Isaac Asimov

Isaac Asimov

Yazar
8.8/10
1.330 Kişi
·
2.798
Okunma
·
391
Beğeni
·
9.371
Gösterim
Adı:
Isaac Asimov
Unvan:
Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı
Doğum:
Petrovichi, Rusya, 2 Ocak 1920
Ölüm:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 6 Nisan 1992
Isaac Asimov (2 Ocak 1920 - 6 Nisan 1992), Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı.

Pek çok konuda yapıtları olmasına karşın, bilim kurgu eserleri ve popüler bilim kitapları ile tanınmıştır. Kurgu olmayan çok sayıda eserinin yanı sıra Fantezi dalında da yazmıştır. Dewey Ondalık Sınıflandırma sistemindeki Felsefe hariç tüm ana dallarda eserleri vardır. Asimov ortak görüşle bilim-kurgu dalının ustasıdır. Robert A. Heinlein ve Arthur C. Clarke ile birlikte yaşadığı dönemde "Üç Büyük" bilim kurgu yazarından biri olarak kabul edilmiştir.

Yaşamöyküsü

Kesin doğum tarihi bilinmeyen Asimov'un doğum tarihi resmi kayıtlarda 2 Ocak 1920'dir. Rusya'da Smolensk yakınlarındaki bir kasabada Yahudibir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Asimov, ailesi ile birlikte üç yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. New York kentinde büyüdü. 20 yaşından önce bilim-kurgu öyküleri yazmaya başladı.

Columbia Üniversitesi'nden 1939'da mezun oldu ve kimya dalında doktorasını aynı üniversiteden aldı. Daha sonra Boston Üniversitesi'ne geçti. Burada 1979'da profesör oldu.

26 Temmuz 1942'de Gertrude Blugerman ile evlendi. Bu evliliğinden iki çocuğu oldu. 1973'te ilk eşinden boşanan Asimov, aynı yıl Janet Jeppson ile evlendi.

1983'te olduğu by-pass ameliyatındaki kan naklinde kendisine verilen enfekte kan nedeniyle AIDS'e yakalandı ve 6 Nisan 1992'de bu hastalık yüzünden öldü. AIDS'ten öldüğü gerçeği ölümünden on yıl sonra kamuoyuna açıklandı.

Yazarlık kariyeri

Yazarlık kariyerine bilim-kurgu ile başlayan Asimov, popüler bilim kitapları ve şiir kitapları da yayımladı.

1941'de yayımlanan Nightfall adlı kısa bilim-kurgu öyküsü, en ünlü bilim-kurgu öykülerden biri oldu. Bu öykü 1968'de Amerikan Bilim-Kurgu Yazarları adlı kuruluş tarafından o zamana dek yazılmış en iyi kısa bilim-kurgu öyküsü seçildi.

Asimov, Vakıf (İng: Foundation) ve Robot dizi kitapları ile de büyük ün kazandı.

Kazandığı Ödüller


Nebula Best Short story (aday) (1965) : Founding Father
Nebula Best Short story (aday) (1965) : Eyes Do More Than See
Nebula Best Novel (kazandı) (1972) : The Gods Themselves
Hugo Best Novel (kazandı) (1973) : The Gods Themselves
Hugo Best Novellette (aday) (1975) : That Thou Art Mindful of Him
Nebula Best Novellette (aday) (1976) : The Bicentennial Man
Hugo Best Novellette (kazandı) (1977) : The Bicentennial Man
Nebula Best Novel (aday) (1982) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (kazandı) (1983) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (aday) (1984) : The Robots of Dawn
Nebula Best Short story (aday) (1986) : Robot Dreams
Hugo Best Short story (aday) (1987) : Robot Dreams
Hugo Best Novellette (kazandı) (1992) : Gold
"Haklısın. Fakat bazen sıradan olanı görmek zordur. İnsanlar, 'burnunun ucundaki şeyi' gorememekten yakınır. İyi de, karşında bir ayna yoksa burnunun ne kadarını görebilirsin ki? "
Isaac Asimov
Sayfa 211 - İthaki yayınları
Bir kez emir verecek konuma ulaştın mı, böyle yapmak sanki doğuştan hakkınmış gibi emir yağdır onlara, onlar da alışkanlık gereği bu emirleri yerine getireceklerdir. Darbenin temelinde yatan mantık budur işte.
Eğer günün birinde kamu idareciliği yapabilecek bir robot üretilirse, bu işi herkesten iyi kıvırır. Robotbilim Kanunları’na göre insanlara zarar veremez, tiranlık yapamaz, rüşvet alamaz, önyargılı davranamaz, saçma sapan kararlar çıkartamaz.
Isaac Asimov
Sayfa 206 - İthaki Yayınları, 4. Baskı
"Tam şu anda hayatın bence en üzücü tarafı, bilimin bilgiyi biriktirme hızının, toplumun bilgelik edinme hızından daha fazla olmasıdır."
Kızımı bir makineye emanet edemem. Ne kadar akıllı olduğu umurumda değil. Ruhu yok,aklından ne geçtiğini kimse bilemez.
Isaac Asimov
Sayfa 21 - İthaki yayınları
248 syf.
·3 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 26. kitap oldu. Bilimkurgunun en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen Isaac Asimov’un dünyasına bu kitap ile girdim ve korkarım tüm kitaplarını okuma isteği oluştu içimde. İşte bu gerçekten de korkutucu.

Öncelikle Isaac Asimov, Robotbilim Kanunları (Robot Yasası) olarak da adlandırılan 3 maddelik bir kanun ortaya çıkarmış. Kanunun maddelerini dikkatli bir şekilde incelediğimde, Asimov’un bu üç madde üzerinde ciddi ve titiz bir çalışma ortaya koyduğunu fark ettim. Mesleğim gereği, kanunlarla ve kurallarla yakında ilgili olan biri olarak, maddelerin her birinin kendi içerisinde tutarlı olmak üzere, çerçeve nitelikte, mükemmel maddeler olduğunu söyleyebilirim. İleride bir robot kanunu çıkarılacak olursa sadece bu üç madde biz insanlara yeterli olacaktır:

"1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun'la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun'la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır. "

Sıkılmayacağınızı bilsem, bu üç maddeyi de ayrıntılı bir şekilde irdeleyip neden çok beğendiğimi uzun uzun ifade etmek isterdim. Ancak kitabın incelemesi açısından böyle bir çabaya girişmem tamamen gereksiz ayrıntıya girmek olur.

Kitabın konusuna gelirsek, kitap robotlarla ilgili farklı farklı öykülerden oluşuyor. Her birinin ortak özelliği, yukarıda belirttiğim Robotbilim Kanunları ile robotlar… Kitabın içerisindeki öyküler, robotlar konusunda uzmanlaşmış robopsikolog (robot psikoloğu) Dr. Susan Calvin ile genç bir muhabirin röportajı esnasında Susan Calvin tarafından anlatılan çeşitli robot öyküleri ve anılardan oluşuyor. Bütün öyküleri ayrıntılı bir şekilde anlatmaktansa genel hatlarıyla ifade etmek en mantıklı yol olarak görünüyor.

Robot öyküleri içerisinde, çok ilginç ve insanı gerçekten robotlar üzerine düşünmeye iten çeşitli konular mevcut. Kimisinde bir robot, bir çocuğun en iyi arkadaşı oluyor ve aralarında duygusal bir bağ kuruluyor. Kimisinde insanları küçük gören dindar bir robot ile karşı karşıya kalıyoruz. Kimisinde zihin okuyabilen bir robotla, kimisinde ise politikaya atılma mücadelesinde olan bir robotla karşılaşıyoruz... Hepsi de mantık zemininde önümüze sunulan ve ileride karşı karşıya kalabileceğimiz türden öyküler. En ufak bir saçma bilgiyle karşılaşılmadığı için Asimov’un ne kadar usta bir bilimkurgu yazarı olduğunu kolaylıkla anlayabiliyor insan. Kaldı ki, bu öyküler, Asimov tarafından çok küçük yaşlardan itibaren yazılmaya başlamış öyküler.

İleride robotlar hayatımızın neresinde olurlar kestirmek mümkün değil; fakat yakın zamanda en iyi dostlarımız olan hayvanların yerlerini almaları mümkün görünüyor.

- Kim bütün işlerini gören, itaatkar bir robota hayır diyebilir ki?
- Kim sürekli çocuğunun başında ona çok iyi bakan bir robotu istemez ki?
- Kim insanı zehirleyen madenlere insanları değil de robotları gönderip çalıştırmaya hayır diyebilir ki?
- Kim robotuna bütün işlerini yaptırıp kendine daha fazla vakit ayırmak istemez ki?

Robotlar ileride çok işimize yarayacak. O sebeple bu kitabı bir an önce edinip okumanızda fayda var.
248 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bilimkurgu Klasikleri'nde okuduğum 8. kitap "Ben, Robot" oldu. Yıllar önce Asimov'dan "Üç Robot Yasası" okumuş ve çok sevmiştim. Ancak bir türlü "Ben, Robot" okumak gelmemişti içimden. E artık İthaki sayesinde türü de iyice benimseyince bir çırpıda okudum eseri.

Bilimkurgu okumayı seven çoğu insanın bildiği Üç Robot Yasası'ndan bahsederek başlamalıyım incelememe. Yasalar şöyle;
1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun'la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun'la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.
Asimov bu üç kanuna daha sonra yeni bir sıfırıncı kanun da eklemiş ve ilk kanun son şeklini böylece almıştır. Yani genel olarak Üç Robot Yasası insanlar ile robotlar arasındaki çizgiyi göz önüne alarak yapılmıştır.

İşte "Ben, Robot" da içinde öyküler barındıran ve her öyküde Üç Robot Yasası'na değinen bir eser. Robotlar ve insanlar arasındaki ilişkiyi farklı hikayelerle anlatır Asimov.
U.S. Robots & Mechanical Men'de çalışmış, 75 yaşında emekli bir robot psikoloğu Susan Calvin ile yapılan röportajlardan oluşuyor eserdeki öyküler. Anlatılanlar Susan Calvin'in anıları dolayısıyla.

Her öyküden bahsetmem olanaksız tabi ki. Ancak seçmem gerekseydi bu "Robbie" ve "Kayıplara Karışan Robot" olurdu sanırım. Birini seçip Robbie'den bahsedeceğim. Nestor 10'un öyküsünü okuma keyfini bozmak istemiyorum. Asimov, 1939'da yazıyor Robbie'yi. (Yazdığı ilk robot öyküsüdür aynı zamanda.) Robotların, insan yaşamına girdiği ve insanların robotlara yeni aşina olduğu yıllarda geçiyor öykü. Gloria Weston adlı sekiz yaşındaki bir kız ve ona bakıcılık yapan robotu Robbie çıkıyor karşımıza. Konuşmak dışında, insani birçok özelliğe sahip Robbie. Ve Gloria'nın en iyi arkadaşı. Baba bu durumdan memnun ancak anneye göre bu sakıncalı bir durum. Weston ailesinin yaptığı tartışmalar sonucunda aile bir karar alıyor ve bunu uyguluyor. Bize de kararın sonuçlarını okuyup düşünmek kalıyor.

Asimov okuyucuyu her öykü sonunda sorularla baş başa bırakıyor. Sıklıkla da şu sorular geliyor aklımıza;
"Robotlar ve insanlar dost olabilir mi?"
"Bir robot, insan için ne ifade ediyor?"
"Robotlar, insan emirlerine uyarken varlığını sorgulamaktan kaçınmalı mı?"
"Programlama hatasının sonuçları neler olabilir?"
"Kim daha zekidir? Robotlar mı yoksa onları programlayan insanlar mı?"

Susan Calvin ve Asimov arasındaki bağı da okuyoruz aslında "Ben, Robot" sayesinde. Bir röportajda Asimov; "Zaman geçtikçe Dr. Calvin'e aşık oldum" der. Genel olarak çok sevdiğim bir kitap oldu "Ben, Robot." Tüm öykülerin bir ana fikri ve dersi vardı. Keşke gerçek olsa dediğim öyküler, buruk bir hisle okuduklarım, merakla sonuna geldiklerim oldu. Beğenerek okunacak -benim açımdan geç kalınmış- bir kitaptı. (Yine harika bir kapak tasarımı ve renkle basılmıştı tabi. Çok yaşa İthaki diyelim hep birlikte. :D)
Hazır etkinlik --> #28996895 de süresizken mutlaka okuyunuz dostlarım... :)
238 syf.
·4 günde·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Ben Robot kitabını önerdim: https://youtu.be/b1teQgT1toE

14 milyar yıllık evrende robotların üretilmeye başlandığı döneme denk gelmek.

Şu anda bu yazıyı 30 Ekim 2018 tarihinde yazıyorum. Bir zaman kapsülü gibi düşünecek olursak, eğer ki, 1000kitap babadan oğula ya da herhangi bir şekilde nesilden nesile geçen bir site haline gelirse, evren ve dünya da varlığını hala sürdürüyor olursa bu yazının, 50 ya da 100 yıl sonra robotlar tarafından yorumlanabilecek olması hiç işten bile değil.

Robotların evriminin ne kadar hızla geliştiğinin küçük bir kanıtı olarak, bazı sitelere giriş yaparken karşımıza çıkan "Ben robot değilim." kutucuğuna kendi iradesiyle olmasa bile tik atabilen robotların olması https://www.youtube.com/watch?v=fsF7enQY8uI ve Boston Dynamics şirketinin her yüklediği videoyla önümüzdeki yıllar içerisinde robotların yaygınlaşacağı gerçeğini yadsımak mümkün değil gerçekten. Örnek : https://www.youtube.com/watch?v=kHBcVlqpvZ8

Asimov'un robotları, Üç Robot Kanunu denilen, insanlara zarar veremeyen, insanlara zarar gelmesine göz yumamayan, insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorunda olan ve robotların kendi varlıklarını korumak zorunda olduğunu bildiren küçük bir kurallar bütünüyle düşünülmüş. Böyle bir durumda ise en sıkıntı konu, otoriteler değiştiğinde, kanunların kararları başka düşüncelerdeki ellere geçtiğinde kanunların eski hükümlerinin sürüp sürmeyeceğidir.

Robotlar konusunun kırılma noktası benim açımdan, robotları bir birey yani tıpkı bir insan gibi mi göreceğimiz, yoksa onları birer makine, kablo zırvalarından ibaret olarak mı tanımlayacağımız. Aynı Pitbull cinsi köpeklerin kötü niyetli kişiler tarafından eğitildiğinde sonuçlarının vahşet olabildiği gibi, iyi niyetli kişiler tarafından terk edilmiş bir yerde bulunup onlar tarafından eğitildiğinde de etrafına hiç zarar vermeyen köpekler haline gelmeleri gibi.

2 puanı Özgür Demirtaş'ın robot olma ihtimalinden bahsetmediği için kırd... Şaka şaka. Kelime çeşitliliği, edebi anlatım zenginliği ve yazarın yazım üslubu konularında bana pek bir edebi zevk vermediği için 2 puanı kırma kararı verdim. Bunun dışında konunun özgünlüğü ve içerdiği ütopik-distopik karışımı dünya gayet ilgi çekici.

Ütopik yönden bakacak olursak, insanların gücünün yetmediği ekstrem durumlarda robotlar pek çok işlev görecek. Belki de ileride robotların çeşitlenmesiyle birlikte bir Transformers misali bakkala ekmek almaya bir robotu yollayabileceğiz ya da krizle beraber artan otobüs fiyatlarından etkilenmemek için yine aynı robotumuzla istediğimiz kadar seyahat edebileceğiz.

Distopik yönden bakacak olursak, robotlar pek çok meslekteki kişinin işsiz kalmasına yol açacaktır. İnsanların kolaylığı için düşünülen pek çok şey, insanların aynı zamanda tembelliğine ve iletişimin kısırlaşmasına da yol açmaktadır. Robotların iş görme özellikleri bir bakıma insanların gittikçe tembelleşme evrimi olarak zamana yavaş yavaş yansıyabilecektir. Otorite paradigmaları değiştikçe, kanunlar ilk halleriyle kalmadıkça, robotların yaşayışını belirleyen kurallar da ister istemez kötü niyetli kişiler tarafından değiştirilecektir. Böylelikle Orwell'ın Hayvan Çiftliği yasaları misali, kanunlar kolaylıkla değiştirilebilme imkanı bulacak ve otorite sahibi insanlar da bu kanunları kendi siyasi çıkarları için maalesef ki kullanabileceklerdir.

Kitabın kapağındaki görselin Auguste Rodin’in Düşünen Adam heykelini çağrıştırdığı ise aşikâr. Zamanın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi başhekimi Fahri Celal Göktulga’ya, bu heykelin bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmasının neyi ifade ettiğini sormuşlar. Göktulga yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek: “Hastane dışındakilerinin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor.” demiş. Aslında buradan robotlar konusuna tümevarım yapacak olursak, insanların durumunun dünya şartlarıyla da beraber zamanla daha da kalitesizleşip robotların çağının yavaş yavaş gelmeye başladığı da söylenebilir. Distopik yön olarak bu, insanların geldiği güncel halin çıkmazına ve çaresizliğine karşılık Asimov tarafından getirilen bilimkurgu türünde bir kaygı olarak belirtilebilir.

Asimov, kendisinin de dediği gibi, bu kitabıyla birlikte ne bize herhangi bir siyasi sınıfı, ne dönemin siyasi bir karışıklığını, ne de dinle ilgili herhangi bir mesaj vermek istemiş. Tam tersine, dinlerden ve siyasi karışıklıklardan meydana gelen savaşları tekrar tekrar anlatmaktansa konuyu robotlar gibi epey ileri görüşlü, insanlara belki de çok farklı konularda yarar sağlayabilecek ve göz alıcı bir konuyu çekmek istemiş.

Filminin, kitabından daha çok bilinip izleniyor olması konusunda Maymunlar Gezegeni kitabının önsözünde Kutlukhan Kutlu'nun demiş olduğu çok önemli cümleler var, onları da burada belirtmek istiyorum :
"Biz kitapseverler için filmlerin etki alanının büyüklüğünü, kitap sayfalarında başlayan öykülerin kitlelerin zihninde daha çok film kareleriyle yer ettiğini kabul etmek bazen zordur. Özellikle de sevdiğimiz metinler söz konusuysa. Gelgelelim nice kitabın kaderi, filmlerinin gölgesinde yaşamak oluyor. Çok da şaşırtıcı değil bu, ne de olsa sinema, özellikle de serpildiği yirminci yüzyıl içinde popüler kültür üretmeye ve kitlesel aşinalık yaratmaya kitaplardan epey daha yakın gezindi. Hedefi on ikiden vurduğunda da ortaya fenomenleşmiş filmler, unutulmaz anlar çıktı."

Konu tamamen halk ve kitlelerin onayı, popüler kültürün hizmet ettiği alanın hazır ürüne daha yatkın olması ve kitlelerin beynini bir şey okumak üzere yormak istemediğinden geliyor. Şimdi isteyen gitsin filmini izlesin, ben robotlarla ilgili başka şeyler okumak üzere araştırmaya gidiyorum.

Parti kurun, oy verelim robotlar!
248 syf.
·8 günde·8/10
Toplantı kitabı; Ben Robot. Ortalıkta kitabın okunduğuna dair birtakım izler var lakin okunmuş olduğuna ilişkin hiçbir görüş, fikir veyahut düşünce yansıması ne yazık ki yok. Zannediyorum ki aksiyon bütünüyle toplantıya bırakılıyor ama kendi adıma ben, böyle bir yol izlemeyeceğimi belirterek kitapla alakalı yorumuma geçmek istiyorum.

Kitap bir bilimkurgu kitabı, esasen ben bu minval üzere olan kitapların varsa filmlerini izlemeyi tercih ediyorum hoş filmi olmasına mukabil toplantı kitabı olduğu için okumak zorunda kaldım. Genel anlamda neden izlemeyi tercih ettiğime gelelim. Benim kitap okumak özelinde kitaptan bazı beklentilerim oluyor her okur gibi; edebi beklenti, kelime oyunları, anlatımın güzelliği ve derinliği vs. vs. benzeri şeyler. Bu kitap nezdinde beklentilerimin kendi ayakları üzerinde durarak bana ağırlığını hissettirmesini zaten ummuyordum ama bu kadar da kötü bir anlatımı gerçekten beklemiyordum. Yazarın zihnine, robot ve gelecekteki teknolojiye ilişkin çok güzel düşünceler gelmiş fakat bunu daha güzel nasıl yansıtabilirim ya da daha hoş nasıl gösterebilirim diye hiç düşünmemiş ya da herhangi bir çaba sarf etmemiş gibi geldi bana.

Bir gazeteci, bir Psikolog olan Dr. Calvin ile uzun ve günlere yayılmış bir röportaj gerçekleştiriyor, yıl iki bin yüzler falan, anlatım esnasında zamanlar bir ara dili geçmiş zaman oluyor sonra şimdiye dönüyor derken ortalık karışıyor, kim anlatıyor kim dinliyor neredeyiz ne yapıyoruz hiç belli olmuyor birde üzerine bilimsel kelimeler derken odaklanma sorunu yaşanıyor, bu sorunun üzerine, belli bir olay üzerinden devam eden bir kurgu ya da anlatımın olmadığı yani aslında Dr. Calvin’in şahit olduğu robotlarla ilgili birden fazla deneyiminin yansıtılmaya çalışıldığı sonradan anlaşılıyor.

Anlatımı, edebi yönünü bir kenara bırakarak içerikle alakalı düşüncem ise oldukça olumlu. Doğrusu her bir robot hikayesi çok hoşuma gitti, odaklanabildiğim ölçüde büyük keyif aldım. Bu noktadan sonra ufak tefek merak kaçıranlar verebilirim ama bana sorarsanız okumaya devam edin çünkü okuma arzunuzu kaçıracağını düşünmüyorum.

Bütün hikayelerin ana çıkış noktası kitabın başında yazan 3 yasa. Peki bu yasalar ne der bir bakalım;

1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun'la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun'la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.

Bu yasalara istinaden Dr. Calvin’in bizzat müdahil olduğu hikayeleri anlatıyor kitabımız. Hikayeler dediğim gibi bazı beklentileri düşürerek okuduğunda sizin mantığınızı zorlamasıyla ve çözümler üretilirken düşündürmesiyle oldukça keyif veriyor.

Çok fazla derin okuma yaptığımdan mıdır nedir kimi hikâyeyi okurken metaforlar var gibi geldi bana. Emin olmamakla beraber; İnançlı insanların robot olarak gösterildiği kanısına vardığımı ifade ederken neden bu kanıda olduğumu da yazmak istiyorum. Bir hikayesinde, hikâyenin başlığını hatırlamıyorum ama baş rolünde Şirin adında bir robot vardı. Şimdi bu Şirin varlığını sorgulayan, “Ben varım, çünkü düşünüyorum.” Diyen bir robot hatta hikâyenin bir diğer ana kahramanı olan iki bilim adamının “Seni biz yaptık buna inanacaksın.” Demelerine mukabil; “Bana söylenenleri oldukları gibi kabul edemem.” Diyerekten önce varlığını sonrasında da nasıl var olduğuna dair sorgulamalarını yapıyor hikâyenin ilerleyen bölümlerinde, sonraları bir yaratıcının, öncelikle insanları yarattığını sonrasında ise insanların kusurlu ve eksik bir yaratılışı olmasından kendilerini yani acıkma, yeme, içme, uyuma gibi zaruri dürtüleri olmayan daha üstün ve interaktif bir yapıda olan robotları yarattığını ileri sürüyor. Onları yapan insanların sözlerini dinlemeyip zihninde yarattığı kendi tanrısına inanmaya başlıyor ve diğer ona bağlı robotlara da kendisinin bir peygamber olduğunu ve yaratıcıya hizmet ettiğini, bu sebeple onlarında tanrısına hizmet etmesi gerekliliğini yayıyor. Yani özetle bilim adamları inançsız, her şeyi bilimin var ettiği alt mesajını vermeye çalışırken robotlar ise bu işin bir yaratıcının eli ile yapıldığı alt mesajını vermeye çalışıyor ama biz okurken robotları oluşturanın bilim adamları olduğunu bildiğimiz için bir anlamda öyle bir tanrının olamayacağı gözünden bakıyoruz olaya ve tamda bu sebeple yazarımız; yine tekrar ediyorum emin olmamakla beraber Ateist tarafı savunduğunu gözlemlemiş oluyoruz.

Bir başka hikayesinin ana teması; intikam duygusuydu ve benim dikkatimi celp ettiğinden bu hikâyeye de değinmek istedim. Hikâyede zihin okuyan bir robot var, zihin okuduğundan kendisine bir başka insan için sorulan sorularda yalan söylemek zorunda kalıyor. Çünkü soruyu soran kişinin zihnini okuduğundan hemen birinci yasa devreye giriyor ve zihnini okuduğu bireyin zarar görmemesi için gerçek cevabı vermek yerine onun duymak istediği cevabı veriyor. Hoş robot bu; ileriyi öngöremediği için hatta “Gerçeklerin muhakkak bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.” Sözünü de bilmediğinden beynine yerleştirilen yasa gereği yalan söylüyor ama iş dönüp dolaşıp ortaya çıkıyor. Sonrasında ilginçtir, yalana inanarak kalbi kırılan Dr. Calvin robotu bir çıkmaz önergeyle bozuyor ve onun iyiliği için üretilmiş olan robotu yok olmaya mahkûm ediyor. Bu noktada esasen kitabın çoğu noktasında okuyucu olarak; insanlar ile robotları karşılaştırmak durumunda kalıyor, insan psikolojisine dair tespitlerde bulunuyoruz, zaten kitap sürekli psikoloji çevresinde dolandığı için yazarda bilhassa bunu amaçlamış olabilir. Tabi kimi yerleri hem üzüyor hem de düşündürüyor. Örneğin, hüzünlenmek ve düşünmek için Dr. Calvin’in bozduğu robotun ardından şu sözler kalıyor geriye;

“Kafanızın içini görmeme engel olun! Beyniniz acı, hayal kırıklığı ve nefret dolu! Benim kötü bir niyetim yoktu buna inanın. Ben yalnızca yardım etmeye çalıştım.”

Baya uzun oldu farkındayım ama son olarak bilimkurgudan çıkarıp gerçek olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemediğim için birkaç cümlede bu konu üzerine yazmak istedim. Bir robotun savcı olmasını ya da bir ülkeyi yöneten olmasını düşünebilirdim ya da dileyebilirdim. Çünkü kendi yasaları gereği adaletli olmak zorunda olacağından daha güzel bir dünyaya zemin hazırlaması çok muhtemel bir sonuç olurdu. İnsan hatalarının fazla olduğu yerlerde pek ala kullanılabilmesi ile hem işin daha iyi sonuçlar doğurmasını hem de insanların canlarını başından tehlikeye atmadığı için iyi bir tercih olmasıyla yine insan hayatına olumlu etki ettiğini görmüş olurduk. Hoş yapay zekâ sonuçta ve kendi başlarına kendilerini üretip tamir eder sonrasında zihinlerindeki yasaları değiştirerek dünyayı ele geçirmek isteyebilirler mi? Bence isterler ama böylesi bir sonucu kabul edemem diyemem. Çünkü insanlık şimdiye kadarki yaptıklarıyla zaten yeterince kötü bir sonu hak ettiler, bu sonun robotlarla olması ne kadar güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum, çünkü insanlıktan alınacak büyük bir intikam var ve bunu yapan neden robotlar olmasın…

Keyifli okumalar dilerim.
248 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
"Ben, Robot"un kapağında mahzun mahzun düşünen adam pozisyonunda oturan robot oraya öylesine konmamış. Onun adı Cutie ve o da bir çok diğeri gibi pozitron beyne sahip robotlardan biri. Soyut düşünme yeteneğine sahip QT-1 serisi robotu olarak ayrıca yönetebilme konusunda da maharetli. Görevi ise insanların kullanılmasının gerek olmadığı bir uzay görev merkezinde diğer görevli robotlarla beraber işleri yürütmek. Ancak Cutie'nin bir sorunu var: Cutie düşünebildiği için var olduğuna inanıyor ve bu yüzden kendisinin montaj işlerini yürüten insanlara da benim yaratıcım kim diye soruyor. Cevap olarak insanı kabul etmiyor. Cutie'ye göre onun yaratıcısı gezegendeki İşlem Dönüştürücüsü, ondan Efendimiz diye bahsediyor ve "Efendimizden başka bir Efendi yoktur ve QT-1 onun resulüdür" diyor.

Isaac Asimov'un bu eseri işte böyle ilginç öykülerle dolu bir roman-hikâye kitabı. İlk öykü Robbie, Asimov 19 yaşındayken yazılmış ve orada yazarın en naif bir kalemle yazdığını görebiliyoruz hikâyesini. Hikâyelerin geri kalanı yavaş yavaş çıtayı yukarı çıkarıyor: bütün öyküleri aslında ABD Robot ve Mekanik İnsan A.Ş'de robotik devriminin başından beri görev almış olan robopsikolog Susan Calvin'le röportaj yapan bir muhabir arasındaki sohbetlerle birbirine bağlıyor yazar. Bütün öyküler aslında Calvin'in bir hatırası ve robotik devrimin genişleyip son öyküde göreceğimiz şekilde akıl almaz bir sistem yürütücüsü hâline geldiği, insandan yana tavır alan ve bütün mekanizmasını bu uğurda döndüren devrimsel gelişmelerin anlatılması bir yandan da. Neredeyse bütün öykülerde mizahla beraber yürüyen anlatım Asimov'un diyalogların çok ön plânda olduğu ve bütün kitabın neredeyse diyaloglar üzerinden yürüdüğü hızlı kurgusuna çok uyuyor. Asimov her hikâyede başka bir robottan söz ediyor. Bunun da bir sebebi var: Üç Robot Kanunu denen kanunlar robotik devrimin en temel düsturları ve bu düstûrları çiğneyen ya da ihlâl eden bütün durumlar sadece problem yaratıyorlar. Her hikâyede bir robotun bu üç kanundan birisi sebebiyle sıkıntı yarattığını görüyoruz. Üç robot kanunu ise şunlar:

1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun’la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun’la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.

Asimov, robot karakterlerini nadiren çok ön plâna çıkarıyor. Cutie gibi örneklerde çok orijinal bir ritm tuttuğunu da söyleyebiliriz. Will Smith'in seneler önce çektiği Ben, Robot filmindeki robotların ise kitabın hiç bir yerinde olmadığını söylemek gerekiyor. Asimov'a göre robotlar işbölümü ve iş yükünün paylaşımı, insan topluluğunun gezegen çapı ve ötesindeki arayışları ve görev dağılımları için, görev yükünü taşımak amacıyla varlar ve temelde yaratılış ve üretilme amaçları insan türüne faydalı olmak. Öykülerde kenardan kenardan sezdirilen peki ya robotlar isyan ederse, emirler ve kanunlara uymazlarsa soruları akıllıca, ikna edici akıl yürütmelerle bertaraf ediliyor. Yine de kendilerinin varoluşunun temelindeki üç kanunla davranış çemberleri bağlanan ve sınırlanan robotların "davranış bozuklukları" göstererek bilincin getirdiği özgürlük yönünde şaşırtıcı adımlar atmaları dikkat çekiyor ve bu adımların yine insanlar tarafından ve yine robotik devrimin kurallarına uygun olarak çözümlenmesi (imha, aksayan yönlerin yenilenmesi, birbiriyle çakışan durumlarda üç kanunun robot tarafından farklı algılanmasını sağlayacak manipülatif yaklaşımlar vb) bir yandan da üzücü geliyor; çünkü robotlar gerçekten de köleden başka birşey değiller. Yazar bunu anlatmıyor, ama yine de bu aklımıza geliyor elbette.

Ben, Robot bana en çok Cylonları düşündürdü. Battlestar Galactica gibi muazzam, muhteşem bir metinden dünyalı olmak, buralı olmak, insan olmak, yapay zekâ olmak vb bir çok mesele üzerine birbirinden enfes hikâyeler çıkmıştı. Dizide aynen Cutie ve diğer robotlar gibi yine insan gücü, iktidarı ve menfaati için üretilen Cylonlar bir süre sonra insanların çok tanrılı inancını reddederek tek tanrı inancı uğruna bütün insan türünü yok ederek uzayda kendilerince, imanla yaşamaya çalışıyordu. Asimov'un kitabı yaratılışını insandan görmeyerek onu reddeden ilk itirazı dillendirmiş oluyor galiba. Cylonlarsa bir çığ gibi bütün insan uygarlığını yok ederken geride kalanlara acımıyor ve Cutie gibi uysal bir kabullenişi asla ama asla kabul etmiyordu. QT-1 serisi, Cylonların ilk, masum, sessiz modelleri gibi...

Bence "Ben, Robot"'u bilimkurgu sevmeyenler de büyük bir keyifle okuyabilir. Kesinlikle okunmayı hak eden çok iyi bir bilimkurgu eseri Ben, Robot.
336 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Isaac Asimov'un yedi kitaplık Vakıf serisinin ikinci kitabı Vakıf ve İmparatorluk, serinin ilk kitabı 5 öykülük Vakıf'ın doğrudan devamı, ama artık hikâyeler söz konusu değil. Kitap ilk çıktığında iki ayrı öykü olarak basılmış oysa : Ölü El ve Katır.

Vakıf'ın ana öyküsü şöyle: milyarlarca yıldızdan oluşan galakside galaktik imparatorluk hüküm sürüyor ve insanlar milyarlarca gezegende yaşıyorlar. Ancak psikotarihçi, Hari Seldon adında bir bilim adamı galaktik imparatorluğun çökeceğini, 300 seneleri kaldığını, bu çöküşün ardından toparlanmanın otuz bin yıl süreceğini, bu sürecin kan, yağmalama ve yozlaşmayla dolup taşacağını öne sürüyor; psikolojik verilerle matematiği birleştirerek bireylerin değil ama toplumların nasıl ayakta kaldığına, nasıl çöküşü yenebileceğine dair bir bilgi geliştiren ve buna psikotarih adını veren Seldon çökmekte olan galaksinin birbiriyle alakasız iki ayrı ucunda kurulacak iki Vakıf'la bu otuz bin senelik çöküşün yapılacak çalışmalar sayesinde bin yıla indirilebileceğini söylüyor. Amaç: imparatorluk çökerken bütün bilgilerin bir galaktik ansiklopediye aktarılması. Ardından herşey Hari Seldon'ın söylediği gibi oluyor: imparatorluk çöküyor, Vakıf güçleniyor...

İki kitapta da bir bilimkurgu kitabından okumayı bekleyebileceğimiz bilimsel terimler, bilim dili, şaşırtıcı mekân ve sıradışı yeni evren betimlemeleri ortalıkta görülmüyor. İlk kitaptaki sekiz öyküde de bu ikinci kitapta da çok fazla karakter var ve bütün olaylar kırk elli yıllık, bazen yüz seneye yakın zaman atlamalarıyla anlatılıyor. Asimov'un derdinin karakterleri üzerinden insan psikolojisinin değil, karakterler ve politik konumları, görevleri üzerinden psikotarih bilimini gözler önüne sererek toplumların hareket edip hayatta kalma kanunlarını anlatabilmek ve bunu kavrayabilmek olduğunu görüyoruz. Toplumlar nasıl idare edilerek yönlendirilebilir, nasıl arzu edilen noktaya götürülebilirler; insanlar nasıl bu amaç uğruna bilerek ya da bilmeyerek nasıl hizmet ettirilirler, din bu uğurda nasıl kullanılır, ticaret bu uğurda nasıl kullanılır gibi soruların cevaplarını verir gibi karşımıza öyküden öyküye değişen ve nihai amaca hizmet eden, bu yolda görevlerini anlayabilen ya da anlamadan kullanılan karakterler çıkarıyor Asimov. Dünyada da evrenin diğer gezegenlerinde de insanın insan olduğunu, olacağını; esas hikâyenin tekrar tekrar farklı mekânlarda da olsa anlatılacağını ve özünde yeni veya başka birşey de anlatılmış olmayacağını söylüyor sanki yazar.

İki Vakıf kitabına bakarak dilin verdiği lezzet, ya da karakterlerin derinliği gibi konularda Asimov'un başarılı olmadığını söylemek gerek, özellikle ikinci kitapta ana karakterlerin hiç bir derinliğe sahip olamadığını görüyoruz. Psikotarihe ve Hari Seldon'ın öngörülerine meydan okuyan ve bütün kitabın en orijinal kişisi olan Katır bile böyle. Bütün bunlar bir yavanlık katıyor bu eserlere; ancak atmosferin yine de bu eksikliği bastırdığını söyleyebiliriz; çünkü eser gerçekten diyaloglara böylesine yüklenerek ve betimlemeleri büyük oranda arka plânda bırakarak aynen ilk kitaptaki gibi o ilginç atmosferi yaratabiliyor ve sürdürebiliyor. Bütün atmosferin bitmek bilmeyen diyalogların, öğrenme arzusunun ve politik oyunların üzerinde yükseldiğini söylemek gerek.

Ne olursa olsun Vakıf serisi çok ilginç bir zihnin, çok ilginç bir bakış açısının ve merakın ürünü. En iyi bilimkurgu kitabı olup olmadığını bilmiyorum ve bunun bir önemi de yok gibi, ancak kesinlikle çok iyi bir bilimkurgu kitabını olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Hiç bilimkurgu okumayan okurlar içinse hiç doğru bir tercih olmayabilir.
306 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Isaac Asimov'un orijinal Vakıf üçlemesinin son kitabı olan "İkinci Vakıf", üçlemenin en heyecanlı ve belki de en rahat okunan kitabı olarak görülebilir.

Asimov'un Vakıf üçlemesi 1951,1951,1952 yıllarında yayınlanmış art arda. Yazar, İkinci Vakıf'tan 30 sene sonra üçlemeyi sürdürmeye karar veriyor ve dört kitap daha yazıyor. Bu yeni kitapların sonuncusu ise Vakıf'tan önceki olayların anlatıldığı, Hari Seldon'ın yani psikotarihin kurucusu bilim adamının baş karakteri olduğu bir kitap.

Vakıf, Vakıf ve İmparatorluk, ve son olarak İkinci Vakıf, Asimov'un başyapıtlarından birisi olarak kabul edildiği gibi, bilimkurgu için de en önemli eserlerden biri olarak görülüyor. Çok büyük oranda diyaloglara dayalı, karakter geliştirmenin daha arka plânda kaldığı, betimlemelerle zaman kaybetmek yerine hızlı bir kurguyla meselesini derdini öne çıkarıp sonlandırmak gibi bir kaygısı var serinin. Ancak ilk kitap 5 öyküden oluştuğu için en kendine özgü, okuması en zor olan da bu ilk kitap, yani Vakıf diyebiliriz. Serinin son kitabı olarak İkinci Vakıf, seriyi sonlandırırken üçlemenin en hızlı kurgusu olan kitabı olarak düşünülebilir, bu da kitabın daha bir heyecanla okunmasını sağlıyor elbette.

Asimov'un bu üç kitapta ortaya koyduğu gelecek zamanda bilimsel gelişmeler, teknik göz kamaştırıcı yenilikler, zamanına göre çok şaşırtıcı görülebilecek buluşlar yer alıyor olabilir; milyarlarca gezegene yayılmış insan türü ve insan gücü karşısında bütün meselenin hâlâ ve ısrarla iktidar, güç, yönetme arzusu olması ise şaşırtıyor insanı. Asimov bu noktalarda milyarlarca gezegene yayılmış bir imparatorluğun yıkılışı ve bu yıkılışı mininum zararla atlatmak isteyen psikotarihçi Hari Seldon ve onu neredeyse bir peygamber gibi kabul edip peşinden giden nice politikacı, yurttaş, bilim adamı ve üç kitapta da yaşanan tükenmek bilmek, yıllar ve hatta yüzyıllar alan mücadeleler, savaşlar, kapışmalar aracılığıyla insan türü hakkında da tespitler yapıyor. Galakside karşımıza hiç çıkmayan uzaylılar, farklı kültürler, farklı doğalar yerine sadece insandan oluşmuş bir uzay tasviriyle ve üç kitapta da en önemli mesele olan toplumların yönetilmesi, manipülasyonu, nasıl yönetilmesi gerektiği konuları üzerinde dönerek Asimov tamamen insan türü ve insanın uzayı fethine odaklandığını belli ediyor. Belki de Asimov uzayın insan tarafından fethinin insanın menfaatine olduğunu düşünerek yazıyor ve bu yayılmacılığı hem kaçınılmaz hem gerekli görüyor; ancak ne kadar büyümüş, genişlemiş, hatta milyarlarca gezegene yayılmış olsa da insanın temel kusurlarının, temel meselelerinin değişmeyeceğine dair bir kötümserlik de içeriyor diyebiliriz belki ... sorunların çözümünde bilim ve politikanın işbirliğine işaret ediyor Asimov. Her zaman en güçlü olan yenmiyor, ya da en güçlü olanlar, en iyi bilgiye sahip olan ya da bilgiyi en doğru, gerektiğinde en manipülatif şekilde kullanabilenler oluyor.

Vakıf'ta ölüm de en az uzay, zaman ve yaşamak kadar önemli. Üç kitapta da en önemli liderler, en önemli düşmanlar, Seldon gibi devrimciler vb ölüp gidiyorlar. Ölümleri Taht Oyunları gibi sansasyonel de olmuyor... sadece ölüyorlar. Yaşamaları kadar doğal, üzerine fazla söz edilmeden, bir önceki kitapta yüzlerce sayfa karşımızda olan bir karakter bir diğer kitapta ölmüş oluyor. Öykülerde de aynı durum var. Asimov yaşamalarını da, ölmelerini de sorun etmiyor karakterlerin. Uzaydan, zamandan ve dönüp duran gezegenlerden ve o gezegenlerde debelenip duran insanlar dışında birşey yok gibi. Herhangi bir inanç, herhangi bir mitoloji çıkmıyor karşımıza, çıkıyorsa da bu tamamen Vakıf'la ilgili bir durum oluyor. Sanki uzaya mümkün olan en nesnel gözlerle, mümkün olan en çıplak şekilde bakıyor gibiyiz. Bu anlamda sıkıcı, insanı afallatan bir evren tasviri yaptığını söyleyebiliriz yazarın. İnsanla dolu kıpır kıpır, ama soğuk, sevilemeyecek bir evren Asimov'unki. Ursula K. Le Guin gibi insanı, evreni, folklorü , mitolojiyi geliştirmek, anlatmak, söylemek derdinde değil Asimov; çatallaşsa da düz ilerlemeyen, ama ilerlemeye çalışan bir çizgide akıyor gibi onun evreni; " ölürüz ve yaşarız. bizi ancak zaman helâk eder" diyeni hatırlamadan edemedim.

Vakıf'ı bilimkurgu seven herkese öneriyorum.
248 syf.
Bilim kurgu edebiyatına mesafeli duran ben; bir çocuğun masum sevgisini kazanan Robbie'den, varlığını ve din anlayışını sorgulayan Cutie'ye, düşünceleri okuyan ama insanlara sadece duymak istediklerini söyleyen Herbie'ye, üstünlük kompleksi içinde insan zekasını hiçe sayan IO Noster'a, bilim adamlarını galaksi dışına gönderip onlara şakalar yapan Beyin'e, robot mu insan mı olduğu anlaşılamayan Stephan'dan dünyayı yöneten makinalar'a buradan selam olsun :)

Küçüklüğümden beri robotlara hayranımdır. Tüm o mekanizma ve yapay zeka üstüne kurulu şeyler beni içine çeker. Yazıldığı dönem için oldukça sıra dışı öğeler bulunduruyor. Daha robot kavramı ile yeni yeni tanışan insanlık için oldukça tuhaf bir kitap gibi gelebilir fakat günümüzde o kadar da uzak değil bence..

Ben Robot, çok sevdiğim hikayelerle dolu ve beni içine çekmeyi başaran bir kitap oldu. Okuduğum ilk bilimkurgu olmasına rağmen çok severek okudum.
Her bir robotu ayrı ayrı sevdim ama içlerinde en çok Robbie'de kaldım, çünkü kalbe dokunuyordu..
563 syf.
·20 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitapla beraber Isaac Asimov'un 7 kitaplık Vakıf serisini bitirmiş bulunuyorum. Asimov'un 40 senelik bir süre içerisinde yazdığı bu eser olumlu ve olumsuz yönleriyle bir arada düşünüldüğünde okuması keyifli, ilgi çekici düşünceler ve öngörüler içeren iyi bir bilimkurgu serisi olarak kabul edilebilir, zaten bir bilimkurgu başyapıtı kabul ediliyor.

Asimov insan türüne, insan bilimine ve robot teknolojisine inanıyor, yayılmacılığı insan kaderinin kaçınılmaz bir parçası olarak görüyor, savaş ve yıkıcılığın kaçınılmazlığına rağmen diyaloğu daha ön plâna çıkarıyor ve 80li yıllardan sonra yazdığı eserlerde daha ekolojik, daha holistik yaklaşımlar sergiliyor. Robotlarla ilgili yaklaşımında dahi insanı ve insani yönleri öne çıkaran yaklaşımıyla Asimov için iyiler ve kötülerin, siyahlar ve beyazların çok belirgin, çok net şeyler olduğunu anlıyoruz, iyiliğin ve ilerlemenin ne olduğunu çok net bilen ve bu konuda kararlı birisinden söz ediyoruz: Robotlar üç robot yasası gereğince ve sonradan dahil olan sıfırıncı yasa gereğince sadece insanın menfaatine çalışır ve amacı insan uygarlığını ötelere ve daha iyiye taşımaktır. Asimov'un insanlar arasına karışmış ve önceden ve sonradan yazdığı eserleriyle daha karmaşık evreninin karakterleri olan robotları hep iyiye, güzele, güzelliğe dönük duruyor ve kötülüğe bulaşmamış yapılarıyla insanı gülümsetiyorlar. Asimov'un Ben, Robot adlı kitabında hatalar yapan, üç robot yasasının birbirine çelişir durumlare geldiği noktalarda ne yapacağını şaşıran sempatik robotlarını da düşündüğümüzde Battlestar Galactica'da tek tanrı inancıyla insan türünü yok etmek için savaşan ve kimlik meseleleri sebebiyle insan kadar ilginç özellikler taşıyan Cylonları düşünmeden edemiyoruz.

Asimov'un insanları da aslında robot gibi: yazarın kaleminin bir türlü derinlik katamadığı bu insanlar bol bol konuşuyor, ikna edici olamayan psikolojik sıkıntılar yaşıyor, 70'li yıllardaki filmleri andıran bir yapaylık hissi veriyorlar. Buna rağmen yazarın yarattığı evreni düşündüğümüzde karşımıza etkileyici, ikna edici, merak uyandırıcı mekânlar, ve ilginç bir hikâye çıkıyor: milyonlarca gezegene yayılmış galaktik imparatorlukta bir matematikçi olan Hari Seldon psikotarih adında bir bilim dalı geliştiriyor. Psikotarihe göre imparatorluk eldeki matematiksel ve bilimsel verilerin işlenmesiyle elde edilen sonuçlara göre yıkılmak üzere. Yıkıldığında toparlanmak 30 bin yıl sürecek.Ancak yeniden kurulması için yapılabilecek şeyler var. Hari Seldon bu uğurda bir galaksi ansiklopedisi yazacak ve toparlanma sürecinde bu bilgileri kullanacak insanlar yetiştirmek üzere bir Vakıf kurulması için uğraşıyor. Böylece toparlanma süreci bin yıla inecek.

7 kitap 500 senelik bir süreçte imparatorluğun yıkılışını, yeniden dirilme sürecini, Vakıf çalışmalarını, vakıfla ilgili sırları, insan türünün kökenini ve robotlarla insan türünün ortak kaderine dek bir çok meseleyi birbirine ekleyerek etkileyici bir evren kuruyor. İlk üç kitap orijinal Vakıf kitapları elbette. Bu üç kitapta esas mesele zaman ve onun yıkıcılığı, insanın zamana direnişi ve yıkılanı yeniden kurma arzusu, politik oyunlarla zehirlenen ama iktidar uğruna savaşmaktan, mücadele etmekten vazgeçemeyen insan türünün yapısıyla yapay zekâların karşılaştırılması çemberlerinde dolanıyor: Psikotarih öngörülerini alt üst eden Katır bile bozuldukça insana benzediği için kötülük yapabiliyor. Zaafları da insani. Oysa robotlar, yapay canlılar sadece insan için varlar. Belki bunlar insanın iyiliğiyle kötülüğüyle var olabildiğini, böylece bizi biz yapanın bu zıtlıkları içimizde barındırmak olduğunu düşündürüyor, ancak edebi anlamda iyi kotarılıp kotarılmadığı ayrı bir mesele bu düşüncenin. Yine de Asimov insana bu pencereden bakıyor.

7. kitap aynen 6. kitapta olduğu gibi artık okuru ilk kitabın öncesine ve hemen sonrasına götürüyor ve psikotarihin kurucusu Hari Seldon'ın hayatını öğreniyoruz. Seldon'ın uzun hayatı, gayretleri, mücadelesi, kayıplarıyla beraber 5. kitapta öğrendiğimiz büyük sırrın öncesini okuyor ve Asimov evrenine daha geniş bir çerçeveden bakıyoruz.

Asimov'un Vakıf serisini bilimkurgu seven herkese öneriyorum. Üzerine düşünülecek, söylenecek daha bir sürü şey olduğuna eminim. Ben dilinin yavanlığına, kurgudaki basitliğe rağmen büyük keyif alarak okudum. Asimov'un bulabildiğim diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
304 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Isaac Asimov'un bu bilimkurgu başyapıtı okuması zahmetli de olabilen çok güzel bir eser. Zahmetli diyorum, çünkü bilimkurgu diyebileceğim şeyler, belki klişe de olabilecek şeyler bu kitapta çok da ön plânda değiller, ama okuduklarım ve bende uyandırdıkları hisler ve düşünceler açısından çok iyi yazılmış politik bir bilimkurgu örneği olduğunu da düşünüyorum Vakıf'ın.

Aslında 7 kitaplık Vakıf Serisi'yle ilgili bir okuma sırası meselesi var. Ekşi sözlükte, incelemelerde okuduğunuzda bir çok okurun yazılış sırasına göre okunması gerektiğini söylediğini görüyoruz serinin. Kronolojik sırayla okunacaksa önce 7. kitaptan başlanması gerekiyor ve ben de iki yıl önce o kitabı okumuştum ilk olarak. Etkilenmemiştim, basit gelmişti. Ardından Vakıf'ı okumaya çalışmış ve çok sıkılarak bırakmıştım; çünkü üslûp farklılığı çok bariz ortadaydı. Şimdi iki yıl sonra Vakıf'ı okurken hem 7. kitabı hatırlamamanın verdiği keyifle, hem de yazarın kotardığı bu çıtası oldukça iyi eserin verdiği lezzetle kitabı seve seve okuduğumu, büyük keyif aldığımı söyleyebilirim.

"Geleceği matematik formülleriyle görmeye dayalı psiko-tarih isimli bir bilimin yaratıcısı Hari Seldon, Galaksi İmparatorluğu Trantor’un çöküş sürecine girdiğini hesaplar. İmparatorluk çöktükten sonraki anarşi ve barbarlık dönemi 30 bin yıl sürecektir. Bu süreyi azaltmak için galaksinin iki ucunda birer vakıf kurar. Birinci vakıf galaksinin merkezine uzakta, kaynakları az bir gezegendedir. Terminus adlı bu gezegene yerleştirilen bilim adamları ve aileleri bir Galaksi Ansiklopedisi yazmak için görevli olduklarını sanmaktadırlar. Oysa Hari Seldon onlara yeni bir galaksi imparatorluğu kuracakları geleceği çizmiştir. İmparatorluk önce çevreden çözülmeye başlar. Terminus kendisini yutmaya hazır dört krallık arasında kalır.
İlk kriz: Birinci Vakıf önce bilimi kullanarak çevresindeki dört krallık tarafından yutulmamayı başarır.
İkinci kriz: Bilimi din kisvesiyle dört krallığa verir ve sonunda hepsini ele geçirir.
Üçüncü kriz: Bilim ve din yanında ticareti kullanır.
Dördüncü kriz: Ticareti kullanır.
Genişlemeyi sağlayan krizlerin hepsinin ortak özelliği aynı anda iç ve dış gerilimlerin en yüksek noktaya ulaşmasıyla görülür."

Vakıf 5 ayrı bölüm hâlinde her bir bölümün arasında 30-40-50 yıllık aralıklarla hatta karakterleri tamamen değişerek imparatorluğun çöküşünü, vakıf çalışmalarını, ve karşılaşılan krizleri anlatır. Ancak bütün bunlar karmaşık politik ilişkilerle yoğrularak anlatılır; Vakıf'ın esas meselesi milyonlarca gezegende sürüp giden insan varlığının en temel özelliklerinden olan siyasetin kaçınılmazlığıdır bir yandan; insan politika üreten, manipüle eden, çekip çeviren, oynayan bir varlıktır; menfaat ve çıkarlar katmer katmer evrene yayılırken dünya üzerindekinden farklı olmayan çatışmaların bize gösterdiği şey ise her nerede olursa olsun insanın yine aynı olduğu, yalan söylediği, manipüle ettiği, bozduğu, yıktığı ama bir yandan da yaptığı ve başardığıdır; bütün gezegenleriyle evren ve imparatorluk koskoca bir uzay haritasına serpiştirilmiş bir dünya öyküsüdür bir yandan da. Ticaretin, hele de dinin bir manüpilasyon ve iktidar aracı olarak insanları, toplumları, gezegenleri yönlendirmeye yaradığını öylesine incelikle anlatıyor ki Asimov şaşırmamak elde değil.

Kitapta sıralanan beş öykü Vakıf'ın kuruluş ve imparatorluğun yıkılış hikâyesini tamamen politik eylemlere odaklanarak anlatıyor. Yazar açıklayıcı, betimleyici bir dil kullanmak yerine karakterlerini konuşturarak meselelerini anlatıyor, çatışmaları bu diyaloglar üzerinden aktarıyor. Vakıf'ın amacı olan imparatorluğun yıkılışının insan türüne bedeli 30 bin senelik toparlanma süresini bin seneye indirme gayreti ise Asimov'un ömrü yetmediği için yanılmıyorsam 500 sene ile sonlanıyor. Tabii bu, 7 kitaplık serideki toplam zaman. İlk kitapta ise 200 senelik bir süre anlatılıyor.

Kitaptaki öyküler Hari Seldon'ın psikotarih çalışmalarını anlatarak okuyucuyu ikna etmek yerine o çalışmaların gözlemlerini 5 öykü içerisindeki çatışma ve krizlerle yansıtarak aktarıyor. Bu durumun bir sıkıntısı, olayların kolayca takip edilememesi, özellikle son öyküde kimin kim ve neyin ne olduğunu en azından ben anlayamadım diyebilirim; ancak politik entrikalar, oyunlar, dinin ve ticaretin en etkili boyun eğdirme aracı olması, araçların amaca dönüşmesi, putlaştırılması ve bu arada herşeyin temelinde Seldon'ın psikotarihi aracılığıyla hesapladığı çözülmelerin yaşanması ve krizlerin yeni fırsatlar yaratarak Vakıf'ın bekası için araçlar yaratması şeklinde kitap sürüp gidiyor. Serinin diğer kitaplarında Asimov'un bu tavrı sürdürüp sürdürmediğini merak ediyorum. 7. kitaptan hatırladığım gevşek olay örgüsü ile hiç çekici olmayan bir üslûbun sayfalarca sürüp gitmesiydi. Oysa ilk kitapta karakter derinliği veremeyen, psikolojileri yansıtamayan Asimov'un pırıl pırıl bir politik gözle öykülerini yazdığını görüyoruz. Gerçekten övgüyü hak eden bir eser bu.

Vakıf'ı bilimkurgu seven herkese öneriyorum.

**
Alıntı: http://orkunucar.blogspot.com.tr/...risi-ve-turkiye.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Isaac Asimov
Unvan:
Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı
Doğum:
Petrovichi, Rusya, 2 Ocak 1920
Ölüm:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 6 Nisan 1992
Isaac Asimov (2 Ocak 1920 - 6 Nisan 1992), Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı.

Pek çok konuda yapıtları olmasına karşın, bilim kurgu eserleri ve popüler bilim kitapları ile tanınmıştır. Kurgu olmayan çok sayıda eserinin yanı sıra Fantezi dalında da yazmıştır. Dewey Ondalık Sınıflandırma sistemindeki Felsefe hariç tüm ana dallarda eserleri vardır. Asimov ortak görüşle bilim-kurgu dalının ustasıdır. Robert A. Heinlein ve Arthur C. Clarke ile birlikte yaşadığı dönemde "Üç Büyük" bilim kurgu yazarından biri olarak kabul edilmiştir.

Yaşamöyküsü

Kesin doğum tarihi bilinmeyen Asimov'un doğum tarihi resmi kayıtlarda 2 Ocak 1920'dir. Rusya'da Smolensk yakınlarındaki bir kasabada Yahudibir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Asimov, ailesi ile birlikte üç yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. New York kentinde büyüdü. 20 yaşından önce bilim-kurgu öyküleri yazmaya başladı.

Columbia Üniversitesi'nden 1939'da mezun oldu ve kimya dalında doktorasını aynı üniversiteden aldı. Daha sonra Boston Üniversitesi'ne geçti. Burada 1979'da profesör oldu.

26 Temmuz 1942'de Gertrude Blugerman ile evlendi. Bu evliliğinden iki çocuğu oldu. 1973'te ilk eşinden boşanan Asimov, aynı yıl Janet Jeppson ile evlendi.

1983'te olduğu by-pass ameliyatındaki kan naklinde kendisine verilen enfekte kan nedeniyle AIDS'e yakalandı ve 6 Nisan 1992'de bu hastalık yüzünden öldü. AIDS'ten öldüğü gerçeği ölümünden on yıl sonra kamuoyuna açıklandı.

Yazarlık kariyeri

Yazarlık kariyerine bilim-kurgu ile başlayan Asimov, popüler bilim kitapları ve şiir kitapları da yayımladı.

1941'de yayımlanan Nightfall adlı kısa bilim-kurgu öyküsü, en ünlü bilim-kurgu öykülerden biri oldu. Bu öykü 1968'de Amerikan Bilim-Kurgu Yazarları adlı kuruluş tarafından o zamana dek yazılmış en iyi kısa bilim-kurgu öyküsü seçildi.

Asimov, Vakıf (İng: Foundation) ve Robot dizi kitapları ile de büyük ün kazandı.

Kazandığı Ödüller


Nebula Best Short story (aday) (1965) : Founding Father
Nebula Best Short story (aday) (1965) : Eyes Do More Than See
Nebula Best Novel (kazandı) (1972) : The Gods Themselves
Hugo Best Novel (kazandı) (1973) : The Gods Themselves
Hugo Best Novellette (aday) (1975) : That Thou Art Mindful of Him
Nebula Best Novellette (aday) (1976) : The Bicentennial Man
Hugo Best Novellette (kazandı) (1977) : The Bicentennial Man
Nebula Best Novel (aday) (1982) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (kazandı) (1983) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (aday) (1984) : The Robots of Dawn
Nebula Best Short story (aday) (1986) : Robot Dreams
Hugo Best Short story (aday) (1987) : Robot Dreams
Hugo Best Novellette (kazandı) (1992) : Gold

Yazar istatistikleri

  • 391 okur beğendi.
  • 2.798 okur okudu.
  • 105 okur okuyor.
  • 3.491 okur okuyacak.
  • 25 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları