyi ki de bu yolda ilerliyorlar. Aralarına hiç kimseyi almadan, sade ve güvenilir ilişkilerinin ulaştığı ilginç boyutta ben kitabın içine iyice girmiştim ve çıkamayacağımı anladım. Öyle ki Dr. Breuer sonradan Salome ile görüşmesine rağmen sımsıkı sarıldığı dostuna asla ihanet etmiyor, aksine Salome'yi eli boş ve hüsrana uğramış bir şekilde gönderiyor. Bu sonu hak eden bir bağ, sizin de gözlerinizi yaşartacaktır ve emin olun. Nietzsche hiç ummadığı bir anda Dr. Breuer'e umut oluyor ve sarsıntılı geçen hayatını sağlam bir zemine oturtuyor. Sonrası ise tam bir duygu şöleni. En coştuğum yerlerden birisi. Kitabın da adını taşıyor hatta. ''Nietzsche Ağladığında'' her şey çözüme kavuşacak. Onun yanaklarından dökülen yaşların çığlıkları bile insanı yaralamaya yeter. Öldürmek mi? Onun tarzı değil. Yaralı halde yaşamayı ve yaşatmayı her şeye tercih edebilecek birsi. Ne de olsa en meşhur sözlerinden birisi ''Beni öldürmeyen şey güçlendirir.''

Bu kitapta geçen olaylar gerçek değildir(kitabın arka kapağında belirtilen bazı metinler hariç). Yazarın hayal gücü ve aynı zamanda yaşamış bu insanları böyle güzel birbirine bağlaması da ustalığının göstergesidir bence. Aynı anda yaşanmış olsa ancak bu kadar güzel anlatılabilir, aktarılabilir. Nietzsche'nin önerdiği çözümler, Freud'un buldukları ve yaptığı hipnozlar hepsi ileride çığır açacak şeyler ve bunun ilk adımlarını kitabımızda canlı canlı görüyoruz. Bitirdiğime üzüldüğüm bir kitap. İleride kesinlikle ama kesinlikle tekrar okuyacağım ve kaç kere okursam o kadar farklı anlamlar çıkarabileceğime inandığım bir kitap. Tavsiye ederim.

Bu kitabı kuzenimden ödünç alarak okumuştum ama mutlaka kitaplığımda bulunması gereken kitaplardan birisi olarak görüyorum. Yazarın da Nietzsche'nin de diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.
432 syf.
·21 günde
Kitabı yirmi bir günde bitirdiğimi görünce ben de kitabı süründürdüğümü düşündüm ama işin aslı kitabın beni süründürmesi ve süründüre süründüre kendini okutmasıydı. Her sayfasında kırk beş dakika düşündürüp üstüste sigara yaktıran kitaplara zor rastlayınca tadını çıkarıp yavaşça sömürmek istedim. Arada beynimin error verdiği zamanlarda da bu kitabın arasına iki kitap alarak kendime gelmeye çalıştım, işe de yaradı.

Bazı yazarlar vardır, külliyatları vardır, okul gibidir o yazarlar ve o okullara başlamadan önce hazırlık olarak araştırılıp bilgi edinilmelidir ki, okuyunca daha iyi anlayın ve kavrayın diye. Mesela Dostoyevski okumaya başlayacağım zaman kronolojik sıralamasını öğrendikten sonra bir başka yazar Edward Hallett CARR'ın yazdığı ''DOSTOYEVSKİ'' biyografisini okudum. Gerçi akademisyenlerin işine yarayacak çok derin ve detaylı bir kitaptı ama olsun alacağımı almıştım. He, Dosto okumaya başladın mı diye soracak olursanız, hayır başlamadım :) aslında İNSANCIKLAR kitabına başlamıştım ki, beni bu kitaptan daha yoğun düşüncelere, iki dakikada bir sayfa okuyup tüm gün
düşünmeye sevk ettiğini anlar anlamaz ''böyle entelektüelliğin ıstırabını!'' diyerek kendisini bir süre daha erteledim ve kendisiyle bir ilişkiye hazır olmadığımı anladım. Elbet bir gün.

Irvin YALOM'u ve bu kitabı da sitede çok görürdüm ama görmemezlikten gelirdim. Çünkü en az Dosto kadar, üstelik adı zor, kendi zor, adı karışık, kendi karışık Nietzsche ile de yüzleşmeye hazır olmadığımı biliyordum ama bir yerden kendisiyle flörte başlamam lazımdı. Yine bir yazara-filozofa hazırlık için harika bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Ve bu arada ilk kitabını okuduğum YALOM'a da hayran kalmamak mümkün değil. Yarı kurgu yarı gerçek bu romanda kişiler ve olaylar hayal ürünü değil, kişiler gerçek, olayların bazıları hayal ürünü ki yazar sonda notlar bölümünde çok güzel belirtmiş bunu. YALOM'un Nietzsche'yi sanki Nietzsche'nin babasıymış gibi anlatmasına, eserlerine ve düşüncelerine bu kadar hakim olmasına gıpta ile baktım. Yazar zaten yazardan önce Psikiyatrist, psikoterapist bir Doktor. Tıp fakültesinden ziyade Nietzsche'den de çok başarılı bir şekilde mezun olmuş.

Gelelim beni sürüm sürüm süründüren kitaba. Yok, kimsenin bedduası değil sürünmem, kişisel tercihimdi, sevinmeyin :) roman karakterlerinin (Freud, Brauer, Bertha, Mathilda, Lou Salome cadısının, diğer karakterlerin ve assolist Nietzsche'nin) hepsinin gerçek karakterler olduğu 18.yy'da yaşadığı ama yazarın da üstün yarı kurgu ve gerçeklikle sentezlediği ve benim her zamanki gibi yine geç kaldığım bir kitap.

Hakikat güneşine ne kadar uzun süre bakabilir, hakikatin ne kadarına dayanabilirsiniz? Varoluşun kan davalısı zaman-yaşlanma ve ölüm üçgeninde hapsolmuşsanız nasıl beraat edebilirsiniz? Hepimiz aslında bu üçgenin içinde yaşadığımız hayattan zaman zaman sıkılır radikal kararlar almayı düşünürüz. Çoğunlukla alamayız ama en azından düşünürüz. Radikal kararsızlıkların bana göre en büyük nedeni alınan kararlardan asla geri dönülememesidir. Ve içine tıkılıp kaldığımız o üçgende zaman-yaşlanma ve ölüm korkularını her seferinde birlikte yaşadığımız insanlara kakalarız. Aile, eş, sevgili, arkadaş... mutlaka bir suçlu ararız ama yanlış yerde ararız. Bu üçgen içinde birlikte olduğumuz insanları özgürlüğümüze ipotek koyan ipotekçiler gibi görür, suçlar ve onlardan kurtulmak için radikal kararlar almayı düşünürüz. Ne yaman bir yanılgıymış meğer. Düşmanı başka yerde aramak tam olarak zaman-yaşlanma ve ölüm düşmanını görmediğimiz, görsek de onlarla başedemediğimiz içindir. Günah keçileri seçer, kurbanlar yaratırız.

Şimdi size desem ki, hayatınız ile ilgili hatta hayatınızın en önemli kararını alacaksınız. Sonu iyi mi olur, kötü mü olur bilinmez. Zaten iyi yada kötü bir sonuçtur. Bu bedeli ödemeye hazırsanız o karaları alır, uygularsınız, ne çıkarsa bahtınıza. Ama her tercih de bir vazgeçiştir aynı zamanda. Aldığınız radikal karar sonrasında kazandıklarınız kaybettiklerinize değecek mi değmeyecek midir asıl mesele. Bu kararı almak için yapacağınız ilk şey eyleme geçmektir. İşte bu eyleme geçmek için insan, ömrünün belki de yarısından fazlasını kararsızlık cehenneminde geçirir. Belli bir yaşın üzerine geldiği zaman bu radikal kararı uygulasa ne yazar, uygulamasa ne yazar? ''yeniden başlamak için çok yaşlıyım'' Şebnem Ferah'ın ''SİL BAŞTAN'' şarkısı belli bir yaş üzeri için yasaklanmalı bence arkadaşlar. Müzikte sahteciliktir bu :)

Peki şimdi yine size desem ki, hayatınızla ilgili hatta hayatınızın en önemli kararını almak için hiçbir eyleme geçmeyeceksiniz, bir şeylerden vazgeçmeyeceksiniz ve hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz. Size aldığınız kararın sonrasında neler olacağı izletilecek, hissettirilecek, yaşattırılacak. Beğenirseniz kararı alacaksınız, beğenmezseniz hayatınıza olduğu yerden devam edeceksiniz? Nasıl? PATRON ÇILDIRDI! Güzel kampanya değil mi? Peki bu nasıl olacak? Psikanalizde kullanılan 18.yy'da kullanılmaya başlayan ve günümüzde çok daha etkili ama aynı zamanda dolandırıcıların sermayesi olan HİPNOTİZMA yolu ile. Kampanyanın adı bu, HİPNOZ!

Ümitsizlik hastalığına yakalanan iki insan, biri ünlü bir Doktor BRAUER diğeri genç filozof Nietzsche. Bu kitap, hastasına hasta olan bir Doktor ile hastasına Doktor olan ümitsizlik hastalığına yakalanmış iki naçar ve kafası karışığın kafaları pırıl pırıl açan hikayesidir. Varoluş, psikoterapi, felsefe. Çağlayanlar gibi aktığım hayat uçurumumda akış yönümü değiştirecek ender kitaplardan biridir. Radikal kararlar almayı düşünenlere, neden doğdum diyenlere, zaman-yaşlanma-ölüm korkusu olan biçarelere, ümitsizlere, dertli gönüllere, kısaca HERKESE çare olabilecek ilaç gibi, hipnoz gibi bir kitap. Kendisini seven okusun. Teşekkürler :)
430 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10 puan
“Acı hakikatleri söyleyen bir öğretmen, rağbet görmeyen bir kâhin,” kendini böyle tanımlıyor Nietzsche. Fikirlerinin bulunduğu çağın üstünde olduğunu ve kendi ölümünden sonra değerleneceğini, geleneksel değerlerin ve evlilik gibi kurumların basit olduğunu insanı aciz duruma düşürdüğünü, ümidin kötülüklerin en kötüsü olduğunu savunuyor. İncelemeye bunlarla başlamak istemezdim ama Nietzsche’nin bu gibi düşünceleri beni biraz ürküttü. İnsanın kendi özgürlüğünü bulması adına kurmuş olduğu aile düzenini bozması, çocuklarını kendi özgürlüğü için geride bırakması bana özgürlükten ziyade kaçış gibi geliyor. Kitaptaki şu cümle demek istediğim şeyi daha iyi açıklayabilir: “Yaptığım seçimler başkalarını tutsak ediyorsa ben o özgürlüğü seçemem.”

Kitapta çoğumuzun mutlaka bir kere ismini duyduğu geniş bir karakter kadrosu var. Josef Breuer, Nietzsche, Sigmund Freud, Lou Salome, Richard Wagner gibi. Kitapta dostluk havasında süren bir aşk üçgeni var (Ree-Salome-Nietzsche). Giderek artan tartışmalarla Lou ve Nietzsche’nin arası bozulur. Bu aşk üçgeninde ihanete uğradığını düşünen Nietzsche derin bir ümitsizliğe kapılır. Bu ümitsizlikten sonra çok zorlu süreçler geçirmeye başlayan Nietzsche’nin haline dayanamayan Lou Salome Doktor Breuer’e başvurur. Doktor Breuer yardım etmeyi kabul eder ve gelişen olaylardan sonra Nietzsche ile yaptığı seanslarla modern psikanalize zemin hazırlar. Tabi bu konuyla ilgili bazı gerçekleri söylemek isterdim ama kitabı okuyacaklar için keyif kaçırıcı olabileceğini düşünüyorum.

Psikanaliz deyince akla ilk gelen kişi olan Sigmund Freud’un bilinçaltı ve rüyalarla ilgili olan düşüncelerine de yer veriliyor kitapta. Bilincimiz dışında kontrol edemediğimiz bir bilincin daha olduğunu, gördüğümüz rüyaların bu bilincin bize yansıması olduğunu, kişinin geçmiş hayatından yola çıkarak rüyaların ne anlama geldiğini hakkında çıkarım yapılabileceğini söylüyor.

Ne kadar kitaptaki bazı düşünceleri yadsımasam da kitabın okunması gereken bir kitap olduğunu, doğru bir şekilde anlaşıldığında yeni bir bakış açısı kazanacağınızı ve okurken keyifli vakit geçireceğinizi temin edebilirim. İyi okumalar.
432 syf.
·7 günde·Puan vermedi
İnceleme öncesi not eklemeyi seviyorum. Size bir soru: bazen okuduğunuz kitaplarda, 'gözlerini kırptı, elini başına dayayıp düşünmeye başladı.' Gibi betimlemeleri okurken sizin de o eylemleri yaptığınız oluyor mu? İtiraf edeyim ben bazen farkında olmadan yapıyorum. :)

İlk cümle önemlidir kitabın kendi dünyasına sizi alabilmesi için. Bir amfi tiyatroya girdim ve benim için başladı oyun. Karakterlerimiz; Bizim Nietzsche (işte artık biliyorsunuz kendini dış dünyadan soyutlayan filozofumuz) Doktor Breur (fazlaca zaaflarına yenilen) ve Lou Salomé (kardeşi kardeşe kırdırır dediğimiz türden) Olaylar bu üçünün arasında geçiyor. Konu olarak ümitsizliğiin baz alındığı, Nietzsche'nin kitaplarına atıfta bulunan, doktor notları ve mektuplardan oluşan bir roman. Nietzsche'nin gerçek hayatta yaşadığı, psikolojik çöküşü ele almış. Ben de ilk hayatını araştırdığimda ölüm sebebi beni etkilemişti. Doktorunun kendine özgü tedavi yontemi ile iyileşmeye çalışıyor. Ama bazen kim kimin doktoru? Diye sorguluyorsunuz. Bunu da şu cümle ile açıklayabiliriz.
"Tuhaf bir mücadele içindeyiz. Kim kime daha çok yardım edecek mücadelesi."#107420872

Felsefe ile ilgili olan romanları seviyorum. Ama sosyoloji okumadığım ve bilgi sahibi olmadığım noktalarda aydinlanmak için el kitapları okumaya çalışıyorum. Bu kitabın benim için artısı o başımı ağrıtan romanlardan olmamasıydı. Zaten fazlaca alıntılama yapmamdan da anlaşılmıştır. Birçok noktada kendimden bir şeyler buldum. Kendime tek elestirim; bu kitabı Böyle Buyurdu Zerdüşt'ten önce okusaydim eğer Nietzsche'nin düşüncelerini daha iyi anlayabilirdim. #107196871

Sonuç olarak; kim iyileşiyor, ya da iyilesebiliyor mu? Bu da sizin keşfinizi bekliyor. Bu nedenle bilgilerin içeriğini görebilmeniz ve mesajları alabilmenizm için okumaya başlayın derim.
Okur kalın. Kitaplı günler
64 syf.
·9/10 puan
Merhabalar en iyi psikolojik kitapların yazarı olan Irvin Yalom’un Din ve Psikiyatri kitabı yazarın 2000 yılında Oskar Psifter Ödülünü alırken yaptığı konuşmanın yer aldığı kitaptır.Kitapta herkesin kafasını kurcalayacak sorular yer almaktadır.Kitap çok kısa olduğundan tam olarak yazılardan tat alamayabilirsiniz.Kitapta ünlü düşünürlerin alıntılarına da yer verilmiştir.Yazılarında içerik olarak ise Ölüm,Din,Psikiyatri,Varoluşsallık gibi kavramlar üzerinden durulmuştur.Varoluş olarak insanların en büyük kaygısı olarak ; Ölüm,Özgürlük,Soyutlanma ve Anlamsızlığı neden olarak göstermiştir.Kitapta en beğendiğim yer yazarın doğum gününden bahsettiği yerdi ; “Bu tür günleri genellikle kutlarız ama bu konuyu biraz düşündüğümüzde bu kutlamanın neyle ilgili olduğu sorusu ortaya çıkar ; bu kutlamanın gerçek işlevi,zamanın engellenemez bir şekilde akışının acımasız hatırlatıcılarını inkar etme ve etkisiz hale getirme değil midir?”
Irvin Yalom okuyacak olanlara öncelikle Nietzche Ağladığında ve Aşkın Celladını öncelikle okumanızı öneririm.
Keyifli Okumalar Dilerim

Yazarın biyografisi

Adı:
Irvin D. Yalom
Tam adı:
Irvin David Yalom
Unvan:
Rus Kökenli Yahudi Asıllı Amerikalı Psikiyatrist, Varoluşçu, Psikoterapist, Yazar ve Eğitimci
Doğum:
Washington, Amerika Birleşik Devletleri, 13 Haziran 1931
1931 yılında Washington D.C.'de doğdu. George Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudu. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri Profesörlüğü ünvanını sürdüren Yalom'un dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve Türkçeye de çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Grup Terapisinin Teori ve Pratiği, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri, Divan, Varoluşçu Psikoterapi, Nietzche Ağladığında, Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi, Her Gün Biraz Daha Yakın, Annem ve Hayatın Anlamı. Irvin Yalom halen Kaliforniya Palo Alto'da eşi Marilyn Yalom'la yaşamaktadırlar.

Yazar istatistikleri

  • 3.692 okur beğendi.
  • 50,6bin okur okudu.
  • 2.088 okur okuyor.
  • 36bin okur okuyacak.
  • 1.184 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları