Kamusal alanda birbirini gözlemleyen ağ-öznelerin (Netz-Subjekte) tekilleşmesine paralel olarak, “onların arkasından” işleyen başka bir tekilleştirme türü daha vardır; bu tamamen makineseldir ve öznenin dijital bilgisayar ağı tarafından gözlemlenmesinin sonucudur. Böylece bu ağ, özneleri özgünlükleri içinde kavramaya çalışan algoritmik bir gözlem sistemine dönüşür. Burada gözlem, öncelikle gözetim anlamına gelmez; daha genel olarak sistemlerin çevrelerini gözlemlemesi, yani orada olguları ayırt edip adlandırması anlamına gelir. Dijital süreçler – Facebook ya da Google’daki veri analitiğinden, bedene takılan self-tracking cihazlarına kadar – zihinsel ya da iletişimsel değil, aygıtsal gözlem sistemleridir. Bunlar bilgi ya da anlam ilişkilerini değil, verileri işler; üstelik çok büyük ölçekte: Big Data. Bu algoritmik gözlem, kitlesel verilerin toplanıp analiz edilmesine dayanır ve mekânlar ya da trendler gibi farklı olgulara yöneltilebilir; ancak özellikle önemli olan, özne etkinliklerinin gözlemlenmesidir. Belirleyici olan şudur: Özneler, bu makine- algoritmik perspektifte basit tipler olarak değil, tekillikler olarak ele alınır.
Dijital bilgisayar ağının, özneleri standartlaştırmak yerine onları gözlem sürecinde tekilleştiren bir teknoloji olarak gelişmesi, modern teknik tarih açısından bir dönüm noktasıdır. Klasik olarak modernite, özneleri genel ya da özel olarak ele alırken kamusal-sistemik alan ile özel-yaşam dünyası arasında bir iş bölümü kurmuştu. Kişisel ve özel ilişkiler alanında bireyselliğe duyarlılık gelişebilirken, ekonomi, devlet ve bilim kurumları – ki bunlar endüstriyel teknolojilerle yakından bağlantılıydı – özneleri genel özelliklerin taşıyıcısı olarak görürdü. Burada “özel” olan görünür hâle gelirse, bu genellikle patolojik bir durum olarak, asosyal,