Irvin D. Yalom

Irvin D. Yalom

8.7/10
3.255 Kişi
·
9.724
Okunma
·
1.100
Beğeni
·
25.683
Gösterim
Adı:
Irvin D. Yalom
Tam adı:
Irvin David Yalom
Unvan:
Rus Kökenli Yahudi Asıllı Amerikalı Psikiyatrist, Varoluşçu, Psikoterapist, Yazar ve Eğitimci
Doğum:
Washington, Amerika Birleşik Devletleri, 13 Haziran 1931
1931 yılında Washington D.C.'de doğdu. George Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudu. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri Profesörlüğü ünvanını sürdüren Yalom'un dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve Türkçeye de çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Grup Terapisinin Teori ve Pratiği, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri, Divan, Varoluşçu Psikoterapi, Nietzche Ağladığında, Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi, Her Gün Biraz Daha Yakın, Annem ve Hayatın Anlamı. Irvin Yalom halen Kaliforniya Palo Alto'da eşi Marilyn Yalom'la yaşamaktadırlar.
''Belki de sevdiğiniz insanları düşünmektesiniz; ama daha derinlere inin... Sonunda, sevdiğinizin onlar olmadığını göreceksiniz. Siz, bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz. Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil...''
Gördün mü, Carol? Satranç da hayat gibi: Oyun bitince bütün taşlar -piyonlar da, şahla vezir de- aynı kutuya koyuluyor.
Irvin D. Yalom
Sayfa 402 - Ayrıntı Yayınları
Doğum günleri, hayatımızın geçip gitmekte olduğunu hatırlatan hazin işaretlerdir ve doğum günlerini kutlamaktan amaç da bu hüznü inkâr etmektir.
Irvin D. Yalom
Sayfa 287 - Ayrıntı Yayınları
İş adamından sanatçıya 10 farklı hayat hikayesi . Üzüntü, merhamet ve endişe. Rüyalardan çıkarılmaya çalışılan tedavi sonuçları. Yine beğenerek okuyacağınız psikoterapi öyküleri. Keyifli okumalar...
“Acı hakikatleri söyleyen bir öğretmen, rağbet görmeyen bir kâhin,” kendini böyle tanımlıyor Nietzsche. Fikirlerinin bulunduğu çağın üstünde olduğunu ve kendi ölümünden sonra değerleneceğini, geleneksel değerlerin ve evlilik gibi kurumların basit olduğunu insanı aciz duruma düşürdüğünü, ümidin kötülüklerin en kötüsü olduğunu savunuyor. İncelemeye bunlarla başlamak istemezdim ama Nietzsche’nin bu gibi düşünceleri beni biraz ürküttü. İnsanın kendi özgürlüğünü bulması adına kurmuş olduğu aile düzenini bozması, çocuklarını kendi özgürlüğü için geride bırakması bana özgürlükten ziyade kaçış gibi geliyor. Kitaptaki şu cümle demek istediğim şeyi daha iyi açıklayabilir: “Yaptığım seçimler başkalarını tutsak ediyorsa ben o özgürlüğü seçemem.”

Kitapta çoğumuzun mutlaka bir kere ismini duyduğu geniş bir karakter kadrosu var. Josef Breuer, Nietzsche, Sigmund Freud, Lou Salome, Richard Wagner gibi. Kitapta dostluk havasında süren bir aşk üçgeni var (Ree-Salome-Nietzsche). Giderek artan tartışmalarla Lou ve Nietzsche’nin arası bozulur. Bu aşk üçgeninde ihanete uğradığını düşünen Nietzsche derin bir ümitsizliğe kapılır. Bu ümitsizlikten sonra çok zorlu süreçler geçirmeye başlayan Nietzsche’nin haline dayanamayan Lou Salome Doktor Breuer’e başvurur. Doktor Breuer yardım etmeyi kabul eder ve gelişen olaylardan sonra Nietzsche ile yaptığı seanslarla modern psikanalize zemin hazırlar. Tabi bu konuyla ilgili bazı gerçekleri söylemek isterdim ama kitabı okuyacaklar için keyif kaçırıcı olabileceğini düşünüyorum.

Psikanaliz deyince akla ilk gelen kişi olan Sigmund Freud’un bilinçaltı ve rüyalarla ilgili olan düşüncelerine de yer veriliyor kitapta. Bilincimiz dışında kontrol edemediğimiz bir bilincin daha olduğunu, gördüğümüz rüyaların bu bilincin bize yansıması olduğunu, kişinin geçmiş hayatından yola çıkarak rüyaların ne anlama geldiğini hakkında çıkarım yapılabileceğini söylüyor.

Ne kadar kitaptaki bazı düşünceleri yadsımasam da kitabın okunması gereken bir kitap olduğunu, doğru bir şekilde anlaşıldığında yeni bir bakış açısı kazanacağınızı ve okurken keyifli vakit geçireceğinizi temin edebilirim. İyi okumalar.
Irvin D. Yalom ile çoğu insan gibi Nietzsche Ağladığında ile tanışmıştım. Daha önce böyle bir kitap okumamıştım – psikoterapinin revaçta olmadığı zamanlardı- Psikanalizin doğduğu yıllar Nietzche, Brauer, Freud, bir de yazarın o kendine özgü anlatım tarzıyla birleşince uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir kitapla karşılaşmış oluyordunuz. Divan 'ı okudum sonra- daha farklı- 1980'lerin Amerikan filmleri tarzında- bir kitaptı , ama o da etkiledi beni. Yakın dönemde okuduğum – daha çok hayatının son dönemine gelmiş insanlarla yapılan – terapi hikayelerini anlatan Günübirlik Hayatlar 'ı da bu iki roman kadar vurucu bulmasam da beğendim.

Aşkın Celladı ve Diğer (9) Psikoterapi Öyküleri de Günübirlik Hayatlar gibi yazarın yaptığı gerçek psikoterapi süreçlerinden oluşmakta. Ondan 25 yıl önce yazılmış tabi. Kitapta kendi deyimiyle “varoluş sancılarıyla cebelleşen” 10 kişinin öyküsü var. Bu 10 hastanın da onayını alarak (ve tabi isimlerini de değiştirerek) yayınlamış kitabını. Ben olsam onay vermezdim aslında. Belki onay alamadığı için bizlere aktaramadığı farklı hikayeler de mevcuttur, kim bilir.

Uzun bir önsöz var kitabın başında; yazar önce kendi inandığı varoluşsal psikoterapiyi açıklıyor, sonra da öykülerdeki temel problemlere değiniyor. Dil kesinlikle zorlayıcı değil. Zaten Yalom'un bu derece sevilmesinin bir sebebi de en karışık durumları bile okuyucuyu sıkmadan, hikayenin içine katarak anlatabilmesinde gizli. Önsözde psikoterapi açısından önem taşıyan gerçekleri sıralıyor Yalom ve öykülerdeki terapi süreçlerini bu açıdan değerlendiriyor; ölümün kaçınılmazlığı, yaşamımızı kendi irademizle biçimlendirme özgürlüğümüz, nihai yalnızlığımız ve yaşamımızın bir anlamdan yoksun oluşu. Farklı sebeplerle kendine gelen hastaların varoluşun bu gerçekleri ile yüzleşmelerini sağlıyor bir nevi. Tabi burada böyle anlatınca fazla bir şey ifade etmiyor belki ama Yalom o uzun önsözde bile bir şeyleri düşündürtüyor insana. Kalemi çok güçlü ve bunu göstermekten kaçınmıyor hiç Nietzche Ağladığında'da olduğu gibi. Zaten bize kendimizi anlattığı için, öykülerin içine giriveriyoruz biz de hemen.

Ben de kısa kısa değinirsem hikayelere spoiler olmaz diye düşünüyorum. Çok satan Bir Psikiyatristin Gizli Defteri gibi sadece ilginç olayları toplayıp tedavilerini anlatmamış sonuçta Yalom. Bütün bir psikoterapi sürecini olanca samimiyetiyle, kendi duygu düşüncelerini, yaptığı yanlışları da büyük bir cesaretle ortaya koyarak ve okuyucuyu hiç bir zaman dışarıda bırakmayarak açıklamış. Süreçleri anlatmış yazar ve okutuyor kendini. Ben her hikaye için bir gün ayırdım işin doğrusu. Biraz düşünmek istiyor insan.

"Aşkın Celladı" kitaptaki ilk terapi süreci. Kendisinden oldukça genç birisine aşık olan yetmiş yaşındaki bir kadın var baş rolde. Yalom tıpkı Dr. House gibi kurcaladıkça kurcalıyor her şeyi ve hikayenin adı gibi bir Cellat oluyor sonuçta. Gerçekten dokunaklı bir öykü.

"Tecavüz Yasal Olsaydı"da “pis” olarak tabir edebileceğimiz bir hasta var. Kanser hastası ve kafasında kadınlarla beraber olmak dışında bir şey yok. Yalom sonlara doğru olaya “Senin anana bacına yapsalar” şeklinde, Türk modunda yaklaşınca yazarla kendimizi neden bu kadar çok bağdaştırabildiğimizi daha iyi anlıyoruz biraz. Mutlu/mutsuz bir sonla bitiyor bu hikaye de.

"Şişman Bir Hanım"da yazarımızın şişman kadın nefretini görüyoruz bir parça, hastasıyla birlikte kendisi de tedavi oluyor burada gerçekte. Transfer- konttransfer olayıyla karşılaşıyoruz bu hikayede bolca- hastanın doktordan ya da doktorun hastadan aldığı olumlu/olumsuz duygular ve bunların terapiye olan etkisi diyebiliriz kısaca.

"Yanlış Çocuk Öldü" isminden de tahmin edilebileceği gibi yıllar önce ölen kızının acılarını hala olanca ağırlıyla yaşayan güçlü bir anneyle ilgili (Hepsini tahmin edemezsiniz tabi:). Diğer hikayelerde olduğu gibi terapi ilerledikçe yapılan kazılardan farklı şeyler de çıkıyor.

"Benim Başıma Geleceğini Hiç Düşünmemiştim"de bir kaç yıl önce eşini kaybetmiş yaşlı bir kadının çantasının çalınmasıyla su üstüne çıkan çaresizlik sorunu işleniyor.

"Usulca Gitme"nin ana teması ölüm korkusu. Ama hikaye/terapi öyle başlamıyor tabi. Yaşlı bir adama eski aşk mektuplarını saklaması için Yalom'a vermek istiyor (Bu arada yazarın da halen sakladığı mektuplar olduğunu öğreniyoruz- anlatmıştır herhalde eşine artık)

"İki Tebessüm"de başka bir doktorla yapılan ortak bir seansta, insanların belli bir olay karşısındaki algılamalarının ne kadar farklı olduğunu görüyoruz. Tüm kitap boyunca süren mükemmel tespitler bu hikayede de devam ediyor, #33202233 ve #33202909 alıntılarında olduğu gibi. Hikayenin sonundaki ufak Flaubert'in Papağanı öyküsüyle gerçekte hiç bir şeyin düşündüğümüz ya da algıladığımız gibi olamayabileceğini hissediyoruz.

"Üç Açılmamış Mektup"ta kendisine sanal bir korku yaratıp onun içine hapsolan bir adamı tanıyoruz. Burada Yalom'un fazla bir etkisi yok açıkçası. Onca uğraşı sonuçsuz kalıyor ve adam tesadüfi etkenlerle normal hayatına geri dönebiliyor.

"Terapi'de Tek Eşlilik"de yazarımız hastanın terapi sırasında ortaya çıkan diğer kişiliğine aşık oluyor (Bu hikayeyi hastaya okuttuğunda neler hissetti hiç bilemiyorum açıkçası). Her şeye rağmen hastaya sadık kalıyor ve sonuçta mutlu sona ulaşıyoruz. Ama diğer kadına olan özlemini hikayenin sonunda da vurguluyor Yalom.

Son hikaye "Sahibini Arayan Düşler"de migrenine sebep olarak seks performansını gören yaşlı bir muhasebeciyle birlikteyiz. Yalom ilerleyen seanslarda farklı bir kişilikle karşılaşıyor kendisiyle rüyalarla haberleşmeye çalışan. Ve terapiyi bu rüyaların üzerinden şekillendiriyor.

Gerçekten kitap boyunca bir şeylere inandırmaya çalışmıyor sizi Yalom , sadece insana dair bazı hikayeler anlatıyor ve siz de kabul ediyorsunuz bunları. Kendinizden biliyorsunuz çünkü çoğu şeyi. Bence psikoloji, psikiyatri vb. şeylere ilgi duymasanız da alıp okuyun kitabı. Kendinizi tanımanızı ve çevrenizdeki insanlara farklı gözle bakmanızı sağlayabilir belki. İyi pazarlar.
Nietzsche Ağladığında kitabını okumaya başlamadan öncesine kadar birileri bana Niçe deyince aklımda okunması zor, fikirlerini hiçbir zaman anlayamayacağım büyük bir filozof, sadece felsefe ile uğraşan insanların ilgilendiği, sıradan insanların anlamayacağı insanüstü biri gelirdi.
Bu kitabı okuduktan sonra ise Nietzsche felsefesine daha sıcak bakabildiğimi, en azından onu okuma cesaretini kendimde bulduğumu belirtmek isterim.
Kitap tarihsel 3 kişiliğin bir kurgu etrafında bir araya getirilmesinden ibaret. Nietzsche ve Breur'un konuşma seanslarında okur olarak kendinizi bir anda sohbetin bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz.
Yazarın dili çok sade ve anlaşılabilir cümleler kullanılmış. Romanın içindeki bir parça olay da okurken sıkılmanızı tamamen engelliyor.
Felsefeye, Nietzsche felsefesine giriş olabilecek bir kitap sanırım.
Merak uyandırarak başlayan, özellikle son 70 sayfaya kadar yoğun olarak düşünce sancıları yaşatan ve sonrasında çözülen düğümlerle etkilenerek okuduğum bir baş yapıt. Breuer ve Nietzsche'nin diyalogları ile beyin fırtınaları yaşattığı, tekrar okumayı düşündüğüm kitap, en azından bir kere okunmalı. Doyurucu ve zekice kurgulanmış romanın gerçek verilerle harmanlanması da etkisini arttırıyor. Yazılacak çok şey var ama her okur hissesine düşecek payı kendi almalı diye düşündüğüm için yazmayacağım ;) Kitaplarla kalınız...
Tek kelimeyle müthiş bir kurgusu var. Okurken kendinizi alamıyorsunuz. İşler kitabın sonuna doğru daha da heyecan verici oluyor.

Kitaptaki evlilik ilişkileri, ülkemizdekine hiç benzemiyor. Okurken -Bu Amerikalılar ne geniş insanlarmış! diyebilirsiniz. Psikoloji sevenler için güzel bir kitap.

Keyifli Okumalar.
Ölüm korkusu (kaygısı), ölümü hatırlatan yaşanmış anılardan oluşan on terapi öyküsü.
Kendisi de psikanalist olan yazar hastalarının durumunu zekice analiz ediyor.
Öykülerdeki ortak varoluşsal temalı konuların işlenmesi, hayatımızı sorgulamamızı, sağlıklı yaşam sürmenin değerini bize bir kez daha hatırlatıyor.
Hikayeler genel anlamda sürükleyici. Bazı bölümlerde hastaların yazarın diğer kitaplarından sürekli bahsetmesi, beğenmesi, terapi randevusu almalarına vesile olmasından sık sık bahsetmesi diğer kitaplarının reklamını da yapıyor gibi geldi bana.
Burada yazar, hastalığın teşhisinde geleneksel sınıflandırmanın yani basmakalıp psikoterapi tekniklerinin uygulanmasından ziyade terapi ilişkisinin önemine dikkat çekiyor. Öğretim programlarında bu gerçeğe önem ve ağırlık verilmemesinden şikayetçi.
Terapi öyküleri gerçek olmakla birlikte, tek bir hikaye dışında (bölüm 8-Ellie) farklı isimler kullanmış ve yer yer kurgusal anlatıma başvurmuş.
Kendiniz veya çevrenizdeki insanların hayatlarından izler yakaladığınızda, bu kitap sizin için daha anlamlı ve özel olacaktır.

Hayatı sağlıklı ve dolu dolu yaşamanız ümidiyle...
Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek...

Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk.
Aktörler Nietzsche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof. Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış. Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı’yı öldürmüş. “Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır” diyor. Daha sonra, “Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz?” diyecek. Ümitsiz.

Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca “ama” pozisyonunda yaşamış biri. Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak. Şimdi yoksul. Salomé: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var.

Konu Ümitsizlik.

Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salomé, Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. “Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin” der. Breuer, Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla “peki” der. Böylece varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar...

Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere...
Kaliteli bir kitap olduğunu bilmemin yanı sıra Nietzsche Ağladığında başlığını okuyunca kitabın içeriği hakkında epey meraklanmıştım. Kitabı bitirince ise bu başlığın ne kadar isabetli bir seçim olduğunu gördüm. Bu arada kitabın ismini Irvin Yalom'un eşi önermiş.

Bütün insanların hayatta bazı kırılma noktaları vardır. Her birimiz hayatla mücadele edebilmek, kendimizi savunabilmek ve yara almamak için güçlü bir duruş sergilemeye çalışırız fakat kimi zaman öyle anlar gelir ki, bir kaya gibi güçlü gözüken insanlar gözyaşlarını tutmanın ağırlığına daha fazla dayanamaz ve kendini bir anlığına da olsa çaresizliğin ellerine bırakır. İşte bu anlar yaşamdaki kırılma anlarıdır ve bu anlardan sonra mutlaka hayatımızda büyük, küçük bir şeyler değişir. Nietzsche de her ne kadar dimdik dursa da nihayetinde bir insan olduğu için o da günün birinde gözyaşlarını daha fazla tutamaz ve bu kırılma noktasından payını alır.

Kitabın konusuna gelecek olursak; Nietzsche'nin eski kız arkadaşı Lou Salome'nin Viyanalı ünlü doktor Bruer'e gelerek, Almanya'nın kültürel geleceğinin tehlikede olduğunu söyleyerek Nietzsche'yi ümitsizlikten kurtarmasını istemesiyle başlar her şey. Tabii arada Lou Salome'nin olduğunu bilmemesi şartıyla. İşte o güne dek kendini hastalarına adamış, evliliği çok da iyi gitmeyen, belirli yaşam kalıpları arasına sıkışıp kalmış Dr. Bruer; Nietzsche ile tanıştıktan sonra yepyeni bir yolculuğa adım atar. Bu yolculukta roller değişmiştir artık. Hasta olan Nietzsche kimi zaman doktor, doktor olan Bruer ise kimi zaman hasta olur.

Nietzsche ile Dr. Bruer'in aralarında geçen diyaloglar fazlasıyla doyurucu. Bu bölümleri okurken Nietzsche'nin fikirlerini de hatırlamış oluyor okuyucu. Nietzsche ile Bruer'in yaptığı her görüşmeden sonra birbirleri hakkındaki düşüncelerini yazmaları da romanın kurgusu açısından güzel bir yön bana kalırsa. İki insanın da çaresizliği, yaşamın belli anlarına sıkışıp o anlardan bir türlü kurtulamamaları, kendilerine uzatılacak bir yardım eli beklemeleri etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Kitabın sonunda ise başladığınız noktadan çok farklı bir yere gelmiş oluyorsunuz.

Sıkılmadığım, aksine yer yer merak ettiğim, keyifli bir okuma deneyimi oldu benim için. Yazarın da kitabın sonunda ifade ettiği üzere eserde yer alan kimi bilgilerin gerçekliği olmasına rağmen çoğusu kurgudan oluşuyor. Siz de benim gibi kitabı okumak konusunda geç kaldıysanız eğer, daha fazla gecikmeyin derim. :)

"Ölümümden sonra ün kazanacak bir filozof olmamla, bir gün benim günümün mutlaka gelecek olmasıyla, hatta ebedi yinelemenin olduğunu bilmekle övünmeme rağmen yalnız başına ölecek olmak korkusunu üzerimden atamıyorum. Öldüğünüzde, bedeninizin günlerce hatta haftalarca bulunmayacağını, ancak bir gün bir yabancının burnuna gelen iğrenç bir kokuyla keşfedileceğini bilmek nasıl bir şey biliyor musunuz?"
Kendimiz, bazen kendimize yardım edemezken bir başkasına yardım ederek kendi sorunlarımızdan kurtulabileceğimizi düşünürüz.Işte burada sevgili Prof.Nietzsche yardım eden , Josef Breuer yardım alan.Ama ne yazık ki bunlar olayların görünen yüzü.Bu hayatta en çok yardım eden en çok yardıma ihtiyaç duyandır.


Kafamizdan atmaya çalıştığımız bir düşünceyi,bir kaygıyi,bir aşkı,bir korkuyu,bir zaafı… ve de birçok şeyi aslında biz yaratırız ama onu çöplüğüne geri göndermeye gelince ondan kurtulmak yerine o şeyle yaşamaya veya ona alışmaya çalışırız.Kimse mükemmel değildir kelimesi bu kitap için biçilmiş kaftan bir söz.Bizler en güzel olanı sevmiyoruz en çok nefret ettiğimizi seviyoruz.Ve daha sonra bundan kurtulmaya çalışırız,ama sorun en başında nefret !


“Kendi kendimizden sakladiğımız bazı şeyler vardır henüz anlamını keşfedemediğimiz.” Bazen nasıl yaşamamız gerektiğini bir başkasından duymaya ihtiyac duyarız.Atladigimiz nokta bu defa bize anlatılan yaşamı yaşarız yine istediğimiz yaşamı yaşayamayız.Özgür düşünce ile özgür bir yaşam için “Amor fati;yazgını seç,yazgını sev.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Irvin D. Yalom
Tam adı:
Irvin David Yalom
Unvan:
Rus Kökenli Yahudi Asıllı Amerikalı Psikiyatrist, Varoluşçu, Psikoterapist, Yazar ve Eğitimci
Doğum:
Washington, Amerika Birleşik Devletleri, 13 Haziran 1931
1931 yılında Washington D.C.'de doğdu. George Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudu. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri Profesörlüğü ünvanını sürdüren Yalom'un dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve Türkçeye de çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Grup Terapisinin Teori ve Pratiği, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri, Divan, Varoluşçu Psikoterapi, Nietzche Ağladığında, Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi, Her Gün Biraz Daha Yakın, Annem ve Hayatın Anlamı. Irvin Yalom halen Kaliforniya Palo Alto'da eşi Marilyn Yalom'la yaşamaktadırlar.

Yazar istatistikleri

  • 1.100 okur beğendi.
  • 9.724 okur okudu.
  • 411 okur okuyor.
  • 9.269 okur okuyacak.
  • 277 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları