Vardar Yenicesi’nde doğdu. Asıl adı Mansur olan şair Mekke kadılığı görevinde bulunmuş olan ve Hâce Kaynı olarak bilinen Mehemmed Çelebi’den mülazım oldu. Âlî, Âgehî’nin Gelibolu’da müderrislik görevinde bulunduktan sonra bazı kasabalarda kadılık ve müderrislik görevlerinde bulunduğunu söyler. Âgehî, kadılıktan mazulken İstanbul’da 985/1577 yılının Cümâde’l-ûlâ/ Temmuz/Ağustos ayında vefat etti. (Kutluk 1989: 168).
Şuh tabiatlı, hoş sohbet biri olan Âgehî, aynı zamanda iyi bir şairdir. Âgehî, özellikle denizcilik terimlerini kullanarak yazdığı orijinal kaside ile tanınmış ve şöhret bulmuştur, pek çok gemici teriminin kullanıldığı bu kaside “keştî kasidesi” olarak da bilinmektedir. Şair, bu kasideyle Divan şirinin kelime kadrosuna yeni kelimeler kazandırarak ifade imkanlarını genişletmiş, “korsan lisanı diye kaba sayılan gemici dili, birdenbire kültürün bir parçası haline gelmiştir.” (Pala 2002: 269).
Âgehî’nin başlattığı bu ifade tarzı birçok şairi tahmis ve nazîre yazmaya teşvik ederek kısa süreli de olsa bir edebiyat cereyanına vesile olmuştur. (Tietze 1952: 113). “Keştî kasidesi”ne Derûnî, Yahya, Aşkî, Gubârî gibi şairler tarafından nazireler yazılmış; Molla Mehemmed ve Za’fî gibi şairler tarafından şiir tahmis edilmiştir. Denizle canlı bir rabıtaları bulunmayan bu şairlerin şiirleri sunilikten kurtulamamış (Tietze 2010: 451) ve “keştî kasidesi”nin yakaladığı şöhreti yakalayamamıştır. Beyânî bu kasidenin kazandığı şöhret için “eşher min kasidei İmrü’l-kays olmışdur.” (Sungurhan 2008: 19). derken; Âlî de şairin söz kudretine ve şairlikte eşsiz oluşuna “keştî kasidesi”nin açık bir beyan olduğunu söyler. (İsen 1994: 293).
Ahdî kasidenin yazılış sebebini Âgehî’nin bir gemici dilbere aşık olmasına bağlar. (Solmaz 2005: 209). Hasan Çelebi de aynı rivayeti “Bir gemici cevâna ‘âşık u şeydâ ve bahr-i mahabbet hevâsıyla âşinâ oldukda ol tâ’ifenün ıstılâhı üzre bu kasîde-i garrâyı diyüp meşhûr-ı cihân ve makbûl-i erbâb-ı fazl u ‘irfân olmışdur.” (Kutluk 1989: 169). diyerek dile getirir. Tietze, bu iddiaya ihtiyatlı yaklaşmakla beraber, kasidenin âşıkâne bir hava taşıdığını, bir şairin maşukunun mesleğine ait ıstılahlarla şiir yazmasının geleneğe aykırı olmadığını söyleyerek (Tietze 1951: 114) rivayetin gerçek olabileceğine dair açık kapı bırakır.
Âgehî, tanınan ve beğenilen bir şair olmasına rağmen divanı bulunmamaktadır. Şairin şiirleri mecmualar kanalıyla günümüze taşınmıştır.