Platon

Platon

8.5/10
1.991 Kişi
·
7.064
Okunma
·
736
Beğeni
·
13.509
Gösterim
Adı:
Platon
Tam adı:
Eflatun, (Yunanca: Πλάτων)
Unvan:
Antik/klasik Yunan Filozofu, Matematikçi, Felsefi Diyaloglar Yazarı ve Batı Dünyasındaki İlk Yüksek Öğretim Kurumu Olan Atina Akademisinin Kurucusu
Doğum:
Atina, M Ö 427
Ölüm:
Atina, M Ö 347
Eski Yunan filozofu (Atina İ.Ö. 428-ay.y.İ.Ö. 348/347). Soylu bir ailenin oğlu olan Eflatun (ya da Platon), parlak bir öğrenim görerek, sanatın her dalında kendini gösterdi (çok genç yaşta şiirler, trajediler yazdı); Kratilos'tan bilim dersleri aldı. Sokrates'le tanışınca (İ.Ö. 407) felsefeye yönelip, gerek beden, gerek kafa yapısı bakımından siyasete yatkın olmadığından, o karışık yıllarda siyasetten uzak kaldı. Demokrasiyi küçümserken, OtuzlarMeclisi'yle iktidara gelen dostlarının yönetimini daha da beter buldu. Sokrates'in ölümünden sonra Megara'da Eukleides'in yanına çekildi; sonra yolculuklar yaparak Kyrene'de matematikçi Theodoros'la tanıştı. Mısır'a bir yolculuk yapıp, İtalya'ya giderek Tarento ve Lokroi'deki pyhthagorasçı çevrelerle ilişki kurdu. İ.Ö. 388'e doğru Dionysos'un kaynı Dion tarafından, Syrasos'u oek etkileyemedi. Atina'ya dönerek, Akademi Gymnasionu'nda Yunanistan'ın dört bir yanından gelen öğrencilere ders verdi. İ.Ö. 367 ve İ.Ö. 361'de iki kez daha Sicilya'ya gittiyse de, Genç Dionysos'u da etkilemeyi başaramadı ve felsefe ile tiranlığı bağdaştırmaktan vazgeçtş. Atina'ya dönüp, Akademi'de ders vermeyi sürdürerek, söylentiye göre bir şölen sırasında öldürüldü.

Eflatun'un bütün yapıtları günümüze kalmıştır: Felsefe ve felsefeyle bağlantılı konularda yazılmış 26 diyalog. Karşılıklı konuşmalar biçiminde yazıldıkları için bunlara "diyalog" denirse de, tümünü diyalog diye adlandırmak belki doğru olmaz; çünkü, sözgelimi Sokrates'in mahkemede yaptığı konuşmayı içeren Savunma ve daha birkaç yapıtı, temelde monologdur. Gene de, tarihsel kişilere dayansın ya da dayanmasın, bütün yapıtlarını kişilerin ağzından yapılan konuşmalar biçiminde yazdığı için, tümü bu anlamda tiyatrovaridir. Birkaçı dışında, diyalogların tümünde, Sokrates odak kişidir.
İyice bilin ki, bir değil bin kez ölmem gerekse de, doğru bildiğimi yapmaktan vazgeçmeyeceğim.
Platon
Sayfa 37 - Oda yayınları
İnsanları tarafsız gözlemle.
Her zaman konuşmaktan çok dinle.
Gerektiği yerde sus.
Bilmediğini bilen gibi yapandan uzak dur.
Sen bilirken susma,
bilmezken konuşma.
Bilgiyi elde etmek seni mutlu edecektir.
Asil insan bunu uygular.
Bu durumda felsefeci, ruhunu ve bedenini mümkün olduğunca ayırıyor, bu açıdan diğer insanlara benzemiyor.
Apologia Sokratus..

İktidarı darbe ile ele geçiren demokratlar tarafından MÖ 399 yılında,gençleri doğru yoldan çıkarmak,dinsizlik gibi suçlarla yargılanıp,devamında baldıran zehri içerek ölüme mahkum edildi.

Kendisini Atina'nın at sineği olarak tanımlıyordu,çünkü Atina halkını uykusundan uyandırdığını düşünüyordu.Savunmasının da da yazdığı gibi:
"Bana uyuklayanın at sineğine vurduğu gibi vuruyorsunuz, ömrünüzün geri kalanını uykuda geçirmek için.''

Kitap üç bölümden oluşuyor,birinci bölüm Sokrates'in asıl savunmasıdır,ikinci kısımda yargı kararı çoktan belli olmuştur ve üçüncü kısımda ise Sokrates'in ölüme giderken sarf ettiği en son sözlerini okuruz


Genel olarak baktığımız zaman Sokrates'e ölüm cezası aldıran ve örgütlenme yapan üç isim var: Meletos,Anytos ve Lycon.

Sokrates’i ölüme götüren bu üç Atinalı hakkında tarih bize çok fazla bir şey söylemiyor. Hiçbiri Sokrates’i yakından tanımayan ve fikirleri hakkında da pek bilgi sahibi olmayan insanlar. İddiaları ise kulaktan dolma bilgilerle sınırlı. Ama gerçek olan bir şey vardı; Sokrates’in fikirleri onların menfaatlerini zedeliyordu.

Tek suçu gerçeği göstermek olduğu için,insanlara bir şeyler öğretmediği onları sadece düşünmeye ittiği için Senatörlerin,halk üzerinden geçinenlerin karşısında şimdi de aynen olduğu gibi dinsiz,yalancı ve örnek olmaması gereken oldu.Hakkında ki suçlamamaları reddetmemesi,yargı karşısında hala düşüncelerini savunması,
amacının tartışmaya girmek değil ustaca sorular sorarak karşısındakine sadece asıl olan gerçeği buldurmak istemesi,ölümünden yıllar geçmesine rağmen bile bize Sokrates'i unutturmadı,felsefenin en temel taşına onu koymamızı sağladı.Ona göre bilgi doğuştandı.Tartışma insanların içlerinde taşıdıkları gerçeği ortaya çıkarmak için bir araçtı sadece..

Her neyse fazla sıkmadan,
Bu gün Sokratesi yargılayan,onu ölüme mahkum eden 500 Atinalı hakimden bir tanesinin bile ismi hatırlanmıyor.Onu kendi çıkarları için harcayan Meletos,Anytos ve Lycon'a tarih bile ışık tutamıyor.Oysaki 500 hakim ve diğerleri kendi dönemlerinin en zenginleri,en popülerleri ve en dahileriydi.
Fakat zaman onları çürüttü,Bugün ne Lycon kaldı, ne Anytos, ne de Meletos.Onların, hem kendileri hem isimleri hepten yok oldu ama sanık sandalyesine oturttukları Sokrates, aradan geçen 2500 yıla rağmen bir defa bile susmadı. hala ısrarla ve inatla savunmasına devam ediyor.
Sokrates'in, herkesin tapındığı toplumun tanrılarına tapınmadığı, onların yerine kendi tanrılarına tapındığı, dolayısıyla "dinsizlik" ile suçlandığı; neticesinde de jüri tarafından suçlu bulunarak idama mahkum edildiği davada yapmış olduğu savunma metni. Öncelikle Sokrates'in savunmasına ilişkin birçok farklı savunma metni varmış; fakat en güvenilir metnin Platon'a ait bu metin olduğu kabul ediliyor.

Sokrates bu davada yalnızca dinsizlik ile suçlanmamaktadır. Aynı zamanda gençlere kötü örnek olarak onları da dinsizliğe yönlendirdiği iddiaları da yer almaktadır. Düşünüyorum da ne kadar da soyut iddialar...

Platon ise, kitabın yazarı olmakla birlikte, dava esnasında orada bulunmuş, Sokrates'in savunmasının birincil tanıklarından birisi olmuştur. Aynı zamanda Sokrates'in öğrencisi olduğu da bilinmektedir. Sokrates bu kitapta yazılı olan harika savunmasına ve felsefesine rağmen jüri tarafından 30 oy farkla idama mahkum edilir ve baldıran zehri içirilerek cezası infaz edilir.

Bu kitap ve Sokrates'in savunması, yazarak veya söyleyerek anlatılamaz. Mutlaka okunması gerekir. Çünkü ne söylesek ne yazsak böyle bir savunma karşısında az kalır. Eksik kalır.

Sokrates'in savunması aynı zamanda onun yaşam tarzını da yansıtır. Sokrates'in yaşam tarzı ise tek bir fiille özetlenebilir: Felsefe yapmak... Hayatı boyunca, hakkında idam hükmü verildikten sonra bile felsefe yapmaktan vazgeçmez. Bu durum gerçekten Sokrates'in değerini görmemizi sağlar.

Aslında Sokrates böylesine soyut ve anlamsız iddialar karşısında felsefe yapmayı tercih ederek bana göre en doğru kararı vermiştir. Gerçekten de böylesine soyut iddialarla ve gerekçelendirmeden uzak bir takım delillerle bir insanı yargılamak ve neticesinde idam cezasına mahkum etmek insanlığımızın gelmiş geçmiş en büyük ayıplarından biridir. Hepimiz şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz.

Hakkında idam kararı verildikten sonra dahi felsefe yaparak efsane cümleler kurmuş Sokrates. İncelememi bu sözleri paylaşarak sonlandırıyorum:

"Başka türlü düşünürsek, ölümün bir iyilik olduğunu umduracak sebep olduğunu da görürüz; ölüm iki şeyden biridir: ya bir hiçlik, büsbütün şuursuzluk halidir yahut da, herkesin dediği gibi, ruhun bu dünyadan ayrılarak başka bir dünyaya geçmesidir. Ölüm bir şuursuzluk, deliksiz ve rüyasız uyuyan bir kimsenin uykusu gibi bir uyku ise, o ne mükemmel, ne tam bir kazançtır! Bir kimse, uykusunda, hiç rüya görmediği bir gecesini düşünerek, bunu hayatının öteki günleri ve geceleriyle karşılaştırsaydı, bütün hayatında bundan daha iyi ve daha hoş kaç gün ve kaç gece geçirmiş olduğunu da bize söyleseydi, sanırım ki herkes, değil yalnız alelade kimseler, Büyük Hükümdar bile, hayatında böyle pek az gündüz ve gece bulurdu. Ölüm bu çeşit bir uyku ise, büyük bir kazançtır; çünkü öyle olunca, zamanın bütün akışı, tek bir gece gibi gözükecektir. Ama ölüm bizi bu dünyadan başka bir dünyaya götüren bir yolculuk ise ve herkesin dediği gibi, bütün ölenler başka dünyada yaşıyorlarsa, yargıçlarım, bizim için bundan daha büyük ne iyilik olabilir? Gerçekten öteki dünyaya vardığımızda, bu dünyada doğruluk iddia eden kimselerden kurtularak, denildiği gibi asıl doğruluğu veren gerçekten yargıçları, Minos'u, Rahadamanthos'u, Aiakos'u, Triptolemos'u doğru yaşamış olan yarıtanrıları bulacaksak, bu yolculuk hiçbir zaman bir ceza olamaz. Bir kimse orada, Orpheus'a, Musaios'a Homeros'a, Hesiodos'a kavuşacaksa, bunun için ne vermez ki? Hayır, bu doğru ise, bırakınız bir daha, bir daha öleyim."
Bazı kitapları anlatmak neredeyse imkansızdır. Burada benim felsefe konusundaki yetersizliğim ve kitabi bilgimde dahil olduğu için olayı sadece sizlere yüzeysel olarak aktarabilirim.

Öncelikle söylemek istediğim okuduğum versiyon İş Kültür'ün yayını olduğundan kitaba eklenen diyalog sayısı çok fazla yani sadece Sokrates'in savunmasından ibaret değil. Euthyphron, Apologia, Kriton, Phaidon olan konuşmaları da kitaba dahil edilmiş. Beni en çok etkileyen bölüm; ölümü beklerken Phaidon'la olan diyaloglarıdır. Burada Sokrates ölüm ve sonraki hayat ile ilgili müthiş derecede önemli bilgiler veriyor. Ve ben bu bölümde Sokrates'in ne kadar büyük bir felsefeci olduğunu daha iyi anladığımı söylemek isterim.

Kitap Sokrates'in Arenaya girmeden önce Euthyphron ile konuşmasıyla başlıyor. Beni buraya bir suçlama yüzünden çağırmışlar diyor ve sohbetleri iyice derinleşiyor. Euthyphron'in kahin ve bir din bilgini olduğunu da söylemeden geçemem. Sonra Sokrates Atinalılar'a (Yargıçlara) hitaben kendini savunacak konuşmasını büyük bir cesaret ve erdemle yapıyor. Burada önemli bir detay vermem gerekirse kitapta yabancı kelime sayısı biraz fazla ve dipnot olarak değilde son not olarak verilmiş. Son notları en son okursanız hiç bir şey anlamayabilirsiniz. Okumayı bölüpte sürekli arkaya bakmakta işin zevkini kaçırıyor diyebilirim. Bu yüzden bazı şeyler havada kalabilir. Bu tamamen sizin zevkinize kalmış bir olay. Ben bir iki yer hariç son notları dikkate almadan okudum. Ona rağmen kitaptan büyük zevk aldım.

Kitapta altı çizilecek kelime sayısının çok fazla olması kitabın ne kadar dolu olduğunu gösteriyor. Her kelime bir detay her söz bir öğreti. Sokrates'in ruh ve ölümü sorgulamasındaki becerisi ve ruh derinliği muazzam. Kitabın bana ölüm hakkında ne kadar çok şey kattığını burada tek tek anlatamam ama ciddi anlamda etkilediği şüphesizdir.

Meletos, Anykos ve Lykon'un Sokrates'i gençleri yoldan çıkarıyor ve tanrıları inkar ediyor suçlamasıyla mahkemeye vermesiyle başlayan savunmayla soluksuz bir biçiminde ölümüne kadar devam ediyor. Özellikle son bölümleri defalarca dönerek tekrar tekrar okudum. Hafızalarda derin izler bırakacak bu diyaloglar beni gerçekten çok fazla etkiledi. Kitap bana göre; bırakın mutlaka okunması gereken kitaplara girmesini defalarca okunması gereken kitaplardandır. Şüphesiz dönüp dönüp bakacağım nadide kitaplardan biri olmuştur benim için. Başkalarında aynı etkiyi yaratabilir mi bunu tahmin edemem ama kitabı okumak derin felsefi bilginin yanında hafızanıza kazınacak epik karakterlerin o muhteşem dünyasında yapacağınız yolculuk size bambaşka tatları vereceği şüphesizdir. Kitap şu anda çoktan ilk 10 kitabıma girmiş ve yerini sağlamlaştırmıştır :) Keyifli Okumalar dilerim :)
Sokrates'in savunmasını bilindiği üzere öğrencisi yazmıştır. Tabii ki hocasının konuşmalarını esas alarak. Kitaba beni çeken, antik çağ filozoflariyla ilgili bilgi edinmekti. Çünkü 23 küsür yüz yıl sonra nasıl oluyorda bir insan hala düşünceleriyle var olabiliyordu. Asıl öğrenmek istediğim buydu. Ve bir fikrim de var artık sayılır. Lakin herkes okuyup kendi anlasın. Kopyacılık yok. İyi okumalar dilerim. Ayrıca Sokrates savunmasında kendini savunmamıştır. Düşüncelerini savunmuştur. İdam edilme pahasına. Gerçi bir çok fırsata rağmen ya da tavizle kurtulabilecekken ölümden kaçmaması intihar kokmuyor da değil.
Platon yine konuşturmuş. Hem filozofluğunu, hem sanatını, hem de kitaptaki bütün karakterleri.

Biliyorsunuz Platon’un diyalogları meşhurdur. Uçan kuşu yakalasa tutup konuşturacak. İyi ki de konuşturmuş. Onun sayesinde tarihte yaşamış  bir çok kişinin görüşünü öğrenmiş oluyoruz. Platon’un insanlığa bu hizmeti yadsınamaz bir gerçek. Platon olmasaydı Sokrates’i ve görüşlerini bu kadar iyi tanıyabilir miydik bilmiyorum. Büyüksün Platon!



Şölen kitabında da ünlü tragedya yazarı Agathon, tragedya yarışmasında aldığı birincilik hasebiyle evinde bir kutlama yapıyor ve arkadaşları Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristophanes ve Sokrates’i evine  davet ediyor. Platon bu bilge insanlar arasında geçen diyalogları yazmış. Yazmış ama doğrudan birinci ağızdan aktarmıyor bize. Şöyle ki, Apollodoros, Aristodemos adlı bir sokrates hayranından dinlemiş şölende geçen bütün konuşmaları. Apollodoros,  Aristodemos’tan duyduklarını Glaukon diye birine anlatıyor ve kitapta geçen bütün diyaloglar bu şekilde okura aktarılıyor.

Bu yönüyle biraz kafa karıştıran tarafı var çünkü zaman zaman hikaye içinde hikaye,  geçmiş zaman için de geçmiş zamana gitme durumları oluyor. Kitaptan kopmamak adına bu detayları kaçırmamak gerekiyor.



Şölen’e geri dönelim. Bu bilge insanlar Agathon’un evinde sarhoşlar mı yoksa ayıklar bir türlü anlayamadığım bir ruh haliyle Aşkı ve Aşk Tanrısı Eros’su konuşmaya başlıyorlar. Daha doğrusu niyetleri aşkı ve aşk tanrısını övmek. Bir nevi tefekkür ediyorlar. Her birinin aşka dair farklı farklı görüşleri, övgüleri var. Bunlara tek tek girmeyeceğim çünkü yazı çok uzayabilir. Kitaba genel olarak hakim olan bir görüş var ki o da oğlancılık. Bu abiler oğlancılığa çok sıcak bakan, hatta benimseyen insanlar. Hatta Aritophanes aşkı anlattığı bölümün bir yerinde “Bir erkeğin kesiği olanlar, erkeğin peşini bırakmazlar ve erkeğin dilimleri olduk­ları için çocuklukları boyunca erkekleri severler ve erkeklerle sarmaş dolaş olmaktan, yatıp kalkmaktan zevk alırlar. Hatta çocukların ve delikanlıların en iyileridir bunlar, çünkü en er­kek bunlardır doğaları gereği. Bazıları aldanır da edepsiz olduklarını söyler bunların. Ama edepsizliklerinden değil, yürekliliklerinden,yiğitliklerinden ve erkekçe görünümlerinden dolayı yaparlar bunu, istekle sarılırlar kendi­lerine benzeyene çünkü.” diyor.

Anlaşıldığı üzere oğlancılığa baya sempatik bakıyorlar. Tabii sadece Oğlancılık mevzusu anlatılmıyor. Aşkın ne kadar kutsal bir duygu olduğu, gerçek aşkın ne olduğu, insanın nasıl ve neye aşık olduğu son derece estetik bir dille farklı görüşler halinde okura sunuluyor.



Aşk üzerine daha önce Arthur Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği kitabını okumuştum. Schopenhauer bu konuya daha gerçekçi yaklaşıyor ve aşkın,  türün devamı için içgüdüsel olarak kişilerin birbirlerine duydukları ilgi olarak tanımlıyor. Şölen’de ise daha duygusal yaklaşılıyor aşk konusuna ve kutsal bir anlam yükleniyor. Öyle ki Aşk Tanrıları bile var. Bu bakımdan Schopenhauer’in görüşüne daha yakın olduğumu belrtmekle birlikte,  buradaki görüşlere de saygı duyduğumu söylemeliyim çünkü harikulade anlatıyorlar.



Kitabın ilk yarısına bakıldığında Aşka ve Eros’a ithaf edilmiş sanki. İkinci yarısı ise adeta Sokrates’e övgü mahiyetinde. Aşk ile alakalı en son Sokrates konuşuyor. Sokrates devreye girdiği ilk andan itibaren heyecanlanmaya başlıyorsunuz. Adam King! Soruya soru ile cevap vermesi, kendi diyalektiğiyle,  kurduğu diyaloglarla okuyanı mest ediyor, diğer kişiler içinde adeta bir yıldız gibi parlıyor.


Sokrates, “ Her şeyden önce aşk, en iyiyi ve güzeli arzuluyorsa; iyi veya güzel değildir. Çünkü, kendinde olan bir şeyi arzulamak saçma olur." aşka dair bu tanımı ile haydaa dedirtiyor arkadaşlarına bize.

Devamında ise kendisine aşkı anlatan bilge bir kadın olan Diotima'dan öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşıyor. Diotima aşk konusunda o kadar çok şey söylemişki hangisini yazsam bilemedim. Küçük bir alıntı paylaşayım.

“Aşk var ya aşk, iyi ve kötünün tam ortasında olandır. İyi veya kötü değildir; ama iyiyi, güzeli arzular. Bizi ona götüren araçtır." diyor ve aşk konusunda yine kafamız karışıyor. Aşkın ne olduğunu tam olarak öğrenemeyeceğiz sanırım.


Kutlama gecesinin sonuna doğru çat kapı Alkibiades sarhoş bir vaziyette Agathon’un evine geliyor. Platon bu fırsatı kaçırır mı hemen konuşturmuş Alkibiades’i de. Hem de öyle bir konuşturmuşki Sokrates’i kendisi övmesin diye Alkibiades’i kullanıp onun ağzından övmüş. Bu arada laf aramızda Alkibiades Sokrates’e aşık bir adammış ama Sokrates hiç yüz vermiyor. O taraklarda bezi yokmuş çünkü Sokrat’ın.  Alkibiades bunun kırgınlığıyla hem sitem ediyor hem de deli gibi övüyor Sokrates’i.

Gece yavaş yavaş gündüze kavuşurken bu kadar erkek sevici bir adamın bir arada bulunduğu bir evde kazasız belasız sabaha ulaşmalarına baya sevindim. :)

Kitap böyle sonlanıyor. Gerek Tanrılarıyla, gerek mitolojik göndermeleriyle mitolojik bir eser okuyormuş hissi veriyor okura kitap ve adı gibi bir şölen yaşatıyor. Kitabı felsefeye ilgi duyanlara da duymayanlara da  tavsiye ederim. Şahsen ben okurken çok eğlendim. Öyle ki bu aralar okuduğum kitaplara inceleme yazmazken bu kitaba yazmak geldi içimden. Umarım sizler de okur ve keyif alırsınız. Sevgiler…
Sokrates'e oysa ne kadar ihtiyacımız var şimdilerde. Bunca her şeyi bilen her şeylerin olduğu devirde!
Sokrates,bildiği tek şeyin hiçbir şey bilmediği olduğunu bilen, bir büyük bilge. Erdem,onur ve adalet sahibi filozof. Peki bedel ödemeden filozof olunur mu hiç? Tabiki olunmaz. O da nasibine düşeni alır bu kuraldan.
Ülkesinde gençleri yanlış yönlendirmek ve tanrılara inanmamakla suçlanır. Daha doğrusu kendisini çekemeyen ileri gelenler tarafından iftiraya uğrar. Çünkü Sokrates onların bildiklerini sorular sorarak çürüten kişidir. Mahkemede hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak bir savunma yapar ve sorular sorarak kendisine atılan suçlamaları bir bir çürütür ancak mahkum olmaktan kurtulamaz.

Sürgünü reddeder çünkü ülkesinde yaşamış, ülkesinin adaletine güvenmiş ve bundan bu güne kadar şikayet etmemiştir. Eğer bu cezadan dolayı ülkesinden ve adaletinden şikayet edecek olursa bu kendini ve geçmişini inkar etmek olacak. Ülkesine karşı ihanet etmiş ve bencil davranmış olacaktır. Tam kendine yakışan şekilde, nasıl yaşamışsa öyle ölür koca filozof, baldıran zehrini içer ve gözlerini kapar. Ortalığa kesif bir onur ve erdem kokusu yayılır vücudundan. Ortalık salt ışığa keser, bembeyaz ve saydam...
İnsanlarin 3 bin yıl evvel tartıştığı,sorguladığı şeyleri biz hala sorgulayamıyor,sorgulamayı akıl edemiyoruz. Sorgulamayı teşvik etmeyi bırak,sorgulamaya engel bir eğitim sistemiyle bunlardan haberdar olmak bile iyi bir sey.
Aynı toprak parçası üstünde yaşadığımız insanlar bir dünyaya yetecek kadar filozof yetistirirken, bizde felsefe yapanlara deli gözüyle bakılıyor ki zaten düşünen adam heykelinin akıl ve ruh hastalıkları hastanesinin önünde bulunması da buna en büyük kanıt.
Neyse, sevgili deli arkadaşlarım bu kitaplari okuyun, okutun bu ülkeyi belki de biz deliler kurtaracağız...
Sokrates; idam kararı verilmesine rağmen davası uğruna en ufak pismanlik göstermeyen, davasından donmektense idam edilmeye tercih eden ve bunuda idam kararından hemen önce dile getiren erdemli bilge ve onun en değerli öğrencisi ki sokrates ten daha başarılı olduğu genel bir kanı olan Platon. İsimlerini elbette ki çok duyduk ama neyi savunduklari ve onları olumsuzlestiren degerli fikirlerini merak etmeyen biz.
Belki bana acırlar ve verecekleri oldugu idam kararını vermezler diye çocuklarını mahkemeye getirmeyecek erdeme sahip bir insan. Hayatı boyunca adaletsizlik ve cikarcilik ile geçinen ve kendilerini herseyi bilen filozoflar sanan sofistlere karşı (sokratese göre) vermiş olduğu mücadele. Sokrates bilgeligin sınırlarının bilincinde olan biri olarak "en bilge" sözünün ne anlama geldiğini anlamak için, kendini bilge sanan insanları tek tek yokladigini, sonunda onlardan daha bilge olduğunu kavradigini soyler; ötekiler bir şey bilmedikleri halde kendilerini bilge sanirken, onun bilgeligi, birseyi bilmediğini bilme anlamında bir bilgeliktir.
Gördüğü gerçekleri dile getirmiş bu yüzden insanlar tarafından sevilmemis ki bu durum onu ipe götürmüştür, söylediği gibi çıkarsız bir hayat yaşamıştır. Kısacası örnek bir yaşam tarzına sahip olduğunu düşündüğüm bir kişi.
İlk defa felsefe ile ilgili bir kitap okudum ve cok beğendim. Herkese tavsiye ederim.
Merhaba tekrar :) Bir saatten az bir zamanda bitti. Toplam 45 sayfa zaten. Açıkçası çok tereddüt ettim acaba ağır mı gelir bana diye. Ama okumaya başladığımda gördüm ki , anlatım dili çok ama çok sade olmasına rağmen konu gerçek olmakla birlikte, insanoğlu olarak , M.Ö 'de aynıyız, şimdi de aynıyız. Çok kısa ama içeriği tüm yaşamın içindeki insanoğlunu tüm çıplaklığı ile anlatıyor. Özellikle şu an , bizim tüm politikacılara okutmak lazım ama ne fayda.... Sevgiyle kalın....
Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim: Ben ölmeye, siz yaşamaya.
Hangisi daha iyi?
Bunu Tanrı’dan başka kimse bilemez.
"Ölümün bir iyilik olduğunu umduracak nedenler olduğunu da görürüz. Ölüm iki şeyden biridir: Ya hiçlik, yani büsbütün bilinçsizlik durumudur veya herkesin dediği gibi, ruhun bu dünyadan ayrılarak başka bir dünyaya geçmesidir".

Sokrates kendisini çok iyi savunuyor. Kitabı oldukça beğendim. Sayfa sayısına gözünüz takılmadan (ne zaman bitecek bu kitap, demeden) okuyabileceğiniz bir kitap tavsiye ederim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Platon
Tam adı:
Eflatun, (Yunanca: Πλάτων)
Unvan:
Antik/klasik Yunan Filozofu, Matematikçi, Felsefi Diyaloglar Yazarı ve Batı Dünyasındaki İlk Yüksek Öğretim Kurumu Olan Atina Akademisinin Kurucusu
Doğum:
Atina, M Ö 427
Ölüm:
Atina, M Ö 347
Eski Yunan filozofu (Atina İ.Ö. 428-ay.y.İ.Ö. 348/347). Soylu bir ailenin oğlu olan Eflatun (ya da Platon), parlak bir öğrenim görerek, sanatın her dalında kendini gösterdi (çok genç yaşta şiirler, trajediler yazdı); Kratilos'tan bilim dersleri aldı. Sokrates'le tanışınca (İ.Ö. 407) felsefeye yönelip, gerek beden, gerek kafa yapısı bakımından siyasete yatkın olmadığından, o karışık yıllarda siyasetten uzak kaldı. Demokrasiyi küçümserken, OtuzlarMeclisi'yle iktidara gelen dostlarının yönetimini daha da beter buldu. Sokrates'in ölümünden sonra Megara'da Eukleides'in yanına çekildi; sonra yolculuklar yaparak Kyrene'de matematikçi Theodoros'la tanıştı. Mısır'a bir yolculuk yapıp, İtalya'ya giderek Tarento ve Lokroi'deki pyhthagorasçı çevrelerle ilişki kurdu. İ.Ö. 388'e doğru Dionysos'un kaynı Dion tarafından, Syrasos'u oek etkileyemedi. Atina'ya dönerek, Akademi Gymnasionu'nda Yunanistan'ın dört bir yanından gelen öğrencilere ders verdi. İ.Ö. 367 ve İ.Ö. 361'de iki kez daha Sicilya'ya gittiyse de, Genç Dionysos'u da etkilemeyi başaramadı ve felsefe ile tiranlığı bağdaştırmaktan vazgeçtş. Atina'ya dönüp, Akademi'de ders vermeyi sürdürerek, söylentiye göre bir şölen sırasında öldürüldü.

Eflatun'un bütün yapıtları günümüze kalmıştır: Felsefe ve felsefeyle bağlantılı konularda yazılmış 26 diyalog. Karşılıklı konuşmalar biçiminde yazıldıkları için bunlara "diyalog" denirse de, tümünü diyalog diye adlandırmak belki doğru olmaz; çünkü, sözgelimi Sokrates'in mahkemede yaptığı konuşmayı içeren Savunma ve daha birkaç yapıtı, temelde monologdur. Gene de, tarihsel kişilere dayansın ya da dayanmasın, bütün yapıtlarını kişilerin ağzından yapılan konuşmalar biçiminde yazdığı için, tümü bu anlamda tiyatrovaridir. Birkaçı dışında, diyalogların tümünde, Sokrates odak kişidir.

Yazar istatistikleri

  • 736 okur beğendi.
  • 7.064 okur okudu.
  • 242 okur okuyor.
  • 4.238 okur okuyacak.
  • 203 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları