Daniel Höra

Daniel Höra

Yazar
7.0/10
2 Kişi
·
5
Okunma
·
0
Beğeni
·
704
Gösterim
Adı:
Daniel Höra
Unvan:
Alman yazar
Doğum:
Hannover, 1965
1965’de, Almanya, Hannover’de doğan ve kent merkezinden uzakta yetişen Daniel Höra, farklı farklı işlerde çalıştı. Okuldan sonra mobilya taşımacılığı, yaşlı bakıcılığı, montaj işleri ve taksi şoförlüğü yaptı. Yarım bıraktığı lise eğitimini çok sonra tamamladı. Bir dönem TV editörlüğü de yapan Höra, 2001’de yayımlanan ilk romanı Mora!’nın ardından, Doğu Almanya’da cinayet işlediğinden kuşkulanılan bir genci anlatan romanı Buraya Kadarmış (Gedisst, 2009) ile tanındı ve ertesi yıl Hansjörg-Martin Ödülü’ne aday gösterildi. 2010’da yayımlanan üçüncü kitabı Das Ende der Welt (Dünyanın Sonu), bir felaketin sonrasını anlatan bir distopya. Bugün ailesiyle birlikte Berlin’de yaşayan yazarın son romanı Braune Erde (Kahverengi Toprak, 2012), yayımlandığı yıl Almanya’da kitapçıların En İyi 100 Gençlik Kitabı listesinde yer aldı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
276 syf.
·7/10
Yine şu kitap toplantısı için okuduğum kitaplarsan birisi. İlk toplantı da Sessiz Kalma dışında her şey konuşulduğu için sinirlenmiştim ama yine de sipariş edilirken ne olur ne olmaz diye yine de sipariş ettim. Kitabın arkasını okuyana kadar gerçekten hiç merak edipte internetten falan araştırmamıştım ama arkasını okuduktan sonra hemen ilgimi çekti. Bilmiyorum ama nedensizce gerdi beni arkasındaki yazan şeyler.

Kitabın baş kahramanı Benjamin adında bir çocuk. Annesi ve babası bir trafik kazasında öldüğü için teyzesi, eniştesi ve iki çocuklarıyla birlikte yaşıyor. Ama teyzesi ‘güya’ onu hep aileden dışlamış. Güya çünkü açıkçası sırf Benjamin’e acıyalım? diye öyle yazılmış gibi hissettim. Teyzesi Benjamin’e bana kalırsa genel olarak gayet normal davranıyordu. Asıl her fırsatta teyzesine laf atan ve onunla konuşmak istemeyen Benjamin’di.

Benjamin’in yaşadığı yer ise, Almanya da bir köy. Ama şu ‘Tanrı’nın Unuttuğu’ yer olarak geçen türden bir köy. Çok küçük bir yer ve içerisinde çok az insan bulunuyor. Herkes herkesi tanımasına rağmen kimse kimseyle pek fazla konuşmuyor, kendi halinde takılıyor.

Kitap, yeni bir ailenin bu köye taşınmasıyla başlıyor. En başta Benjamin onları taşra hayatına atılmak isteyen şehirliler sanıyor ama kararlılıklarını görünce meraklanıyor. Çünkü yeni ailenin yapmak istediği tek şey ekolojik tarım.

Böylece Benjamin taşınmaları için onlara yardım etmeye başlıyor ve zaman geçtikçe ailenin üyeleriyle yakınlaşmaya ve dost olmaya başlıyor. Reinhold ve Uta’nın ona verdiği bazı görevleri yapmaya başlıyor, Kondrad ve Gunter ile talim alanına gidip ateş etmeyi öğreniyor ve ailenin kızı Freya ile yakınlaşmaya başlıyor. Ancak Benjamin zaman geçtikçe onların tek istediğinin ekolojik tarım olmadığını fark ediyor: Var olan düzeni kaldırıp yerine eski Alman geleneklerine uygun bir düzen getirtmek.

Açıkçası kitabın 140. Sayfasına kadar ki kısım da gerçekten çok fazla gerildim ve rahatsız oldum. Gerek Reinhold’un Benjamin’e verdiği kitaplar olsun, gerek Kondrad ve Gunter’le atış talimi yapmaya gidiyor oluşu olsun. Okuduğum ilk Alman kitabıydı ve Nazi’leri bilsem de, daha önce haklarında bir şey okumamıştım. Yani o sayfalar da zaten çok fazla baskın değildi ama yine de Reinhold ve ailesinde ters bir şeyler olduğunu içten içe hissediyor ve Benjamin bunu fark etse de görmezden geldiği için hem sinirleniyor hem de korkuyordum.

Ancak 140. Sayfadan sonra araya iki gün girmesiyle korkum biraz azaldı ve sonra daha rahat okumaya başladım. Hem Benjamin’in aklı biraz daha yerine geldiği için başına bir iş gelecek diye kendimi yemekten de kurtulmuş oldum. Yani teknik olarak başına bir şey geldiğini biliyordum çünkü bölüm başlarında çok kısa Benjamin’in sevgili dostlarından kaçtığını okuyorduk ama yine de o kısım gelene kadar korkmaktan iyidir. Bu arada o kaçtığı kısa bölümler gerçekten çok gerici ve heyecanlıydı. Duyguları gerçekten çok iyi hissettim.

Kurguyu ve işlenişi sevsem de 3 puanı kırmamın nedeni Benjamin’in salak aşk hayatı ve kitabın sonu. Aslında Kondrad ve Gunter vahşilikleriyle beni korkuttuğu için bir puan daha kırmak isterdim ama onların amaçları zaten insanları korkutmak olduğu için bir şey yapamıyorum.

Şu minicik ve 270 sayfalık kitapta Benjamin üç kıza aşık oldu. Son kız hariç Freya ve Reene (doğru yazdım mı emin değilim) birbirinden gerizekalı kızlardı. Özellikle Freya’yı elime verseler bir kaşık suda boğarım. Yapışkan sülük. Ve Benjamin’in daha Reene’yi ilk gördüğü anda ona aşık mıyım, Freya’ya aşık mıyım, Aligia’ya aşık mıyım falan diye düşüncelere gitmesi ve sonra aynı hızda değilim diyerek geri dönmesi. Her ne kadar Freya’dan nefret etsem de sonda Freya’ya ayrılmak istediğini söyleyemeyip korkakça yanlış anlaşılma olduğunu bilmesine rağmen ‘demek öyle Freya’ deyip ondan ayrılması ve sebebimi söylememe gerek yok diyerek sevinmesi. Bunu da verseler iki kaşık suda boğarım.

Ve her şeyi geçtim o son ne ya?

O kısa heyecanlı yerleri öyle bir sona bağlamak da… ne denir ki buna? O kadar ani ve çabuk oldu ki, soldaki sayfalar azaldıkça nasıl bu kadar çabuk bağlayabildi diye düşünmeme ramak kalmadan kitap bitti resmen. Ayrıca kitabın sonlarına doğru zaten ne olacağını da tahmin etmiştim. Aslında düşününce zaten o kişinin öyle biri olmadığını içten içe hissetmiştim. *spoi vermemeye çalışan zülal*

Velhasılkelam karakterleri ve kurguyu tam olmasa da, yaşadığım gerilim için 7 verdim bu kitaba. Ki bu çok sık yaşanan bir şey de değildir. (Güzel karakterler için yaşıyorum.) Eğer gerilmek, korkmak ve Nazi’ler hakkında biraz bir şeyler öğrenmek istiyorsanız okuyabilirsiniz.
276 syf.
·Puan vermedi
Okurken aklıma solingen katliamı geldi, o zaman bu vahşete hiç aklım ermemişti , insanın hiç tanımadığı hakkında hiçbirşey bilmediği diğerleri için öldürecek kadar önyargılı olmasını hiç anlayamamıştım ( hala da anlamam!) yazar propaganda ve kaba gücün insanları nasıl robotlaştırdığını basitçe anlatmış...

Yazarın biyografisi

Adı:
Daniel Höra
Unvan:
Alman yazar
Doğum:
Hannover, 1965
1965’de, Almanya, Hannover’de doğan ve kent merkezinden uzakta yetişen Daniel Höra, farklı farklı işlerde çalıştı. Okuldan sonra mobilya taşımacılığı, yaşlı bakıcılığı, montaj işleri ve taksi şoförlüğü yaptı. Yarım bıraktığı lise eğitimini çok sonra tamamladı. Bir dönem TV editörlüğü de yapan Höra, 2001’de yayımlanan ilk romanı Mora!’nın ardından, Doğu Almanya’da cinayet işlediğinden kuşkulanılan bir genci anlatan romanı Buraya Kadarmış (Gedisst, 2009) ile tanındı ve ertesi yıl Hansjörg-Martin Ödülü’ne aday gösterildi. 2010’da yayımlanan üçüncü kitabı Das Ende der Welt (Dünyanın Sonu), bir felaketin sonrasını anlatan bir distopya. Bugün ailesiyle birlikte Berlin’de yaşayan yazarın son romanı Braune Erde (Kahverengi Toprak, 2012), yayımlandığı yıl Almanya’da kitapçıların En İyi 100 Gençlik Kitabı listesinde yer aldı.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.