Arkadaşlarının Stephen’a karşı çelişkili tutumları beni şaşırttı. Entelektüel açıdan, onunla onur kırıcı derecede iğneleyici ve eleştirel bir tavırla, ama hep şakacı bir dille konuşuyorlardı. Kişisel olarak ise ona sevgi dolu, nazik bir alaka gösteriyorlardı. Bu iki aşırı uçtaki davranış biçimini kafamda bağdaştırmakta zorlanıyordum. Ben tavır ve yaklaşımda tutarlılığa alışkındım ve şeytanın avukatlığına soyunarak biriyle kıyasıya tartışırken bir anda değişip, ortada yanlış bir şey yokmuş ve tartıştıkları kişinin sözleri onlar için emirmiş gibi davranan onun kişisel ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenen bu insanlar beni şaşkına çevirmişti. Mantığı duygudan, zekayı kalpten ayırt etmeyi öğrenememiştim ben. Bu masumiyetimle almam gereken daha bir sürü acı ders vardı. Cambridge standartlarına göre sıkıcı ve tahmin edilebilir bir masumiyetti bu.