Jean-Christophe Grangé

Yazar 8,4/10 · 5368 Oy · 15 kitap · 17311 okunma ·  1394 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

1.394 okur beğendi.
5.368 puanlama · 1.075 alıntı
2 haber · 21.511 gösterim
17.311 okur kitaplarını okudu.
5.695 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
196 okur kitaplarını şu anda okuyor.
214 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Jean-Christophe Grangé'ın Biyografisi

(Jean-Christophe Grangé, 15 Haziran 2013-21 Haziran 2013 tarihleri arasında 1000Kitap'ta haftanın yazarı seçildi.)
Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 15 Temmuz 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı.

Leyleklerin Uçuşu adlı ilk romanı 1994'te yayımlandı. Bu kitap Fransa'da 450.000 adet sattı ve sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi.

Yazarın ikinci eseri Türkiye baskısını Şubat 2001'de yapan ve 20 dile çevrilen Kızıl Nehirler'di. Roman beyazperdeye taşındığında yönetmen koltuğundaMathieu Kassovitz, başrollerde ise Jean Reno ve Vincent Cassel yer aldı.

Grangé'ın üçüncü romanı Taş Meclisi, Eylül 2000'de piyasaya çıktı ve Fransa'da kısa sürede 150.000 adet sattı. Türkiye'de Ağustos 2001'de yayımlandı. 2006 yılında Stéphane Cabel ve Guillaume Nicloux tarafından senaryolaştırılan kitap, Guillaume Nicloux yönetiminde sinemaya uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Monica Bellucci, Catherine Deneuve, Moritz Bleibtreu, Sami Bouajila, Elsa Zylberstein, Nicolas Thau, Tubtchine Bayaertu, Laurent Grévillgibi güçlü isimler yer aldı.

2001 yılında vizyonda yer bulan Vidocq filminin senaryosunu Pitof ile birlikte yazdı.

2003 yılında Kurtlar İmparatorluğu'nu yayımladı. Eser 2005 yılında Chris Nohan'ın yönetmenliğinde beyazperdeye aktarıldı. Kurtlar İmparatorluğu'ndaJean Reno'nun yanı sıra Emre Kınay da yer aldı. Kitabın Türkiye baskısı Temmuz 2003'te yapıldı.

Grangé'ın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı Siyah Kan ise Mayıs 2005'te yaptığı ilk baskısı ile raflardaki yerini aldı.

Yazarın 2007 yılında yayımlanan eseri Şeytan Yemini Türkiye'de ilk baskısını Ağustos 2007'de yaptı.

Sonraki kitabı Koloni, Ağustos 2009'da Türkiye'de satışa çıktı.

Bir sonraki kitabı Ölü Ruhlar Ormanı, 2010 yılında Türk okuyucularıyla buluştu.

Yazarın son kitabı ise 2011 yılında çıkan ve Türkiye'de de 2012 yazında satışa çıkmış olan Le Passager(Sisle Gelen Yolcu)isimli eserdir.

Bunların yanı sıra yazarın Zener'in Laneti isimli bir çizgi roman çalışması da bulunmaktadır.

Jean-Christophe Grangé'ın Kitapları Kitap Ekle

8,8/ 10  (761 Oy) ·  2.309 Okunma
7,9/ 10  (452 Oy) ·  1.705 Okunma
8,2/ 10  (341 Oy) ·  1.242 Okunma
7,7/ 10  (335 Oy) ·  1.056 Okunma
8,4/ 10  (267 Oy) ·  537 Okunma
8,6/ 10  (8 Oy) ·  29 Okunma
8,3/ 10  (8 Oy) ·  27 Okunma
15. Zener'in Laneti 2 (Tahnitçiler)
8,3/ 10  (8 Oy) ·  27 Okunma
Ferman Mamedov, bir alıntı ekledi.
10 Nis 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Aptallığın sınırı yoktur.

Lontano, Jean-Christophe Grangé (Doğan Kitap)Lontano, Jean-Christophe Grangé (Doğan Kitap)
Ferman Mamedov, bir alıntı ekledi.
28 Tem 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Kötülük bir ruhsal bozukluk, bir insan patolojisidir.

Lontano, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 368 - Doğan Kitap)Lontano, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 368 - Doğan Kitap)
ClauzeroN, bir alıntı ekledi.
17 Ağu 2015

''İnsan kendi karanlığında boğulurken başkalarına nasıl ışık dağıtır?''

Kızıl Nehirler, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 159)Kızıl Nehirler, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 159)
KüLKeDiSi, bir alıntı ekledi.
03 May 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ne kadar renkli olursan ol, bir yanın daima siyahtır.

Siyah Kan, Jean-Christophe GrangéSiyah Kan, Jean-Christophe Grangé
Sergen Özen, bir alıntı ekledi.
05 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Uzakta, İsrail tüfeklerine hâlâ meydan okuyan Filistinli çocukların şarkıları duyuluyordu.

Leyleklerin Uçuşu, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 138 - Doğan Kitap, 42.baskı)Leyleklerin Uçuşu, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 138 - Doğan Kitap, 42.baskı)
Sergen Özen, bir alıntı ekledi.
07 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

- İnsanın hiç unutamadığı gerçekler var Louis. Mezar taşının mermerine kazınmış gibi, kalplerimize kazınan gerçekler.

Leyleklerin Uçuşu, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 274 - Doğan Kitap, 42.baskı)Leyleklerin Uçuşu, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 274 - Doğan Kitap, 42.baskı)
Beyza Demir, bir alıntı ekledi.
13 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Pişmanlık duyan birinden daha tehlikeli bir şey yoktur.

Koloni, Jean-Christophe GrangéKoloni, Jean-Christophe Grangé
Umut, bir alıntı ekledi.
18 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Her insanda birçok kişilik vardır. İçlerinden biri, az veya çok daha baskındır.

Siyah Kan, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 198)Siyah Kan, Jean-Christophe Grangé (Sayfa 198)
Bütün Alıntıları Göster

Jean-Christophe Grangé kitap incelemeleri

Semih, Siyah Kan'ı inceledi.
 21 Nis 19:02 · Kitabı okudu · 6 günde · 10/10 puan

Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı. Elimden bırakmak istemedim. Sayfalar ilerledikçe adeta, "freni patlamış bir kamyonla yokuş aşağı uçuyormuşum" gibi hissetmeye başladım. Hatta itiraf etmeliyim, hafta içi çalışırken nasıl yapsam da bir boş zaman yaratıp kitabı okumaya devam etsem diye düşündüm. Hafta sonunun ilk günü olan bugün de aralıksız okuyarak kitabı bitirdim. Gerçekten de çok özlemişim bu tür kitapları.

Vakit geçirmeden, öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Necip Gerboğa ve "Farklı Türleri Keşfet Etkinliği"ne #28167510 teşekkür ederim. Bir de bu kitabı okumam için üzerimde büyük bir baskı kuran Roquentin'e teşekkür etmeliyim. Evet, teşekkür faslı bittiğine göre yazıma devam ediyorum.

Uzun süredir polisiye roman okumamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam en son Aklından Bir Sayı Tut isimli kitabı okumuştum ve o kitabı da beğenmiş olmama rağmen kendi kendime bir daha bu türden kitaplar okumamaya karar vermiştim. Çünkü bana göre insana olumlu bir değer katmıyor bu türden kitaplar. Ancak bu demek değildir ki, polisiye türü kitaplar gereksiz. Böyle bir kanıya varmak için ahmak olmak gerekir. Kaldı ki, insanların son dönemlerde çoğunlukla tercih ettiği ve en çok okunanlar listesine soktuğu kitaplar da bu türden kitaplar...

Kitabın konusu, hepinizin tahmin edeceği üzere: cinayet. Zaten ismi de Siyah Kan. Boşuna ayrıntılı bilgi vermeyeceğim konuyla ilgili. Çünkü tam tahmin edeceğiniz gibi... Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi kitapta bir katil var. Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi katilin işlediği cinayetleri nasıl ve neden işlediği araştırılıyor. Yine klasik polisiye romanlarında olduğu gibi bu araştırmayı yapan kişi bir gazeteci. Ve son klasik de kurbanlar kadın...

Bakmayın bu kadar "klasik" konunun birleştiği bir kitap olduğuna. Yazar resmen bu kadar klasik konuyu bir arada toplayıp böyle bir şaheser ortaya koyarak "Polisiye roman dediğin böyle olur" diyor. Açıkçası beni bu konudaki yeteneği ile kendisine hayran bıraktı... Ayrıca polisiye türü kitaplarda her okur doğal olarak kitabın sonunu tahmin etme ihtiyacı hissediyor. Yazardan daha zeki olduğunu ispatlamak için "Sonunu tahmin ettim" demek istiyor. Fakat yazar da bu noktada çok ustaca bir şey yapıyor ve "Siz böyle böyle olsun bekliyorsunuz anlıyorum; ama öyle olmayacak" diyerek okurla adeta dalga geçiyor. Kitabın sonunu asla tahmin edemiyorsunuz. Bunu doğal olarak beğendim.

Kitapta çok beğendiğim bir başka konu ise, bir insanın nasıl olup da bir katile dönüşeceğini gerçekçi bir şekilde önüme sunmasıydı. Gerçekten de hiçbir insan doğarken katil olarak doğmaz. Her katil, tıpkı bizim gibi masum bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Burada asıl önemli olan soru, bir insanın, daha doğrusu masum bir çocuğun, zamanla nasıl olur da azılı bir katile dönüşebileceğidir. Gerçi son zamanlarda yapılan birçok araştırmada, bu tür dürtülerin genetik yoluyla geçtiği bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Fakat genlerimiz tek başına yeterli bir sebep olarak kabul edilemez. Mutlaka bir insanı suç işlemeye veya cinayet işlemeye sürükleyen çevresel etkenler ve sebepler vardır. İşte bu kitapta bu sebepler ve etkenler çok gerçekçi bir şekilde okurun önüne sunuluyor.

Kitapla ilgili değinmem gereken bir başka önemli konu ise, eğer midenize güvenmiyorsanız veya kan gördüğünüzde bayılıyorsanız bu kitabı hiç elinize almamanızdır. İçerisinde bolca kan ve kan üzerine yapılan derinlemesine tahliller var. Bir de ayrıntılı anlatılan seks sahneleri var. Bu konuda hassas olan okurları şimdiden uyarmakta fayda görüyorum.

Küçük yaşlarda okuduğum Jules Verne'in macera kitaplarını saymazsam son zamanlarda bu kadar sürükleyici bir kitap daha okuduğumu hatırlamıyorum. Yazar resmen kendisini okutuyor ve okuru bir sayfadan diğer sayfaya soluksuz bir şekilde sürüklüyor. Bu türe bu kadar uzak kaldığıma üzüldüm. Tekrar yollarımızın kesişmesi dileğiyle sevgili Jean-Christophe Grangé

fazi, Kongo'ya Ağıt'ı inceledi.
 01 Tem 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Sevgili 1000Kitap üyeleri inceleme uzun ama bir yıl bekleyip iki günde bir çırpıda biten bu güzel kitabı incelemeyeyim de ne yapayım değil mi :D

Paris'te 2016'da basımı ve dağıtımı yapılan Congo Requiem okuyabilmek için tam bir yıl bekledik! Yıl boyunca sanıyorum iki haftada bir Doğan Kitap'a mail atıp Tankut Gökçe'nin çeviriye başlayıp başlamadığını sordum :D

Tam ümidimi yitirmişken bir reklam ile karşılaştım; "Kongo'ya Ağıt 23 Haziran'da ön siparişle tüm kitapçılarda!"

Kitabı elime alınca ilk hissim yine heyecan oldu. Çünkü Grangé okuyanlar bilirler ki; her seferinde şaşırtan ve kurgusuna hayran bırakan bir kitap vardır elinizde..
Üçleme olarak yazılan bir seri olacağının haberini okumuştum Grangé röportajında ancak sanırım bu son macerasıydı Morvan ailesinin..

Biraz da kitaptan bahsedelim;
2016'da Lontano ile başlayan yolculuk, Kongo'ya Ağıt ile devam ediyor.
Erwan bu kez Catherine Fontana'nın (7. kurban) katilinin Çivi Adam olup olmadığını araştırıyor ve karşısına Coltano hissedarları, ticaret yapanlar, rahibeler, eski tanıklar, psikiyatrlar ve en önemlisi de babası Morvan çıkıyor. Yıllar önce gerçekleşen bu cinayeti, yıllar sonra kendi imkanları ile aydınlatmaya çalışan Erwan, babası tarafından engellendiğini bilmeden her ayrıntıyı öğrenebilmek için 'yeşil şehir' Lontano'ya yolculuğa çıkıyor!

Koltan madenleri, gizli gerçekler ve Morvan'ın sırları ile dolu olan bu yolun sonunda Erwan'ı bekleyen Çivi Adam mı yoksa her şey büyük bir komplo mu?
Ayrıca Morvan ailesi için Floransa'da da kabuslar devam ediyor. Hem Gaëlle hem de Loïc, Floransa'da Çivi Adam'ın yankıları ile uğraşıyor...

Üç ana bölümden oluşan kitapta; ilk bölümde karşımıza birçok yeni isim çıkıyor. Hafızada tutmaya çalışmadan okumaya devam ederek sayfalar ilerledikçe isimleri benimsemiş oluyoruz. (Bir Grangé ilüzyonu daha!)
İkinci bölümde araştırmalarından elde ettikleri ile yola devam ediyor Erwan. Elinde şüpheli isimler ve ailesinde devam eden sorunlarla boğuşuyor.
Her zaman olduğu gibi son bölüm çok iyiydi. Artık şüpheli sayısı azalmıştı ve emin adımlarla katile yaklaşıyordu Morvanlar!

Birçok yeni terimle karşılaştığım Lontano sonrası, Kongo'ya Ağıt ile de yeni kelimeler ve terimler öğrendim. Özellikle koltan, madenler ve Afrika hakkındaki detaylı bilgileri dikkatle okudum.

Yine bir Grangé klasiğiydi tabi ki. Önce; Lontano'yu okumayanların da okuyabilmesi için karakter tanıtımı ve olaylara değiniyor, sonra yavaş yavaş asıl meseleye girip sizi içine çekiyordu Grangé.
Okurken bir sonraki sayfaya bakmamak için kendimi zor tuttum. O kadar heyecanlandım ki, yüz şeklimin değiştiğini bile farkettim.

Başlarda bana fazla isim ve aşırı ayrıntı izlenimi verse de ikinci bölümün ortalarında öyle şeyler okudum ki helal olsun yine yapacağını yaptın dedim kendi kendime :D

Katili tahmin etmeyi denedim, aslında sonradan vazgeçmeseydim bulmuştum da! Ama olsundu, yine de denemişti dersiniz arkamdan :D
Bir daha ne zaman yazacağını bilmiyor olmak kadar kötüsü yok ama bazen beklemek de güzeldir eğer sonunda mutlu olacaksak diyor ve bitiriyorum artık :D

Damla Köseoğlu, Siyah Kan'ı inceledi.
31 Oca 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ed Gein, Richard Chase, Jeffrey Dahmer, Ed Kemper vb. vb. vb. İncelememin başında belki de tarihteki en vahşi, en hastalıklı seri katillerden birkaçının ismini okudunuz. Biri kurbanlarının kanını içiyor, biri kurbanlarının derisinden maske yapıyor, bir diğeri kurbanlarının bedenini asitle doldurmak için kafataslarını deliyor. Vikipedi'den okuduğum kadarıyla bu isimlerin neredeyse hepsi küçüklüklerinde ailesi veya çevrelerindeki diğer kişiler tarafından çeşitli yollarla istismar edilmiş. Siyah Kan bu konuyu ele alıyor diyebilirim. Gerilim ustası Christoph Grangé suçun nedenlerine inmeye çalışırken, son derece vahşi bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Christophe Grangé'in Siyah Kan'a kadar 6 kitabını okumuştum ve uzun zamandır da Grangé okumuyordum. Siyah Kan yazarın kitaplarına dönüş için iyi bir tercih olur diye düşündüm. Normalde katilin olayların başında belli olduğu kitapları fazla sevemiyorum, bu durum gizem ve heyecan düzeyini azaltıyor gibi geliyor, Siyah Kan'da da katil ilk bölümden itibaren belli ve yukarıda belirttiğim şeye rağmen bu, kitapta en beğendiğim noktalardan biri oldu diyebilirim.

Kamboçya ve Tayland'da işlediği düşünülen cinayetlerden sıyrılmayı bir şekilde başaran Jacques Reverdi Malezya'da tutuklanır. Bir kadın, Reverdi'nin evinde 27 yerinden bıçaklanmış halde bulunur ayrıca cinayette kullanılan bıçağın üzerinde Reverdi'nin parmak izleri bulunmuştur. Öte yandan Fransa'da bir gazete için çalışan Marc Dupeyrat, son yıllarda kendini cinayet dürtüsünü araştırmaya, katillerle iletişim kurup bu alanda çalışmalar yapmaya adamıştır. Son zamanlarda ise Marc Dupeyrat'ın dikkatini çeken ve zihnine girmeyi istediği tek bir suçlu vardır: Jacques Reverdi. Fransa'dan Malezye'ya uzanan insan avı ve dört bir yanınızı saracak gerilim,  cinayetler ve korkunç psikolojik durumlar.

Bir kişiyi cinayet gibi bir suça itebilecek nedenler nelerdir, katil cinayet sırasında ve sonrasında ne düşünür ya da işlediği cinayetler ile geçmişi arasında ne gibi bir bağ olabilir? Grangé Siyah Kan'da yaptığı psikolojik tahlillerle bu soruların cevabını bir nebze de olsa veriyor. Psikolojik tahlil kısmı sizi korkutmasın çünkü kesinlikle sıkıcı değil aksine dikkat çekici. Geçmişimizde yaşadığımız acı verici olaylar bir şekilde kişiliğimizi ve gelecekteki eylemlerimizi  etkiliyor. Bu kitap belki de, bunun ne şekilde olabileceğinin en güzel örneklerinden.

Başlarda biraz durağanlık olmasına ve olayların,  aksiyonun görece geç başlamış olmasına rağmen Siyah Kan etkileyeciliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Kitap son sayfalarda bile okuyucuyu şaşırtmayı başarıyor. Yapılan coğrafi bölge tasvirleri, "sihirli sıvı" kan hakkındaki şaşırtıcı detaylar ve hastalıklı bir zihne derinlemesine bakış. Aksiyon, heyecan, ilgi çekicilik, şaşırtıcı bilgiler Siyah Kan'da bir polisiye-gerilim kitabından beklenebilecek her şey mevcut.

Birkaç yıllık aranın ardından Grangé okumaya yeniden başlarken, bu başlangıcın Siyah Kan gibi etkileyici bir kitapla olmasından son derece memnunum. Yakın zamanda yazarın bir diğer kitabı olan Koloni'yi de okumayı planlıyorum. Henüz Grangé ile tanışmamış iseniz bence en kısa zamanda tanışmalısınız. Son olarak yaşanan travmalar ve cinayet ilişkisinden bu kadar bahsetmişken incelememi kitaptan bir alıntıyla noktalamak istiyorum: "Hiçbir ruh hali, öldürme eylemini açıklayamaz hattâ haklı gösteremezdi."

Sergen Özen, Leyleklerin Uçuşu'yu inceledi.
 11 Mar 2017 · Kitabı okudu · 10 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitap bitirildiğinde şunları dememek olanaksız: Muazzam bir kurgu ve aksiyon. Mükemmelik. Yüksek gerilim. Şaşırtıcı, gerilim dolu son sayfalar, Hayal gücünü zirveye çıkaran olağanüstü betimlemeler ve daha fazlası. Grangé bir polisiye romanında olması gereken hatta daha fazlasını satır satır işlemiş Leyleklerin Uçuşunda.
Yolculuk. Bir gazeteci olan Louis Antioche Leylekler ile ilgili araştırma yapmak için Max Böhm'le tanışır. Leyleklerin Gizemli dünyası Louis'in monotonlaşan hayatında yeni seyahatler ve yolculuklar için sebep olacaktır. Kayıp Leyleklerin güzergahını takip edip sırrını çözmek için çıktığı arayışları onu, Bulgaristan'ın çingene mahallelerinden, Lozan'a, Viyana'ya, işgal altındaki Filistin gibi topraklara, Orta Afrika Cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından, Suriye'ye, Paris'e, İsrail'e, hatta İstanbul'a kadar uzanan korkutucu yolculuklara götürecek, gerilimi tırmandıracaktır.

Elmaslar ve Leylekler. Grangé, siyahilerin yaşam sürdüğü Orta Afrika'daki Kapitalizmi elmas kaçakçıları Max Böhm, Otto Kiefer ve Van Dötten üzerinden aktarmış. Elmas Madenlerine giren işçiler şüpheye yer bırakmamak için çıplak olarak çalışma emrini yine bu sömürü izin vermiştir. Köleliğin sadece efendiye itaat olamadığını; sömürünün de insanları "beyaz"ların kölesi yaptığı, acı, önünde durulamaz gerçeklerden. Grangé bunu anlatıyor.

Max Böhm kısa sürede ölü bulunur. Cesedini "Leylekler" yemiştir. Olayın soruşturmasını Müfettiş Dumaz inceler. Louis Antioche, Max'ın evinde çarpıcı, bir o kadar ilginç bulgulara rastlar. Max Böhm'ün kalbi nakildir ve evindeki dosyalarda kalp filmleri, kanlı zarflar ve organlar bulunur. Spoilerin içine daha fazla girmeden Max'ın ortağı Otto Kiefer'in bir vahşi olduğunu söyleyelim. Rayko Nikoliç ve Gamounlu genç kızın kalplerinin çalınarak öldürülmesi, olayların daha çok karışmasına yol açar. Çingenelerin çok sevdiği cüce doktor Milan Çuriç, Rayko cinayetini incelemeye başlar...

Elmas kaçakçılığı, Leyleklerin gizemi, "bir kalp" yüzünden canlı canlı öldürülüp kalbi alınan insanlar... Anlaşılan o ki "Kimse görüldüğü gibi değil." Verilen birçok mesajdan bir tanesi. Kabul edilmesi gereken bir gerçek. Gerilimi tırmandıran sahneler... bağlantılı olaylar söz konusu olunca, merak ve heyecan kesintisiz oluyor. Yazarın ne kadar zeki olduğuna bakmak için kurguyu fark etmek yeterli sanırım. Ve şunun da altını çizmek gerekir ki, sadece aksiyonla sınırlı değil, Louis birçok yeri dolaştığı için bilgiler de ediniyorsunuz.
Yazarın ilk kitabını okudum ve bir sonraki kitabı (Kızıl Nehirler) okumak için sabırsızlanıyorum.
1 puanı nereden kırdığıma gelince, doğrudan yaşamıma etki eden bir kitaba tam puan veriyorum. Belki ileride değiştirip 10 yaparım.
Efsane bir kitap, fazla bekletmeyin,
Keyifli okumalar.

Umut, Siyah Kan'ı inceledi.
22 Eki 2016 · Kitabı okudu · 9 günde · Puan vermedi

Kötülük, doğumla beraber mi gelir yoksa yaşananlarla kötülüğe mi meyil edilir? Kötüler katıksız kötü müdür yoksa iyilik de taşırlar mı? Peki onlar kötülük yaptığının farkında mı yoksa iyi ve kötü kavramlarına başka anlamlar yükledikleri için yaptıklarının meşru olduğunu mu düşünürler? Kötü birinin, mağdur ettiği kişiden farkı geçmişte daha talihsiz bir yaşam sürmesi midir?

Bir eyleme bir kişi ‘iyi’ derken diğeri ‘kötü’ diyebilir çünkü bu kavramların (iyi-kötü) altını insanlar dolduruyor. Bu yüzden hemen aklıma “gerçekten kötülüğün özü var mı?” sorusu geliyor. İşte bu kitabı merak etme sebebim buydu: bir katilde kötülüğün özünü aramak, görmek istedim.

Şanslıyım ki Marc da benimle aynı amaca sahipti. Reverdi adında bir katilin içindeki kötülüğün gizemini çözmeye çalışan kahramanımız Marc, Reverdi’nin mektupları rehberliğinde Güneydoğu Asya’ya bir yolculuğa çıkıyor. Kimin olduğunu hatırlayamadığım bir söz vardı: “Kötülük, aralayabileceğin bir kapı değildir ardına kadar açılır.” Marc attığı adımların sonuçlarını düşünmüş müydü? Hayır, Marc ateşle oynuyordu.

İlk 150 sayfası konuya duyduğum ilgi ve merak nedeniyle beni kitabın içinde tuttu ancak hareket seven okurların burada biraz sabretmesi gerekecek. Sabırdan sonra yaşanacak olaylar sizi de tatmin edecektir. Bir noktadan sonra uçmaya başlayan bir konu vardı. Kitap, düz bir aksiyonun aksine tatlı gerilimi ve macerasıyla beni memnun etti.

Ayrıca yazar bana dünya haritasını açtırmış; Kuala Lumpur, Bangkok, Kamboçya’nın tam yerlerine baktırmıştır. Kendisi gazeteci olduğu için yaptığı araştırmalar ve bilgi birikimi kitapta hissediliyor. Bilhassa “kan” ile ilgili verilen bilgiler okuyucularda bir hassasiyet oluşturuyor. Hayal gücüyle bilmediğimiz coğrafyaları, bilmediğimiz bölge kültürlerini, araştırmalarını harmanlayarak kitabın içeriğine dengeli bir şekilde yerleştiren Grange bize güzel bir eser sunmuş.
İyi okumalar.

Sergen Özen, Kızıl Nehirler'i inceledi.
 13 May 2017 · Kitabı okudu · 9 günde · 10/10 puan

Bir polisiye gerilimden beklenilen her şey; merak, vahşet, heyecan, aksiyon, zekice bir kurgu ve detaylar. Detaylar belki de Grange' ı Grange yapan en önemli unsurların başında geliyor. Yazarın, insan anatomisi ve cesetler konusundaki hakimiyeti Leyleklerin Uçuşu’ndaki gibi olağanüstü, hatta bir adım ileri götürerek tavan yapıyor Kızıl Nehirlerle. İlk yüz sayfadaki ayrıntılar ne kadar sıkıcı olsa da, bunun hikayenin temelini oluşturduğunu unutmamak lazım. Yani olayın bütününü anlamak-belki de-kitabı yarılamaktan geçiyor. Sanırım diğer eserleri için de geçerli bu. Kızıl Nehirler, okuduğum 2’nci Grange kitabı oldu ve yine tek kelimeyle ‘muazzam’ diyeceğim.

Pierre Niemans. Mesleğinde kendi sınırlarını aşmış, herkese adını duyurmuş yetenekli bir polistir. Çok agresif ve tecrübeli bir polis olan Neimans, bazı olaylarda sert olduğu için Guerneon kasabasına, ortağı Karim ile bu cinayetleri aydınlatması için görevlendirilir. Karim Abdouf, Arap ve görünüşü ilginç olan bir polistir. Küçükken yaşadığı ortamlardan dolayı sokakları avucunun içi gibi bilir ve bu birçok olayda işine yaramıştır. Ayrı ayrı başlayan iki soruşturma Karim’in Guernon’a gelmesiyle tek bir soruşturmaya döner.

Guernon kasabası içine kapanık sessiz bir kent; Kasabanın üniversitesi ise ilginç bir özelliğe sahip: Kasabada herkes birbiriyle evlenmekle birlikte, Üniversitede çalışanlar yine aralarında evlenmektedirler. Yalnız diğer bir özellik ise üniversite öğrencileri de hep seçilmiş ve her türlü organizasyonda birinciliğe oynamaktadırlar. Sayılarının az olması da sanki öğrencilerin bilim adına yetiştirildiğini göstermektedir. Üniversite kütüphanecisi Remy Caillois yapmış olduğu tezinde, Üstün zekalı kentli, güçlü dağcı birleşmesinden doğan, ‘Üstün İnsan Profili’ düşüncesi, beden ve aklın üstün olduğu bir ırk yaratma tezi Niemans ve Arap teğmen Karim için hangi sırları perdeden kaldıracaktır? öte yandan Caillois'un evinde duvara yazılmış olan şu söz dikkat çekici bir ipucudur;

"Biz efendileriz, biz köleleriz. Biz her yerdeyiz hem de hiç bir yerde. Biz karar verenleriz. Kızıl Nehirlerin hakimiyiz."

Üniversite'nin kütüphane sorumlusu -Caillois- dağlık bir alanda ölü bulunur, bir kayalık alanın içerisine bırakılmıştır. Ayrıca cesedin gözleri büyük bir titizlikle alınmış, bazı uzuvları kesilerek ceset üzerinde işkence yapılmıştır. Cesedi dağlık alanda spor yapan jeoloji dalında öğretim görevlisi -Fanny- bulmuştur. Daha sonra buna benzer cinayetlerde işlenmeye başlayınca konu ciddileşmiştir. Komiser Niemans ve Teğmen Abdouf açısından işlenen yeni cinayetler, yeni ipuçlarını da beraberinde getirmektedir. Öldürülen üç kurban da üniversite bünyesinde çalışmaktadır. Niemans ve Teğmen, üniversite hakkında çok çarpıcı gerçekleri öğrenecekler ve kurbanların o kadar da masum olmadıklarını anlayacaklardır.

Özellikle Karim’in Guernon’a kadar olan macerasında yaşadıklarını okurken tüylerinizin ürpermemesi mümkün değil. Jean Christophe Grangé burada anlatımını konuşturmuş diyebiliriz. Yer yer bu tip kitaplarda gördüğümüz klişeleri de görmek mümkün. Ancak kitabın kurgusu ve anlatımı bir arada muhteşem bir sonuç veriyor tabii ki.

Kitapta kötü olarak eleştirebileceğim tek yer son kısmı. Katilin kim olduğu ile ilgili değil, katilin ortaya çıkarılış biçimi. Olayların nasıl döndüğünü anlamaya çalıştığım sırada, olmaması gereken bir biçimde, kitap bir anda son buluyor. tek negatif bulduğum nokta burası.

Bu arada Kitabın filmini de izledim, kitapla çok alakası olmasa da geçer not aldı benden. Kitabı bitirdikten sonra aynı gözümde canlandırdığım gibi Niemans ve Karim'le karşılaştım, bu yönden hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Filmi, kitaptan sonra izlemek daha uygun olacaktır.

Grange, yaşayan bir efsane. Heyecanı, şaşırtmayı ve gerçekçiliğini çok çok iyi konuşturuyor. Polisiye türünde çok fazla okuduğum söylenemez ama daha iyisiyle karşılaşır mıyım, "Kuzuların Sessizliği'nden sonra gelen en iyi Polisiye roman" sözünden sonra daha iyi göreceğim sanırım.
İyi okumalar...

Mithril / Danny, Lontano'yu inceledi.
07 Haz 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · 9/10 puan

Ne zaman içimde bir ses uyansa ve “artık yazmaya başlaman gerek” dese, bu ses, Grange kitabı okuduğum anda susuyor. Çünkü adam çok iyi, ve ne yaparsam yapayım o kadar iyi olamam…
Adam çok zeki, tüm kitaplarında ciddi bir kurgu var… Anlık yüzeysel olguların kurgusu değil, temeli yıllar evveline uzanan olaylar silsilesi. Farklı mekanlar, farklı zamanlar ve onlarca insanın ince ince dokunup örümcek ağı gibi kusursuzca birbirine bağlandığı bir yapı
Adam çok kültürlü ve araştırmacı; tüm kitaplarını okuduğumda tarihi, kültürel, teknolojik, bilimsel bir şeyler illa ki öğreniyorum. Bir kitabını kapatıp da “bunda da bir şey öğrenemedim” dediğim olmadı. (Belki Kaiken)
Adam çok yetenekli, kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar okuyucuyu kitabın içine çekmekte usta. Merak yaratmayı ve şaşırtmayı çok iyi başarıyor.
Ve Lontano, yazarın yukarıda anlattığım tüm belirli özelliklerini yansıttığı bir kitap…
Ve bu kitabın, diğer kitaplarından bana farklı gelen tarafı, cinayetlerin açıklanamaz bol bol soru işaretleri ile çözümlenmiş olması. Bu da zaten devam kitabında karşılaşacağımız davanın temeli olacak… Merak ve heyecanla bekliyorum :)

Murat Sezgin, Siyah Kan'ı inceledi.
 31 Oca 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

“Çabuk saklan, baban geliyor!”

Şu sıralar gerek okuduğum kitaplarda gerek izlediğim dizi veya filmlerde en çok duyduğum kelime ‘kan’. Siyah Kan’da da ‘kan’ resmen ilahlaştırılıyor. Çeşitli durumlarda akan durumlardaki kanın özellikleri, oksijen miktarına göre kanın rengi gibi şeyler ayrıntılarıyla anlatılıyor. Sadece kanla ilgili bilgiler vermekle kalmıyor; suçlu psikolojisi, ülkelerin kültürlerine ait bilgiler veriliyor.

“Yıkma, öldürme, yok etme hep oralarda bir yerdeydi, insan beyninin derinliklerinde. İnsanın genlerinde, ilkel beyindeydi ve açığa çıkmak için fırsat kolluyordu.” Bu söz bana göre insanın içindeki gizil güçleri tanımlayan en iyi aforizmadır. İnsan sadece fiziksel olarak yok etmiyor, duygusal olarak kendi içinde ya da başka bir kişide bir şeyleri yok ediyor, yıpratıyor, öldürüyor.

“Çabuk saklan, baban geliyor!"

Seri katiller, sabah uyanıp işine giden, akşam işten çıkıp evine dönen, faturalarını yatıran, sportif aktiviteler yapan kısaca normal bir insanın yaşadığı hayatı yaşayan kişilerdir. Peki, normal insan gibi yaşayan bu kişilerin insan hayatına kıymalarının sebepleri neler? Vahşi içgüdü yani ilkel beyne söz geçirememe, dağıtılmış yuva, yıkılmış evlilikler, anne veya babanın erken yaşta ölmesi ya da intihar etmesi, küçükken psikolojik ya da cinsel tacize uğrama, fizyolojik sebepler, kafa yaralanmaları, hormon dengesizliği, genetik bozukluklar, sosyolojik sebepler, mensup olunan sınıftan kaynaklanan öfke gibi sebepler insanın içindeki seri katili ortaya çıkarıyor.

Seri katillerin zekâ düzeyleri her zaman şaşırtmıştır beni. Yapılan bir araştırmaya göre seri katilerin hepsinin ortalama zekâ düzeyinin üstünde oldukları saptanmıştır. Kurbanları seçiş biçimleri, kusursuz cinayet planları ve arkalarında hiçbir ipucu bırakmama konusundaki özenleri onların zekâ düzeyini ortaya koymuştur.

“Çabuk saklan, baban geliyor!”

Seri katillerin özelliklerinden kısaca bahsettik. Şimdi biz de polisiye romana örnek olacak bir katil profili oluşturabiliriz. Neyle ilgilendiğini seçelim önce. Katilimiz serbest dalış ile ilgilenen kendini geliştirerek serbest dalış dünya rekortmeni olmuş bir Fransız asıllı bir erkek olsun. Adı da Jacques Reverdi olsun. Şimdi de genel özelliklerinden bahsedelim. Uzun boylu, kalıplı, nefesini uzunca tutabilen, ortalamanın üstünde bir zekâya sahip. Suç işlediğini düşündürecek ne yaşamış olmalı ki bizim ilgimizi çeksin? Jacques’in annesi bileklerini keserek intihar etmiş. Bu tek başına suç işlemeye sebep gibi durmuyor. Suçlumuzun profilini oluşturturduk ama maalesef Grange bizden önce davranmış Siyah Kan’ın konusunu böyle oluşturmuştur. Araya inanılmaz ayrıntıları serpiştirmiş, bahsi geçen suçları araştırmak ve ortaya çıkarmak için araştırmacı yönünü iyi kullanan Marc Dupeyrat’ı görevlendirmiştir. Geniş psikolojik tahlillere ve cinayet psikopatolojisine ait önemli bilgilere de yer vermiştir. Ve sonunu muhteşem kurgulamış. Bambaşka bir sonla karşı karşıya kalacaksınız. Sanırım Grange bu yüzden bizden daha iyi suçlu profili çıkarıp, olayları kurguluyor.

“Çabuk saklan, baban geliyor!” Bu cümle tıpkı “Kaar neden yağar, kaarr?” cümlesi gibi kitap boyunca kulaklarımda çınladı. Halen de çınlıyor. Siyah Kan okuduğum ikinci Grange kitabı oldu. Gerek yaşattığı duygularla gerek verdiği bilgilerle en sevdiğim kitaplar arasına girmeyi başardı. Etkisinden uzun süre çıkamayacağım. Size de kesinlikle öneriyorum. İyi okumalar.

Hacı Seydaoğlu, Kızıl Nehirler'i inceledi.
27 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Grange'nin ikinci kitabı, Kızıl Nehirler.
350 sayfalık kitabın yaklaşık ilk 250 sayfasında birbirinden tamamen bağımsız iki olay, iki polis var. Her ne kadar iki olay da ilgi çekici, müthiş olsalar da yazarın bu iki olayı nasıl birbirine bağlayacağını görmek için de olsa okumaya değer. 1k verilerine göre bu kitap, yazarın ilk kitabı olan Leyleklerin Uçuşu'ndan daha popüler. Bunun nedenini bilmiyorum fakat ilk kitabındaki olay örgüsü, mekan çokluğu gibi sebeplerden dolayı onu daha çok beğenmiştim. Kızıl Nehirler her ne kadar güzel bir polisiye olsa da bana göre klasik bir polisiye. Tess Gerritsen'in kitapları gibi. Fakat Leyleklerin Uçuşu bambaşkaydı.

Bunların dışında yazarın dili sade ve akıcıydı. Gereksiz ayrıntılar, bilerek uzatmalar vs yoktu. Deyim yerindeyse "elinizden düşüremeyeceğiniz" bir kitap. Özellikle şu sıralar okuma alışkanlığı körelmiş, düşünce kitaplarına bir ara vermek isteyen okurlara öneririm. İyi okumalar.

Murat Sezgin, Kızıl Nehirler'i inceledi.
15 Oca 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Çoğumuz ilk defa okuyacağımız bir yazarın kitabını elimize alırız ve “acaba beğenir miyim ya da söylenildiği gibi sürükleyici mi?” diye kendimize sorarız. Ben de Jean-Christophe Grange’ın Kızıl Nehirler kitabını elime alırken bunu kendime sordum. Kitabı okumaya başladım, aradan fazla zaman geçmeden bu sorumun cevabını aldım: Bu kitabı bitirmeden elininizden bırakmak imkânsız. Gerçekten de olaylar o kadar hızlı gelişiyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor ki arka sayfada ne olacağını öğrenmek için siz de hızlanıyorsunuz. Olaylar ilerlerken gerilim, macera, aksiyon, hırs, intikam vb. konular iliklerinize işleyecek. Sonra bakmışsınız ki kitap bitmiş. Zaten arka kapakta boşuna “Kalbinize güvenmiyorsanız ya da ocakta yemeğiniz varsa, bu kitabı okumaya başlamayın,” yazmıyor.

Spoiler vermeden konuyu özetleyeceğim şimdi. Pierre Niemans ve Karim Abdouf adlı iki polisimiz var. Niemans Fransız, Karim ise Arap. Niemans fiziksel özellikleriyle tam bir polis gibi dururken Karim ise çok farklı. İki polis arasında sadece benzer bir özellik var: Niemans da Karim de karanlık sokakların gölgesinde büyümüşler. Şiddeti, zorbalığı, yokluğu ve yokluğun yapmak zorunda bıraktırdığı hırsızlığı soluyarak polis olmuşlar. İki polis olunca doğal olarak aynı anda gelişen ve ilerleyen iki olay zinciri var. Niemans’ın olaylar zinciri Guernon kentinde bir kütüphane görevlisinin cesedinin kayalıklarda bulunması ile başlıyor. Karim’in olaylar zinciri ise Sazrac’ta bir ilkokulun soyulmasıyla. Sonrasında olayların birbiriyle ilişkili mi ya da tamamen bağımsız mı geliştiğini, olayların nasıl çarpıcı bir hal aldığını, sona doğru ortaya çıkan şeylerin sizi nasıl şaşırtacağını öğrenmenizi tavsiye ederim.

Bu kitaptan ne öğrendim? Hepimiz “dazlak” diye bir kelime duymuşuzdur. Dazlak, Avrupa’da, özellikle Almanya’da vurucu kırıcılığı ve ırkçılığıyla toplumu tedirgin eden, daracık kot pantolon ve hantal çizme giyen, başlarını ustura ile kazıtarak bunu bir simge gibi kullanan uyumsuz gençlere verilen isimdir(Günümüzde dazlak ve Neo-Nazizm kavramları neredeyse eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için bkz. https://tr.wikipedia.org/wiki/Neo-Nazizm). Dazlakların yaşam tarzları ve daha bir sürü şey öğrendim. Başka ilgi çekici bir konu “İridoloji”. Halk arasında göz analizi diye bilinen İridoloji, iris tabakasını inceleyerek göz sağlığı hakkında bilgi vermesinin yanında, irislerin dibinde tüm geçmişimizin saklı olduğu görüşünü savunuyor. Dağcılıkla ilgili de aletler ve teknikler hakkında bilgi sahibi olacaksınız. Ayrıca Yahudilerin öldüklerinde ailelerinin yanına gömülmek istediklerini ve mezarlarının üstünde yarım kalmış kaderi ifade eden sembollerin(tamamlanamamış sütun ya da kesilmiş bir ağaç) bulunduğunu da öğrendiklerimin arasına eklemek istiyorum.

Bir kitabın okura vereceği tüm şeyleri bu kitaptan aldığımı düşünüyorum. Bilgiden tutun size yaşattığı duygulara kadar. Bir tane polisiye kitap okumuş ya okumamış olun kesinlikle Grange tavsiyemdir. Kızıl Nehirlerden sonra okuyacağım(ız) Grange kitabı Siyah Kan. İyi okumalar.

Bütün İncelemeleri Göster