Bilge Emin

Bilge Emin

Çevirmen
9.1/10
80 Kişi
·
229
Okunma
·
0
Beğeni
·
153
Gösterim
Adı:
Bilge Emin
Unvan:
Yönetmen
Doğum:
1976
Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden 2000 yılında mezun oldu. Ardından yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Sinema Anabilim Dalı’nda yaptı. Yüksek lisansını “Halit Refiğ Sinemasında Kadın” başlıklı tezi ile tamamladıktan sonra İstanbul’a taşındı. Yurtiçi ve yurtdışında uzun bir süre yönetmen yardımcısı ve dramaturg olarak çalıştı. Daha sonra Üsküp Kiril ve Metodiy Üniversitesi Dram Sanatları Fakültesi Tiyatro Rejisörlüğü Bölümü’nde yüksek lisansını Üsküp Türk Tiyatrosu’nda yönettiği, Marius Von Mayenburg’un yazdığı “Taş” oyunu ve “Taş Oyunu - Aile Yüzleşmesiyle Çözüme Ulaşma ve Kimlik Özgürleşmesi” başlıklı tezi ile tamamladı.

Dramaturg ve yönetmen yardımcısı olarak Rahim Burhan, Nikita Milivoyeviç, Martin Koçovski, Macit Koper v.b... yönetmenler ile çalıştı.
2013 yılında, XXI. Uluslararası “Risto Şişkov” Oda Tiyatrosu Festivali’nde (Strumica – Makedonya) jüri üyeliğini yaptı. 37.ci ve 38.ci “Uluslararası MOT Tiyatro Festivali’nde (Üsküp – Makedonya) Seçici Sanat Kurulu Üyesiydi. 2016 yılında, I. “Avrupa Tiyatro Festivali”nde (Tuzla – Bosna Hersek) jüri başkanıydı.

2010 yılında, “İntiharın Genel Provası” oyunu ile 8. Tiyatro Ödülleri’nde, Yılın Çevirmeni ödülünü aldı. “Eğer Bu Bir Film Olsaydı…”oyunu ile 2015-2016 4. Rotary Tiyatro Ödülleri’nde, Yılın Yönetmeni ödülüne sahip oldu.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
64 syf.
·2 günde
(Hey hey Tanrı değil! :D)

Yine sorularla dolu bir inceleme :)

Atıldığımız (Dasein) şu dünyada büyük mücadeleler ile iyi kötü bir yaşamın içinde debelenirken, anılarımızla geçmişi, hayallerimizle geleceği elimizde tutuyoruz. ‘Şimdi’ ise hep bir akış halinde, ‘şimdi’ durmadan geçmişe ve geleceğe dönüşürken biz de 'şimdi’nin ‘anı kutularıyız’ işte..

Peki yaşamınızın belli bir bölümünde her yaptığınız eylemin, konuşmalarınızın, kaybettiklerinizin ve kazandıklarınızın tek tek kayıt altına alındığını, 'şimdi’nizin durmadan kendi içerisinde ‘şimdi’ kalmaya devam ettiğini varsayarsak ne hissederdiniz?

Evet evet bu noktada rolünü oynadığınız senaryonuzu elinizde kitap haliyle tuttuğunuzu hayal ediyorsunuz :) Hatta kitabın son kısmında ‘’Ve senaryoyu eline alır’’ yazıyor. Önceden okusaydık bunların hiçbiri olmazdı ama neyse..

Kovačević hepimizin aslında içten içe önemli biri olma arzusunu gün yüzüne çıkarmış bu eserinde. Her birimiz birileri tarafından görülmek, önemsenmek, dikkate alınmak için çırpınmıyor muyuz? Eylemlerimiz genellikle sevilmeye, değer görmeye, kayda geçirilmeye yönelik değil mi? Birilerinin anılarında kayıt altına alınmak istemiyor muyuz?

Örneğin yıllar sonra biriyle olan anınızın (hele de güzel bir anıysa) o kişi tarafından size hatırlatılması hoş bir haz vermiyor mu? Birbirimizin aklında kalabilmeye çalışırken unutulmak değil mi en büyük korkumuz? Unutulmamak için sığındığımız tek liman anıların gizli kuytusuyken, birisi çıkıp o anıları size ait tüm nesnelerle saklasa ve bir gün, hem de en bıktığınız, kendinize yabancılaştığınız, doğduğunuza lanet okuduğunuz bir gün, koca bir bavulla birlikte getirip önünüze serse ne düşünürsünüz?

Yaşamınızın belirli bir kısmı orada, o bavulun içerisinde duruyor. Ağzınızdan çıkan her söz hikaye, her anlatı roman olmuş. Her bir diyaloğunuz kitap halinde önünüzde duruyor. Bir meyhanede anlattığınız askerlik anısı, biriyle yaşadığınız nahoş bir kavga, sarhoş olup karıştığınız suç.. Kaybettiğiniz eldivenler, bir lokanta çıkışı düşürdüğünüz şapkanız, yağmurlu bir günde eski bir bankta unuttuğunuz şemsiyeniz, hepsi bavulun içerisinde anılarınızla yan yana size bakıyor.

Ve size sizi anlatıyor bir yabancı, ömrünüzün bir bölümünde yanınızda gezen ama sizin hiç farkında olmadığınız o kişi, size unuttuğunuz sizi tüm unuttuğunuz eşyalarınızla anlatıyor.

Bu şey gibi olur, Truman Show’un Truman tarafından bir gecede izlenmesi gibi, tabii bizler sahte hayatlar yaşamıyoruz öyle değil mi? O okyanusun ötesinde bir duvar falan yok? Ve kameralar durmadan üzerimizde aynı eylemleri gerçekleştirmemiz için hazırolda beklemiyor? :) Bu başka bir incelemenin konusu olsun.

Kitap bir gizli polisin (Luka) -devlet hizmeti nedeniyle-, kapitalist bir adamı (Teya) suçlamak için kanıt bulmaya çalışırken onun yaşamını ezberlemesini, not etmesini konu alıyor. Onun yaşamından çaldığı tüm anıları tek tek kaydediyor bu polis, bir hırsıza dönüşüyor ‘anı hırsızına’ ama bu anı hırsızı gün geliyor tüm çaldıklarını asıl sahibine iade ediyor. Anılarını tekrar hatırlayan Teya kendisini tanıyor yeniden.

Kitapta hem bireyin kendi kendisini keşfetmesi hem de ait olduğu sistemi keşfetmesi yansıtılmış. Yani karakterler hem kendileriyle çatışıyor hem de sistemle.

Diğer yandan Kovačević etkili bir iktidar eleştirisi yapıyor kitabında. Devlet ve birey yabancılaşmasını o kadar güzel yansıtıyor ki, okuru sıkmadan sistemlerin yabancılaştırdığı insanların bir gün birbirlerini anladıklarında, sistemlerin aslında bu insanları birer kukladan öte görmediğini belirtmeye çalışıyor itinayla.

Yarı ömrünü, devletin takip etmesini istediği bir adamın neden kapitalizmi savunduğunu anlamaya çalışarak geçiren Luka, en büyük kazığı yine kendi devletinden yediğinde, takip ettiği o adama tüm anılarını teslim eder.

Kovačević Luka’yı öyle bir yazmış ki günümüz ‘görev insanı’nın tipik bir örneği olarak bizimle yüzleştiriyor kitapta. Fakat görev insanı Luka, en değerli varlığı olan oğlunu yok etmeye başlayan bu sistemi görünce yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor.

Ne de olsa düşüncelerimiz, duygularımızın şiddetiyle değişir yaşamımızda.

Teya ise bana göre, duyguları şizoidleşirken, düşünceleri karmaşıklaşan bir bireyi yansıtıyor, kapitalist sistemdeki doyumsuzluğu ve savurganlığı ifade ediyor. Sanki yazar Luka’nın Teya’ya teslim ettiği o anılarda, kapitalizmin sosyalizmden alması gereken dersler olduğunu ima ediyor okura.. En önemli ders de yaşamımızı bir kitle endüstrisi haline getiren, çağımızı hızlandırıp, değerimizi azaltan kapitalizmin bu olağanca değişiminde, bizi biz yapan değerleri elimizde tutmamız gerektiğiydi belki de.

Bavulunuzu kaybetmeyin, o bavula sistemlerin değiştiremediği duyguları yükleyin, anılarınızı biriktirin, yaşamın hızında kaybolmayın, yavaşlığı bir kitabın her kelimesinde değerli hale getirin. Senaryoyu önden okuyamadık fakat bu bir noktada yeniden yazamayacağımız anlamına gelmiyor..

Hayatınızın her anını kayıt altına neden siz almıyorsunuz ki, kendimizi tanımayan bir yabancı değil miyiz sonuçta?

https://www.youtube.com/watch?v=Mix2xFrBN6A

Keyifli okumalar :)
54 syf.
·1 günde
YA SONRA??

İki normal ama normal olmayan evli çift ve mızıkası ile Yıldız Tozu şarkısını çalan sokak çalgıcısı..

DUŞAN KOVAÇEVİÇ
Mrdjenovac, 12 Temmuz 1948 Sırbistan doğumlu oyun yazarı, senarist, tiyatro ve sinema yönetmeni. 1973 yılında Belgrat Tiyatro, Film, Radyo, Televizyon Akademisinden mezun olmuş. 1978 yılına kadar Belgrat Tv' de dramaturg olarak çalışmış. 1986-1988 yılları arasında Dram Fakültesinde Hocalık yapmıştır. 1988 yılından bu yana Belgrat'ta bulunan Zvezdara Tiyatrosunda Sanat Yönetmenliği yapmaya devam etmektedir. Bunun yanısıra bir dönem Portekiz'de Lizbon kentinde Sırbistan Büyükelçisi olarak da görev yapmıştır. Oyunları 21 dile çevrilmiş ve
Uluslararası ödüllere lâyık görülmüştür.
Duşan Kovaçeviç'in toplamda 17 tane oyunu mevcut ancak dilimize sadece 8 tanesi çevrilmiş. Dilerim daha çok oyun yazar ve geri kalan oyunlarının da çevirisi yapılır da ülkemizde sahnelenir.
Tiyatro benim çok sevdiğim bir sanat dalı. Yıllardır iyi oyun kovalar, izin günlerimde oyun izlemeye giderim. Gittiğim oyun biletlerini saklarım. Hatta hiç kitap aralığım olmadığı için biletleri de kitap aralığı yaparım.
Yazarla da daha bir ay öncesine kadar tanıştım. Çok sevdim. ( En çok sevdiğim oyunu ise İntiharın Genel Provası oldu. İncelemeyi de bu oyuna yazmamın tek sebebi yazarın en son okuduğum oyununa yazmak istememdir biline.. ) Kütüphaneme de oyunlarının hepsini katayım dedim. Ama maalesef tahmin edeceğiniz üzre bunda başarılı olamadım. Malum biz böyle değerli eserlere önem vermeyiz de işte "kitabınızı masanın üzerine koydum ev titredi" yok "sizi okudum, tavsiyelerinize uydum eşimle aram düzeldi" gibisinden yorumlar alan içi bomboş kitapları milyorlarca basar satarız.
Acaba korkuyor muyuz biraz, gerçeklerin yüzümüze vurulmasından, rahatımızın kaçmasından??? Bence korkuyoruz...Hem de çok korkuyoruz.
Duşan Kovaçeviç oyunlarında kara mizah yaparak o kadar güzel su çarpıyor ki insanın yüzüne hayran kalmamak elde değil. "Eee ben bunu biliyorum, gördüm, yaşadım." diyorsunuz.
Tiyatro sevenlere naçizane tavsiyemdir. Pişman olmayacaksınız..
Mitos Boyut internet sitesinden de oyunların bir kısmını temin etmeniz mümkün.

YILDIZ TOZU
Yelena ile İvan ve Marko ile Kaça uzun zamandır evli olan iki çift. Zaman geçtikçe çiftlerin arasındaki uyum bozuluyor ve gözleri ile kalpleri etrafa kayıyor. Birbirlerine deli gibi âşık olarak evlenen bu çiftlere ne oluyor da aynı evdeki diğer insanın her hareketinden, halinden, duruşundan, görüntüsünden nefret etmeye başlıyorlar. Yıldız Tozu şarkısı ile evlenen çiftler yine aynı şarkı ile boşanıyorlar.
Ya sonra?? Boşandıktan sonra tekrar mutlu olabilecekler mi? Yoksa onları başka bir sürpriz mi bekliyor?? Cevabı bana kalsın. Merak edenler okusunlar ;)

Oyun yine kara mizah şeklinde ilerliyor. Duşan Kovaçeviç diğer oyunlarında olduğu gibi bu oyununda da güldürmenin yanında düşündürmeyi başarıyor. Bu oyundaki mesaj şu: Neden etrafımızdaki değil de uzağımızdaki insanları daha çok sever, merak ederiz?? Neden onlara daha çok kıymet veririz?
Etrafımızdaki insanları cepte mi görürüz?
Bu yüzden mi?
Neden??
Bana bunun cevabını verebilir misiniz??
Şahsen ben bu duruma anlam veremediğim gibi şu değer vereni cepte görüp köpek çekmeyi de anlayamıyorum. ( Köpek çekeni de daha çok severler o da ayrı dert. ) Umarım kimsenin karşısına öyle insanlar çıkmaz ama çıktı, çıkacak. Kendinizi koruyunuz. Kimseye zamanınızı harcatmayacağınız gibi kimsenin de " Zamanımı çaldı!" demesine müsaade etmeyiniz. Zira bir insana veremeyeceğiniz tek şey kaybettirdiğiniz zamandır. Çok sevip güzel anılar, zamanlar biriktirmeniz, hiç üzülmemeniz dileklerimle...
64 syf.
NOT: Bu inceleme Mitos Boyut ve Duşan Kovacevic tanıtımı içerir. Okuyun, okutun amacı güdülmektedir.

1948 doğumlu ve hala hayatta olan Duşan Kovacevic, oyun yazarı, senarist, tiyatro ve sinema yönetmenliği ile isim yapmıştır. Tiyatronun içinde deyim yerindeyse kalbinde yetişmiş biridir. Bunca saydığımız özelliğinin yanısıra Lizbon'da Sırbistan büyükelçiliği de yapmıştır. Adını şimdiye kadar duymadığım yazarın eserlerinin 23 dile çevrildiğini öğrenince şaşırmadım değil. Türkçeye çevrilen eserlerinden Profesyonel (oyun), Buluşma Yeri, İntiharın Genel Provası ve Dar Ayakkabıyla Yaşamak adlı dört oyunu bulunmaktadır. Bu oyunlardan, İntiharın Genel Provası, 2009 - 2010 sezonunda İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenmiştir. Profesyonel (oyun) adlı oyunu ise yine, 2009 - 2010 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu'nca oynanmıştır. Buluşma Yeri adlı oyunununun, 2010 - 2011 sezonunda, İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenmesi ile, Duşan Kovacevic İstanbul sahnelerinde, eş zamanlı olarak üç ayrı oyun ile seyirci karşısına çıkmıştır. Oyunların üçü de, sergilendiği dönemde, büyük başarı kazanmıştır. Dar Ayakkabıyla Yaşamak oyunu ise 2013 - 2014 sezonunnda Ankara Sanat Tiyatrosu'nca sahnelenmiştir.

Bu güne kadar birçok yazar okudum, tanıdım ancak Duşan'ın tarzı sanki bol baharatlı bir yemek yiyormuşum hissi uyandırdı. Tiyatro eseri okurken diyalogların yoğunluğundan eserin ne anlatmak istediğini anlama adına çaba sergiler hatta internetten bilgi bile kovalarız. Açar inceleme okuruz. Duşan Kovacevic, anlattığı karakterlerin bulundukları durumu en ince ayrıntısına kadar bize aktarıyor. Duygudurumlarını, nerede olduklarını, hangi yüz haline sahip olduklarına kadar bilgi sahibiyiz. Gözünde canlandırma noktasında neredeyse kafamızın içinde bir resim çiziyor. Hayal gücümüze fazla iş düşmüyor.

Kitaplar hacimsiz, ancak anlatılanlar epey hacimli. Gözüme batan bir nokta varsa o da diyaloglar esnasında gelişen tekrarlar. Örnek verecek olursam:

BEN: Buradan gitmemi mi istiyorsun?
KARŞIDAKİ: Buradan gitmeni mi istiyorum? gibi soru duvara çarpıp tekrar sahibine dönüyor. Ancak çok ehemmiyet verilecek bir durum değil. Anlatımı ya da akıcılığı kaybettirmiyor.

Mitos Boyut Yayınları'na gelecek olursak...
Adem Yüce ile Psyche'nin bu yayınevinden eserleri okuduğuna şahit olmuş ama bir türlü ele alamamıştım. Araştırdığımda tarihin tozlu sayfalarında kalmış çoğu eserin bugün bizlere ulaşmasını sağladığını gördüm. Sanatın ve sanatçının yanında duran bir yayınevi. Çoğu kitabının baskısının tükenmesi üzücü olsa da tragedya ve tiyatro eserlerini bize aktardığı için büyük saygıyı hak ediyorlar. Ayrıca not düşmek gerekirse halihazırda ''Oyun Yazma Yarışması'' da düzenlemekteler. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Bu yazarın ve yayınevinin izine düşün arkadaşlar.
64 syf.
·7/10 puan
Konu olarak ilgi çekici ve farklı bir oyun. İçeriğinin çok daha iyi olmasına karşın diyalogları edebi yönden etkileyici bulmadım. Muhtemelen izlemesi çok daha keyiflidir.
64 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Devlet tiyatrosunda bileti zor bulunan başka bir oyun daha... İki kez tiyatroda izledim, iki kez kitabını okudum yetmedi bir kez daha tiyatroya gideceğim sanırım :) Yetkin Dikinciler ve Bülent Emin Yarar'ı defalarca izletebilecek bir oyun/senaryo çünkü bana göre. Aslında biletin satışa çıkıp bir dakikadan daha kısa sürede bitmesi de kanıtı bence.

Genel yayın yönetmeni olan Teya'nın; onu, on sekiz sene boyunca gizli gizli takip eden polis memuru Luka ile tanışmasına ve Teya'nın yaşamından bazı anılara şahitlik ediyoruz.

'Bülent Emin Yarar' ve 'tiyatro' demişken, Bülent Emin Yarar'ın devleştiği diğer oyun olan 'Hamlet'e de gitmek gerekir tabi :)

edit: üç de oldu :)
64 syf.
·Beğendi·10/10 puan
bu güne kadar izlediğim en iyi tiyatroydu. komünist düzenin yıkılışının ardından taksi şoförlüğü yapmak zorunda kalan polis ile yazar tea'nın hikayesinden çıkaracak fazlaca ders var bizler için.
64 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Komünizmi eleştiren yazar, bir sekreter ve bir gizli polis karakterlerine sahip kitap, Yugoslavya’daki büyük dönüşümden önceki ve sonraki toplumsal-politik yaşamı, bir entelektüelin yaşamöyküsü içinde anlatıyor. Kara komedi sevenler için güzel bir oyun.
96 syf.
·1 günde·Beğendi
Bir tiyatro eseri olarak yazılmış olan kitap, bir mimarın Tuna nehri üzerindeki bir köprüden atlayarak intihar etme girişimini konu alıyor. Orijinali Sırpça yazılan oyun Türkiye'de de oynanmış. Hatta 22 Ekim 2018 tarihinde, İstanbul Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Sahnesi'nde de bir oyun görünüyor. Kitaba göre oyun üç bölüm: köprü, iş adamının ofisi ve yeniden köprü şeklinde. Oyunda dört oyuncu var ama bunların oynadığı rol sekiz tane. Yani iki oyuncu birden fazla rolü canlandırıyor. Oldukça abartılı ifadeler var: iş adamının yediği bir metrelik sandviç, 10 yaşında ölen dede, 15 yıldır işsizlik yaşayan mimar gibi. Oyunu okurken sahnelerin tiyatroda nasıl oynanabileceğini düşündüm. Özellikle köprüden ofise ve tekrar köprüye geçiş. Oyunun sonunda bir sürpriz de okuyucuları bekliyor. Dilerim sahnede izlemek de mümkün olur. Eğlenceli bir oyun.
80 syf.
Özelleştirilip kapatılan ayakkabı fabrikasında haklarını alamayan işçiler açlık grevine başlar. Beş işçi canlı yayında ölmeyi kabul ederek "toplumsal devrim" yapmayı amaçlar. Amaç, gücü elinde olanların aracına dönüşünce, sonunda ölüm olur ama adalet gerçekleşmez.
52 syf.
·1 günde
Aslında Duşan Kovaçevic ile olan tanışıklığım eskiye dayanıyor. İlk kez tiyatroda ‘Profesyonel’ isimli eserini izlemiştim ve çok etkilenmiştim. Ancak bu geceye dek hiç oturup Duşan Kovaçevic’in bir eserini okumamıştım. Yıldız Tozu kendisinin okuduğum ilk eseri oldu. Fırsat bulduğumda diğer eserlerini de okuyacağım gibi gözüküyor. Özellikle ‘İntiharın Genel Provası’ isimli eserini merak ediyorum.

Yıldız Tozu’na gelirsek bu eser Marko ve Kaça ile Ivan ve Yelena isimli çiftlerin absürt evliliklerini, evlilik dışı birtakım ilişkilerini ele alıyor. Bunu yaparken okuyucuyu güldürmeyi de başarıyor. Kitaplar genelde beni güldürmeyi başaramazlar ancak bu kitabın bazı diyalogları gerçekten keyfimi yerine getirdi ve bana Alper Canıgüz’ü aratmadı.

Kısa sürede okunabilecek bu kitabı Sırp tiyatrosu ile veya genel olarak tiyatro ile ilgilenen tüm okurlara tavsiye ediyorum. İyi okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bilge Emin
Unvan:
Yönetmen
Doğum:
1976
Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nden 2000 yılında mezun oldu. Ardından yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Radyo Televizyon Sinema Anabilim Dalı’nda yaptı. Yüksek lisansını “Halit Refiğ Sinemasında Kadın” başlıklı tezi ile tamamladıktan sonra İstanbul’a taşındı. Yurtiçi ve yurtdışında uzun bir süre yönetmen yardımcısı ve dramaturg olarak çalıştı. Daha sonra Üsküp Kiril ve Metodiy Üniversitesi Dram Sanatları Fakültesi Tiyatro Rejisörlüğü Bölümü’nde yüksek lisansını Üsküp Türk Tiyatrosu’nda yönettiği, Marius Von Mayenburg’un yazdığı “Taş” oyunu ve “Taş Oyunu - Aile Yüzleşmesiyle Çözüme Ulaşma ve Kimlik Özgürleşmesi” başlıklı tezi ile tamamladı.

Dramaturg ve yönetmen yardımcısı olarak Rahim Burhan, Nikita Milivoyeviç, Martin Koçovski, Macit Koper v.b... yönetmenler ile çalıştı.
2013 yılında, XXI. Uluslararası “Risto Şişkov” Oda Tiyatrosu Festivali’nde (Strumica – Makedonya) jüri üyeliğini yaptı. 37.ci ve 38.ci “Uluslararası MOT Tiyatro Festivali’nde (Üsküp – Makedonya) Seçici Sanat Kurulu Üyesiydi. 2016 yılında, I. “Avrupa Tiyatro Festivali”nde (Tuzla – Bosna Hersek) jüri başkanıydı.

2010 yılında, “İntiharın Genel Provası” oyunu ile 8. Tiyatro Ödülleri’nde, Yılın Çevirmeni ödülünü aldı. “Eğer Bu Bir Film Olsaydı…”oyunu ile 2015-2016 4. Rotary Tiyatro Ödülleri’nde, Yılın Yönetmeni ödülüne sahip oldu.

Yazar istatistikleri

  • 229 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 155 okur okuyacak.