Evlilik kurumu o kadar yaygın ve olağan bir hale gelmiştir ki artık tehlikeli bir görünmezlik maskesi takmaktadır. Kamusal ve özel hayatımızı şekillendiren ve cinsellik anlayışımıza damga vuran evliliği birçoğumuz mevcut şekliyle hep var olmuş ve hep var olacakmışcasına sorgulamadan kabul etmek eğilimindeyizdir. Bu eğilim, lgbti bireylerin dışlanmasına, homofobik nefret suçlarının ve kadına karşı şiddetin artmasına ve görülmez kılınmasına, aile içi istismar ve cinsel saldırı vakalarının tabu haline gelmesine, mağdurların sessizleştirilmesine, evlilik dışı cinsel ilişkilerin damgalanmasına, toplumda bir utanç ve ayıplama kültürü yaratılmasına sebep olmaktadır. Bu nedenlerle mevcut evlilik anlayışının sorgulanması ve bir hak olarak insan hakları hukukunun konusu olan evlilik kavramının yeniden düşünülmesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir.