Vladimir İlyiç Lenin

Vladimir İlyiç Lenin

Yazar
8.7/10
729 Kişi
·
3.321
Okunma
·
410
Beğeni
·
15,8bin
Gösterim
Adı:
Vladimir İlyiç Lenin
Tam adı:
Vladimir İlyiç Ulyanov, V. İ. Lenin
Unvan:
Rus Sosyalist Devrimci, Ekim Devrimi'nin Lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin Öncülü Olan Rus Komünist Partisi/bolşevik Lideri, Yazar
Doğum:
Rusya, 1870
Ölüm:
Moskova, 1924
Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk - 21 Ocak 1924, Moskova), Rus sosyalist devrimci, Ekim Devrimi'nin lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncülü olan Rus Komünist Partisi/Bolşevik lideridir.

Lenin aynı zamanda Marksist teorik ve felsefi yazıların yazarı olarak bilimsel sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerindendir. Lenin'in en büyük amacı; kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmekti.[2]
Kendisi, Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teori olan Leninizm'in de kurucusudur. Leninizm, Marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanması olarak anlaşılır. Leninizm kavramı, yeni olgular ve yeni bilimsel gelişmeler doğrultusunda Marksizmin yeniden üretilmesi gereği üzerinden değerlendirilir ve Marksizmin devrimci ve bilimsel özüne uygun olarak geliştirilmesi olarak anlaşılır.

Çocukluğu ve gençliği

Rusya İmparatorluğu zamanında adı Simbirsk olan Ulyanovsk'ta doğan Lenin demokrasi ve özgür eğitim için mücadele veren devlet memuru İlya Nikolayeviç Ulyanov (1831-1886) ile liberal görüşlere sahip Maria Aleksandrovna Ulyanov'un (1835-1916) oğludur. Ailenin etnik yapısı çeşitlilik gösterir. "Lenin'in ataları Rus, Kalmuk (Oyrat), Tatar, Yahudi, Alman, İsveçli ve muhtemelen diğer birkaç halka daha mensuptur." [5] Lenin Rus Ortodoks Kilisesi'nde vaftiz edilmiştir.
Yaşamının ilk yıllarında iki trajedi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi 1886 yılında babasının beyin kanamasından ölümü, ikincisi de Mayıs 1887'de ağabeyi Aleksandr İlyiç Ulyanov'un Rus çarı III. Aleksandr'ın hayatına kasteden bir bombalama eylemine katılması nedeniyle asılmasıdır. Aleksandr tutuklandığı sırada yanında bulunan kızkardeşi Anna, Karzan yakınlarındaki küçük Kokuchkino kasabasına sürülmüştür.
Resmî Sovyet biyografilerinde, devrimci eylemlerinin temelinin bu olaylarda yattığı söylenir. Sovyet ders kitabında basılan Beluzov'un ünlü resmi genç Lenin'i ve annesini Aleksandr'ın kaybı için yas tutarken gösterir. "Farklı bir yol izleyeceğiz" cümlesi Lenin'in halk devrimi için anarşist ve bireysel yöntemler yerine Marksist bir yaklaşım seçtiği anlamına gelmektedir. Lenin Marksizm ile ilgilenmeye başladıktan sonra öğrenci gösterilerine katıldı ve sonunda tutuklandı. Kazan Üniversitesi'nden atıldıktan sonra bağımsız olarak çalışmalarına devam etti ve 1891 yılında avukatlık yapmak için lisans aldı.
Latince ve Yunanca konusunda kendini gösteren Lenin aynı zamanda Almanca, Fransızca ve İngilizce de öğrendi. Ancak Fransızca ve Almanca bilgileri yetersizdi. 1917'de Inessa Armand'ın yardımıyla Fransızca ve İngilizce ile yazılan makaleleri çevirmiş ve aynı yıl Cenevre'de S.N. Raviç'e Benim Fransızca ile ders verme kabiliyetim yok. demiştir.

Devrimcilik dönemi

Lenin Samara’da birkaç yıl çalıştıktan sonra 1893 yılında St. Petersburg’a yerleşti. Kariyer yapmak yerine devrimci propaganda ile uğraşmayı tercih etti ve Marksizm üzerine çalıştı. 7 Aralık 1895'te tutuklandı. 14 ay tutulduktan sonra Sibirya’daki Shushenskoye köyüne sürgüne gönderildi.
Temmuz 1898’de bir sosyalist eylemci olan Nadejda Krupskaya ile evlendi. Nisan 1899'da Razvitiye kapitalizma v Rossi (Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi - Geniş-Çaplı Sanayi İçin Bir İçpazarın Oluşma Süreci) yayımlandı.
1900 yılında cezasının sona ermesinin ardından Rusya’da ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde çalıştı. Zürih, Cenevre, Münih, Prag, Viyana, Manchester ve Londra’da bulundu. Sürgünde iken, sonraları önde gelen rakiplerinden olacak olan Julius Martov ile Iskra gazetesini kurdu. Devrimci hareket üzerine çeşitli makaleler ve kitaplar yazdı. Bu dönemde çeşitli mahlaslar kullandıktan sonra sonunda Lenin mahlasını kullanmaya karar verdi.
Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde (RSDİP; Rusça: РСДРП ) etkin görev aldı. 1903 yılında yazdığı Çto delat? kitapçığının kısmen etkilemesiyle ortaya çıkan parti içi bölünmede Menşeviklere karşı Bolşeviklere önderlik etti. Bu kitapçığın devrim öncesi Rusya’sında en etkili kitapçıklardan biri olduğu söylenir. 1906 yılında RSDİP’nin başkanlığına seçildi ve güvenlik nedeniyle 1907 yılında Finlandiya’ya geçti.
Avrupa'daki seyahatlerine devam ederek 1912’de Prag Parti Konferansı ve 1915’de Zimmerwald Konferansı gibi birçok sosyalist toplantıya ve etkinliğe katıldı. Lenin Zimmerwald Solu'nun en önemli lideriydi. Inessa Armand Rusya’yı terkedip Paris'e yerleştikten sonra sürgünde yaşayan Lenin ve diğer Bolşevikler'le karşılaştı. Armand'ın bu dönemde Lenin'in sevgilisi olduğuna inanılır. Lenin daha sonra İsviçre’ye geçti.
1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında, o zamanlar kendilerini Marksist diye tanımlayan Avrupa'nın Sosyal Demokrat partileri kendi ülkelerinin savaş için harcadığı çabayı destekledi. Lenin, Alman Sosyal Demokratları'nın savaşı desteklediğine ilk başlarda inanmamıştı, bu olaylar neticesinde savaşı destekleyen partilerden oluşan İkinci Enternasyonal’den ayrıldı. Lenin “emperyalist savaş” olarak nitelediği bu durumun sınıflar arası savaşa dönmesi gerektiğini savunuyordu.

Ekim Devrimi

Ana madde: Ekim Devrimi
8 Kasım’da Lenin, Rus Sovyet Kongresi tarafından "Halk Komiserleri Konsey Başkanı" (hükümet başkanı) seçildi.
"Komünizm Sovyet iktidarı ile tüm ülkeye elektriğin ulaştırılmasıdır" diyen Lenin, Rusya’nın her yerine elektrik götürülmesinin ve tarım ile sanayinin modernize edilmesinin önemini vurgulamıştır. "Sanayinin modern ve ileri teknoloji üzerinde örgütlenmesinin ve kent ile kırsal arasında bağlantı sağlayacak olan elektriğin yaygınlaştırılmasının kent ile kırsal arasındaki ayrımı ortadan kaldıracağını, kırsaldaki kültür düzeyini yükseltmeye olanak sağlayacağını ve ülkenin en ücra köşelerinde bile geri kalmışlığı, cehaleti, yoksulluğu, hastalığı ve barbarlığı yok edeceğini köylülere göstermeliyiz." Herkes için ücretsiz evrensel bir sağlık sistemi kurmak, kadınlara haklarını iade etmek ve okur yazar olmayan Rus halkına okuma yazma öğretmek konularında çok hevesliydi. Ama Bolşevik hükümetinin öncelikli eylemi Rusya’yı I. Dünya Savaşı’ndan çekip kurtarmaktı.

Yaşamının son yılları

Ana maddeler: Gürcistan Olayı ve Lenin'in Vasiyeti

Lenin'in sağlığı, devrim ve savaşın getirdiği gerginlik sonucu oldukça zarar görmüş, suikast girişiminde aldığı yaralar sağlık durumunu daha da kötüye götürmüştü. Kurşun hâlâ boynunda idi ve omuriliğe yakın durduğu için, o günün tıp tekniğiyle çıkarılması mümkün değildi. 1922 Mayıs’ında ilk defa felç geçirerek sağ tarafı kısmen felçli kalan Lenin’in hükümetteki rolü giderek azaldı. Aynı yılın Aralık ayında geçirdiği ikinci felçten sonra aktif politikadan çekildi. 1923 Mart’ında geçirdiği üçüncü felcin sonrasında konuşma yeteneğini de yitirerek ölene kadar yatağa bağımlı kaldı.
İlk kez felç geçirdikten sonra, hükümet ile ilgili bazı yazıları eşine dikte ettirdi. Bunların arasında en ünlüsü Lenin'in Vasiyeti’dir. Bu vasiyette, başta Stalin olmak üzere önde gelen komünistleri eleştiriyordu. 1922 Nisan ayından itibaren Komünist Parti’nin genel sekreteri olan Stalin'in eline sınırsız bir otoritenin geçtiğini söylemiş ve yoldaşların Stalin’i bu görevden uzaklaştırmak için bir yol aramalarını önermiştir.
Lenin’in ölümünden sonra eşi, 1924 Mayıs’ındaki 13. Parti Kongresi’nde okunmak üzere vasiyeti Merkez Komite Sekretaryasına teslim eder. Vasiyet o dönemde partiyi yöneten Grigori Zinoviev, Lev Kamenev ve Josef Stalin'i zor durumda bırakır. Partide Lenin'in büyük otoritesi ve saygınlığı metnin örtbas edilmesi ihtimalini imkânsız kılıyordu. Ancak Leon Troçki'ye karşı iktidar mücadelesi veren Zinoviev, Kamenev ve Stalin ellerini zayıflatmak da istemiyorlardı. Bu durumda Merkez Komite toplanacak[29] ve metnin 13. Kongre delegelerine not tutmamaları ve metinden kongrede bahsetmemeleri şartıyla okutulmasına karar verilir. Lenin'in eşi Krupskaya karara karşı çıksa da sonuç değişmez. Metin delegeler tarafından ayrı ayrı okunur ve Lenin'in beklediği iddia edilen etkiyi yaratmaz. Stalin Genel Sekreterliğe devam eder. Vasiyetin bır kısmı ilk olarak 1926 yılında Max Eastman tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlandı. Troçki ise partiden tasfiye edilip sürgüne gittiği dönem içerisinde 1934 yılında metni basacaktır.
Lenin 21 Ocak 1924 günü, 53 yaşında öldü. Lenin’in ölüm sebebi için yapılan resmî açıklama serebral arteriyoskleroz ya da dördüncü bir inme idi. Ancak Lenin’i tedavi etmeye çalışan 27 doktorun yalnız sekizi otopsi raporunda bu sonuca vardığı için, ölümü ile ilgili başka teoriler de ortaya atıldı. Tarihçilerin büyük çoğunluğu ölüm sebebinin, suikast neticesi boynunda kalan kurşunun neden olduğu bir felç olduğu konusunda hemfikirdir.
Lenin’in ölümünden üç gün sonra Petrograd şehrinin adı Leningrad olarak değiştirildi. Sovyetler Birliği, 1991 yılında dağıldıktan sonra şehrin adı Sankt Petersburg oldu. Leonid Krasin'in önerisiyle mumyalanan naaşı 27 Ocak 1924 tarihinde Moskova’da Lenin’in Mozolesi’nde daimî istirahatgâhına kondu.
"Devletin dinle hiçbir ilgisi olmamalıdır, dini cemaatler devlet iktidarıyla bağıntılı olmamalıdır. Herkes, herhangi bir dine inanmakta ya da hiçbir din tanımamakta, yani ateist olmakta tamamen serbest olmalıdır ve genel olarak her sosyalist de öyledir."
Vladimir İlyiç Lenin
Sayfa 23 - ALTER YAYINCILIK
Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette. Bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnızca kendi postuna özen göstermen yeterli.''
134 syf.
·3 günde·10/10 puan
Tarihi örneklere kısaca göz attığımızda, işçi hareketinde reformizmi besleyen çeşitli nedenlerle karşılaşıyoruz. Bunlardan biri, toplumsal devrim tehdidi karşısında başı sıkıştığında ve elbet nefesi de yettiğinde burjuvazinin sosyal reform kartını ileri sürmesidir. Zaten egemen sınıfların ezilenler üzerindeki egemenliklerini güvenceye almak için başvurdukları iki sosyal fonksiyon vardır. Lenin’in deyişiyle, papazın ve celladın fonksiyonu! Cellat, ezilenlerin protestosunu ve öfkesini bastırmak; papaz da, ezileni teselli etmek, onlara sıkıntıların ve fedakarlıkların azalacağı umudunu vermek için gereklidir. Böylece burjuvazi muhtelif yöntemlerle egemenliğini sürdürmeye çalışacaktır. İcabında ve gücü yettiğinde kitlelerin devrimci mücadelesini açık baskı yöntemiyle ezmeye teşebbüs edecek, bazen de papazın vaaz ve telkinleriyle onları devrimci eylemden uzak tutmaya ve devrimci duygularını köreltmeye çabalayacaktır.

Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı sonrasında örneklendiği üzere, kapitalizm çerçevesinde sağlanan bazı iyileştirmelerle işçi-emekçi kitleler yatıştırılmış ve bir “sosyal devlet” aldatmacası egemen kılınmıştır. Bu nesnel koşullar siyasal olarak tam da reformizmin yeşerip güçleneceği bir iklim yaratmıştır. Sonuç olarak, bu tür koşulların hüküm sürdüğü ülkelerde solda reformizm (ve kuşkusuz revizyonizm, oportünizm) yönünde bir siyasi erozyon yaşanmıştır.

Sınıf mücadelesinde reformist yaklaşımlara uygun zemin hazırlayan faktörlerden bir başkası ise, bir ülkede küçük-burjuva damarın güçlü oluşudur. Lenin çeşitli defalar, Rus reformculuğunun kendine özgü inatçılığıyla belirginleştiğini dile getirmiş ve bu durumun nedenleri üzerinde durmuştur. O dönemin Rusya’sı, Batı Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha fazlasıyla bir küçük-burjuva ülkesidir. O yüzden Rusya, genellikle küçük-burjuvazinin karakteristiği olan ve sosyalizme duyulan inanç konusunda da etkisini hissettiren çelişik ve kararsız ruh haline sahip kişi, grup ve siyasal eğilimleri ziyadesiyle yaratmıştır.

Tıpkı Türkiye’de de görüldüğü üzere, küçük-burjuvazi devrimci örgütlere kendisiyle birlikte hastalıklı siyasal yaklaşımları taşımakta, örgüte bağlılık konusunda kara sevda ile alçakça ihanet arasında yalpalayıp duran sakat tutumlar sergilemektedir. Ayrıca yine Rusya örneğinde olduğu gibi Türkiye’de de küçük-burjuvazi, devrimci mücadelede karşılaşılan başarısızlıklar karşısında dönek bir ruh haline bürünmeye, yenilgiye çok daha çabuk boyun eğip, cesaretini çok daha çabuk yitirmeye yatkındır.

Nitekim 12 Eylül faşist diktatörlüğünün kuruluşuyla birlikte içine girilen yenilgi dönemi, istisnasız tüm sol örgütlere damgasını vuran bu küçük-burjuva hastalıkların sayısız örnekleriyle doludur. Gerçi kapitalist gelişmeyle birlikte geleneksel küçük-burjuva katmanların erimekte olduğu doğrudur. Ne var ki küçük-burjuvalık sorunu, toplumda yaygın bir zihniyeti yansıtması bakımından hala çok canlıdır. Özellikle okumuş kesim ve bu kesimi besleyen üniversite gençliği, siyasi yaşamda küçük-burjuva tutumları yeniden ve yeniden üreten bereketli kaynağı oluşturuyor. Burjuvazinin ayrıcalıklı konumu karşısında öfkeye kapıldığında devrimci kimliğe bürünerek kafa tutmaktan hoşlanan, fakat proleterleşmekten de ölesiye korktuğundan aslında hep ayrıcalıklı bir konum peşinde koşan çeyrek aydın, küçük-burjuva zihniyetin dört dörtlük temsilcisidir.

Sınıf hareketine döneklik ruh halini ve yenilgi psikolojisini taşıyan küçük-burjuva, her an oportünizme veya reformizme savrulmaya teşnedir. Devrimci mücadelenin inişli çıkışlı ve zahmetli yolunda sebatla yürümeye yatkın olmadığı için, kendi ruhunun kaçış eğilimi içine girdiği her noktada devrim mücadelesini ve devrimci örgütleri suçlar. Kendisine böylece siyasi bir kaçış noktası bulmaya çabalar. Ruhunu küçük-burjuva hastalıklardan arındıramamış bir kişi, bireyselliği değil toplumcu düşünceyi benimsediğini söylediğinde bile her şey öncelikle kendisi için vardır. İşine geldiği sürece devrimci mücadeleyi kutsal kabul eder; ama zor günler göründüğünde ise çekilen sıkıntıların suçunu sınıf düşmanına değil, rahatlıkla devrimci mücadeleye yükler.

Bu nedenle dün Rusya’da veya bir başka ülkede ya da yakın geçmişte Türkiye’de yaşandığı üzere, yenilgiyle sona eren devrimci dönemlerin ardından sol harekette genelde inkarcı ve tasfiyeci rüzgarların esmesi anlaşılabilir bir durumdur. Böylesi rüzgarlar kof devrimcileri önüne katıp düzen yanlılarının cephesine sürüklerken, aynı zamanda da işçi hareketinde devrimciliğin küçümsenip reformculuğun yüceltilmesine hizmet eder. Lenin 1905 devrim yenilgisinden sonra gelişen tasfiyeci dalgayı teşhir ederken bu gibi hususlar üzerinde durur. Ve Rus reformcularının, devrimci tutumunu sürdüren insanları, “yenilgiye uğratıldıkları yere yeniden sokulmak istemekle” suçladıklarını hatırlatır. Lenin’in ifadesiyle, “devrime doğru yeniden sokulmak, durup dinlenmeksizin çalışmak, yeni durum çerçevesinde devrim fikrini yaymak ve işçi sınıfının güçlerini o devrim için hazırlamak” reformculara göre devrimci proletaryanın başlıca suçudur.
136 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
lenin'in marksizmde sol sapmayı eleştirdigi ünlü kitabıdır. lenin marksizm ve devrim açısından sol sapmayı sağ sapma (legalizm) kadar tehlikeli görmese de devrimin dik bir doğrultu üzerinde burjuvaziyle hiçbir uzlaşma anlaşma eğilimine girilmeden gerçekleştirilebileceğini düşünen maceracılara bu kitabıyla güzel bir tokat atmıştır. sınıf savaşımında devrimci taktiğin nasıl olması gerektiği konusunda bir baş ucu eseri diyebiliriz. Her solcunun mutlaka okuması gerektigini düşünüyorum.
96 syf.
·Puan vermedi
Din Üzerine,Vladimir İlyiç Lenin

Lenin büyük bir düşünür. Din üzerine fikirlerin belirtilmesinde lenin ve marksist düşünürlerin en büyük yanılgısı, herkes bizim gibi düşünmeli görüşünü savunmaları. Ben farklı inanç ve fikirlerin sınıflaşma olmadan yaşanabileceği bir sistemin liberal bir düzen olması gerektiğine inanıyorum.

Ancak devletin dini olmaması ve mutlak laiklik hakkında ki görüşlerine katılıyorum. Devlet tüm dinlere tüm insanlara eşit bir şekilde yaklaşmalıdır. Lenin, insanların marksist maddeci bilim anlayışını kavramaları sonucunda dinden uzaklaşacaklarını savunmuş. Ben fikre %100 katılmanın hata getireceğini düşünüyorum bir fikri ve inancı birbirinden ayıran noktada dinin bireysel inanç sistemine dayanması bir kişinin inandığı bir sistem vardır. Bu dini safsata olarak nitelendirmek insan için bir inancın ve dogmanın sorgulanabilirliği sorunsalını getirir.

Lenin sosyal-demoktarların ateist olduğunu maddeci bilimin insanı bir afyon olmuş dinin elinden kurtaracağını söylüyor. Ben dinin insan etrafında şekillendiğini düşünüyorum ve din üzerine lenin'in öne sürdüğü fikirlerin gerçeklikten uzak ve bölgesel uygulanabilirlikle ancak bir statiko oluşturabilir.

Günümüzde uygulanması gereken din ve inanç özgürlüklerini kapsayan laik düzeni savunmasının devlet yönünde bir eşitlik olması gerektiğini söylemeli insanların hatta farklı düşünce sistemleri ve inanç sistemleri ortaya atabilecekleri bir düzen oluşturabilmeli.

Sınıf çatışması ve din üzerine iki farklı tartışması ile Vladimir İlyiç Lenin parti politikalarının ve sosyal demokratların dine olan bakışını açıklıyor.

İyi okumalar...

-Furkan DOLGUN
280 syf.
·6 günde·7/10 puan
Kadının, Marksist ideolojideki yerini anlatan kitap, Karl Marx, Friedrich Engels, Vladimir Lenin ve Stalin'in kadınlar hakkındaki söylemlerine dayanmaktadır.

Marx-Engels ikilisi, özellikle Ingiltere Endüstrisinde kadının nasıl bir rol aldığını kendi eserlerinde tahlil etmişlerdir.
Kitapta da, bu tahlillerin içlerinden en çarpıcı olanlara yer verilmiş.

Ingilteredeki kadınların neden fuhuş batağına düştüğünü, proleterlerin neden seks ve alkol batağına saplandığını hem istatistiksel, hem toplumsal hem de psikolojik olarak işleyen düşünürler, aslında bu sorunun sadece ingiltere ile sınırlı kalmayacağı, kapitalizmin zehrini akıttığı her ülkede benzer senaryoların vuku bulacağını gözler önüne seriyor. Kutsiyetini kaybetmiş, ahlâkı bozulmuş, parçalanmış, yıkılmış ailelerin zor şartlar altında nasıl çalıştıkları, meslek meslek açıklanmış.

Burjuvazinin sadece kadını değil 4 yaşındaki çocukları dahi nasıl makine gibi çalıştırdığı, günde on sekiz saat çalışan çocukların vücutlarında meydana gelen hastalıklar ve omurga yapılarının kötüleşmesi hatta kadınların bu şartlarda çalışmaları yüzünden çocuk sahibi olamamaları... Işte tüm bunlar kitapta Marx-Engels tarafından açıkça gösterilmiş.

Lenin ve Stalin ise, kadınların da erkekler gibi kanuni haklara ve toplumsal eşitliğe vurgu yaptığı metinleri, konuşmaları kitapta yer alıyor.
Eğer kadın haklarının tarihsel gelişimi açısından bilgi sahibi olmak istiyorsak, özellikle 1850-1940 lı yıllar arasındaki donemi merak ediyorsak kitabı okumamız gerekiyor. Belki tarih boyunca dönem dönem kadının toplumsal hareketteki yeri artmış olsa da bu durumu ideoloji haline getiren Yuce Karl Marx'a tüm kadınların neden müteşekkir olması gerektiğini, bu kitapla bir kez daha anlamış bulunuyoruz.

EZİLEN CİNSİYET İÇİN ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK sloganını benimseyen tüm insanlara selam olsun
224 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Komünizm, tüm sınıfların eşitliğine dayanan ideoloji olarak kadın-erkek cinslerinin de eşitliği hakkında da yenilik getirmiştir. Bunu yaparken ise erkekleri aşağılamak ya da bu eşitsizliğin sebebi olarak erkekleri göstermek girişiminde bulunmamıştır. En azından bu kitapta bunu görüyoruz.
Karl Marx , Friedrich Engels ve Vladimir İlyiç Lenin 'in kadın ve aile hakkındaki düşüncelerini içeren kitapta, sömürünün her türlüsüne karşı çıkan komünizmin kadının sömürülmesine de karşı çıktığını ve kadının özgürleşmesi ile kadın hakları eşitliğinin gerçekleşmesi konusunda nasıl bir yol gösterici olabileceğini çok net anlıyoruz.
Kitapta bu 3 büyük devrimcinin özellikle
- Kutsal Aile ya da Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi
- Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
- Büyük Bir Başlangıç
isimli eserleri başta olmak üzere diğer eserleri ve söyleşilerinin (kitabın en sonunda yer alan Lenin söyleşisi) kadın ve aile konusundaki bölümleri aynen yer alıyor.
Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımızın, oy haklarını, boşanma haklarını, çalışma haklarını, siyasal haklarını, toplumsal haklarını vb gündeme getiren bu 3 büyük devrimci; belki yaşadıkları dönemde kendilerini dünyaya yeteri kadar ifade edemediler ancak bunun kadın haklarının geldiği noktayı iyi anlamak için bu kitabı ( Kadın ve Marksizm Ve bu kitabı) okumak son derece yararlı bir iş olacaktır.

(Lenin'in, kadının örgütlenmesini ve devrimlerde neden bulunması gerektiğini açıkladığı satırları okurken, milli mücadelemiz ve sonrasında Ulu Önder'imizin neden kadınlara bu kadar değer verdiğini çok daha iyi anlıyoruz.)
192 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Herkese iyi akşamlar.
Bugün ''Sosyalizm ve Anarşizm '' kitabını inceleyeceğiz.
Kitabı incelerken daha ziyade tercih edeceğim analiz ve bilgilendirme metodum, yalnızca görüşlerimle ve okumamdan edindiğim bilgileri harmanlayıp yorumlamamla olmayacak, çeşitli kaynakçalardan konuya dair esaslı kabul ettiğim birtakım argümanları aldım ve bu minvalde değerlendirmeniz için sunacağım incelemenin daha kapsamlı olacağına inandım. Onun için isterseniz aşama aşama gidelim...


1- DİYALEKTİK YÖNTEM

"Varolan ne varsa,yalnızca, herhangi bir hareket sayesinde var olmakta ve yaşamaktadır.Bizler, üretici güçlerin geliştiği, toplumsal ilişkilerin yıkıldığı sürekli bir hareketin içinde yaşıyoruz..." der Marks.

Aslında bu tespit sosyalizmin de temel çatısını oluşturur. Kolektif çalışma, birey odaklı değil toplumsal merkezli kurumsallaşma,kamusallaşmak için özelleşmeye savaş açarken, birey menfaatini değil toplum çıkarını gözetme esası!
Marks'ın sözlerinden,diyalektik yöntemden ve sosyalizmden çıkarırım bu şekilde oldu.
Üretici güçler sisteminin ve döngüsünün yıkılmasını isteyen anarşistlerden ne kadar farklı düşünüyor değil mi?

Peki Lenin'in diyalektiğe ve sosyalizme dair yaklaşımı nasıldı?
''Sendikalarda canla başla çalışalım,her alanda Marksizmin devrimci teorisini proletarya içinde yaymaya ve bir sınıf örgütü kalesi kurmaya çalışalım.Her şey bunun ardından gelecektir.''

Yani proleterya ve köylülerin menfaati.
Yani alt sınıfın ve ezilenlerin menfaati.
Peki anarşizmde proleteryanın ve köylünün menfaati önemsenir mi?
hayır. Tersten burjuva düzenini savunan bireyci bir düşünce, köylüyü ve işçiyi önemsemz.

Peki Marks'ın fikir arkadaşı ve yoldaşı Engels için Bakuninciler(anarşistler) ne anlama geliyordu.
''Bakuninciler(anarşistler) bize devrimin nasıl yapılmaması gerektiğini öğrettiler.

Şimdi isterseniz linkini bıraktığım sol paylaşımda konuya dair neler ifade edilmiş ona bakalım;

''Bazıları marksizmle anarşizmin aynı ilkelere sahip olduklarını ve aralarında yalnızca taktik görüş ayrılıkları bulunduğunu ve bu nedenle de kendilerince bu iki akımı birbirlerinin karşısına koymanın tümüyle olanaksız olduğunu söylüyorlar.

Ama bu büyük bir yanılgıdır.

Biz, anarşistlerin, Marksizmin gerçek düşmanları olduklarını görüşündeyiz. Bunun sonucu olarak gerçek düşmana karşı gerçek mücadele verilmesinin zorunlu olduğunu da kabul ediyoruz. Bu nedenle, anarşistlerin "öğreti"sini başından sonuna kadar incelemek ve her yönüyle iyice değerlendirmek gerekir.

Sorun, Marksizm ve anarşizmin, her ikisinin de mücadele arenasında sosyalist bayrak altında görünmelerine karşın farklı ilkelerden temellenmeleridir. Anarşizmin temel taşı bireydir ve ona göre bireyin kurtuluşu, kitlenin, kollektifin kurtuluşunun başlıca koşuludur. Anarşistin düşüncesine göre, birey kurtulmadığı sürece kitlenin kurtulması olanaksızdır ve bu nedenle de sloganı "Her şey birey için"dir. Buna karşılık Marksizmin temel taşı kitledir ve ona göre kitlenin kurtuluşu, bireyin kurtuluşunun başlıca koşuludur. Yani Marksizme göre, kitle kurtulmadığı sürece bireyin kurtuluşu olanaksızdır ve bu nedenle de sloganı "her şey kitle için"dir.

Açıktır ki burada sözkonusu olan şey, yalnızca salt taktik görüş ayrılıkları değil, birbirini yadsıyan iki ilkedir.

Ayrıca proletarya diktatörlüğünü reddettiklerinden dolayı anarşistlerin gerçek devrimciler değildir!
Yazının devamı ve türevi okumalar için :https://www.solpaylasim.com/...i-sosyalizm-mi-.html

Şimdi Marksist okumaların yapıldığı bir başka kaynakça üzerinden konuyu irdelemek istiyorum.

Anarşizm ve Sosyalizm (1901)
Lenin Toplu Eserler, Cilt 5
Tezler:
1. Anarşizm, varlığı 35-40 yılı boyunca (Bakunin ve Enternasyonal, 1866--), (ve Stirner'i de dahil ettiğimizde, daha uzun yıllar boyunca) sömürüye karşı genel basmakalıp söylemlerden başka şey üretmemiştir.

Bu sözler 2,000 yıldan fazla süre içi geçerli olmuştur. Burada eksik olan ;sömürünün nedenlerinin bir kavranışı, toplumu sosyalizme götüren gelişiminin kavranışı, sınıf mücadelesinin sosyalizmin gerçekleşmesinin yaratıcı gücü olarak bir kavranışıydı.

2. Sömürünün nedenlerinin kavranışı. Meta ekonomisinin temeli özel mülkiyet. Üretim araçlarında toplumsal mülkiyet. Anarşizmde böyle bir akvrama ,anlayış yoktur.

Anarşizm , ters burjuva bireyciliğidir. Temeline sadece bireycilik hakimdir.

Küçük mülkiyetin ve topraktaki küçük ekonominin savunulması. Kenie Majorität.[1]
Otoritenin , hem birleştirici hem de örgütleme yanını yok sayar,inkar eder.

3. Toplumun gelişimini - geniş ölçekli üretimin rolünü - kapitalizmin sosyalizme doğru gelişmesini kavramakta başarısızlık.
(Anarşizm umutsuzluğun bir ürünüdür. Huzuru olmayan yani kafası karışık bir entelektüelin ,serserinin psikolojidir, proleterin değil.)

4. Proletaryanın sınıf mücadelesini anlamazlar.
Burjuvazide politikanın absürdce inkarı.
İşçilerin örgütlenme ve eğitilmelerini anlamada başarısızdırlar.
Tek taraflı ,birbirinden kopuk olarak oluşturdukları yöntemleri her derde deva ilaç sanırlar.

5. Latin ülkelerinde eskiden baskın olan anarşizm yakın Avrupa tarihine hangi katkıda bulunmuştur?
- Doktrin, devrimci öğreti ya da teori yoktur.
- İşçi sınıfı hareketinin parçalanmasında rolleri vardır.
- Devrimci hareketin hayata geçirilmesinde (prudonculuk, 1871; Bakunincilik, 1873) komple fiyasko.
- Siyasetin inkarı kisvesi altında , işçi sınıfını burjuva politikasına itaat etmesini doğru bulmuşlardır.
Notlar:
[1] Çoğunluk yok (anarşistlerin ,azınlığın çoğunluğa tabi olmasını reddetmeleri). -- Ed. -- Lenin

kaynak: http://www.marxists.org/...eni...901/dec/31.htm

'' Sosyalizm ve Anarşizm '' kitabının türevinde önerebileceğim bir başka kitap da kuşkusuz Stalin'in '' Anarşizm mi Sosyalizm mi? '' kitabı olacaktır.
Herkese keyifli okumalar.

Son bir şey : ''Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar her şey emeğin olacak! ''
239 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Dil, ulusal kültür, federalizm, ulusların kendi kaderini tayin hakkı gibi konularda güzel analizler var. Her konuda sermayeye, gericilere, milliyetçilik adı altında rant elde edenlere karşı olan ama söz konusu en ufak bir aykırı görüş olunca hepsinden daha fazla milliyetçi, ulusalcı olan, hakim ideolojinin ağzıyla konuşan orta yolcu solcular özellikle okumalı. Bu kitabı okuyunca, neden belli dönemlerde farklı ideolojilerin ortak paydada buluşup azınlık olana çullandığını iyi anladım.

İrlanda'nın İngiltere'den ayrılma isteği, Norveç ile İsveç'in ayrılması, Rosa Luxemburg'un Polonya'nın ayrılma isteğine karşı olmasına eleştiri gibi konular da var. Elbette her ülkenin farklı geçmişi, farklı yapısı var ama değişmeyen tek şey var: Bir ülkede milli kültür 2'ye ayrılır: Sermayenin, zamanla hakim ideoloji haline gelen kültürü, bir de ezilenlerin demokratik kültürü. Siz siz olun her millilik ve yerlilik diyen herkese aldanmayın. O millikten, ulusal kültürden kasıt birilerinin cebini doldurmak için kullandıkları paravan olabilir. Bizim savunmamız gereken %1'in hamasi sloganları değil; enternasyonalizmdir. Eşitlik kelimesinin bile maske olabileceğini unutmamalıyız. O eşitlikten kasıt, birilerinin eşitsizliği gizleyip sınıf ayrımını silikleştirmesi anlamına gelebileceğini unutmamalıyız. Ha bir de her azınlık hareketinin peşine de takılmak da hayal kırıklığı yaratabilir. Çünkü gerici unsurların istekleri değil ilerici istekler önemlidir. Büyük ülkelerin ileri karakolu gibi davranan Çeklerin ayrılma hakkına karşı takınılan tavır gibi. Lenin'in dediği gibi: '''Ezen ulusun ayrıcalıklarına ve zulmüne karşı savaşırız, ama ezilen ulusun kendisi için ayrıcalıklar sağlama yolundaki çabalarına destek olmayız.'' Kızmanız gereken şu veya bu ülke değil; onların sermayedarları. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Vladimir İlyiç Lenin
Tam adı:
Vladimir İlyiç Ulyanov, V. İ. Lenin
Unvan:
Rus Sosyalist Devrimci, Ekim Devrimi'nin Lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin Öncülü Olan Rus Komünist Partisi/bolşevik Lideri, Yazar
Doğum:
Rusya, 1870
Ölüm:
Moskova, 1924
Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen adıyla Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk - 21 Ocak 1924, Moskova), Rus sosyalist devrimci, Ekim Devrimi'nin lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin öncülü olan Rus Komünist Partisi/Bolşevik lideridir.

Lenin aynı zamanda Marksist teorik ve felsefi yazıların yazarı olarak bilimsel sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerindendir. Lenin'in en büyük amacı; kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmekti.[2]
Kendisi, Marksizm üzerine kurulmuş politik ve ekonomik bir teori olan Leninizm'in de kurucusudur. Leninizm, Marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden uyarlanması olarak anlaşılır. Leninizm kavramı, yeni olgular ve yeni bilimsel gelişmeler doğrultusunda Marksizmin yeniden üretilmesi gereği üzerinden değerlendirilir ve Marksizmin devrimci ve bilimsel özüne uygun olarak geliştirilmesi olarak anlaşılır.

Çocukluğu ve gençliği

Rusya İmparatorluğu zamanında adı Simbirsk olan Ulyanovsk'ta doğan Lenin demokrasi ve özgür eğitim için mücadele veren devlet memuru İlya Nikolayeviç Ulyanov (1831-1886) ile liberal görüşlere sahip Maria Aleksandrovna Ulyanov'un (1835-1916) oğludur. Ailenin etnik yapısı çeşitlilik gösterir. "Lenin'in ataları Rus, Kalmuk (Oyrat), Tatar, Yahudi, Alman, İsveçli ve muhtemelen diğer birkaç halka daha mensuptur." [5] Lenin Rus Ortodoks Kilisesi'nde vaftiz edilmiştir.
Yaşamının ilk yıllarında iki trajedi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlardan birincisi 1886 yılında babasının beyin kanamasından ölümü, ikincisi de Mayıs 1887'de ağabeyi Aleksandr İlyiç Ulyanov'un Rus çarı III. Aleksandr'ın hayatına kasteden bir bombalama eylemine katılması nedeniyle asılmasıdır. Aleksandr tutuklandığı sırada yanında bulunan kızkardeşi Anna, Karzan yakınlarındaki küçük Kokuchkino kasabasına sürülmüştür.
Resmî Sovyet biyografilerinde, devrimci eylemlerinin temelinin bu olaylarda yattığı söylenir. Sovyet ders kitabında basılan Beluzov'un ünlü resmi genç Lenin'i ve annesini Aleksandr'ın kaybı için yas tutarken gösterir. "Farklı bir yol izleyeceğiz" cümlesi Lenin'in halk devrimi için anarşist ve bireysel yöntemler yerine Marksist bir yaklaşım seçtiği anlamına gelmektedir. Lenin Marksizm ile ilgilenmeye başladıktan sonra öğrenci gösterilerine katıldı ve sonunda tutuklandı. Kazan Üniversitesi'nden atıldıktan sonra bağımsız olarak çalışmalarına devam etti ve 1891 yılında avukatlık yapmak için lisans aldı.
Latince ve Yunanca konusunda kendini gösteren Lenin aynı zamanda Almanca, Fransızca ve İngilizce de öğrendi. Ancak Fransızca ve Almanca bilgileri yetersizdi. 1917'de Inessa Armand'ın yardımıyla Fransızca ve İngilizce ile yazılan makaleleri çevirmiş ve aynı yıl Cenevre'de S.N. Raviç'e Benim Fransızca ile ders verme kabiliyetim yok. demiştir.

Devrimcilik dönemi

Lenin Samara’da birkaç yıl çalıştıktan sonra 1893 yılında St. Petersburg’a yerleşti. Kariyer yapmak yerine devrimci propaganda ile uğraşmayı tercih etti ve Marksizm üzerine çalıştı. 7 Aralık 1895'te tutuklandı. 14 ay tutulduktan sonra Sibirya’daki Shushenskoye köyüne sürgüne gönderildi.
Temmuz 1898’de bir sosyalist eylemci olan Nadejda Krupskaya ile evlendi. Nisan 1899'da Razvitiye kapitalizma v Rossi (Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi - Geniş-Çaplı Sanayi İçin Bir İçpazarın Oluşma Süreci) yayımlandı.
1900 yılında cezasının sona ermesinin ardından Rusya’da ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde çalıştı. Zürih, Cenevre, Münih, Prag, Viyana, Manchester ve Londra’da bulundu. Sürgünde iken, sonraları önde gelen rakiplerinden olacak olan Julius Martov ile Iskra gazetesini kurdu. Devrimci hareket üzerine çeşitli makaleler ve kitaplar yazdı. Bu dönemde çeşitli mahlaslar kullandıktan sonra sonunda Lenin mahlasını kullanmaya karar verdi.
Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde (RSDİP; Rusça: РСДРП ) etkin görev aldı. 1903 yılında yazdığı Çto delat? kitapçığının kısmen etkilemesiyle ortaya çıkan parti içi bölünmede Menşeviklere karşı Bolşeviklere önderlik etti. Bu kitapçığın devrim öncesi Rusya’sında en etkili kitapçıklardan biri olduğu söylenir. 1906 yılında RSDİP’nin başkanlığına seçildi ve güvenlik nedeniyle 1907 yılında Finlandiya’ya geçti.
Avrupa'daki seyahatlerine devam ederek 1912’de Prag Parti Konferansı ve 1915’de Zimmerwald Konferansı gibi birçok sosyalist toplantıya ve etkinliğe katıldı. Lenin Zimmerwald Solu'nun en önemli lideriydi. Inessa Armand Rusya’yı terkedip Paris'e yerleştikten sonra sürgünde yaşayan Lenin ve diğer Bolşevikler'le karşılaştı. Armand'ın bu dönemde Lenin'in sevgilisi olduğuna inanılır. Lenin daha sonra İsviçre’ye geçti.
1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında, o zamanlar kendilerini Marksist diye tanımlayan Avrupa'nın Sosyal Demokrat partileri kendi ülkelerinin savaş için harcadığı çabayı destekledi. Lenin, Alman Sosyal Demokratları'nın savaşı desteklediğine ilk başlarda inanmamıştı, bu olaylar neticesinde savaşı destekleyen partilerden oluşan İkinci Enternasyonal’den ayrıldı. Lenin “emperyalist savaş” olarak nitelediği bu durumun sınıflar arası savaşa dönmesi gerektiğini savunuyordu.

Ekim Devrimi

Ana madde: Ekim Devrimi
8 Kasım’da Lenin, Rus Sovyet Kongresi tarafından "Halk Komiserleri Konsey Başkanı" (hükümet başkanı) seçildi.
"Komünizm Sovyet iktidarı ile tüm ülkeye elektriğin ulaştırılmasıdır" diyen Lenin, Rusya’nın her yerine elektrik götürülmesinin ve tarım ile sanayinin modernize edilmesinin önemini vurgulamıştır. "Sanayinin modern ve ileri teknoloji üzerinde örgütlenmesinin ve kent ile kırsal arasında bağlantı sağlayacak olan elektriğin yaygınlaştırılmasının kent ile kırsal arasındaki ayrımı ortadan kaldıracağını, kırsaldaki kültür düzeyini yükseltmeye olanak sağlayacağını ve ülkenin en ücra köşelerinde bile geri kalmışlığı, cehaleti, yoksulluğu, hastalığı ve barbarlığı yok edeceğini köylülere göstermeliyiz." Herkes için ücretsiz evrensel bir sağlık sistemi kurmak, kadınlara haklarını iade etmek ve okur yazar olmayan Rus halkına okuma yazma öğretmek konularında çok hevesliydi. Ama Bolşevik hükümetinin öncelikli eylemi Rusya’yı I. Dünya Savaşı’ndan çekip kurtarmaktı.

Yaşamının son yılları

Ana maddeler: Gürcistan Olayı ve Lenin'in Vasiyeti

Lenin'in sağlığı, devrim ve savaşın getirdiği gerginlik sonucu oldukça zarar görmüş, suikast girişiminde aldığı yaralar sağlık durumunu daha da kötüye götürmüştü. Kurşun hâlâ boynunda idi ve omuriliğe yakın durduğu için, o günün tıp tekniğiyle çıkarılması mümkün değildi. 1922 Mayıs’ında ilk defa felç geçirerek sağ tarafı kısmen felçli kalan Lenin’in hükümetteki rolü giderek azaldı. Aynı yılın Aralık ayında geçirdiği ikinci felçten sonra aktif politikadan çekildi. 1923 Mart’ında geçirdiği üçüncü felcin sonrasında konuşma yeteneğini de yitirerek ölene kadar yatağa bağımlı kaldı.
İlk kez felç geçirdikten sonra, hükümet ile ilgili bazı yazıları eşine dikte ettirdi. Bunların arasında en ünlüsü Lenin'in Vasiyeti’dir. Bu vasiyette, başta Stalin olmak üzere önde gelen komünistleri eleştiriyordu. 1922 Nisan ayından itibaren Komünist Parti’nin genel sekreteri olan Stalin'in eline sınırsız bir otoritenin geçtiğini söylemiş ve yoldaşların Stalin’i bu görevden uzaklaştırmak için bir yol aramalarını önermiştir.
Lenin’in ölümünden sonra eşi, 1924 Mayıs’ındaki 13. Parti Kongresi’nde okunmak üzere vasiyeti Merkez Komite Sekretaryasına teslim eder. Vasiyet o dönemde partiyi yöneten Grigori Zinoviev, Lev Kamenev ve Josef Stalin'i zor durumda bırakır. Partide Lenin'in büyük otoritesi ve saygınlığı metnin örtbas edilmesi ihtimalini imkânsız kılıyordu. Ancak Leon Troçki'ye karşı iktidar mücadelesi veren Zinoviev, Kamenev ve Stalin ellerini zayıflatmak da istemiyorlardı. Bu durumda Merkez Komite toplanacak[29] ve metnin 13. Kongre delegelerine not tutmamaları ve metinden kongrede bahsetmemeleri şartıyla okutulmasına karar verilir. Lenin'in eşi Krupskaya karara karşı çıksa da sonuç değişmez. Metin delegeler tarafından ayrı ayrı okunur ve Lenin'in beklediği iddia edilen etkiyi yaratmaz. Stalin Genel Sekreterliğe devam eder. Vasiyetin bır kısmı ilk olarak 1926 yılında Max Eastman tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlandı. Troçki ise partiden tasfiye edilip sürgüne gittiği dönem içerisinde 1934 yılında metni basacaktır.
Lenin 21 Ocak 1924 günü, 53 yaşında öldü. Lenin’in ölüm sebebi için yapılan resmî açıklama serebral arteriyoskleroz ya da dördüncü bir inme idi. Ancak Lenin’i tedavi etmeye çalışan 27 doktorun yalnız sekizi otopsi raporunda bu sonuca vardığı için, ölümü ile ilgili başka teoriler de ortaya atıldı. Tarihçilerin büyük çoğunluğu ölüm sebebinin, suikast neticesi boynunda kalan kurşunun neden olduğu bir felç olduğu konusunda hemfikirdir.
Lenin’in ölümünden üç gün sonra Petrograd şehrinin adı Leningrad olarak değiştirildi. Sovyetler Birliği, 1991 yılında dağıldıktan sonra şehrin adı Sankt Petersburg oldu. Leonid Krasin'in önerisiyle mumyalanan naaşı 27 Ocak 1924 tarihinde Moskova’da Lenin’in Mozolesi’nde daimî istirahatgâhına kondu.

Yazar istatistikleri

  • 410 okur beğendi.
  • 3.321 okur okudu.
  • 64 okur okuyor.
  • 2.721 okur okuyacak.
  • 33 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları