Avery Corman

Avery Corman

Yazar
8.2/10
13 Kişi
·
25
Okunma
·
0
Beğeni
·
342
Gösterim
Adı:
Avery Corman
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Bronx, New York, ABD, 28 Kasım 1935
240 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Sinemaya da uyarlanan Kramer Kramere’e karşı kitabında annenin yaşadığı tek düze hayattan sıkılması sonucu dört yaşındaki oğlunu babasına bırakıp gitmesi ve o süreçte ne yaşandığını umursamadan bir yıl geçirdikten sonra gelip çocuğu almak üzere velayet davası açması anlatılır. Babası Ted bu süreçte çok zorlanmıştır ama pes etmeden durumun üstesinden gelmek için hep çabalamıştır. Beğenerek okudum okumanızı tavsiye ederim.
239 syf.
Bu kitabı bir sahaftan, kapağına baktıktan sonra almıştım. Çünkü kapağında filmden bir sahne vardı ve oyuncu Dustin Hoffman idi. O yüzden ilgimi çekmişti.
Kitapta boşanan bir çift ve ortadaki çocuk anlatılıyor. İşine bağlı bir baba ve ondan ayrılmak isteyen bir eş. Kocasından ayrılıp, kendisini bulmaya çalışan bir anne var hikayede. Altı yaşındaki oğullarını da bakması için babasına bırakıyor.
Baba bir yandan işini sürdürmeye çalışıp diğer yandan da, pek az babanın bildiği kadarıyla, oğlunu tanımaya çalışıyor. Oğluna yemekler hazırlıyor onunla zaman geçiriyor, parka gezmeye götürüyor ve onun korkularını anlamaya çalışıyor. Aralarında çok sıcak bir bağ gelişiyor. Bu olaylar sayesinde babası ile çocuğun aslında birbirlerini hiç tanımadığı anlaşılıyor.
Bir süre sonra velayet davası sonucu çocuk anneye veriliyor ama çocuk mutlu olmuyor.
Kitap beyaz perdeye de aktarılmış. Onu izlemedim ama 1979.1980 yıllarında pek çok ödül almış.
Kitap, dönemin baskın olan feminizm dalgasından etkilenen bir aile, annelik, babalık kavramları ve bunların ailedeki sorumlulukları üzerine kurulmuş.
İçinizi ısıtabilecek samimiyette bir baba-oğul hikayesi. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim.
240 syf.
·7/10 puan
"Tarafımdan oluşturulmuş bu yorumun tüm hakları kitapyurdu.com'a aittir."

Aile ile ilgili çok şey yazılmış söylenmiştir. Ama aile temalı romanların ayrı bir albenisi olur. Çünkü aile içi ilişkiler herkes için ilgi çekicidir. Her şeyden öte yaşanılmışın peşinden koşan insanoğlu için anlatılan hikâye olası ve gerçekçidir. Ailenin kişilerarası ilişkilerde en önemli sahnelerinden biri olduğu düşünülürse, bazen roman içinde okurun kurguyu unutup olayın seyrine gerçekmişçesine adapte olduğu dikkatten kaçmaz. Yetmişli yılların sonunda fırtına gibi esen Avery Corman’ın Kramer ailesini anlattığı romanı da belirtilen sebeplerden dolayı hatırı sayılır bir ilgi görür.

Tabii eserin ABD’de bu kadar popüler olmasının sadece beyaz perdenin büyüsüyle alakası yoktur. Bazı eserler yayımlanmalarıyla toplumun bam teline dokunurlar. Kramer ailesi parçalanmış bir aile olup, yaşanılan sorunların benzer etkileri Amerikan kamuoyu için pek de yabancı değildir. Parçalanmış ailelerin sosyolojik ve hukuki sorunlarının temelinde yatan sebepler, sorun doğuran sorunlar, kadın erkek ilişkilerindeki pürüzler ve her şeyden önemlisi bölünmüş ailelerde çocukların konumu kafa kurcalayıcı meselelerdir.

Corman kalemini çomak gibi kullanarak arı kovanının etrafında dönmüştür. Ele aldığı sosyolojik sorunların yansımasının toplum içinde görülmesi; Corman’ın bahsettiğimiz ilgiyi görmesinin önemli bir sebebi olabilir. Zira kadın-erkek ilişkileri, evlilik düzeni, feminizm cereyanı, geçim sıkıntıları, aile olmanın ağırlığı gibi konuların dönemin Amerika’sında revaçta olduğu akla gelir. Bu yüzden yadsınamayacak şekilde Corman’ın romanı New Yorklu ve Amerikalıdır. Ama beyaz perdenin büyüsünden midir bilinmez, ünü uluslararası bir boyuta ulaşır.

Corman’ın romanı ve üslubu Amerikalılığını vurgulamakla birlikte, uzun ve kalifiye olarak tasarlanmış diyaloglarla kendisini gösterir. Belki de bu yüzden kolaylıkla sinema senaryosuna dönüşür. Eserin diyalog dozunun böylesine fazla olması beklenilen anlatıcı rolünün geri planda kalmasına neden olur. Fakat bunun ayrı bir özgünlük olduğunu ve okura hoş gelecek bir doğallıkla sunulduğunu belirtmek gerekir.

Doğallık sadece diyaloglar için geçerli değildir. Aile de Corman tarafından olabildiğince doğal olarak kurgulanmıştır (tabii bu doğallık vurgusunun Amerikan toplumu için geçerli olduğunu belirtelim). Doğallığın akışına kendini kaptıran okurun aklına ilk gelecek soru “Ya karakterin yerinde ben olsam, nasıl olurdu?” şeklindedir. Cevap okur için cezbedici olduğu kadar düşündürücüdür.

Ailede karşılaşılan sorunların çözümü bireyleri aşınca, olayın hukuka intikal etmesi işten değildir. Bu aşamada kahramanlarımız Ted ve Johanna Kramer’in çocuklarının velayeti için girdikleri hukuki mücadele eserin önemli bir kısmını içerir. Tabii hukukun mu, duyguların mı kazanacağı okurun merakını sürekli kamçılar.

Corman’ın duygulara yaklaşımı ise, ailenin sınırları dışına çıkıldığındakine kıyasla ebeveyn çocuk ilişkileri özellikle baba çocuk ilişkisinin anlatıldığı satırlar ve diyaloglar duygusal ağırlığıyla okura yeni düşünce boyutları kazandırır. Hatta öyle ki babanın çocukla -onun hayal dünyası eşliğinde- oynadığı oyunlar ayrıntıya girercesine verilir. Ama kıyıda köşede kalmış nüansların esere ayrı bir albeni kattığını da belirtmek yanlış olmaz.

Detaylar sadece aile için geçerli değildir. Dönemin Amerika’sını anlatan birçok detay da eserde kendisine yer bulur. Yetmişlerin Amerika'sında sosyo-kültürel havanın nasıl olduğu, karakterlerin konuşmalarından anlaşılır. Özellikle eserde gündemi meşgul eden konuların neler olduğu, gündelik yaşamın ilerleyişinin genelde ne şekilde olduğu, New York’un metropol yaşamının nasıl sürdüğü, insanların eğlence anlayışının nelere odaklandığı gibi sorulara cevap bulabilmek mümkündür.

Eserin filme çekilmiş olması, kitap film kıyaslanmasını gündeme getirebilir. Tabii ki her zaman için kitabın sinemanın görselliğini aşacak bir performansa gebe olduğu su götürmez bir gerçektir. Eserde anlatılan ailevi meselelere her ailenin maruz kalabileceği tahmin edilebilir. Yaşanılabilirlik de bir anlamda eserin cazibe noktasını oluşturur.

Eser biçim olarak iyi bir çeviriyle okura sunulmuştur. Çevirinin iyi olması ve karakterlerin doğal konuşma kalıplarıyla sunulması kitabın akıcı bir havaya bürünmesine neden olmuştur. Eserde anlatıcının ağdalı bir anlatımı benimsememesi de okur için artı bir faktördür. Mekân tasvirlerinde lafın fazla uzatılmadan verilmesi; eserin sıkıcı olmaktan uzaklaşmasına neden olmuştur. Hatta karakterler sözcüklerle çizilirken bile fazla detaylı bir anlatım benimsenmemiştir. Bu aşamada yazarın maddi tasvirlerden ziyade mevcut durum tahlilleriyle meramını anlattığı savunulabilir.

Son olarak eserin edebi performansı farklı şekillerde değerlendirilebilir. Ama bir gerçek var ki bazı eserlerin ardından yapılan konuşmalar sadece edebi verimlilik hakkında değildir. Avery Corman’ın eseri bu tarz bir eserdir. Sinemanın gücüyle olay sadece edebiyat olmaktan çıkmıştır. Aile içi sorunlar, boşanma, velayet gibi konularda yeni tartışma alanları açan “Kramer Kramer’e Karşı” eseri bu nedenle farklı tarzda bir güce sahiptir.
239 syf.
·10/10 puan
Uzun bir süre önce okuduğum filmi de çekilen kitap. Genelde erkekler evi terk eder ve geride kalan kadın çocuğuyla birlikte maddi ve manevi olarak hayatta kalma mücadelesi verirler. Burada tam tersi olmuş. Tam olarak ne istediğini bilmeyen bir kadın ailesini terk eder ve geride kalan koca ile çocuk kendi yaşamlarını kurma çabasına girerler. kitapta bunun akabinde gelişen olaylar anlatılır. Kütüphanenizde kesinlikle bulunması gereken bir kitap. Yalnız bu kitap piyasada pek bulunan bir kitap değil ben de teyzemin kitaplığından alıp okumuştum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Avery Corman
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Bronx, New York, ABD, 28 Kasım 1935

Yazar istatistikleri

  • 25 okur okudu.
  • 17 okur okuyacak.