Ceren Kıran

Ceren Kıran

Çevirmen
7.9/10
200 Kişi
·
433
Okunma
·
1
Beğeni
·
233
Gösterim
Adı:
Ceren Kıran
Tam adı:
Ceren Kıran Tatlı
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
408 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Gerçekten çalışmak özgürleştirir mi bay Hitler ?
Başlıktaki yazı Auschwitz toplama kampının girişinde yazan ironik bir yazıdır. "Çalışmak özgürleştirir "diyor. Diyor ama öldürmenin özgürlestireceginden emin olanların kurduğu bir kampın girişinde yazması da ayri bir tuhaflik katıyor olaya.

Gelelim kitaba...

Auschwitz ,Ocak ,1944 ile 1. Bölüm başlıyor. Tüm dünyanın yüz karası yönetim sistemlerinden biri olan hitler yönetiminin ikinci dünya savaşında "Yahudi" halkını ehlileştirmek ve sonunu getirmek amacıyla Polonya'da, kurbanları insan olan bir mezbaha kuruyor. Başına da Dr.Mengele denilen üst düzey hitler subayı ve insanlar üzerinde deneyler yapan cani bir doktoru getiriyor. Kitaptaki hikayeye ise tam bu cehennemin ortasında geçiyor. Dita Kraus'un ve ailesinin 6 yıl esirlik hayatı boyunca yaşadıklarını bizlere aktarıyor.

Kitabın yazarı romancı,gazeteci,araştırmacı Ispanyol Antonio Iturbe'dir. Iturbe bu kamp ve hitler ile ilgili araştırma yaparken tesadüf eseri bir mail aracılığı ile Israil'de yaşayan ve tanistiklarinda 80 yaşında olan Dita 'ya ulaşıyor. Dita ile Prag'da buluşuyor. Dita bu kampla ilgili yaşadıklarını yazara anlatıyor ve yazar da bu kütüphaneci kızın hikayesini roman hâline dönüştürüyor. Buraya kadar tamam. Tamam da... Bu cehennemde kütüphanenin işi ne ? Insanlar tek öğün beslenmeye mahkum bırakılırken,hergün krematoryumlarda binlerce insan yakılarak öldürülürken kütüphane bir lüks değil miydi?

Savaş sadece topla tüfekle yapılmaz. Savaş psikolojiyle, dayanma ile ,bilmek ve düşünmekle de olur. Kampta Alman asıllı bir yahudi olan Hirsh 31. aile koğuşunu bir arada tutup çocuklara belli saatlerde eğitim verip onlara spor çalışması yaptırıyor. Buldukları ya da bir parça ekmek karşılığında mahkumlardan satın aldıkları birkaç kitabı ise Dita aracılığı ile okumak isteyen insanlara veriyor. Dita, kitaplara gözü gibi bakıyor. Ss subaylarına rağmen,öldürülme tehlikesine rağmen. Esir kıyafetinin ic tarafina cepler diktiriyor ve bu ceplere kitaplarini saklayarak ayaklı kütüphane görevini üstleniyor. Kitap biyografik roman olma özelligi ile de sizleri inanilmaz bir kaosun içersine cekiyor.

Bilginin azizliğini, kitapların önemini ve insan yaşamının kutsaliyetini hissettiren ve insan denilen düşünen(!) hayvanın ne kadar canilesebilecegini, savaşın soğukluğunu ve aslında meselenin yahudi,müslüman,fakir,zengin,eğitimli ya da çocuk,kadın,erkek olamadığını insanlık olduğunu acı bir şekilde ifade ediyor.

Öldurmediğim her yahudi için bana küfredeceksiniz! dediği söyleniyor Hitlerin. Hadi ordan. Vicdanı olan herkes, inancı olsun ya da olmasın farketmeksizin vicdanı olan herkes öldürdüğün her çocuk için sana küfrediyor bay Hitler.

Caniligin perde arkasında ise çocuklara o şartlarda bile eğitim vermeyi sürdüren, onların morallerini yüksek tutmaya çalışan, ceset çukurlarının yanıbaşında hayal kurmalarını sağlayan, kitapların kutsaliyetine inanan öğretmenleri ise bir eğitimci olarak sevgi ile anıyorum ve onlara hayranlık duyuyorum.
408 syf.
·Beğendi·10/10
Beni fena etkileyen gerçek bir yaşam öyküsü okudum diyebilirim. Dönem hikayeleri okumayı çok seviyorum, hele bu II. Dünya savaşında geçen hikayeler ise bunlar, beni hüzünlendiriyor, ağlatıyor.

14 yaşındaki kitap kahramanımız Dita, Auschwitz'deki tutsaklardan biridir. Prag'dan ailesiyle birlikte Auschwitze getirilen Dita buraya gizlice sokulan sekiz kitabın koruyucusu ve Auschwitz'in gizli Kütüphanecisi oluverir. Her sayfasından ayrı etkilendiğim bu kitabı ağır bir dram ve ya umuda dair bir yolculuk olarak değerlendirebiliriz. Bu arada kitabımızın kahramanı Dita Kraus halen hayatta. Direnen ruhu ve asla kaybetmediği umuduyla çoğu kişiye örnek olacak biri. Kitabı okurken burayı alıntılara boğmak istedim, ama kitaba dalmaktan yapamadım.
Benim 2020 favorilerimden biri olan bu kitap, yine bir II. Dünya savaşı hikayesi ve beni derinden etkiledi. Siz de okuyun.
408 syf.
·6/10
Auschwitz gibi ölüm kampında gizli bir örgütün kitapları saklayarak kendilerini tehlikeye attıklarını ilk kez bu romanda öğrendim ve pek bana inandırıcı gelmedi. Gerçek hayat hikayesi olduğu belirtiliyor fakat bu kadar cesur çocukların olması beni şüphelendirdi. Bence kitabın yarısı kurgu yarısı gerçek. Kitapta birkaç yazarın romanlarından bahsediliyor. Bazı yazarların kitaplarını biz yetişkinler okurken zorlandığımız halde, bunları çocukların okuduklarına inanmıyorum.

Sürü psikolojisinin ne demek olduğunu aramızda bilmeyen yoktur sanırım. Bir şeye inanan kişilerin sayısı arttıkça, diğer kişiler de bu akıma dahil olur. Buna kitaplar da dahil. Herkes beğendiyse, ben de beğendim diyeyim, herkes bu kitabı okuyorsa ben de okuyayım gibi. Son zamanlarda okunan, "Yeşilin Kızı Anne, Sabahattin Ali, Stefan Zweig" örneğinde olduğu gibi bu akıma kendini kaptıran o kadar okur var ki, aralarında kitabı sevmedikleri halde, beğendim diyen okurlar mutlaka vardır. Fakat ne yazık ki bunu dile getiremeyen okurlar mevcut.

Kitaba gelelim. Bu kitaba yapılan yorumları okudum. Bir kere kitap akıcı değil. Beni ağlatan satırlar da olmadı. Sadece toplasan 20 sayfası heyecanlı o kadar. Ayrıca aynı hikayeyi defalarca okumuş gibi hissettim. Diğer kitaplardan bir farkı yok yani. Bir çemberin içine sıkışmış, sil baştan aynı noktaya gelip durdum sanki. Bir müddet bu tarz kitaplardan uzak durmak en iyisi.
Aslında kitabı almayı da hiç düşünmüyordum. Maalesef ben de sürü psikolojisine kapılıp sırf kargo ücreti ödemeyeyim diye atmıştım sepete.

Kütüphaneci kız olarak anlatılan Dita Kraus'un kim olduğuna baktım. Bu kitabın yazarı gerçekten yanına gitmiş ve yazdığı kitabın bir kopyasını ona vermiş. Fakat Dita Kraus, yazılanları komik bulmuş ve bunların hiçbiri yaşanmadı diye belirtmiş. Evet, bazen kampa kitap parçaları gelirmiş fakat ne romanda bahsedildiği gibi özel sınıflar olmuş, ne de romanda bahsedilen kitaplar olmuş. Sadece bir harita ve rus dilinde yazılmış kitaplar varmış ve bunları çocukları eğlendirme adına kullanmış o kadar.
408 syf.
·3 günde·10/10
Donem hikayeleri okumayı cok seviyorum hele hele 2. Dünya savaşında geçen hikayeleri. Beni cok hüzünlendirse de en sevdiğim kitaplar hep bu donemi anlatan kitaplar oluyor.
.
.
14 yaşındaki kahramanımız Dita Auschwitz'deki tursaklardan biridir.  Pragtan ailesiyle birlikte Auschwitze getirilen Dita buraya gizlice sokulan 8 kitabın koruyucusu ve Auschwitz'in gizli Kütüphanecisi olur.
.
Her sayfasından ayrı etkilendiğim bu kitabı ağır bir dram ve ya umuda dair bir yolculuk olarak nitelendirebiliriz aslında.  Siz kitapta hangisini görürseniz o olur. Bu arada kitabımızın kahramanı Dita Kraus hâlâ hayatta. Kendisiyle tanışmayı cok isterdim. Mucadeleci ruhu ve asla kaybetmediği umuduyla çoğu kişiye ornek olacak bir şahsiyet.
.
  Kitabı okurken burayı alıntılara boğmak istedim, durun düşünün ve sindire sindire okuyun.
.
Hiç kuşkusuz benim 2020 favorilerimden olan bir kitap, yine bir 2. Dünya savaşı hikayesine vuruldum. Siz  de okuyun, siz de vurulun. Cok seveceginize eminim .✌
.
.
.
Yasemin Akbaş
Yasemin Akbaş Eğer Biz Biz Olmasaydık Olabileceğimiz Diğer Her Şey'i inceledi.
216 syf.
·3 günde·Beğendi
Marcos ünlü bir balerin olan annesini yeni kaybetmiştir. Hayat hakkında bildiği her şeyi ona öğreten bu kadını kaybetmek, Marcos için yaşama sevincini kaybetmek gibi olur. Tam da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünürken gelen bir telefon sayesinde Marcos hiç kimselerde bulunmayan ve hatta gerçeküstü bile sayılabilecek yeteneğini tekrar kullanma fırsatı bulur. Ve bu, ona henüz hayattan vazgeçmek için çok erken –bazı durumlara göre de çok geç– olduğunu gösterir.
248 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Kitabı basımının yapıldığı ilk zamanlar raflarda görmüş, arka kapak yazısını çok beğenmiş, ama fiyatını yüksek bulmam sebebiyle bir türlü temin edememiştim. Ben de e-kitap olarak okuyayım, daha fazla bekletmeyeyim dedim. Ama okumak için belki de bu kadar beklemiş olmam iyi bir sonuç doğurdu, çünkü şuanki kitap zevkime çok uyan bir tarz oldu.

Kitap biraz karışık ilerliyor, ama sonunda anlatılanların çoğu kafamda yerli yerine oturdu. Kitabın bütünü ile ilişki kuramadığım hikayeler olsa da birbiri ile bağlantısını oturtabildiğim hikayeler için memnunum. Hikayeler arasındaki bağlantıları kaçırmış olsanız bile kitabı, öykü kitabı mahiyetinde de okuyabilirsiniz.

Kitapta çok ilginç karakterler ve çok ilginç hikayeler var. Ama en beğendiğim bölüm ‘’Kelime Kaçakçısı’’ oldu. Küçüklüğünde kekeme olan bir çocuğun, büyüdüğünde bir şirket kurup sözcüklerin kullanım haklarını satın almasını anlatan bir kurgu oluşturmuştu yazar. Okurken böyle bir fikir nasıl aklına gelmiş diye düşünmeden edemedim. #34372783 Bu alıntı o hikayeden önce geçiyor, okuyunca ah ne de güzel demiş diye düşündüm. Sonra ‘’Kelime Kaçakçısı’’ hikayesi geldi ve bu alıntının üzerini kocaman çizdi. Gerçekten ilginç bir hikayeydi.

‘’Doğum gününde Lucas’a dört yüz kelime hediye ettiler. İlk ikisini annesine teşekkür ederek harcadı, sonraki on dört tanesiyle âşık olduğu kıza iki mısra şiir yazdı.’’ (sayfa 61). Bahsettiğim hikaye bu şekilde başlıyor, girizgaha bakar mısınız. Gel ve beni oku dedi adeta.
Ya da sayfa 65’teki bu alıntıya bakın: ‘’Adam da bu gülümsemeye karşılık vermeye çalıştı ama bildiğiniz üzere Pinkerton gülümsemeyi bilmiyordu. Konuşmadılar. Bir şey demediler. Konuşmak pahalıydı ve Bayan Maria ay sonunu zar zor getiriyordu.’’

‘’Ve insanlar her durumdan ahlaksızca çıkar sağlamayı iyi becerdikleri için masum vatandaşlar cenaze günlerinde kelimelere normal hayatlarından daha fazla para harcıyor, düğünlerde -kuaförlerde veya restoranlarda olduğu gibi— her gün kullandıkları kelimeler için daha fazla ödemek durumunda kalıyorlardı.’’ Bu alıntı da sayfa 75’ten. Tüm bu alıntıları kitabın tarzını, ilginçliğini ve ‘’bence’’ okumaya değer olduğunu görün diye yaptım.

Sadece bununla da kalmıyor; çok daha fazla ilginç karakter var demiştim kitapta. Mesela kitap reçetecisi Horacio var. Okuduğumda keşke böyle bir meslek tanımlansa ve ben de kitap reçetecisi olsam dedim. Bu sitede de kitap reçetecisi olmak isteyen çok kişi bulabiliriz bence. :)

Spoiler vermek istemediğim için hakkında bilgi veremeyeceğim futbol spikeri Ricardo da çok hoş bir bir hikayeye sahipti. Bu hikaye de sevginin gücünü etkili bir şekilde anlatıyordu.

Kendisine göre bir yöntemle adaleti sağladığına inanan bal gözlü Keiko, hoş gamzelere sahip yakışıklı Bruno, hiçbir notayı asla yanlış çalmamış olan piyanist, bir filozof gibi olan Joans… Daha da sayabilirim. Hikayede adı geçen hemen her karakterin hayat hikayesi de anlatılıyor. Bu bağlamda, halen okumakta olduğum Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ''Mahur Beste'' kitabı ile bu kitabı biraz birbirlerine benzettiğimi de söyleyebilirim.

Hikayeler benim sevdiğim tarzda yazılmıştı, okurken çok keyif aldım. Ayrıca çoğu hikayenin altında bir eleştiri de yatıyor. Kitabın bu denli bir ciddiyet de içereceğini düşünmüyordum.

Kitabın ismi ‘’Yalnızlık’’, fakat incelemeler yalnızlık temasının çok fazla olmadığından yakınmış. Bence yalnızlık, belli başlı karakterlerin içsel dünyaları aracılığı ile yansıtılmıştı. Yani kişiler direkt olarak yalnız değiller de kalabalıklar içinde yalnız hissediyorlar gibi.

Okurken söylemek istediğim çok şey vardı aklımda. Anımsadıklarımı yazmaya çalıştım. Spoiler vermemek adına uğraştığım için söylemek istediklerim mutlaka eksik kalmıştır. Ben kitabı çok beğendim. Eğer farklı bir tarzda okumak istiyorsanız tavsiye ederim. Yoksa beğenmemeniz olası. Ayrıca kitap boş değil, çoğu hikayede düşünmeniz için çokça done de veriyor. İyi okumalar dilerim.
408 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Herkesin muhakkak okumasını tavsiye edeceğim bir kitap.Gerçek bir öykü olması hem etkileyici hem üzücü.İnsan o satırları okurken “Hayır bunlar hayal ürünü gerçeklerle bir ilgisi yok.Yazarın hayal gücü diyor.”Ama ne yazık ki bütün dünyanın bildiği kan dondurucu bir gerçeğin sözcüklere dökülmüş hali.Fazla söze gerek yok aslında,eğer siz de Nazi Almanya’sı ve yahudi soykırımını detaylarını merak ediyorsanız bir de bu kitapla bakın olaya derim ve keyifli!!! okumalar dilerim
408 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Savaş... Erkekler savaşıyor ama kadınlar ve çocuklar tutsak oluyor.
Su, yiyecek bulmak güçken; bir kaç kitapla kütüphane kurup çocuklar için okul tasarlamak, onları bir nebze mutlu etmek adına yarışmalar, oyunlar düzenlemek... çocukların sevincini ve ümitlerini hep canlı tutmaya calismak esaret altında bile öğretmenlerin ne kadar özverili, fedakar olabileceğinin kanıtı.
Kitabın sonunda esaretten kurtulanların Israil e yerleşmesi muamması... bu kadar zulmü yaşamış insanların Filistin halkına zulmedebilmesi... ayrı bir başlık altında incelemesi gereken bir konu.
Her ne olursa olsun, dili, dini, ırkı,... Savaş en çok kadınları ve çocukları vuruyor...
224 syf.
·Puan vermedi
Gerek suçlayarak, gerek manipüle ederek özgüvenimize ve yaşam sevincimize ket vuran toksik, yani zehirleyici insanlarla hepimiz hayatımızın bir noktasında karşılaşmışızdır. Kitapta iş ,aile veya sosyal hayatımızda bu tür bireyleri nasıl tanıyacağımız, gardımızı alarak kendi hedeflerimiz doğrultusunda ne şekilde ilerleyeceğimiz yönünde ipuçları veriliyor . Anlatım tarzı olarak, ‘ben merkezli’ düşünceyi aşırı vurgulayıp, kişisel gelişim tarzı kitaplara özgü telkinlere bazı bölümlerde fazlaca yer vermiş olsa da , özellikle Hazreti Süleyman ve birçok ünlü figürden alıntılar yapması anlatımı renklendiriyor . Muhtemelen çeviri olmasından kaynaklı bazı anlam yoksunlukları hissedilse de, genel itibariyle faydalanılacak bir kitap denilebilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ceren Kıran
Tam adı:
Ceren Kıran Tatlı
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 433 okur okudu.
  • 37 okur okuyor.
  • 348 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.