Isaac Asimov

Isaac Asimov

Yazar
8.9/10
5,6bin Kişi
·
12bin
Okunma
·
1.014
Beğeni
·
20,4bin
Gösterim
Adı:
Isaac Asimov
Unvan:
Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı
Doğum:
Petrovichi, Rusya, 2 Ocak 1920
Ölüm:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 6 Nisan 1992
Isaac Asimov (2 Ocak 1920 - 6 Nisan 1992), Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı.

Pek çok konuda yapıtları olmasına karşın, bilim kurgu eserleri ve popüler bilim kitapları ile tanınmıştır. Kurgu olmayan çok sayıda eserinin yanı sıra Fantezi dalında da yazmıştır. Dewey Ondalık Sınıflandırma sistemindeki Felsefe hariç tüm ana dallarda eserleri vardır. Asimov ortak görüşle bilim-kurgu dalının ustasıdır. Robert A. Heinlein ve Arthur C. Clarke ile birlikte yaşadığı dönemde "Üç Büyük" bilim kurgu yazarından biri olarak kabul edilmiştir.

Yaşamöyküsü

Kesin doğum tarihi bilinmeyen Asimov'un doğum tarihi resmi kayıtlarda 2 Ocak 1920'dir. Rusya'da Smolensk yakınlarındaki bir kasabada Yahudibir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Asimov, ailesi ile birlikte üç yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. New York kentinde büyüdü. 20 yaşından önce bilim-kurgu öyküleri yazmaya başladı.

Columbia Üniversitesi'nden 1939'da mezun oldu ve kimya dalında doktorasını aynı üniversiteden aldı. Daha sonra Boston Üniversitesi'ne geçti. Burada 1979'da profesör oldu.

26 Temmuz 1942'de Gertrude Blugerman ile evlendi. Bu evliliğinden iki çocuğu oldu. 1973'te ilk eşinden boşanan Asimov, aynı yıl Janet Jeppson ile evlendi.

1983'te olduğu by-pass ameliyatındaki kan naklinde kendisine verilen enfekte kan nedeniyle AIDS'e yakalandı ve 6 Nisan 1992'de bu hastalık yüzünden öldü. AIDS'ten öldüğü gerçeği ölümünden on yıl sonra kamuoyuna açıklandı.

Yazarlık kariyeri

Yazarlık kariyerine bilim-kurgu ile başlayan Asimov, popüler bilim kitapları ve şiir kitapları da yayımladı.

1941'de yayımlanan Nightfall adlı kısa bilim-kurgu öyküsü, en ünlü bilim-kurgu öykülerden biri oldu. Bu öykü 1968'de Amerikan Bilim-Kurgu Yazarları adlı kuruluş tarafından o zamana dek yazılmış en iyi kısa bilim-kurgu öyküsü seçildi.

Asimov, Vakıf (İng: Foundation) ve Robot dizi kitapları ile de büyük ün kazandı.

Kazandığı Ödüller


Nebula Best Short story (aday) (1965) : Founding Father
Nebula Best Short story (aday) (1965) : Eyes Do More Than See
Nebula Best Novel (kazandı) (1972) : The Gods Themselves
Hugo Best Novel (kazandı) (1973) : The Gods Themselves
Hugo Best Novellette (aday) (1975) : That Thou Art Mindful of Him
Nebula Best Novellette (aday) (1976) : The Bicentennial Man
Hugo Best Novellette (kazandı) (1977) : The Bicentennial Man
Nebula Best Novel (aday) (1982) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (kazandı) (1983) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (aday) (1984) : The Robots of Dawn
Nebula Best Short story (aday) (1986) : Robot Dreams
Hugo Best Short story (aday) (1987) : Robot Dreams
Hugo Best Novellette (kazandı) (1992) : Gold
Eğer karanlıkta kalanlar ışığı reddediyorsa, bu onların ışığa ihtiyaç duyduğunun en büyük göstergesi değil midir?
Isaac Asimov
Sayfa 227 - İthaki
238 syf.
·4 günde·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda Ben Robot kitabını önerdim: https://youtu.be/Zi_3twAwIPM

14 milyar yıllık evrende robotların üretilmeye başlandığı döneme denk gelmek.

Şu anda bu yazıyı 30 Ekim 2018 tarihinde yazıyorum. Bir zaman kapsülü gibi düşünecek olursak, eğer ki, 1000kitap babadan oğula ya da herhangi bir şekilde nesilden nesile geçen bir site haline gelirse, evren ve dünya da varlığını hala sürdürüyor olursa bu yazının, 50 ya da 100 yıl sonra robotlar tarafından yorumlanabilecek olması hiç işten bile değil.

Robotların evriminin ne kadar hızla geliştiğinin küçük bir kanıtı olarak, bazı sitelere giriş yaparken karşımıza çıkan "Ben robot değilim." kutucuğuna kendi iradesiyle olmasa bile tik atabilen robotların olması https://www.youtube.com/watch?v=fsF7enQY8uI ve Boston Dynamics şirketinin her yüklediği videoyla önümüzdeki yıllar içerisinde robotların yaygınlaşacağı gerçeğini yadsımak mümkün değil gerçekten. Örnek : https://www.youtube.com/watch?v=kHBcVlqpvZ8

Asimov'un robotları, Üç Robot Kanunu denilen, insanlara zarar veremeyen, insanlara zarar gelmesine göz yumamayan, insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorunda olan ve robotların kendi varlıklarını korumak zorunda olduğunu bildiren küçük bir kurallar bütünüyle düşünülmüş. Böyle bir durumda ise en sıkıntı konu, otoriteler değiştiğinde, kanunların kararları başka düşüncelerdeki ellere geçtiğinde kanunların eski hükümlerinin sürüp sürmeyeceğidir.

Robotlar konusunun kırılma noktası benim açımdan, robotları bir birey yani tıpkı bir insan gibi mi göreceğimiz, yoksa onları birer makine, kablo zırvalarından ibaret olarak mı tanımlayacağımız. Aynı Pitbull cinsi köpeklerin kötü niyetli kişiler tarafından eğitildiğinde sonuçlarının vahşet olabildiği gibi, iyi niyetli kişiler tarafından terk edilmiş bir yerde bulunup onlar tarafından eğitildiğinde de etrafına hiç zarar vermeyen köpekler haline gelmeleri gibi.

2 puanı Özgür Demirtaş'ın robot olma ihtimalinden bahsetmediği için kırd... Şaka şaka. Kelime çeşitliliği, edebi anlatım zenginliği ve yazarın yazım üslubu konularında bana pek bir edebi zevk vermediği için 2 puanı kırma kararı verdim. Bunun dışında konunun özgünlüğü ve içerdiği ütopik-distopik karışımı dünya gayet ilgi çekici.

Ütopik yönden bakacak olursak, insanların gücünün yetmediği ekstrem durumlarda robotlar pek çok işlev görecek. Belki de ileride robotların çeşitlenmesiyle birlikte bir Transformers misali bakkala ekmek almaya bir robotu yollayabileceğiz ya da krizle beraber artan otobüs fiyatlarından etkilenmemek için yine aynı robotumuzla istediğimiz kadar seyahat edebileceğiz.

Distopik yönden bakacak olursak, robotlar pek çok meslekteki kişinin işsiz kalmasına yol açacaktır. İnsanların kolaylığı için düşünülen pek çok şey, insanların aynı zamanda tembelliğine ve iletişimin kısırlaşmasına da yol açmaktadır. Robotların iş görme özellikleri bir bakıma insanların gittikçe tembelleşme evrimi olarak zamana yavaş yavaş yansıyabilecektir. Otorite paradigmaları değiştikçe, kanunlar ilk halleriyle kalmadıkça, robotların yaşayışını belirleyen kurallar da ister istemez kötü niyetli kişiler tarafından değiştirilecektir. Böylelikle Orwell'ın Hayvan Çiftliği yasaları misali, kanunlar kolaylıkla değiştirilebilme imkanı bulacak ve otorite sahibi insanlar da bu kanunları kendi siyasi çıkarları için maalesef ki kullanabileceklerdir.

Kitabın kapağındaki görselin Auguste Rodin’in Düşünen Adam heykelini çağrıştırdığı ise aşikâr. Zamanın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi başhekimi Fahri Celal Göktulga’ya, bu heykelin bir akıl hastanesinin bahçesinde bulunmasının neyi ifade ettiğini sormuşlar. Göktulga yarı şaka yarı ciddi gülümseyerek: “Hastane dışındakilerinin durumu içeridekilerden daha kötü, bu heykel onların durumu ne olacak diye düşünüyor.” demiş. Aslında buradan robotlar konusuna tümevarım yapacak olursak, insanların durumunun dünya şartlarıyla da beraber zamanla daha da kalitesizleşip robotların çağının yavaş yavaş gelmeye başladığı da söylenebilir. Distopik yön olarak bu, insanların geldiği güncel halin çıkmazına ve çaresizliğine karşılık Asimov tarafından getirilen bilimkurgu türünde bir kaygı olarak belirtilebilir.

Asimov, kendisinin de dediği gibi, bu kitabıyla birlikte ne bize herhangi bir siyasi sınıfı, ne dönemin siyasi bir karışıklığını, ne de dinle ilgili herhangi bir mesaj vermek istemiş. Tam tersine, dinlerden ve siyasi karışıklıklardan meydana gelen savaşları tekrar tekrar anlatmaktansa konuyu robotlar gibi epey ileri görüşlü, insanlara belki de çok farklı konularda yarar sağlayabilecek ve göz alıcı bir konuyu çekmek istemiş.

Filminin, kitabından daha çok bilinip izleniyor olması konusunda Maymunlar Gezegeni kitabının önsözünde Kutlukhan Kutlu'nun demiş olduğu çok önemli cümleler var, onları da burada belirtmek istiyorum :
"Biz kitapseverler için filmlerin etki alanının büyüklüğünü, kitap sayfalarında başlayan öykülerin kitlelerin zihninde daha çok film kareleriyle yer ettiğini kabul etmek bazen zordur. Özellikle de sevdiğimiz metinler söz konusuysa. Gelgelelim nice kitabın kaderi, filmlerinin gölgesinde yaşamak oluyor. Çok da şaşırtıcı değil bu, ne de olsa sinema, özellikle de serpildiği yirminci yüzyıl içinde popüler kültür üretmeye ve kitlesel aşinalık yaratmaya kitaplardan epey daha yakın gezindi. Hedefi on ikiden vurduğunda da ortaya fenomenleşmiş filmler, unutulmaz anlar çıktı."

Konu tamamen halk ve kitlelerin onayı, popüler kültürün hizmet ettiği alanın hazır ürüne daha yatkın olması ve kitlelerin beynini bir şey okumak üzere yormak istemediğinden geliyor. Şimdi isteyen gitsin filmini izlesin, ben robotlarla ilgili başka şeyler okumak üzere araştırmaya gidiyorum.

Parti kurun, oy verelim robotlar!
248 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
İlk kez 1939 yılında yazmaya başladığı ve 1942 senesinde yayınlanan robot hikayeleriyle Asimov neden bilim kurgunun Üç Babasından birisi olduğunu bu çok kaliteli eseriyle kanıtlıyor. O zamanlar robotlarla ilgili hikayeler yok muymuş peki? Elbette varmış ama neredeyse hepsi distopik ve insanı korkutan türden şeylermiş. İşte bizim Rus Asıllı Amerikan yazarımız Isaac Asimov daha yapıcı, daha olumlu ve daha ütopik dünyalar düşlemiş ve yeterince gelişmiş bir teknolojinin adeta büyüden farksız olduğunu bize kanıtlamış.

Kitap 9 farklı kısa hikayeden oluşuyor ama öyle 9 hikaye ki sanki hepsi yapbozun bir parçası gibi birbiriyle oturuyor. Bütün öyküler o kadar kaliteli ki ben ne okuyorum yahu diyorsunuz resmen. İçinde kendini diğer robotların peygamberi olan robotlar veya beyin okuyan robotlar bulunan enfes hikayeler mevcut. Asimov bir Biyokimya Uzmanı yani bu yüzden çok fazla teknolojik bilgisi yok ama yazdığı yazıları O zamanlar yakın arkadaşı olan Carl Sagan’a gönderip fiziksel açıdan doğru mu değil mi diye kontrol ettiriyormuş. 1930lu yılları tekrardan düşünürsek o zamanlarda kadınların ne kadar özgürlüğünün kısıtlandığını ve ne kadar geri plana atıldıklarını hatırlamamız gerekiyor. İşte Asimov’un kitabında yaptığı bir başka Büyük İş de bu evrenin merkezinde bir Robopsikolog olan Susan Calvin adlı kadın karakterin olması. Dikkat ettiyseniz sayın Susan’ın mesleğine robopsikolog deniyor yani robotlar için tasarlanmış ayrı bir psikiyatri bölümü mevcut. Onların da düşünebilen ve hissedebilen birer canlı olduklarını ve duyguları olabileceğini hayal etmiş üstadımız. Mental sağlık insanlarda olduğu gibi robotlarda da en ön planda bulunan bir durum.

Ben, Robot öyle bir eser ki her hikayesinde size farklı şeyleri sorgulatıyor ve sizin çok fena ufkunuzu açıyor. Mesela Elon Musk küçükken en çok etkilendiği yazarın Asimov olduğunu ve Mars’a gitme hayalinin o zamanlarda başladığını söylemişti. Onun haricinde günümüzde çok önemli hayran kitlelerine ulaşan Star Trek, Matrix gibi bir çok başyapıtın çok net ilham kaynağı olmuş ve hatta Türk Börü dizisinde bile ismi geçmiş bir yazar ve kitaptan bahsediyoruz. Bu kitapla aynı isimli ben robot adında Will Smith’in oynadığı bir film bile var ama ondan çok da bahsetmeye gerek duymuyorum çünkü pek alakası yok bence çerezlik bir yapım olmuş.

Robotların tek sıkıntılı yanı gülerken metalik diyaframlarından ötürü çıkan o garip ses. İnsanlar normalde gülerken aksama yaşayarak güler halbuki bu robotlar direkt olarak hahaha diye gülüyor ve insan olmadıklarını, asla da olamayacaklarını oradan anlayabiliyorsunuz.Tabi ki hepimizin de bildiği gibi Boston Dynamics adlı firma bu sıralarda köpek şeklinde her arazide gidebilen robotlar tasarladı ve çok dost canlısı görünüyorlar. Sonuç olarak insanlığın robotlarla birlikte yaşam sürmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.Terminatör filmindeki gibi Düşman mı yoksa Ben,Robot kitabındaki gibi Dost mu olacağı tamamen belirsiz. Ben bu kitabı okurken çok keyif aldım ve aynı Semih reyizin incelemelerinde olduğu gibi Çok kaliteli bir yapıt okuduğumu her sayfasında hissettim. Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
345 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Psikotarih adı verilen bir bilimle geleceği tahmin eden bir bilim adamının kurduğu iki vakıftan ilkinin yaşadığı süreçler anlatılıyor. Bir bilimkurgu olmasına rağmen içinde tarihi analizler barındıran bir kitap. Yazı dili her yaş okura hitap etmesi için oldukça akıcı. Fakat çevirmen hatası olduğunu düşündüğüm ve okumayı zorlaştıran yerler de vardı. Bilimkurgu okumayı seven birinin mutlaka okuması gerekiyor. Yalnız olayların içeriği aslında ne kadar karmaşık olursa olsun çözüm hep beklemek.
248 syf.
·3 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 26. kitap oldu. Bilimkurgunun en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen Isaac Asimov’un dünyasına bu kitap ile girdim ve korkarım tüm kitaplarını okuma isteği oluştu içimde. İşte bu gerçekten de korkutucu.

Öncelikle Isaac Asimov, Robotbilim Kanunları (Robot Yasası) olarak da adlandırılan 3 maddelik bir kanun ortaya çıkarmış. Kanunun maddelerini dikkatli bir şekilde incelediğimde, Asimov’un bu üç madde üzerinde ciddi ve titiz bir çalışma ortaya koyduğunu fark ettim. Mesleğim gereği, kanunlarla ve kurallarla yakında ilgili olan biri olarak, maddelerin her birinin kendi içerisinde tutarlı olmak üzere, çerçeve nitelikte, mükemmel maddeler olduğunu söyleyebilirim. İleride bir robot kanunu çıkarılacak olursa sadece bu üç madde biz insanlara yeterli olacaktır:

"1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun'la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun'la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır. "

Sıkılmayacağınızı bilsem, bu üç maddeyi de ayrıntılı bir şekilde irdeleyip neden çok beğendiğimi uzun uzun ifade etmek isterdim. Ancak kitabın incelemesi açısından böyle bir çabaya girişmem tamamen gereksiz ayrıntıya girmek olur.

Kitabın konusuna gelirsek, kitap robotlarla ilgili farklı farklı öykülerden oluşuyor. Her birinin ortak özelliği, yukarıda belirttiğim Robotbilim Kanunları ile robotlar… Kitabın içerisindeki öyküler, robotlar konusunda uzmanlaşmış robopsikolog (robot psikoloğu) Dr. Susan Calvin ile genç bir muhabirin röportajı esnasında Susan Calvin tarafından anlatılan çeşitli robot öyküleri ve anılardan oluşuyor. Bütün öyküleri ayrıntılı bir şekilde anlatmaktansa genel hatlarıyla ifade etmek en mantıklı yol olarak görünüyor.

Robot öyküleri içerisinde, çok ilginç ve insanı gerçekten robotlar üzerine düşünmeye iten çeşitli konular mevcut. Kimisinde bir robot, bir çocuğun en iyi arkadaşı oluyor ve aralarında duygusal bir bağ kuruluyor. Kimisinde insanları küçük gören dindar bir robot ile karşı karşıya kalıyoruz. Kimisinde zihin okuyabilen bir robotla, kimisinde ise politikaya atılma mücadelesinde olan bir robotla karşılaşıyoruz... Hepsi de mantık zemininde önümüze sunulan ve ileride karşı karşıya kalabileceğimiz türden öyküler. En ufak bir saçma bilgiyle karşılaşılmadığı için Asimov’un ne kadar usta bir bilimkurgu yazarı olduğunu kolaylıkla anlayabiliyor insan. Kaldı ki, bu öyküler, Asimov tarafından çok küçük yaşlardan itibaren yazılmaya başlamış öyküler.

İleride robotlar hayatımızın neresinde olurlar kestirmek mümkün değil; fakat yakın zamanda en iyi dostlarımız olan hayvanların yerlerini almaları mümkün görünüyor.

- Kim bütün işlerini gören, itaatkar bir robota hayır diyebilir ki?
- Kim sürekli çocuğunun başında ona çok iyi bakan bir robotu istemez ki?
- Kim insanı zehirleyen madenlere insanları değil de robotları gönderip çalıştırmaya hayır diyebilir ki?
- Kim robotuna bütün işlerini yaptırıp kendine daha fazla vakit ayırmak istemez ki?

Robotlar ileride çok işimize yarayacak. O sebeple bu kitabı bir an önce edinip okumanızda fayda var.
240 syf.
·Beğendi·10/10 puan·Ne Okusam'dan
Sonsuzluğun bir sonu var mıdır? Sonu varsa sonsuz mudur? Ya da bu sonsuzluk başka bir şey mi? Bu kitap için evet bu sonsuzluk o sonsuzluk değil. Çünkü belli bir başlangıcı ve o başlangıcı ortaya çıkaran isimler biliniyor.
Asimov okurken hep tarihten bir parça gördüm. - ben robot hariç- Vakıf serisinde imparatorlukların doğum yaşam ve ölüm aşamalarını çok güzel özetliyor.
Asimov'un bu kitabı belki de beni bu yüzden şaşırttı. Çünkü bu kitabında tarih yok. Dünya yüzyıllara ayrılmış ve ülkeler yerine yüzyıllara ayrılmış. Nerelisin sorusuna cevap bir sayı... Bu yüzyılları idare eden teknisyenler, bilgisayarlar, gözlemci ve bakımcılar var. Bu kısımda biraz sınıf ayrımına rastlıyoruz. Zaman ve gerçeklik mühendisliği... Savaş mı olacak? İmkansız. Çünkü küçük hesaplarla savaşlar iptal ama burada ben size bir soru soruyorum savaşlar olmasa ya da insanlar arasında farklı düşünceler olmasa bilimsel gelişmeler ne kadar ilerlerdi. Bu soruyu kendinize sorduysanız artık bu kitabı okumaya başlayabilirsiniz.
Ve bizler bu kitaba göre ya da orada ki bilgisayar ve teknisyenler göre şu an din dil ırk olarak değil 21.olarak adlandırılıyoruz.
Asimov'un belki de en sevdiğim kitabıydı. İyi okumalar.
284 syf.
·Puan vermedi
Bir şeyi ne kadar mükemmel ayarlarsanız ayarlayın hesaba katmadığınız bir şey mutlaka çıkacaktır. İkinci kitapta da tam olarak böyle oluyor. Aslında bir sorunun cevabı sürekli önünüzde olduğu halde kitap karakterleri cevap arıyor. Bu biraz sinirinizi bozabilir. Asimov ne kadar galaktik bir imparatorluk yaratmış olsa da ben çoğu yerde sanki tarihi bir roman okuduğumu düşünüyorum. Zaten asimov bu seriyi oluştururken roma imparatorluğundan yola çıkarak kurguyu şekillendirmiş.
Birde okurken çoğu yerde çevirmen hatası olduğunu düşündüğüm yerler vardı. Bu kısımlar okurken odaklanmamı zorlaştırdı.
248 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Bilimkurgu Klasikleri'nde okuduğum 8. kitap "Ben, Robot" oldu. Yıllar önce Asimov'dan "Üç Robot Yasası" okumuş ve çok sevmiştim. Ancak bir türlü "Ben, Robot" okumak gelmemişti içimden. E artık İthaki sayesinde türü de iyice benimseyince bir çırpıda okudum eseri.

Bilimkurgu okumayı seven çoğu insanın bildiği Üç Robot Yasası'ndan bahsederek başlamalıyım incelememe. Yasalar şöyle;
1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun'la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun'la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.
Asimov bu üç kanuna daha sonra yeni bir sıfırıncı kanun da eklemiş ve ilk kanun son şeklini böylece almıştır. Yani genel olarak Üç Robot Yasası insanlar ile robotlar arasındaki çizgiyi göz önüne alarak yapılmıştır.

İşte "Ben, Robot" da içinde öyküler barındıran ve her öyküde Üç Robot Yasası'na değinen bir eser. Robotlar ve insanlar arasındaki ilişkiyi farklı hikayelerle anlatır Asimov.
U.S. Robots & Mechanical Men'de çalışmış, 75 yaşında emekli bir robot psikoloğu Susan Calvin ile yapılan röportajlardan oluşuyor eserdeki öyküler. Anlatılanlar Susan Calvin'in anıları dolayısıyla.

Her öyküden bahsetmem olanaksız tabi ki. Ancak seçmem gerekseydi bu "Robbie" ve "Kayıplara Karışan Robot" olurdu sanırım. Birini seçip Robbie'den bahsedeceğim. Nestor 10'un öyküsünü okuma keyfini bozmak istemiyorum. Asimov, 1939'da yazıyor Robbie'yi. (Yazdığı ilk robot öyküsüdür aynı zamanda.) Robotların, insan yaşamına girdiği ve insanların robotlara yeni aşina olduğu yıllarda geçiyor öykü. Gloria Weston adlı sekiz yaşındaki bir kız ve ona bakıcılık yapan robotu Robbie çıkıyor karşımıza. Konuşmak dışında, insani birçok özelliğe sahip Robbie. Ve Gloria'nın en iyi arkadaşı. Baba bu durumdan memnun ancak anneye göre bu sakıncalı bir durum. Weston ailesinin yaptığı tartışmalar sonucunda aile bir karar alıyor ve bunu uyguluyor. Bize de kararın sonuçlarını okuyup düşünmek kalıyor.

Asimov okuyucuyu her öykü sonunda sorularla baş başa bırakıyor. Sıklıkla da şu sorular geliyor aklımıza;
"Robotlar ve insanlar dost olabilir mi?"
"Bir robot, insan için ne ifade ediyor?"
"Robotlar, insan emirlerine uyarken varlığını sorgulamaktan kaçınmalı mı?"
"Programlama hatasının sonuçları neler olabilir?"
"Kim daha zekidir? Robotlar mı yoksa onları programlayan insanlar mı?"

Susan Calvin ve Asimov arasındaki bağı da okuyoruz aslında "Ben, Robot" sayesinde. Bir röportajda Asimov; "Zaman geçtikçe Dr. Calvin'e aşık oldum" der. Genel olarak çok sevdiğim bir kitap oldu "Ben, Robot." Tüm öykülerin bir ana fikri ve dersi vardı. Keşke gerçek olsa dediğim öyküler, buruk bir hisle okuduklarım, merakla sonuna geldiklerim oldu. Beğenerek okunacak -benim açımdan geç kalınmış- bir kitaptı. (Yine harika bir kapak tasarımı ve renkle basılmıştı tabi. Çok yaşa İthaki diyelim hep birlikte. :D)
Hazır etkinlik --> #28996895 de süresizken mutlaka okuyunuz dostlarım... :)
304 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Asimov karizmasını kitaplarına da yansıtmayı başarabilen ve kalitesinden hiç ödün vermeyen büyük bir üstad. Okurken su gibi aktı gitti diyebiliriz. Vakıf serisinin ilk kitabı ve sonraki kitaplar için beni son derece heyecanlandırdı.1951 yılında çıkan bu kitapta o dönemin etkilerini çok fazla görmek mümkün çünkü yazarımız Asimov bir Yahudi ve 2.Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Yahudilere yaptıkları ortada. Kitapta da milleti ikna etmek için kurulan gaz odaları veya 3.Reich, Hitler benzeri kavramları direkt olmasa da benzer şekillerde görebiliyoruz.

Kitap çok uzak bir gelecekte geçiyor. İnsanlar galaksinin hatta uzayın nerdeyse her yerine yayılmış halde ve kullanılan teknolojiler dönemimizin çok ilerisinde. Nükleer güç çok önemli bir etken. Ama etkenlerin en önemlisi Din. Kitapta “Din Bilimi” kavramı sıkça kullanılıyor peki ne demek bu? “ Eski İmparatorlukların sınır bölgeleri yozlaşmaya başladığında bilim bu çevre bölgeleri elde tutmak için imdada yetişemedi. Tekrardan kabul görülmesi için ise bilimin kendini başka bir kılığa sokması gerekiyordu… O da aynen öyle yaptı ve çok başarılı da oldu. Dinin halkları kontrol etmede ne kadar etkili olabileceğinin çok büyük kanıtları var bu kitapta. Bence sosyolojik açıdan bile incelenmesi gerek bir eser. Zaten Asimov da yazarken “Roma İmparatorluğunun Gerileyiş Ve Çöküş Tarihi” adlı eserden çokça etkilendiğini her fırsatta belirtiyormuş.

Kitap bölümler halinde ayrılmış ve başlangıcından itibaren sırayla 50+30+70 şeklinde bir 150 yıllık süreci anlatıyor. Hal böyle olunca belli bir karaktere yoğunlaşıp, onunla empati yapmak oldukça zorlaşıyor ama hikayelerin kalitesini çok etkileyen bir durum değil. 3-4 ayrı lideri takip ediyoruz ve hepsi aslında birbirine benziyor. Peaky Blinders dizisinden Thomas Shelby veya Vikings dizisinden Ragnar Lothbrok gibiler ya da en azından ben çok fazla benzettim onlara. Kitap bilim kurgu türünde ama bazen kendimi Taht Oyunları okuyormuş gibi politik oyunların içinde görünce türünü politik bilim kurgu olarak düzeltmek istiyorum. O akıl oyunları, kurnazlıklar son derece hoşuma gitti. George Martin bile buradan bir şeyler öğrenebilir belki.

Asimov’un Vakıf serisine bu kitaptan başlamak en doğrusu. Çünkü her şeyi yerli yerine oturmak ve seriyi anlamanız için temeli sağlam atmak gerekli. Vakıf serisinden önce ise Asimov’u tanımak ve hakkında bir fikir edinebilmek için Ben,Robot kitabını okumanızı öneriyorum. Onunla ilgili incelememe de şuradan ulaşabilirsiniz:#76930974

Ben çok memnun kaldım bu seriye başladığıma ve ilerleyen zamanda diğer kitaplar için incelemeler hızlı bir şekilde gelecek
272 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Bir süper gücünüz olsa ne isterdiniz? Uçmak, zihin okumak, zamanda yolculuk, zenginlik(evet zenginlik) ister miydiniz? Bu kitap mutant bir adamın insanların duygularını değiştirme ve kontrol etme özelliği olmasının bütün galaksiyi nasıl etkileyebileceğini ve körler ülkesinde tek gözlü adamın kral olabileceğini anlatıyor bizlere.

Etrafınızdaki bütün insanların duygularını değiştirerek onların ne olursa olsun size sadık olduğunuzu, her dediğinizi desteklediğini, en azılı düşmanlarınızın bile ayağınızı öpecek hale geldiğini bir hayal edin. Aşk, sevgi, sadakat zorla edilebilecek şeyler değildir tabi normalde ama öyle olduğunu hayal edelim. Ben kesinlikle bu güce sahip olmak istemezdim. Çünkü dağın tepesine çıktıkça insan yalnızlaşır. İnsanların orijinal duygularını değiştirmek, her şeyin sahte olmasına yol açar. Zaten herkes maske takıyor kimse kendi hissettiği şeyleri açığa vurmuyor ki diyenlerdenseniz size şunu demek istiyorum. Bu dünyada halen iyi insanların olduğuna inanmalı ve inancımızı kaybetmemeliyiz. Eğer inancımızı da kaybedersek geriye ne kalır ki? Maske takanlardan birisi de biz olmaz mıyız? Tamam maskemizi takıp sosyal mesafeye dikkat edelim oncak o maske farklı bu farklı.

Bu kitaba tam puan vermemi sağlayacak olan bir bölüm var : Bir Adam ve Bir Katır. Bu öylesine bir bölüm ki akıl oyunları mı dersiniz, politik oyunlar mı dersiniz, sözlerle ve zihinlerle oynanan müthiş bir satranç maçı izliyormuş gibi anlatmış Üstadımız Asimov. Benim muazzam bulduğum ve yerimde hop oturup hop kalktığım, sadece bu bölüm için bile okunabilecek bir şaheser sunulmuş ortaya.

İnsanın başarıya ulaşmak için kendinin sınırlarını görmesi gerekiyor. Herkes potansiyelinin en iyi halini görmeyi kendine borçludur bence. Ortalık “Zeki ama çalışmıyor” denilen insanlarla yeterince dolu zaten. Siz peki elinizden gelen her şeyi yapıyor musunuz yoksa zeki ama çalışmıyor musunuz? Katır denilen karakterin diğer insanların duygularını kontrol ederek onları son potansiyellerine kadar zorladığı görülüyor kitapta. Kendimizi zorlamamız için kontrol etmemiz gereken anahtar şey duygularımız sonucuna varıyorum ben burdan. Ancak Gergin atmosfer, stres ve zorlu koşullarda insan kendi sınırlarını görebilir. Elmas dediğimiz çok güzel görünümlü ve oldukça keskin olan şey bile o hale gelebilmek için binlerce basınca ve ısıya dayanıyor. Biz neden dayanamayalım? Tepelerin arkasında güneşli günler var. Katır’ın bu teknikleri kullanışını okurken aklıma sürekli Whiplash(2014) filmi geldi. Orada da psikopat bir müzik hocası öğrencilerini terlerinin son damlasına kadar zorluyordu ve potansiyellerini açığa çıkartmaya çalışıyordu.Geçtiğimiz on yılın en iyi filmlerinden olduğunu düşünüyorum eğer izlemediyseniz o da tavsiyemdir.

Keşke daha derinlikli karakterler yazsan Asimov hocam diyordum iki kitaptır ve sonunda beni dinlemişçesine çok derin karakterler yaratmış üstadımız. Keşke böyle karakterler daha da fazla olsa ama Katır ve özellikle kitabın ikinci bölümündeki küçük kız kahramanımız Arcadia gerçekten de iyi yazılmış ve derin karakterler.

Sonuç olarak ben bu seriyi çok sevdim ve her kitabına inceleme yazmaya karar verdim
Birinci kitabın inclemesine buradan: #80347129
İkinci kitabın incelemesine de buradan ulaşabilirsiniz:#81138362
248 syf.
·8 günde·8/10 puan
Toplantı kitabı; Ben Robot. Ortalıkta kitabın okunduğuna dair birtakım izler var lakin okunmuş olduğuna ilişkin hiçbir görüş, fikir veyahut düşünce yansıması ne yazık ki yok. Zannediyorum ki aksiyon bütünüyle toplantıya bırakılıyor ama kendi adıma ben, böyle bir yol izlemeyeceğimi belirterek kitapla alakalı yorumuma geçmek istiyorum.

Kitap bir bilimkurgu kitabı, esasen ben bu minval üzere olan kitapların varsa filmlerini izlemeyi tercih ediyorum hoş filmi olmasına mukabil toplantı kitabı olduğu için okumak zorunda kaldım. Genel anlamda neden izlemeyi tercih ettiğime gelelim. Benim kitap okumak özelinde kitaptan bazı beklentilerim oluyor her okur gibi; edebi beklenti, kelime oyunları, anlatımın güzelliği ve derinliği vs. vs. benzeri şeyler. Bu kitap nezdinde beklentilerimin kendi ayakları üzerinde durarak bana ağırlığını hissettirmesini zaten ummuyordum ama bu kadar da kötü bir anlatımı gerçekten beklemiyordum. Yazarın zihnine, robot ve gelecekteki teknolojiye ilişkin çok güzel düşünceler gelmiş fakat bunu daha güzel nasıl yansıtabilirim ya da daha hoş nasıl gösterebilirim diye hiç düşünmemiş ya da herhangi bir çaba sarf etmemiş gibi geldi bana.

Bir gazeteci, bir Psikolog olan Dr. Calvin ile uzun ve günlere yayılmış bir röportaj gerçekleştiriyor, yıl iki bin yüzler falan, anlatım esnasında zamanlar bir ara dili geçmiş zaman oluyor sonra şimdiye dönüyor derken ortalık karışıyor, kim anlatıyor kim dinliyor neredeyiz ne yapıyoruz hiç belli olmuyor birde üzerine bilimsel kelimeler derken odaklanma sorunu yaşanıyor, bu sorunun üzerine, belli bir olay üzerinden devam eden bir kurgu ya da anlatımın olmadığı yani aslında Dr. Calvin’in şahit olduğu robotlarla ilgili birden fazla deneyiminin yansıtılmaya çalışıldığı sonradan anlaşılıyor.

Anlatımı, edebi yönünü bir kenara bırakarak içerikle alakalı düşüncem ise oldukça olumlu. Doğrusu her bir robot hikayesi çok hoşuma gitti, odaklanabildiğim ölçüde büyük keyif aldım. Bu noktadan sonra ufak tefek merak kaçıranlar verebilirim ama bana sorarsanız okumaya devam edin çünkü okuma arzunuzu kaçıracağını düşünmüyorum.

Bütün hikayelerin ana çıkış noktası kitabın başında yazan 3 yasa. Peki bu yasalar ne der bir bakalım;

1. Robotlar, insanlara zarar veremez ya da eylemsiz kalarak onlara zarar gelmesine göz yumamaz.
2. Robotlar, Birinci Kanun'la çakışmadığı sürece insanlar tarafından verilen emirlere itaat etmek zorundadır.
3. Robotlar, Birinci ya da İkinci Kanun'la çakışmadığı sürece kendi varlıklarını korumak zorundadır.

Bu yasalara istinaden Dr. Calvin’in bizzat müdahil olduğu hikayeleri anlatıyor kitabımız. Hikayeler dediğim gibi bazı beklentileri düşürerek okuduğunda sizin mantığınızı zorlamasıyla ve çözümler üretilirken düşündürmesiyle oldukça keyif veriyor.

Çok fazla derin okuma yaptığımdan mıdır nedir kimi hikâyeyi okurken metaforlar var gibi geldi bana. Emin olmamakla beraber; İnançlı insanların robot olarak gösterildiği kanısına vardığımı ifade ederken neden bu kanıda olduğumu da yazmak istiyorum. Bir hikayesinde, hikâyenin başlığını hatırlamıyorum ama baş rolünde Şirin adında bir robot vardı. Şimdi bu Şirin varlığını sorgulayan, “Ben varım, çünkü düşünüyorum.” Diyen bir robot hatta hikâyenin bir diğer ana kahramanı olan iki bilim adamının “Seni biz yaptık buna inanacaksın.” Demelerine mukabil; “Bana söylenenleri oldukları gibi kabul edemem.” Diyerekten önce varlığını sonrasında da nasıl var olduğuna dair sorgulamalarını yapıyor hikâyenin ilerleyen bölümlerinde, sonraları bir yaratıcının, öncelikle insanları yarattığını sonrasında ise insanların kusurlu ve eksik bir yaratılışı olmasından kendilerini yani acıkma, yeme, içme, uyuma gibi zaruri dürtüleri olmayan daha üstün ve interaktif bir yapıda olan robotları yarattığını ileri sürüyor. Onları yapan insanların sözlerini dinlemeyip zihninde yarattığı kendi tanrısına inanmaya başlıyor ve diğer ona bağlı robotlara da kendisinin bir peygamber olduğunu ve yaratıcıya hizmet ettiğini, bu sebeple onlarında tanrısına hizmet etmesi gerekliliğini yayıyor. Yani özetle bilim adamları inançsız, her şeyi bilimin var ettiği alt mesajını vermeye çalışırken robotlar ise bu işin bir yaratıcının eli ile yapıldığı alt mesajını vermeye çalışıyor ama biz okurken robotları oluşturanın bilim adamları olduğunu bildiğimiz için bir anlamda öyle bir tanrının olamayacağı gözünden bakıyoruz olaya ve tamda bu sebeple yazarımız; yine tekrar ediyorum emin olmamakla beraber Ateist tarafı savunduğunu gözlemlemiş oluyoruz.

Bir başka hikayesinin ana teması; intikam duygusuydu ve benim dikkatimi celp ettiğinden bu hikâyeye de değinmek istedim. Hikâyede zihin okuyan bir robot var, zihin okuduğundan kendisine bir başka insan için sorulan sorularda yalan söylemek zorunda kalıyor. Çünkü soruyu soran kişinin zihnini okuduğundan hemen birinci yasa devreye giriyor ve zihnini okuduğu bireyin zarar görmemesi için gerçek cevabı vermek yerine onun duymak istediği cevabı veriyor. Hoş robot bu; ileriyi öngöremediği için hatta “Gerçeklerin muhakkak bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.” Sözünü de bilmediğinden beynine yerleştirilen yasa gereği yalan söylüyor ama iş dönüp dolaşıp ortaya çıkıyor. Sonrasında ilginçtir, yalana inanarak kalbi kırılan Dr. Calvin robotu bir çıkmaz önergeyle bozuyor ve onun iyiliği için üretilmiş olan robotu yok olmaya mahkûm ediyor. Bu noktada esasen kitabın çoğu noktasında okuyucu olarak; insanlar ile robotları karşılaştırmak durumunda kalıyor, insan psikolojisine dair tespitlerde bulunuyoruz, zaten kitap sürekli psikoloji çevresinde dolandığı için yazarda bilhassa bunu amaçlamış olabilir. Tabi kimi yerleri hem üzüyor hem de düşündürüyor. Örneğin, hüzünlenmek ve düşünmek için Dr. Calvin’in bozduğu robotun ardından şu sözler kalıyor geriye;

“Kafanızın içini görmeme engel olun! Beyniniz acı, hayal kırıklığı ve nefret dolu! Benim kötü bir niyetim yoktu buna inanın. Ben yalnızca yardım etmeye çalıştım.”

Baya uzun oldu farkındayım ama son olarak bilimkurgudan çıkarıp gerçek olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemediğim için birkaç cümlede bu konu üzerine yazmak istedim. Bir robotun savcı olmasını ya da bir ülkeyi yöneten olmasını düşünebilirdim ya da dileyebilirdim. Çünkü kendi yasaları gereği adaletli olmak zorunda olacağından daha güzel bir dünyaya zemin hazırlaması çok muhtemel bir sonuç olurdu. İnsan hatalarının fazla olduğu yerlerde pek ala kullanılabilmesi ile hem işin daha iyi sonuçlar doğurmasını hem de insanların canlarını başından tehlikeye atmadığı için iyi bir tercih olmasıyla yine insan hayatına olumlu etki ettiğini görmüş olurduk. Hoş yapay zekâ sonuçta ve kendi başlarına kendilerini üretip tamir eder sonrasında zihinlerindeki yasaları değiştirerek dünyayı ele geçirmek isteyebilirler mi? Bence isterler ama böylesi bir sonucu kabul edemem diyemem. Çünkü insanlık şimdiye kadarki yaptıklarıyla zaten yeterince kötü bir sonu hak ettiler, bu sonun robotlarla olması ne kadar güzel olurdu diye düşünmeden edemiyorum, çünkü insanlıktan alınacak büyük bir intikam var ve bunu yapan neden robotlar olmasın…

Keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Isaac Asimov
Unvan:
Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı
Doğum:
Petrovichi, Rusya, 2 Ocak 1920
Ölüm:
New York, Amerika Birleşik Devletleri, 6 Nisan 1992
Isaac Asimov (2 Ocak 1920 - 6 Nisan 1992), Yahudi asıllı ABD'li yazar ve biyokimyacı.

Pek çok konuda yapıtları olmasına karşın, bilim kurgu eserleri ve popüler bilim kitapları ile tanınmıştır. Kurgu olmayan çok sayıda eserinin yanı sıra Fantezi dalında da yazmıştır. Dewey Ondalık Sınıflandırma sistemindeki Felsefe hariç tüm ana dallarda eserleri vardır. Asimov ortak görüşle bilim-kurgu dalının ustasıdır. Robert A. Heinlein ve Arthur C. Clarke ile birlikte yaşadığı dönemde "Üç Büyük" bilim kurgu yazarından biri olarak kabul edilmiştir.

Yaşamöyküsü

Kesin doğum tarihi bilinmeyen Asimov'un doğum tarihi resmi kayıtlarda 2 Ocak 1920'dir. Rusya'da Smolensk yakınlarındaki bir kasabada Yahudibir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Asimov, ailesi ile birlikte üç yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. New York kentinde büyüdü. 20 yaşından önce bilim-kurgu öyküleri yazmaya başladı.

Columbia Üniversitesi'nden 1939'da mezun oldu ve kimya dalında doktorasını aynı üniversiteden aldı. Daha sonra Boston Üniversitesi'ne geçti. Burada 1979'da profesör oldu.

26 Temmuz 1942'de Gertrude Blugerman ile evlendi. Bu evliliğinden iki çocuğu oldu. 1973'te ilk eşinden boşanan Asimov, aynı yıl Janet Jeppson ile evlendi.

1983'te olduğu by-pass ameliyatındaki kan naklinde kendisine verilen enfekte kan nedeniyle AIDS'e yakalandı ve 6 Nisan 1992'de bu hastalık yüzünden öldü. AIDS'ten öldüğü gerçeği ölümünden on yıl sonra kamuoyuna açıklandı.

Yazarlık kariyeri

Yazarlık kariyerine bilim-kurgu ile başlayan Asimov, popüler bilim kitapları ve şiir kitapları da yayımladı.

1941'de yayımlanan Nightfall adlı kısa bilim-kurgu öyküsü, en ünlü bilim-kurgu öykülerden biri oldu. Bu öykü 1968'de Amerikan Bilim-Kurgu Yazarları adlı kuruluş tarafından o zamana dek yazılmış en iyi kısa bilim-kurgu öyküsü seçildi.

Asimov, Vakıf (İng: Foundation) ve Robot dizi kitapları ile de büyük ün kazandı.

Kazandığı Ödüller


Nebula Best Short story (aday) (1965) : Founding Father
Nebula Best Short story (aday) (1965) : Eyes Do More Than See
Nebula Best Novel (kazandı) (1972) : The Gods Themselves
Hugo Best Novel (kazandı) (1973) : The Gods Themselves
Hugo Best Novellette (aday) (1975) : That Thou Art Mindful of Him
Nebula Best Novellette (aday) (1976) : The Bicentennial Man
Hugo Best Novellette (kazandı) (1977) : The Bicentennial Man
Nebula Best Novel (aday) (1982) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (kazandı) (1983) : Foundation's Edge
Hugo Best Novel (aday) (1984) : The Robots of Dawn
Nebula Best Short story (aday) (1986) : Robot Dreams
Hugo Best Short story (aday) (1987) : Robot Dreams
Hugo Best Novellette (kazandı) (1992) : Gold

Yazar istatistikleri

  • 1.014 okur beğendi.
  • 12bin okur okudu.
  • 347 okur okuyor.
  • 9,2bin okur okuyacak.
  • 133 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları