İdris bir adım daha attı, ellerini masaya dayadı.
“Nasılsın Yusuf? Ne oluyor burada? Bu adamlar kim? Neden bu haçların gölgesindesin? Ben senin peşinden cehenneme indim, sen ise burada bir kral gibi ağırlanıyorsun!”
Yusuf, sanki bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açtı. Gözlerinde anlamsız bir bakış vardı.
Tam o sırada, İdris’in arkasındaki devasa sütunun gölgesinden bir silüet ayrıldı. İdris, Yusuf’un gözlerinin kendisine değil, arkasındakine odaklandığını fark ettiğinde artık çok geçti. Ensesinde hissettiği keskin bir rüzgârın ardından, kafasına inen ağır bir darbe dünyasını kararttı.