“Kadın, zekâsını kullanmanın daha kibar yollarını bulmaya çalışacaktır. Ama zekâ hanım işi değildir. Zekâ aşırılıklarla doludur. Keskin zekâ duygusallıktan tiksinir, ve kadınlar, etraflarındaki erkeklerin dehşetli aptallığına kıymet vermek için duygusal olmak zorundadır. Marazi zekâ, pozitif düşüncenin ve ebedi tatlılığın neşeli günışığından tiksinir; ve kadınlar günışığı ve neşeli ve tatlı olmak zorundadır, aksi halde kadının, rüşvet verir gibi gülücükler dağıtarak günün sonunu getirmesi mümkün olmaz. Yabani zekâ her türlü dar dünyadan tiksinir; ve kadınların dünyası dar kalmalıdır, aksi halde kadın sınır ihlal etmiş olur. Hiçbir kadın, sonunda kendini genelevde veya lobotomi yapılmış bulmaksızın, Nietzsche ya da Rimbaud olamaz. Her hayati zekânın, tutkulu soruları, agresif cevapları vardır; ama kadınlar kâşif olamaz; dişi aklına sahip bir Lewis ya da Clark olamaz.”