Araştırmacı-yazar (D. 1890, İstanbul - Ö. 1969). Osmanlı Ordusu’nun Havran (Suriye) Ordusu Kumandanlığı ile İstanbul Merkez Kumandanlığı görevlerinde bulunmuş Mehmed Emin Paşa’nın oğludur. İlkokulu Şam’da Saint Vincent de Paul Fransız Mektebinde, ortaokulu İstanbul Soğukçeşme Askeri Rüştiyesinde, liseyi Şam İdadisinde okudu. Daha sonra İstanbul’a dönerek Pangaltı Harbiyesinden mezun olarak 1912’de mülâzım rütbesiyle ordu saflarına katıldı. Balkanlar, Çanakkale, Süveyş Kanalı ve Romanya cephelerinde çarpışarak beş kez yaralandı. Osmanlı devletinin son sadrazamlarından Müşir İzzet Paşa, Tevfik Paşa, Salih Paşa, Ali Rıza Paşaların yaverlikleri görevlerinde bulundu. Sadarette görev yaptığı yıllarda Ebü’lulâ Mardin ve Muslihiddin Âdil gibi hocalardan feyz alarak İstanbul Hukuk Fakültesini de bitirerek yirmi yıl Türk adliyesine hizmet etti.
Çok sevdiği Kara Harb Okulunda ceza hukuku ve harb tarihi hocalığı yaptı. Dinî bilgilerini, yetiştiği dönemin en önemli kültür merkezlerinden biri olan Beyrut’ta ilerleterek, burada ünlü bilgin Şeyh Bedreddin Efendi’den hadis dersleri aldı. Ders aldığı diğer ünlü hocalar arasında Huzur-ı Hümâyun hocalarından Erzurumlu Abdullah ve Arapkirli Avni Efendiler de vardır. Uzun bir bir gazetecilik hayatı da olan Akyavaş’ın başta Halkçı, Zafer, Adalet ve Son Havadis olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yer alan çok sayıda makalesi yanı sıra kendisine ün kazandıran radyo konuşmaları da vardır. Daha çok İslâm ve Osmanlı tarihi alanında yaptığı incelemeleriyle tanınan ve İstanbul âşığı olduğu kabul edilen Akyavaş’ın eserleri ve radyo konuşmaları, ölümünden sonra kızı Prof. Dr. Beynun Akyavaş tarafından yayıma hazırlanarak bir külliyat halinde Türkiye Diyanet Vakfı tarafından yayımlandı.
ESERLERİ:
Hazret-i Muhammed’in Hayatı / Kur’an Tarihi ve Dinî-Ahlâkî Musahebeler (1970), Âsitâne - Evvel Zaman İçinde İstanbul I-II (2000), Tarih Meşheri I-II (2002).
HAKKINDA: Âsitâne 1 - Evvel Zaman İçinde İstanbul - A. Ragıp Akyavaş (Hece dergisi, Ocak 2001).
Rivayet ederler ki, adamcağızın biri köşesine kurulmuş kitap okuyormuş. Şöyle bir fıkra gözüne ilişmiş: 'Her kimin ki sakalı bir tutamdan fazladır ve boyu uzundur, ol âdem ahmaktır.' Adamı bir düşüncedir almış, acaba ben ahmak mıyım diye! Boyunu kısaltmaya imkan yok, ne yapsın, sakalını kırpmaya karar vermiş. Ama makas ile kesmeyi akıl etmemiş de, fazlasını yanındaki petrol lambasına gösteri verince yüzü gözü alevler içinde kalmış. Ölüm döşeğinde iken karısından kitabı istemiş, o fıkranın yanına "Mücerrebtir (tecrübe olunmuştur), Ben dahi tasdik ederim" diye bir derkenar geçmiş.
Yürümenin gençlere ve yaşlılara, zayıflara ve şişmanlara çok faydası olduğu muhakkaktır. Herkes kuvvetinin derecesine göre yürümeli. İnsan yürüdükçe kuvvetli olur.