Nikolay Vasilyeviç Gogol

Nikolay Vasilyeviç Gogol

8.2/10
2.683 Kişi
·
8.614
Okunma
·
781
Beğeni
·
15.005
Gösterim
Adı:
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Tam adı:
Nikolay Vasilievich Gogol, Nikolay Gogol
Unvan:
Rus Roman ve Oyun Yazarı
Doğum:
Ukrayna, 31 Mart 1809
Ölüm:
Moskova, 4 Mart 1852
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar'dır.rnrnGogol orta halli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski Köyü’nde dünyaya gelir. Gogol’un çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.rnrnGogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828'de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.rnrnGogol, 1836'da Pişik Puşkin'in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’e eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.rnrnYazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin'in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.rnrnGogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.rnrnGogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’un bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.rnrnHikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.rnrnEski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vugusu ile sonlanır.rnrnBüyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maaruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.rnrnPuşkin’in ölümünden sonra Gogol’un popülaritesi daha da da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 43 yaşında Moskova’da ölür.rnrnGogol'ün tamamlayamadığı sadece taslaklarını kaleme aldığı Dördüncü Dereceden St. Vladimir Nişanı adlı oyunu ölümünden sonra Sasa Preis tamamlanmıştır.
Artık öyle bir noktaya geldik ki, insanlar şahıslarına yöneltilen bir suçlamayı,mensubu oldukları topluluğun tümüne yöneltilen bir saldırı olarak değerlendiriyor.
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Sayfa 23 - Ayrıntı Yayınları
Acınası bir küstahlık vardı bu gülümsemede.

Bir üçkâğıtcının yüzüne ilahi bir ifade ya da
Bir şairin eline muhasebe defteri nasıl yakışmazsa öyle bir uyumsuzlukla sırıtıyordu..
Tanrım!

Minicik bir an ve böylesine büyük bir mutluluk!
İki küçük dakika içine böylesine mucizevi bir yaşamın sığması!

Şu meleksi bakışı için tüm yaşamını vermeye hazır olduğu,
Evinin yakınında bulunmayı en büyük mutluluk saydığı...
Dünyada [...] neler oluyordu, neler! Mesela işittiğime göre, İngiltere'de bir balık sudan sıçramış ve tuhaf lisanla iki sözcük söylemişti. Bilginler tam üç yıldır bu iki sözcüğün anlamını çözmeye çalışıyordu. Ne var ki, henüz bulabildikleri bir şey yoktu. Yine gazeteden okuduğum bir habere göre, iki inek bakkala girip yarım kilo çay istemişti
"Hayat nedir? Acılar vadisi. Dünya nedir? Hissiz insan kalabalığı."
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Sayfa 193 - İş Bankası Yayınları, çeviri - Mazlum BEYHAN
''Bana göre, düşünceleri, duyguları ve izlenimleri başkalarıyla paylaşmak dünyadaki en büyük mutluluklardan biridir.''
Akıllı adam, ya sarhoş oluyor ya da azizlerin bile katlanamayacağı bir yüz ifadesi takınıyor.
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Herkes işini yapsın yeter. Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir.
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Sayfa 131 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 13. Basım, Mart 2017
Kitabı elime alıyor ve Palto’dan ne çıkacak düşüncesi ile başlıyorum okumaya.

Karşılaştığım hikâye kahramanının sıradanlığı, hiç beklemediğim bir şekilde beni öykünün içine çekiyor. Kitap, güçlü ve bi o kadarda edebi bir anlatıma sahip. Ana karakterin ve karakterlerin ruh halleri, düşünceleri ve hissiyatları zihnimin ekranında çok net bir vaziyette vuku buluyor hal böyleyken kahramanımız Akakiy, o kadar sıradan bir karakter ki gerçekliğinden ve gerçekten yaşamış bir adam olduğundan şüphe bile etmiyorum. Devlet dairesinde dokuzuncu dereceden memur olarak çalışan kahramanımızın tek yaptığı (ama yaptığı işin en iyisi olarak) verilen evrakları her gün başka bir iş yapmaksızın kopyalamak, temize çekmek. Yoksa tek yapabildiği mi demeliydim? Öyle ki üst amirinin, bir üst makam ve farklı bir görev vermesiyle bu görevi yapamadığı için huzuru kaçan ve makamı reddeden sıradan bir karakterden bahsediyorum!

En nihayetinde palto ile karşılaşıyorum; yırtık pırtık, muhtelif yerlerinde yamaların ve yıllardır kullanılmış olması nedeniyle yakasının yok denecek kadar kaybolduğu bir palto. Huzur kaçıran bir palto; sahibinin, makamların ve okuyucunun. İşte bu noktada huzurumuzun kaçmasına neden olan yazarın hiciv sanatına tanıklık ediyorum. Üslubun yalın gerçekçiliğinin yanında eseri, benim nezdimde önemli kılan en önemli özelliği ise yazarın alaycı ve eleştirel bir dil kullanmasıdır. Tüm bunların dışında yazar tarafından aydınlatılan bir diğer bölümü; insanların içindeki kötü yanın vurgulanması ve insanı insan yapan değerlerinden, özelliklerinden uzaklaşmaları oluşturuyor. Bu uzaklaşma insanların olağandışını, olağan olarak kabul etmeye meyletmesiyle meydana geldiğini düşünüyorum. Bu durumu, Antagonist yani Karşıt Kişi’nin farkında olamamaktan ileri geldiğini kitaptan bir örnekle açıklamak isterim: Devlet dairesinde ki bir memurun Akakiy’i alaya alıp aşağılaması durumunu, bir başka gün bir üst amirin aynı muameleyi memura göstermesiyle, memurun amirine karşı söylenmesi veya küfretmesi olayında aslında o amir, Antagonist oluyor. Bir başka deyişle memur, Akakiy’i alaya alıp hor görürken aslında kendini alaya alıp hor gördüğü gerçeğinin farkında olamamasıdır. Bir değer ifadeyle durumu empati yoksunluğu şeklinde de özetleyebiliriz. Gogol bu yoksunluğu acıma duygusu ile resmeder. (Acıma duygusuna Dostoyevki’nin eserlerinde de sık sık rastlarız. (Ne de olsa Palto’dan çıkan en büyük olgudur Dostoyevski.)) Hal böyleyken Akakiy’in “bırakın beni neden bana bu kadar eziyet ediyorsunuz “şeklindeki acı haykırışları dairede henüz olağandışını, olağan olarak kabul etmeye meyletmemiş bir memuru derinden etkilemesi ve bu davranışlarına son vermesiyle insanlığın acımasız yanı bir kez daha resmedilmiş olur. Bu memurun acıma duygusu en çarpıcı haliyle şu satırlarla karşımıza çıkıyor. “Hayatı boyunca bu sahne gözünün önüne geldikçe, genç adam elleriyle yüzünü kapatıp insan denilen varlığın ne kadar acımasız olabildiği; ince, kültürlü, terbiyeli kişilerde (Tanrım!), hatta toplum tarafından asil ve şerefli insanlar olarak kabul görmüş kişilerde bile ne kadar gaddarca bir yan olabildiği gerçeğini gördükçe derinden sarsıldı.”

Yazımın başında hep kitabın gerçekliğinden dem vurdum. Ne var ki hikâye ayaklarını, bu gerçeklik üzerine kursa da hikâyenin sonu ironik bir şekilde fantastik bir öğe ile son bulur. Tabi ki bu fantastik öğenin kullanılmasında da Gogol’un usta zekasının bir oyunu yatmaktadır. Yani şu durumda çözümü olmayan bir vaziyetin ya da sorunun fantastik bir sona dayandırılması karamsarlığı, adaletsizliği ve güvensizliği yansıtmak içindir.
"Hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık." Sözüyle başlayan bir serüven oldu Gogol benim için. Tabiri caizse gerçekten " Yaşamın bayağılıklarının usta bir ressamı"
Palto da bu yaşamın bayağılıklarının trajik olan yanlarını ele almış.

Akakiy Akakiyeviç, hor görülen, kişiliği ayaklar altına alınan silik bir karakter.
-Kürk Mantolu Madonna'nın Raif Bey'i ile benzer özellikleri var.-
Yaşamın içinden, insanın düşüncelerinin arasına sızıyor Gogol'un yazdıkları. Ciddi anlamda edebiyatta çığır açıcı...

Yüksek kısıma hitap eden edebiyattan, halk arasına kayan bir yazın tarzı öncüsü.
Silik, bastırılmış, susturulmuş karakterlerin, yüksek mevkii ve dominant insanların altında kalması. Bütün bunlara ithaf edilen güzel bir eser.

İnce bir kitap olmasına rağmen bilgi ağırlığı mevcut.

"Yüzeysel okuyucu bu hikâyede, maskaranın tekiyle ağır şekilde dalga geçildiğini düşünecektir; ağırbaşlı okuyucularsa, Gogol'un esas niyetinin Rus bürokrasisinin dehşet vericiliğini ifşa etmek olduğuna kesin gözüyle bakacaklardır."
"İlerici Rus eleştirmenleri bu karakterde mazlumların imgesini algıladılar ve hikayenin tümünü bir toplumsal protesto olarak değerlendirdiler. Ama hikâyede bundan çok fazlası vardır." -kitaptan alıntı-
Giriş bölümlerinde bu cümlelerin verilmesi, okumaya başlayacak olan kişinin ne ile karşılaşacağının habercisi gibi. Bu şekilde bir ön bölüm yazılmasını çok sevdim. Tabi, asıl hikayeye geçmek için de sabırsızlandım...

Gogol insanı biyerden alıp başka yere savuran​ bir yazardır. Yapılan yakıştırmaları​n hakkını veren bir "lafazan." Rastgele başlayan bir cümleyi, hiç beklemeyeceğimiz şekilde noktalayabilir.

"Palto'nun çok farklı iki edebi ekolün birlikte ama bambaşka nedenlerle önemsediği bir kitap olduğuna dikkat çekmek gerekir. Gogol'un bugün öykü türünün en önemli öncü yazarlarından sayılmasının nedeni de budur. Öykünün ilerde çok farklı biçim ve üsluplarla yazılacağının, büyük bir çeşitlilik göstereceğinin bir habercisi gibidir."

Kitabın son satırlarına yaklaşırken içimi bir bir hüzün kapladı.

Obuklov Köprüsü'nde Akakiy'in arkasından​ bakakaldım...

Sizin de Akakiy Akakiyeviç ile tanışmışlığınız yoksa, onunla bir tanışın derim.
İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...eri-palto-burun.html

Kitap, Neva Bulvarı, Burun, Portre, Palto, Bir Delinin Anı Defteri, Fayton adlı eserlerden oluşmaktadır.

Neva Bulvarı, Bağdat Caddesi, Şanzelize... Hiç fark etmez. Hepsi benzer özellikte caddeler. Sosyetik insanların ayak bastığı hatta bastıkları yerleri de sosyetikleştirdiği dünyanın çeşitli yerlerinden caddeler bunlar. Ortak özellikleri ise ışıl ışıl olmaları, rengarenk bir renk cümbüşü içerisinde insanlara lüksü, gösterişi, kapitalizmi, zenginliği ellerinden en göz boyayıcı şekilde nasıl geliyorsa o şekilde halka sunmak.

Fakat... O da ne? Neden böyle sokaklardaki insanlar aslında siliktir hep? Yoksa parası olmayan silinmeye mahkum mudur? Üst ve alt sınıf, rütbe ayrımları olduğu sürece renkler bile bu tür sosyetik caddelerde üstlere gider. Altlara inmeyi hiç istemezler. Sınıflaşan hava bile bir süre sonra yükselebilir. Sanki her yer rengarenk bir göz boyama tablosu gibidir. Gittiğiniz devlet daireleri bile o göz boyayıcı renklerle çepeçevre sarılmıştır. Renklerin ve paranın göz alıcılığının bu kadar insan gözüne sokulmaya çalışıldığı yerde, sokaklarda içleri ve beyinleri boşaltılmış insanların gezmesinin ne önemi vardır ki zaten?

Çizimleri yaptıktan sonra bile insanların teker teker silinmelerinin ardından onları tekrar çizmem ne kadar da acıydı öyle. Sanki kişiliklerini kendilerine hatırlatan ben gibiydim. Belki de bütün bu insanların devlet dairelerinde kalem memuru olmalarının silikliği benim kalemime de bir çağrı yollamış olabilirdi.

Mega şehirler insanı yer yutardı, bu dünyanın her yerinde değişmeyen bir kural gibiydi. Neva Bulvarı da aynı şekilde parası olmayan insanları içinde yok eden bir girdaptı. Hoş geldiniz diyordu içinde barındırdığı insanlara fakat boş gidiyordunuz farkında olmadan.

- Burun kısmını anlattığım yer spoiler içerebilir. Kitabı okumayanlar bu kısmı okumasa daha iyi olur ama çizimlere bakmakta pek sakınca olmaz.-

Düşünün, bir gün bakkaldan her gün aldığınız gibi bir ekmek almışsınız ve kestiğiniz o ekmeğin içinden başkasına ait bir burun çıkıyor... Nedir bu acep?

İnsanların yüksek rütbe, gösteriş ve sosyete hayalleri arasında belki bir gün siz de burnunuzu beraberinde kılıcı ve kafasında asil şapkasıyla sizin hayatınız boyunca hayal ettiğiniz mekanlara giderken, kadınlarla konuşurken ve caka satarken bulabilirsiniz.

Bütün insanların gözü yükseklerdedir aslında. Bu da insanların "burnu büyük" olmalarını sağlayan ilk etmendir. Gogol'ün de dediği gibi burnunu yüksek rütbelerde gören bir Burunov'un yerine bütün herkes bir gün Burunov olma arzusu içerisinde yanıp tutuşabilir. Biz en çok egomuzu beslemeyi severiz çünkü.

Kitabın portre kısmı ise en sevdiğim kısımdı. Zweig'ın anlatımına da benzeyen heyecan süreçleri, kitaptaki gerilimin ve heyecanın yükseldiği yerlerle beni tam bir etki çemberi içerisine aldı da diyebiliriz.

Aslında biz de çoğu zaman bakmaya dayanamadığımız gözlere bakarız Portre kitabındaki gibi. "Gözlerin anlatıyor her şeyi." demeyi istediğimiz insanlara bakar dururuz Athena'nın dediği gibi. Fiziksel detaylardan ziyade en çok detayı gözlerin tam da derinlerinde buluruz. Bu gözlerin içinde neler neler yoktur ki... Para kazanma hırsı, rütbe hırsı, insanların diğer insanları ezme kibirleri ve daha niceleri...

Fakat, Fernando Pessoa dememiş miydi "Ne zevk, ne ün, ne iktidar: özgürlük, yalnız özgürlük." diye? Ne kadar bu hırslar içerisine hapsolursak o kadar da özgürlüksüzlüğümüze hapsolurduk bir bakıma. Hırs ve para yönünden ise fakirsen hiçbir anlam ifade etmezdi varoluşun. Sosyete seni şehrin o kaotik ortamında yok ederdi.

Dostoyevski dememiş miydi "Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık." diye? Gerçekten de Dostoyevski, Çehov, Tolstoy, Gorki, Turgenyev ve daha nicesi bu paltodan çıkmış gibiydi. Memurların ve özellikle de kalem memurlarının delicesine sıkıcılıktaki rutin hayatları, Kafkaesk bürokratik hiyerarşi dünyasının bize hatırlattığı kasvet, gamsız öküz Akaki Akakiyeviç'e hediye ettiğim https://www.youtube.com/watch?v=W57wR1vHbUw Gamsız Öküz şarkısı, hakim, savcı, kaymakam, vali gibi önemli devlet adamlarının insanı gerim gerim germesinin öyküsüdür diyebiliriz bir bakıma Palto'ya.

Bir Delinin Anı Defteri'nde harika sosyete ve popülist kültür eleştirilerini bulabileceğimiz, Fayton öyküsünün son sahnesiyle de insanların elde ettiklerinin iç görünüş ve dış görünüşleri, rütbeleri orantısında elde ettikleri hürmet konularına eğilen Gogol'ün bu kitabını çok sevdim.

Her yol Roma'ya çıkmaz ama Neva Bulvarı'na çıkabilir.

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar dilerim.
PALTO DA PALTOYMUŞ HA

*Kitabın olay akışı hakkında bilgiler içerir.*

Toparlanın! 1842 yılına gidiyoruz.
1842 yılının Rusya'sına.
Çar 1. Nikola'nın baskı yılları...
*
Gogol, dünya öykü tarihinde çığır açan bir karakter yaratıyor: Akakiyeviç.
''Hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık'' sözünün anlamı burada yatıyor.
''Küçük'' insanlar ve onların ''sıradan'' yaşamları hikayelere böylece bu 'palto'dan sokuluyorlar.
*
Denilir ki; Gogol bir mecliste bir hadise dinler. Bir memur çok sevdiği bir av tüfeği alabilmek için uzunca süre para biriktirir. Nihayet av tüfeğini alır. Fakat talihsiz adam av tüfeğini günün birinde bir nehre düşürür. Bunun üzerine çok üzülür, depresyona girer. Bu depresyondan ancak iş arkadaşlarının aralarında para toplayıp ona bir av tüfeği almalarıyla çıkar.
Gogol'un bu anlatıdan etkilenip yıllar sonra ''Palto''yu yazdığı söylenir.
*
Gogol'un yaşamına baktığımızda memur olmak için çaba harcadığını görüyoruz.
Bir dönem bunu da başarmış, ama anlaşılan düşük bir memuriyet alabilmiş ki az para kazandığından bırakmak zorunda kalmış.
*
Akakiyeviç en düşük mertebeden bir ''devlet memuru''dur.
İşi gayet basit ve tekdüzedir: mektupları temize çekmek.
Ancak oldukça içine kapanık, küçük görülen, ''silik'' bir kişiliktir. Arkadaşları tarafından sürekli dalga geçilir.
(Burada Raif Efendi'nin ona benzediğini söyleyenler ne kadar haklıdır.)
*
Rusya soğuktur. (Destopitizm de bir yandan devam ededursun.) Zavallı Akakiyeviç'in paltosu o kadar eskimiştir ki, terziye onarması için götürdüğünde bunun iflah olmayacağını öğrenir.
Çare yeni bir palto diktirmektir!
Fakat hangi parayla?
Şu olur, bu olur, şöyle eder, böyle eder; nihayet yeni bir palto diktirir.
Bundan sonra hayatı artık bambaşka bir seyir almaya başlar.
Palto ilgi odağı haline gelir.
Fakat günün birinde Akakiyeviç'in paltosu yol ortasında gasp edilir.
Artık o ''paltosuzdur!''
*
Paltosu gasp edilirken olaya müdahale etmeyen bir polise; ''Görmüyor musunuz; gözünüzün önünde paltomu alıyorlar'' diye başladığı yakarışları bundan sonra trajik bir hal alır.
Gittiği polis merkezinde paltosuyla kimse ilgilenmez.
Sonunda ona ''mühim adam''a gitmesi tavsiye edilir.
*
Mühim adamlar; bürokratik mekanizmanın dışında işleri yasadışı ''halleden'' insanlardır.
*
Mühimdirler. Önemlidirler. Büyüktürler.
Oysa Akakiyeviç ''küçük''tür. Paltosu önemsizdir. Paltosunun çalınması mühim değildir.
*
Mühim adam, bu ''küçük'' adamı mahsus kapısında saatlerce beklettikten sonra yanına çağırttığında onun paltosuyla hiç ilginlenmeden onu azarlar.
*
''Küçük'' adam Akakiyeviç'in ''önemsiz'' kalbi kırılır.
*
''Paltosuz'' Akakiyeviç soğuktan üşütür ve birkaç gün içinde ölür.
Palto nedir? Soğuk nedir? Üşütmek nedir?
Acıdan ölünür mü, ölünür işte.
*
Öldüğünü bile günler sonra öğrenirler.
*
Gogol realist hikayesine fantastik bir olay sıkıştırır tam bu sırada:
Akakiyeviç artık bir hayalettir. Ve ''paltolu'' adamlara saldırıp onların paltosunu almaya başlar.
Bu kulaktan kulağa yayılır.
Sonra, ''mühim adam''ın da paltosunu alır bir gün, köprü üstünde.
Aradığını ve bedenine en uygun olanı bulmuş olacak ki, artık hayaletin palto çaldığı söylentisi handiyse biter.
*
''Paltosuz'' insanlar görünür yollarda.
*
''Önemsiz'' insanların paltolarını umursamayan ''mühim'' adam da ''paltosuz'' kalır bir gün, bir köprü üstünde.
*
Palto bir hayalet gibi dolaşıyor.
*
Bu dünyayı yakarsa ''paltosuzlar'' yakar bir gün.
*
Paltosuna sokulup Rusya'nın soğuk gecesinin ayıp yerlerine doğru yürürken Gogol, Rus halkını aşağılamakla suçlanıyor.
*
Gogol sonra, hayatını ve mücadelesini inkar edercesine yine o yüksek memuriyet hırsına yenik düşerek Çarlık ve Ortodoksluk övgüleri kaleme almaya başlıyor.
Belinski Gogol'a Mektup'u yazarak Gogol'u bütün geçmişini hiçe saymakla eleştiriyor. ...
*
Avrupa'da devrim rüzgarlarının estiği 1848 yılında Dostoyevski bir gruba katılır ve burada Belinski'nin Gogol'a Mektup'unu okuyanlardan biridir.
Grup üyeleri '' yıkıcı örgüt '' olarak çarlık tarafından yargılanır.
Dedik ya Rusya soğuktur, buz gibi bir iklim...
Dostoyevski önce ölüm cezasına çarptırılır, sonra hapis ve kürek cezasına dönüştürülür cezası.
Hem de tam da öldürülecekken söylenir bunlar ona!
*
O zaman 28 yaşındadır Dostoyevski. Onun hususi hayatında ve edebiyat dünyasında bir dönüm noktasıdır.
*
Görüyor musunuz Gogol'un Palto'sundan daha neler çıkıyor, neler!...l
Gogol, Gogol.. Dostum nasıl anlatmalı seni.. Yaptığın muzipliklerden mı bahsetmeli yoksa ince zekandan mı? Bu arada şundan da sitem etmeden geçemeyeceğim, sırf tasarladığın gibi olmadı diye yakmak zorunda mıydın bu güzel eserin ikinci cildini?

Ben Gogol okurken her zaman kendimi çok sevdiğim bir arkadaşımla vakit geçiriyormuşum gibi hissederim. Hani neredeyse hepimizin çevresinde bir arkadaş tipi vardır; size ağzına geleni söyler ama kızamazsınız, aksine o bunları söylerken gülmekten karnınıza ağrılar girer. Tabi ne demek istediğini anlarsınız ama söyleyişi o kadar komiktir ki, kızamazsanız. İşte benim için Gogol o dur.

Gogol’un her eseri ince bir zekanın ürünüdür. Sizi doyasıya eğlendirir, eğlendirirken de bir o kadar eleştirir. Eleştirinin de en kayda değeri budur herhalde. Kimseyi üzmeden, kızdırmadan, kimseyle tartışmaya girmeden yapılan. Ayrıca Gogol’un eserlerinde bir diğer unsurda; Dostoyevski, Tolstoy gibi tanınmış diğer Rus yazarlarından daha gerçekçi daha toplumsal olmasıdır. Örneğin Dostoyevski genel de düşünce üzerine yazar, eserlerinde işlediği alt tabakadan kişilerse Petersburg’un sarhoşları, ayyaşları ve faişeleridir, yer mekan genelde Petersburg’dur. Gogol ise Petersburg dışına da çıkmıştır eserlerinde. Mujikleri, memurları, toprak sahiplerini, subayları kısacası neredeyse tüm rus insanın işlemiş, adeta yaşadığı dönemin fotoğrafını çekmiştir.

Esere geçecek olursak, eser İlahi Komedya’ dan esinlenerek üç cilt olarak tasarlanmıştır. İlk ciltte Rusya’nın kötü yanları yazılmış ve yayımlanmıştır. İkinci ciltteyse olması gerekenler, iyiler düşünülmesine rağmen yazar bir türlü istediği karakterleri oluşturamamış ve geçirdiği bir bunalım esnasında ikinci cildini yakmıştır. Elimizde kalan ise birinci cilt ile ikinci cildin bazı parçalarıdır. Yani bu kitap tamamlanmış değildir. Yaklaşık 350. Sayfadan sonra eksikler başlar, bazı bölümler yarıda kesilirken bazı bölümler hiç yoktur. Eserde baş karakter Rus çiftlik sahiplerinin çiftliklerini gezerek onlardan ölü canlar satın almaktadır. Yazar böylece Rus toprak sahiplerini, köylülerini ve yaşadığı dönemin feodal sistemini tüm açıklığıyla anlatmış ve eleştirilerini yapmıştır. Ayrıca bütün eserlerinde olduğu gibi dönem memurlarının yozlaşmışlığını işlemeyi de eksik etmemiştir.

Eseri, benim gibi Gogol okumaktan hoşlananlar ve dönem Rusya’sının feodal yapısını görmek isteyenlere tavsiye ediyorum. İlk defa okuyacaklar içinse Gogol’a bu eserinden başlamamalarını öneririm. Öncelikle birkaç hikayesini okuyup tarzını görmeleri faydalarına olacaktır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Gogol 'un bu eserini okumadan önce sadece Puşkin ile beraber rus edebiyatının kurucusu olduğunu ve Dostoyevski'nin 'Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık. ' sözüne mazhar oldugunu biliyordum. Neler yoktuki o paltonun altında, tum otoriteler tarafından dunyanın en ıyı iki romanı kabul edilen Anna Karanına ve Karamazov Kardesler, devasa kalınlıkta kült eserler, etkiledikleri yazarlarıda sayarsak neredeyse dünya edebiyatının yarısı. Hem sadece romanda değil çehov ile beraber dünya hikayeleri de.
İşte bu düşünceler etkisinde Gogol'un kitabını aldım. Beklentım rus edebıyatının karamsar havası düşünüldüğünde çok felsefik, psıkolojık bir kıtap oldugundan yanaydı. Ancak okumaya başladığımda öylesine güldüm eğlendimki, şu an 'ne adamdı be' demeden edemiyorum. Ayrıca okuru güldürürken dönem Rusya sını da çok ince bir şekilde eleştirmiş yazar.
Okumaya başladığımdan beri kitap sevdası olan herkese Gogol okumasını tavsiye edıyorum. Diğer eserlerini de okuma listeme ekledim. Kesinlikle bu zamana kadar en keyif aldığım yazardı Gogol. Herkese Gogol okumasını tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.

Seni hiçbir zaman unutmayacağım Akaki Akakiyeviç!.. :)
Dostoyevski'ye "hepimiz Gogol'un Palto'sundan çıktık" dedirten güç, bize kim bilir neler dedirtebilir? Hayal gücümüzü daha ne kadar zorlayabilir, nasıl bir kelime bulabilir, ne sunabiliriz?

Öykü, Neva Bulvarı’nın anlatımı ile başlıyor, öyle bir tasvir ediyor ki Gogol, kendimizi tüm ayrıntıları ezberlerken buluyor, zihnimizde canlandırıyoruz. Aniden, kendimize gelmemizi sağlıyor Nikolay. Öyküye yavaş yavaş girdiğimizde ise, kadınlar üzerinden mesajlar gelmeye başlıyor. Bir kadın için ne kadar ileri gidebilirsin? Öyle çılgın bir tutku hayal edin ki, o tutkunun kurbanı olun. Neva Bulvarı Piskarev’in saf duygularının naifliği içinde kaybolurken, müthiş bir ironi ile Burun’ a konuk oluyoruz.

Nasıl bir anlatımdır, nasıl bir ironidir, insanların birbirini aşağıladığı ast-üst ilişkisi nasıl bir görmemişliktir. Bunu bize, en üstü "kapalı" şekilde anlatıyor. Hiyerarşi üzerinden, dönemi eleştirme şekli, bizi hayran bırakıyor. Bürokratik dokundurmalarla atıfta bulunuyor.

Portre ile, zenginliği, fakirliği test ediyor, paranın mutluluk getirip getirmediğini sorguluyoruz. Yeteneklerimizin bizi nereye götüreceğini iyi analiz etmemiz gerektiğini, kısacası “Ne dilediğimize dikkat etmememiz” gerektiğini söylüyor bize, “Portre”. Zengin olmak için ne kadar ileri gidebilirsin? Para için Sanatını feda eder misin? İç Huzur mu, Maddi huzur mu önemlidir? Bu sorulara kendi içimizde hesaplaşarak cevap buluyoruz...

*****“Palto” ile baştan başa çöküyoruz. Bu nasıl bir anlatımdır, bu nasıl bir öykücülüktür. Okurken, üzüntüden kederlendim. Hemen sahip olduğum her şeyi sorgulamaya başladım. Komik gelebilir ama internet üzerinden beğenerek almış olduğum üç adet kıyafeti geldiği günün ertesi günü geri gönderdim. Bir kitap bunu başarabiliyorsa, ders verebiliyor ve sorgulatabiliyorsa daha ne istenebilir ki? Hayatımızda nelere ihtiyaç duyup duymadığımızı iyi belirlememiz gerekiyor. Bir ayakkabı ihtiyaçtır, sonrasında aldıklarımız lükstür. Bir palto ihtiyaçtır, sonrasında aldıklarımız lükstür. Günümüzde ihtiyaçlarımızı, ihtiyacımıza göre değil, şımarıklığımıza göre verdiğimizi kabul edersiniz umarım. Paltoyu okuyunca, içinizde bu yargının azıcıkta olsa değiştiğine kanaat getirmediyseniz, bence kitabı boşuna okumuşsunuz demektir. Akaki Akakiyeviç’in hikayesi, hepimizin hikayesidir.

“Bir Delinin Anı Defteri” ile bir memurun gerçek hayattan koparak, nasıl dağıldığına şahit oluyoruz. Gülerek okusam da, insanların nasıl bir ruh hali ile yaşadığını düşünmeme sebep oldu. Her sayfası, ayrı bir delilik barındıran bu öykü, nasıl normallikten deliliğe adım attığımızı, yavaş yavaş, tane tane anlatıyor bize. Hayatın bize ne vereceğini bilmiyoruz. Bugünü yaşarken, kıymetini bilmeliyiz. Yarın ne olacağımız uçsuz bucaksız bir çöl gibi belirsizdir.

“Fayton” Gogol’un dalgın bir tanıdığına ithafıdır. Bu hikaye de ise dalgınlığımızın, unutkanlığımızın nelere sebep olacağı net olarak anlatılmaktadır. Söz vermeden önce, neye söz verdiğimize dikkat etmeliyiz. Söz verirken, neyi ne kadar yapabileceğimizi, sözümüzü tutup tutamayacağımızı iyi düşünmeliyiz.

İncelememi bitirirken, kitabı okuduğum esnada yazmış olduğum iletiyi sizlerle paylaşmak istedim;

Tolstoy, Dostoyevski, Cehov ve Gogol okuduğumda RUH halim kesinlikle değişiyor. İbret-i alem öyküleri, duygu anlamında beni göğün en tepesine çıkarıyor. Sahip olduğum manevi değerleri ayrı tutarsak, maddi olarak ta sahip olduğum küçücük bir toplu iğnenin bile ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. 'Yemek' konusuna hiç girmiyorum bile... Doğru şeylere şükrettiğimiz sürece, olan ve olmayan şeylerin değerini her zaman bileceğiz. Yanlış şeylere şükrektiğimizde ise hiç bir şey bilemeyeceğiz. Unutmayalım ki; şuan ne halde olursak olalım; daha kötü olabileceğimizi, o yüzden elimizde olan/olmayan en küçük maddi/manevi değerin kıymetini bilmemiz gerektiğini kendimize hep hatırlatmalıyız.

"Ne oldum değil, ne olacağız" diyebildiğimiz ve hiç kimseye yüksekten bakmadığınız sürece; yokluğun ve bolluğun kıymetini daha iyi bileceğiz. #27817921

Kitabı şiddetle öneriyor, herkese iyi okumalar diliyorum.

Sevgi ile kalın efendim..
...
Rus Edebiyatına 'Palto'suz Girilmez!

Bir paltodan ne çıkar? Eğer bu palto Gogol' a aitse, ondan bolca ilham ve koca bir edebiyat disiplini çıkar. Dostoyevski'nin "Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık" söz boşuna değildir yani. Zaten ben de bu sözü işittiğimde Palto'yu okunması gerekenler listesinin başına almıştım.

Palto, küçük hacimli bir kitap. Ancak ironisi ve farklı kurgusuyla hayli büyük. Garibim Akakiy Akakiyeviç'in başından geçenleri okurken onlarca duyguyu aynı anda yaşayabilmenin şaşkınlığını yaşıyorsunuz. Bu gariban, tuhaf ve kırılgan karakterin elinden tutup yürümeye başladığınızda; dönemin dünyasına ve insanlarına hayretle ve kızgınlıkla bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. İşte kitabın kalitesi de bu başarısında yatıyor.

Gogol'un Palto'da ele aldığı konular, konuları ele alış şekli ve kullandığı imgeler kendinden sonraki pek çok esere ilham olmuştur. Komünist-bürokratik sistem, farklı derecedeki memurlar arasındaki uçurum, insanların yüzeyselliği ve kaynayan semaver... Bütün bunlar Rus edebiyatındaki gerçekçilik akımının ana sütunlarını oluşturuyor. Romandaki fantastik öğeler ise işin tatlı kısmı.

Bir çırpıda okuyabileceğiniz, hakkında yazılmış pek çok yazı sayesinde edebiyat kültürünüzü arttırabileceğiniz Palto, mutlaka okunması gerekenler arasındadır.
...

Diyerek tanıtmış Mustafa Yıldız Palto'yu..

Kitap hakkında inceleme yazmaya çalışırken, kendi kendime 'Neden bu kitabı okumana sebep olan yazıyı yazmıyorsun?' diye sordum ve yazdıklarımı silip, beni Palto ile tanıştıran yazıyı ekledim buraya. Biliyorum, kendi incelememi yazmam gerekirdi. Ama kendimi bu kitabı anlatacak kadar yeterli görmedim..
Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap. Özellikle anlatım tarzı ve kullanılan imgeler, eğer yazma yolundaysanız size çok şey katar.

Rus edebiyatına Palto'suz girilmezmiş..
Ben Palto'mu geçirdim sırtıma. Gogol ile Rus edebiyatında ara ara dolanabilirim artık.
Havalar soğuk. Geç kalmayın, sizde Palto'nuzu alın.

E o zaman keyifli ve sıcacık okumalar..
Bir küçük adam hikayesi Palto...
Küçük insanların küçük hikayesi...

Olay Rusya'da geçiyor.Başkahramanımız babasıyla aynı adı taşıyan Akakiy Akakiyeviç.Bir apartmanda tek başına yaşıyor.Bir devlet dairesinde 9. dereceden bir memur.Mesleğine tutkuyla bağlı.Yaptığı iş ise kendisine verilen evrakları temize geçirmek.

Akakiy dürüst.Kendisine daha basit ikinci bir iş verildiğinde, bu işi yapmakta zorlandığını, yapamayacağını söyleyebilecek kadar dürüst.Ama zaten küçük insanların hırsı olmaz, gösterişi de olmaz, saf katıksızdır küçük insan, tek derdi kendi kendine yetebilmektir...

Peki neden yaşıyor ki bu küçük insan, hayatta değer verdiği nesi var, niçin yaşıyor, niçin nefes alıyor...?
Dediğim gibi sadece işini yapmak istiyor Akakiy.İnsanlar onunla uğraşmasın istiyor, kendi haline bırakılmak istiyor, insanları dış görünüşleriyle yargılamıyor.Ama arkadaşları onu rahat bırakmıyor, sıkıcı buluyor kah onunla dalga geçip kalemini ittirerek işini yapmasına engel oluyor kah yamalı eskimiş paltosuna gülüyor...
Peki o ne yapıyor tüm bunlara karşılık....Sadece tek bir cümle...tek bir cümleyle yetiniyor:

"Beni rahat bırakın, niçin bana böyle eziyet ediyorsunuz...?!

Ama büyük insanlar onu anlamıyor.Çünkü hırs gözlerini bürümüş, kötülük yüreklerine işlemiş, çünkü büyük insanların kalpleri onu anlayamayacak kadar küçük...

Akakiy kışın geldiğini kollarının ve sırtının üşüdüğünü fark ettiğinde anlayacak kadar ilgisiz.Kendisine birikmiş parasıyla yeni bir palto alıyor.Ve paltosu onun her şeyi oluyor.Çünkü tüm parasını paltoya harcıyor.Ona özenle itinayla bakıyor.Arkadaşları ise paltosunu görünce üstüne üşüşüyor.Büyük insanlar, birden küçülüyor...
Sonra hiç beklenmedik bir şey oluyor çalınıyor palto.Akakiy için evlat acısına eşdeğer bir acı oluyor bu.Bir sürü yere başvuruyor gezmedik yer bırakmıyor.En sonunda bir yetkiliye yollanıyor. By önemli şahıs.Akakiy durumu anlatıyor ona paltosunun bulunmasını istiyor.Gözlerindeki çaresizliği görmesini istiyor...Ama önemli şahıs ona bağrıyor otoritesi gereği ve onu azarlıyor hiç kimsenin azarlamadığı kadar.Kendinden geçiyor Akakiy bayılıyor.Hummalı bir ateş geçiriyor.Ve çok geçmeden de öleceğini öğreniyor. Sonra ölüyor.Evet bu kadar basit bir şekilde.Çünkü küçük insan o... tek başına, parası yok, kendini pohpohlamıyor, kimseye kötü davranmıyor, çünkü o küçük...hayatı küçük... ama yüreği sığmıyor büyük insanların hayatına...

Ölüyor...

Ama bu kadar çabuk kurtulamıyorlar ondan.Yerine hortlak bir Akakiy çıkıyor.Diyorlar ki kış gecelerinde bir hayalet insanların paltosunu onlardan çekip alıyor.Ve bu hayalet Akakiy' den başkası değil.Tez zamanda her yere dağılıyor bu haber.Hayalet Akakiy' den herkes korkar oluyor.Ve en sonunda önemli şahsı yakalıyor Akakiy ve ne gariptir ki onun paltosunu aldıktan sonra ortalıktan kayboluyor.

Çünkü önemli şahsın paltosu ona tam geliyor...
Böylelikle hayaleti de yok oluyor Akakiy' in....

Gayet güzel, kısa ve etkileyici bir kitap.Herkesin kendine göre yeniden anlamlandırabileceği birçok bakış açısı barındırıyor.Ben severek ve zevk alarak okudum.Bu kadar uzun olduğu için affınıza sığınıyorum.Özürlerimi sunuyorum.:)Herkesin okuması ve bu güzel kitapta kendinden birşeyler bulabilmesi dileğimle...
Şimdiden herkese iyi okumalar.:)
Klasik veya klasik diye bildiğimiz eserlerin en dikkatimi çeken özelliği, eskimeyen olmaları ve her devir açısından baktığımızda güncelliklerini koruyor olmalarıdır. "Müfettiş" için bugün söyleyeceklerimle beş yıl sonra söyleyeceklerim genel itibariyle yine aynı olacaktır. Yani "modası" geçmeyecektir. Tabii ki, farklı zamanlarda okurken alacağım (kitabın vereceği demiyorum,, benim alacağım) zevk ve mesajlar farklı olabilir. Ki, olmalıdır da!

"Müfettiş" dokunaklı bir eser (piyes). Çünkü okuduğumuzda bize toplumsal özeleştiri ve dolayısıyla bireysel özeleştiri yaptıracaktır. 'Sen nasıl isen sana öyle muamele yapılır' perspektifini açık şekilde hissettiriyor. Rusya'daki toplum ve otorite ilişkilerini en canlı, en doğru, en iyi şekilde gözler önüne seren bir eserdir "Müfettiş". Ver bana korkuyu, vereyim sana rüşveti. Bu durumun zamanla yaşam tarzımıza dönüşmesi...

Zaman ve mekan açısından Sovyetler'in "ortasını" olmasa da "kenarını" yaşamışlığım vardır. Çocukluk yıllarımı hatırlayarak bu piyesin belli bir kısımlarına örnekler verebilirim. Revizyor'un (Müfettiş) köyümüze gelişini babamın telaşı ve akşam eve geç saatlerde gelişinden anlıyordum. Arabamızı kendisininmiş gibi kullanmasından, kendisine gönderilen yemeklerden, kesilen kurbanlardan...

"Müfettiş" noktası ve virgülüne kadar gerçekleri anlatıyor. Rus klasikleri <<sadelikte büyüklük>> çizgisine sadıktırlar. Gogol da bu sadıklardan. Bu da onu alkışlamam için yeterli bir [edebi] sebeptir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Tam adı:
Nikolay Vasilievich Gogol, Nikolay Gogol
Unvan:
Rus Roman ve Oyun Yazarı
Doğum:
Ukrayna, 31 Mart 1809
Ölüm:
Moskova, 4 Mart 1852
Nikolay Vasilyeviç Gogol (Rusça: Николай Васильевич Гоголь) (31 Mart 1809 - 4 Mart 1852) gerçekçi Rus roman ve oyun yazarı. En çok tanınan eseri Ölü Canlar'dır.rnrnGogol orta halli toprak sahibi bir ailenin çocuğu olarak Ukrayna’da Soroçinski Köyü’nde dünyaya gelir. Gogol’un çocukluğu köy hayatı ile ve yoğun Kazak kültürü etkisinde geçer. Bu hayatın etkisi ileride yazacağı eserlere de yansıyacaktır.rnrnGogol, gençlik yıllarında şiir ve edebiyata ilgi duyar. 1828'de Petersburg’a gider. Orada memur olmayı ve bir şekilde geçinmeyi umar ancak işler umduğu gibi gitmez. Gogol, Petersburg’dan Almanya’ya gider ancak orada da parası bitene kadar kalabilir. Tekrar Petersburg’a dönüp iş arayan Gogol bu sefer çok düşük bir maaşla da olsa devlet memuru olarak çalışmaya başlar. Bu görevden de bir sene sonra ayrılır.rnrnGogol, 1836'da Pişik Puşkin'in çıkardığı Sovremennik adlı dergide, yergili öykülerinin en neşelilerinden biri olan Araba’e eğlenceli ve iğneleyici bir üslûpla yazılmış gerçeküstücü öyküsü Burun’u yayınlar.rnrnYazar, yazı sanatında büyük ölçüde Puşkin'in etkisi altındadır. Öyle ki, onun eleştirileri ve telkinleri olmadan yazamayacağını düşünür. Yazarın Puşkin’le olan arkadaşlığı, onu aldığı acımasız eleştirilerden de koruyan en büyük güçtür.rnrnGogol’un ilk ciddi ve dikkat çeken eserleri Ukrayna hayatı ile, halk deyişleri ile süslü halk hikâyeleridir.rnrnGogol 1831 – 1832 yıllarında yazdığı bu hikâyeleri, Dilanka Yakınlarındaki Çiftlikte Akşam Toplantıları adlı kitapta toplar. Bu öyküler Rus edebiyat dünyasında Gogol’un bir anda parlamasına yol açar. 1835 yılında Mirgorod ve Arabeski adlı eserlerini de yayımladı. Bu kitaplarında da halk hikâyeleri, özellikle Kazak geçmişi işlenmiştir.rnrnHikâyelerinde günlük hayatı ve bayağı kişilikleri zaman zaman mizahi zaman zaman öfkeye varan bir şekilde yeriyordu.rnrnEski Zaman Beyleri, Arabeski bu yergi kitaplarının ilkleridir. Arabeski kitabındaki hikâyelerinden biri olan Bir Delinin Hatıra Defteri bir memurun rutin hayatını ve işi yüzünden nasıl sıkıldığını anlatır. Hikayenin sonunda memur akıl hastanesine yatırılır. Portre adlı eseri ise dünyanın kötülüklerden kurtulamayacağı vugusu ile sonlanır.rnrnBüyük komedisi Müfettiş adlı eseri ile bürokrasiyi alay derecesinde yeren Gogol, eserinin sahnelenmesi ile tüm şimşekleri üzerine çeker. Tepkiler yüzünden Rusya’dan ayrılmak zorunda kalır. Roma’da Puşkin’in tavsiyesi ile en büyük eseri olan Ölü Canlar’ı yazarken Puşkin’in öldüğü haberini alır. Bu haber onun için “Rusya’dan gelebilecek en kötü haber”dir. O zamana kadar Puşkin’i düşünmeden dikkate almadan hiçbir şey yazmayan Gogol için bu haber gerçekten bir yıkım olmuştur. Puşkin’in ölümünün yıkıcı etkisine karşın 1842 yılında iki önemli eseri olan Ölü Canlar’ın 1. cildi ve uzun hikâyesi Palto’yu bitirir ve yayınlar. Ölü Canlar dönemin Rusya’sının çürümüşlüğünü gerçekçi bir biçimde gözler önüne sererken Palto’da sıradan insanların yaşadıkları acılar, maaruz kaldıkları haksızlıklar, ve yaşadıkları yoksulluk tüm gerçeklikleriyle, okuyucuyu sarsacak bir ustalıkla gözler önüne serilmektedir. Bu eser de dönemin en büyük eserlerinden biri olarak nitelendirilecektir. Rus edebiyatına sıradan insanların gerçekçi bir girişi olarak da nitelendirilebilir Palto. Öyle ki Dostoyevski hikâyeye hitaben “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.” diyecektir. Ancak öykü yayınlaması ile soylu kesimin tepkisini tekrar Gogol üzerine çeker. Dönem aydınlar üzerinde büyük baskıların uygulandığı karanlık I.Nikola dönemidir. Gogol düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla onun kötü yönlerini göstermekle, halkına ihanetle suçlanır. Ancak onun yapmak istediği halkını aşağılamak değil onu bu hale sokan yozlaşmış düzeni tüm gerçekliği ile gözler önüne sermektir. Maruz kaldığı bu suçlamalar yazarın ruhsal sağlığına da ciddi zararlar vermiştir.rnrnPuşkin’in ölümünden sonra Gogol’un popülaritesi daha da da artar. Bu ilgi Gogol’da bir öncülük hissi yaratır ve kendine toplumu değiştirmek, insanlara yol göstermek gibi misyonlar edinir. Bu dönemde eski yaratıcılığını kaybettiği söylenebilir. Dine karşı ilgisi artar ve daha önce eleştirdiği kiliseyi dahi övmeye başlar. Bu davranış hayranlarının tepkisini çeker ancak o bu tepkilere dinsel yorumlar katar ve Tanrı’nın gönlünü almak için ona daha da yakınlaşır. 1848’de kutsal toprakları ziyaret etmek için Filistin'e gider. Moskova’ya geri dönen Gogol, orada Matvey Konstantinovski adlı gerici bir rahibin etkisi ile 1852 yılında Ölü Canlar romanının ikinci bölümünün el yazmalarını yakarak imha eder. Bu davranışından 10 gün sonra 43 yaşında Moskova’da ölür.rnrnGogol'ün tamamlayamadığı sadece taslaklarını kaleme aldığı Dördüncü Dereceden St. Vladimir Nişanı adlı oyunu ölümünden sonra Sasa Preis tamamlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 781 okur beğendi.
  • 8.614 okur okudu.
  • 204 okur okuyor.
  • 4.655 okur okuyacak.
  • 152 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları