Mary Balogh

Mary Balogh

Yazar
6.7/10
34 Kişi
·
93
Okunma
·
3
Beğeni
·
1.433
Gösterim
Adı:
Mary Balogh
Unvan:
Welsh-Kanadalı Yazar
Doğum:
Swansea, Galler, İngiltere, 24 Mart 1944
"Kim avucunda hapsetmek isterse neşeyi,
Parçalanır hayatın kanat çırpışlarıyla,.
Ama kim uzanıp öperse hayatı neşesinden,
Yaşar sonsuzluğun gündoğumunda..."

William Blake
Hayatına ihtiyaç duyuluyorsa, bu ülke için savaşmanın onun için bir gereklilik olduğu ve her şeyin anlamının buna dayandığını ona nasıl açıklayabilirdi?
Mary Balogh
Sayfa 106 - Epsilon
Peki hangisinin durumu daha iyiydi şimdi? Sevgiyi her şeyden üstün tutan Amberley'in mi? Yoksa özsaygısına önem veren Alexandra'nın mı?
Kim daha bencildi?
Peki en mutsuz olan kimdi?
Biz, belki de ulaşamayacağımız geleceği planlayarak zaman harcamak yerine, anı yaşamayı ve sevmeyi öğrendik.
Mary Balogh
Sayfa 43 - Epsilon
Aşk bazen hiç beklemediğin bir anda hiç ummadığın birine karşı da olabilirmiş. Ayrıca farkına bile varmadan. Ellen'in duygularını anlamak başka tabii. Aman aman olmasa da okunabilecek bir kitap. Aşk romanlarını sevmesem de iyi olarak değerlendirebilirim.
Hayatınızı mahvedecek bir olayın aslında nasıl güzel şeylere dönebileceğini anlatan bir bir roman...
Aslında kitap gayet güzel başladı ve Charlie'nin ölümüne kadar fena değildi ama sonrasında kitap çok bozdu kendini.

Bir kere kitabın ana karakterleri olan Ellen ve Lord Eden arasında geçenler hiç samimi gelmedi bana. İkisi de ne yaptığını bilmiyordu. Aralarında aşk yok, arkadaşlık desen Charlie'nin ölümünden sonra hiç yok.

Zaten yazar da bu karakterlerden hoşlanmamış olacak ki bu ikili yerine başka karakterlere daha çok ağırlık vermiş. Yazar bence olduğu gibi Madeline üzerinden gitse olurmuş çünkü kitapta en çok yer kaplayan kişi oydu. Ardından Edmund ve Jennifer karakterleri geliyor.

Kitapta o kadar çok gereksiz bölümler ve ayrıntılar vardı ki ne siz sorun ne ben söyleyim. Gerekli olan kısımlar ise ya kısa tutulmuş ya da hiç umursanmamış.

Kitapta tek sevdiğim şey kapak oldu ama kapaktaki kadının uyan tek özelliği giymiş olduğu yeşil elbisedir.

Tavsiye etmiyorum.
Çok çok uzun zamandır bu kitabı okumak istiyordum ancak hiçbir yerde bulamıyordum. Sonunda biri bu kitabı pdf olarak yüklemiş ve ben de okuma şansına eriştim. Buradan o kişiye teşekkürlerimi gönderiyorum.

Öncelikle kitabın diğer historical romanlara göre değişik bir konusu ve ilerleyişi vardı. Okurken bazı yerlerde Laura Kinsale'nin bir romanını okuyormuşum gibi hissettim. Ancak yanlış anlaşılmasın benzerlik var derken olduğu gibi Laura'dan etkilenmiş değil yazar, bu romanında o şekil bir tat aldım.

Kitaptaki karakterlerin kişilik analizleri, düşünce yapıları, çevresindekilere karşı takındığı tavırlar çok güzel işlenmişti.

Fleur'un, Adam'a sergilediği davranışları okumak çok hoşuma gitti. Başka biri bu romanı yazmaya kalkışsa olay şöyle gelişirdi: Kızımız kendini adama verir, sonrasında hemencecik ona aşık olur ve onu hayal etmekten geri duramaz, onun yanında çalıştığını öğrendiği an içi öfkeyle dolmuş gibi yapar ama aslında fazlasıyla mutludur çünkü sevdiği adamın yanındadır. Ama Fleur bunlardan birini aklından bile geçirmedi. Mecbur kaldığından kendini düke verdi ve o olaydan sonra dük o gece ona yemek ısmarlayıp kızın istediği paranın üç katını verdi. Bunu bilmesine rağmen Fleur ondan ve onun yapmış olduğu şeyden nefret etti ve işvereninin o olduğunu öğrendiğinde nefreti daha da büyüdü düke. Zaman içinde - ki bir anda değil uzun aralıkla- dükü tanıyıp onu anlamaya böylece ona aşık olmaya başladı. Kısacası Fleur bildiğimiz historical kızı değil, kitabın baş erkeğine karşı kendini bir an olsun ezdirmeyen, ona karşı duyguları gayet düzgün bir şekilde gelişen bir karakterdi ve ben bunu okumayı çok sevdim.

Adam'sa önceleri pek tasası olmayan, buna rağmen sorumluluklarının bilince -buna başkalarının sorumluluklarını üstlenmek de dahil, birisi hata yapsa bile bu hatanın asıl sebebinin kendisi olduğunu düşünmesine kıyamam ben- olan bir karakter. Öldüğü sanılan savaştan döndükten sonra yaşadıkları gerçekten üzücüydü ancak buna rağmen kendisinde fazla bir değişiklik yoktu. Üzüntüye boğulmuş olsa da yine de önceki adamdan farklı olmaması çok güzeldi. Ve Fleur'a karşı olan hisleri de çok güzeldi.

Başka bir yazar olsa baş erkek karakterin önceden sevdiği kadını "sevdi" deyip geçerdi ancak Adam'ın ilk eşine duyduğu bir zamanki aşkı çok inandırıcı buldum. Yazar bu durumu öylesine geçmemişti, gerçekten Adam'ın Sybil'i sevdiğine inandım ben. Aynı şey Fleur için de geçerli. Bence Fleur da bir zamanlar Daniel'a gerçekten aşıktı.

Bu kadar acı çekmiş olan iki karakterin birbirini bulması ve zaman içinde gelişen aşklarını okumak çok güzeldi.

Çeviride hata yok gibi bir şey, bu güzel ancak cümleler çok basit bir şekilde kurulmuştu bu açıdan bu kadar güzel bir kitabı okurken baya sıkıldığımı söyleyebilirim. Ayrıca aşırı tekrarlar vardı kitapta bir durum mutlaka birkaç sayfa sonra aynı cümlelerle veya aynı şekille karşıma çıkıyordu. Aynı cümleler yayın evinden kaynaklansa da aynı durumun defalarca anlatılması sanırım yazardan kaynaklanıyor. Ben yazarın ilk bu kitabını okudum bu yüzden yanlış bir yorum da yapıyor olabilirim. Bu iki kısım canımı çok sıktığından 7 verdim yoksa asıl puanım bu kitaba 10 olurdu.

Sıkıcı çevirisine rağmen okuduğum en sağlam historical kitaplardan biriydi.
Klasik tarzda yazılmış bir kitap olmasına rağmen esas oğlanın azmine ve kararlılığına bayıldım. Genelde bu tarz kitaplardaki kahramanlarımız hemen ilk dönemeçte pes eder ve kızlarımız onları bir şekilde ikna eder. Bu romandaysa ikna etmeye uğraşan oğlumuz. Bakalım nasıl bir yol izledi ve kazandımı?
Son günlerde okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Yazar aşkı , sadakati o kadar güzel hissetiriyor ki ! Adam sanırım şu bizim klasik erkek adam kalbımıza birazcık uyuyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mary Balogh
Unvan:
Welsh-Kanadalı Yazar
Doğum:
Swansea, Galler, İngiltere, 24 Mart 1944

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 93 okur okudu.
  • 40 okur okuyacak.