BİLAKİS KİTAP GÜNCESİ
-Semra AKSOY-
“Bekliyorum.
Öyle bir havada gel ki…
Vazgeçmek mümkün olmasın!”
O.V KANIK
Rus yazar İvan Turgenyev’in diğer eserlerine göre fazla bilinmeyen Klara Miliç’ini okumayı bitirdikten sonra iç kapağına Orhan Veli Kanık’ın yukarıdaki dizelerini yazmış olmam ancak kitabı okuyanların anlayabileceği bir sır olarak kalacak. Bir yazıdan bütünüyle fayda sağlamayı ve tüm yazıya hâkim olabilmeyi umanlar için tam bir hayal kırıklığı olsa gerek. Yine de hem Turgenyev’e ve Klara’ya hem de aşka olan saygımdan karakterlerin akıbeti hakkında bu kadarcık da olsa gizem yaratmaya hakkım olduğunu düşünüyorum.
Oysa hikâyenin başlangıcı pek de gizemli değil. Ufak bir kumpanya grubunun aynı zamanda şarkı da söyleyebilen kadın oyuncusu Klara’nın, araya tanıdıkları da sokarak esasen çekingen bir karakter olan Aratov’la tanışmak istemesiyle başlıyor her şey. Uzun zamandan beri gözlediği ve tutulduğu genç adam üzerinde bıraktığı ilk izlenimin bu kadar kötü olacağını bilemezdi. Bu kadarını kimse bilemez. Aratov, Klara’yı sahnede ilk gördüğü anda kötü şarkı söyleyen, yeteneksiz, kara-kuru, dağınık saçlı, üst dudağı tüylü, belki kötü kalpli, hercainin teki diye etiketliyor. Zavallıcık! Belki de bu bir uyarı sirenidir. Ama ne yazık! İşe yaramıyor.
Kısa süre önce okuduğu Walter Scott’un Aziz Ronan’ın Kuyusu romanındaki kahramanın adının da Klara Mobray olduğunu ve kitapta şair Krasov’un kadına;
“Kara bahtlı Klara! Aptal Klara!
Kara bahtlı Klara Mobray!” dizeleriyle seslenişini, kendisiyle tanışmaya can atan bu tiyatrocu kadının adının da Klara olduğunu öğrendiği ilk andan beri zihninde gezdiriyor. Bu salondan hatta o şehirden kaçıp gitmesi için bir işaret daha mı?
Oyun çıkışı tanımadığı biri tarafından eline tutuşturulan “Size kimin yazdığını tahmin ediyorsanız ve bu