Tanel Demirel

Tanel Demirel

Yazar
7.0/10
1 Kişi
·
5
Okunma
·
1
Beğeni
·
1.021
Gösterim
Adı:
Tanel Demirel
Unvan:
Akademisyen-Yazar
Doğum:
Fatsa, 8 Eylül 1968
Prof. Dr. Tanel Demirel, 1968 Fatsa doğumludur.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Demirel, University of Newcastle Upon Tyne’de yüksek lisans, Bilkent Üniversitesi’nde doktora yapmıştır. Halen Çankaya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesidir.
İnönü’ye tepkinin kişisel gerekçeleri de vardır. Bayar, İnönü’nün Cumhurbaşkanlığına destek vermiş ancak İnönü, kendisini başbakanlıkta tutmamıştır. CHP’den dışlanmamış, ancak aktif bir göreve de getirilmemiştir. Bayar, oğlunun kalp krizinden genç yaşta ölümünde İnönü Hükümeti’nin açtırdığı siyasal soruşturmaların etkisi olduğu görüşündedir. Menderes içinse, İnönü 15 yıl çalıştığı partinin değişmez önderi, milli Şefidir. Menderes uzun yıllar, İnönü‘ye saygı ve bağlılığını bildirmiş biridir. İnönü söz konusu olunca, kendisiyle beraber itiraz etmeden çalışmış olmanın getirdiği huzursuzluk da uyanmaktadır. Bu yıllar, unutulmak istenen ancak -İnönü’nün siyasetteki varlığı nedeniyle Unutulması kolay olmayan- dönemlerdır. Ve nihayet, İnönü -ve İnönü’den bağımsız düşünelemeyen CHP -karşıtlığı, başından bu yana DP’li olmayı belirleyen, DP’yi oluşturan farklı çıkar ve kimlikleri bir arada tutmayı mümkün kılan unsurlardan biridir. Muhalefet öne çıkarılarak parti içi güç mücadeleleri ve iktidarda olmanın getirdiği diğer problemler -geçici bir süre için de olsa- bir yana itilebilmektedir.
İnönü’nün hükumetten beklediği şey, kendisine danışılması özellikle dış politika konularında kendisinin tecrübelerinden faydalanılması, muhalefetin varlığını sorgulayan ya da sorguladığını düşündüren eylemlere girişilmemesi ve muhalefetin sert eleştirilerine karşı tahammül edilmesiydi. DP’liler açısından bu politikanın takibi hiç kolay değildi, çünkü İnönü’ye danışılırsa onun fikri alınırsa, tam da CHP’lilerin söyledikleri gibi, DP de İnönü’süz yapamadığını göstermiş olacaktı. İnönü’nün bu arzusu, muhalefette bile siyasetin merkezinde olma arzusunun, iktidar hastalığının bir tezahürü olarak algılanıyordu. İstişare bir yana, devr-i sabık yaratılmaması İnönü’ye Yetmeliydi.İnönü bu ihsan ile yetinmeli, dpi rahatsız edebilecek davranışlara girmemeli, ayağını denk almalı hatta kendisine dokunmadıkları için DPlilere minnettar olmalıydı. Kaldı ki, yıllarca ülkeyi tek parti rejimi ile yönetmiş birinin hak ve hürriyetler ihlal ediliyor diye muhalefet yapması inandırıcı da değildi. Menderes’e göre, “dünkü diktatörün, bugün huzurumuza çıkarak vatandaş hak ve hürriyetlerinin müdafi vazifesini üzerine alması gülünçtü.”
Çevresi ile ilişki kurmakta zorlanan, toplumdan kopmuş modern insanın iç dünyası ve kişilikleri üzerinde duran, bireyin hissettiği yabancılaşma ve hayata ilişkin anlam arayışı temasını işleyen Aylak Adam romanı 1959 yılında Yusuf Atılgan tarafından yazılmıştır. Yusuf Atılgan, Türk romanında toplumsal sorunlardan, toplumsalın bireyler üzerindeki etkisi temasına geçişi simgeler.
İktidar olunmasına rağmen İnönü fobisi ve kompleksinden kurtulunamamıştır. İnönü stadının ismi Mithatpaşa olarak değiştirebilir, İnönü Ansiklopedisi, Türk ansiklopedisi yapılırken, İnönü’nün oğlu Ömer İnönü bir cinayete karıştı iddiaları da gündeme taşınmıştır. İnönü’süz bir CHP söz konusu olursa, iktidar muhalefet ilişkilerinin düzeleceği de söylenmiştir. İnönü ciddiye alınması gereken bir muhaliftir. Kurtuluş Savaşından gelen bir ağırlığı vardır, devlet kurucusudur. Büyük bir siyaset birikimine ve devlet tecrübesine sahiptir. Soğukkanlı, sabırlı ve sinirlerine hakimdir, olasılıkları çok iyi hesaplar. İnönü’nün Atatürk döneminde en uzun süre görev yapan başbakan hüviyetinde olması, gerektiğinde Atatürk’e bile itiraz etmekten kaçınmaması başbakanlıktan ayrılıp inzivaya çekildikten sonra, ittifakla Cumhurbaşkanlığına seçilmesi, Türk siyasetinin kaygan zemininde ayakta kalma becerisinin üst düzeyde olduğunu gösterir. 1950 ile birlikte İnönü’nün demokratikleşmenin önünü açan lider konumuna gelmesi, kendisini yönelik ilgi ve sevgiyi artırmış, otoriter dönemin kötü anılarını bir nebze olsun silmeye yardım etmiştir. DP önderlerinin İnönü’nün ağırlığı karşısında yetersizlik duyguları hissetmediklerini söylemek kolay değildir.
Türk köyü ve kasabasının, farklılığı sapma olarak gören algılayan, her yerde hazır ve nazır baskıcı taşra havası bir çok yazar tarafından belirtilmiştir. Sorun sadece köy, kasaba ve taşraya münhasır da değildir. Rock’n roll’un yasaklanmasını isteyen öğrenci kuruluşları, striptiz kulüplerini yasaklayan belediye başkanları, varoluşçuluğu “sapkın” bir felsefe olarak nitelendiren gazeteciler, (İzmir’de) sokakta Amerikalı nişanlısıyla öpüşen Türk kızını linç etmeye çalışan kalabalıklar, bir bütün olarak hayatın değişik veçheleri söz konusu olduğunda 1950’ler Türkiye’sinde farklılığa tahammül düzeyi hakkında ipuçları verir. Bu atmosferde, Siyasal tahammül eksikliği şaşırtıcı olmasa gerektir. İktidar ve muhalefetin birbirine sert davranması, Siyasal mücadelenin bir gladyatörler mücadelesi haline gelmesi ilgi çekmektedir. Nelerin söylendiği değil, nasıl söylendiği merak konusudur. Taraflar birbirlerini görüşlerini anlayıp karşılıklı tavizlerle bir noktada uzlaşmak gibi bir hedef gütmemektedirler. Gaye, savunulan görüşe daha fazla taraftar kazandırabilmek, safları sıklaştırabilmektir. Görüşlerin değiştirilmesine de yol açabilecek bir tartışma, müzakere değil, hali hazırda kemikleşmiş bulunan kendi görüşünü bir başkasına değişik -ilgi çekici ifadeler yoluyla- kabul ettirebilme amacı öne çıkmaktadır. Siyasal tartışmalar Türkiye eğitim sisteminde uzunca bir süredir varolan “münazara” geleneğinden izler taşır.
Seçim sonrasında kurulan DP hükümeti, seçim öncesinde olduğundan daha yorgun ve yıpranmış bir halde gibidir. DP 424 milletvekili çıkararak bir kez daha çoğunluğu sağlamıştı ancak partililer inişe geçtiklerinin farkındaydılar. Hükümetin ilan edilmesi neredeyse seçimlerden bir ay sonra mümkün olabilmişti. Bu da, parti içi dengeleri tutturma konusunda Menderes’in ne kadar zorlandığını gösteriyordu. Menderes’in seçim gecesini kastederek yakın arkadaşlarına “Allah bize bir daha böyle bir gün göstermesin” dediği söylenir. Bu, Menderes’in iktidarı bırakmaktan ölesiye korktuğunun mu ifadesidir? Yoksa bütün seçim dönemi boyunca artarak devam eden sinirliliğinin seçim gecesinde doruğa çıkması mıdır? Menderes’in muhalefete düşerse, muhtemel bir CHP iktidarının husumetine maruz kalacağından korktuğunu biliyoruz. Hükümet etmeyi çok sevdiğini ve cezalandırma korkusu kadar, iktidardan düştüğünde dalkavuk halkasını özleyebileceğini de düşünebiliriz.
Tanel Demirel
Sayfa 285 - Hükümetin Sonbaharı
Mustafa Kemal ve arkadaşları için Batılılaşma/Çağdaşlaşma, İslam’a dayalı medeniyetten, Batı medeniyetine geçiş anlamına gelmekteydi. Burada bir seçim yoktu. Ya Batı medeniyetine girilecek ya da Batı’nın sömürgesi olunacaktı. Medeniyet değiştirme yolunda büyük adımlar attığını düşünen Kemalist elit, İslam dininin eski -ve çağdaş dünyada yaşama şansı bulunmayan- medeniyetin kırıntısı olarak algılama eğilimi içindeydi. Dolayısıyla, irtica olarak yaftalanan dini değer ve pratiklerin boy göstermesi, kabul edilebilecek bir muhalefet unsuru olmaktan çok yeni rejimin dayandığı temel esaslara meydan okuyan ontolojik bir tehdit gibi algılanıyordu.
CHP’ye göre DP, çok partili hayatı ortadan kaldırmaya çalışıyor, destek arayışı içinde yobazlar gibi rejim düşmanlarına da göz kırpıyordu. Hükümetin sadece maddiyatı ve kişisel zenginleşmeyi öne çıkardığı, devletin bir çiftlik gibi yönetildiği, ülkeye hizmet gibi idealist değerlerin ve idealistlerin ikinci plana itildiği de belirtiliyordu. Bu kötü gidişe karşı durmak minimum ahlaki değeri ve karakter sağlamlığına sahip her insanın ödeviydi. Devlet otoritesinin keyfi kullanımına karşı çıkmanın medeni bir hayat yaşamanın ilk ve en önemli şartı olduğu gibi, vicdani bir borç olduğu düşüncesinin işlenmesinin idealist sistemler temelinde harekete geçme eğilimi yüksek üniversite gençliği arasında etkili olacağı görülmüştür. İnönü, 15 Nisan 1960 tarihinde “cemiyetimizin ciddi bir ahlak buhranından geçtiği bir zamanda genç nesillerimizin sağlam bir ahlak sütünü olarak yükselmeleri, milletimizin geleceği için büyük bir kuvvettir. “ diye konuşuyor ve “cemiyetin her zümresine siyasi tazyikin getirebileceği yılgınlığı siz hiçbir güçlük tanımayan iradenizle dağıtmayo, yok etmeyi ve teveccühünüzle yenmeye çalışacaksınız” diyordu. İlginç bir biçimde, öğrencilerin muhalefetinde üniversite eğitiminin niteliğine ilişkin taleplerin öne çıkarılmadığını görüyoruz. Bu yönüyle, tek partili yılların öğrenci hareketlerine benzerlik dikkat çekicidir.
Tanel Demirel
Sayfa 227 - Üniversite ve Öğrenciler
Sağ siyasal gelenek, başından itibaren, büyük ölçüde birinci sınıf vatandaş olma mücadelesi ve hırsını harekete geçiren bir popülizmden beslenmiştir.
Hükümetin eylemleri darbenin nedeni olmaktan çok, subaylarda içten içe hep var olan devlet sahipliği düşüncesinin olgunlaşması ve pratiği dökülmesi fırsatını sunmuştur. Askerler bir müdahale için, konuşma, tartışma ve örgütlenme alışkanlığına sahiptirler. Siyasal konjonktüre göre bu konuşmalar ve bu konuşmalara katılan asker sayısı artar veya azalır ancak hep vardır. Bu gelenek gerek ordunun durumu ve gerek ülkenin içinde bulunduğu hali gündeme getirerek, kendi doğal yetki alanı olarak gördüğü devlet yönetiminde etkili olmak ister. Kimi zaman, seçimlerde yolsuzluk yapılmasını önlemek, kimi zaman ise, DP’ye iktidarı vermemek için darbe yapılsın denilir.
Diğer zamanlarda ise, ordu reformu, kardeş kavgasını önlemek, laikliği, demokrasiyi, ülkenin bölünmez bütünlüğünü veya Atatürk ilkelerini korumak gibi sebepler müdahale gerekçesi olarak resmedilir. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren yeni bir iştahla vurgulanan devletin sahibi ve rejimin bekçisi olan Ordu düşüncesinin ürünü olan bu anlayış, askerin siyasete çeşitli şekillerde müdahalesini görevin sıradan bir gereği gibi algılar.
Tanel Demirel
Sayfa 351 - Askerler ve Darbe Hazırlıkları
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tanel Demirel
Unvan:
Akademisyen-Yazar
Doğum:
Fatsa, 8 Eylül 1968
Prof. Dr. Tanel Demirel, 1968 Fatsa doğumludur.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Demirel, University of Newcastle Upon Tyne’de yüksek lisans, Bilkent Üniversitesi’nde doktora yapmıştır. Halen Çankaya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesidir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 11 okur okuyacak.