Çocuklar haklarıyla doğarlar, gerçi diğer canlılar da öyle! Tabii bir de şanslarıyla doğanlar var; onlar ayrıcalıklı çünkü doğarken sadece şanslarıyla değil servetleriyle doğarlar ve doğuştan patron olurlar. Onlar imtiyazlı çocuklardır; henüz ana rahmine bile düşmeden kurucu onlar adına her şeyi hesaplar. Nasıl büyüyeceği, hangi okulu ve bölümü okuyacağı, kiminle evleneceği, hangi arabaya bineceği, şirketteki görevinin ne olacağı önceden planlanır. Bu çocukların, kurucunun pek de aklına gelmeyen tek bir eksiği vardır; özgürlük! Kurucu çocukları özgür doğmazlar. Onlar bu evrende dünyayı keşfetmek, özgür ve bağımsız olabilmek, yaşama dair alabildiğine hikâyeler biriktirmek, hayaller kurup o hayallerin peşinden gitmek gibi şanslara sahip değildirler! Zira onlar kurucuya doğuştan borçlu olurlar. Kurucunun genini taşıyanlar sıradan olamaz, kendi hayallerinin peşinden gidemezler. Taşımış oldukları soyadına sadakatle bağlı olmalılar.
Kuşkusuz kurucular da çocuklarını seviyorlardı fakat belki de şımarmasınlar diye bunu onlara pek belli etmiyorlardı. Bunun yerine onlara kusursuz bir gelecek, bol apoletli bir itibar bırakmayı vadediyorlardı. Çocuklar, yani varislerin kafası biraz karışıyordu sadece; biraz düşününce aydınlanıyor; baba, geleceğime dokunma, beni cezalandırma, diye haykırmak istiyorlardı ama seslerinin duyulmayacağından korkuyorlardı.