Ergün Arıkdal

Ergün Arıkdal

YazarÇevirmen
8.8/10
4 Kişi
·
23
Okunma
·
16
Beğeni
·
1.194
Gösterim
Adı:
Ergün Arıkdal
Unvan:
Metapsişik Araştırmacı, Yazar ve Medyum
Doğum:
Geyve, Sakarya, Türkiye, 21 Kasım 1936
Ölüm:
6 Ocak 1997
Ergün Arıkdal (21 Kasım 1936 - 6 Ocak 1997), Türkiye’de metapsişik alanda birçok konuda “ilk”lere imza atmış, Türkiye Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nin en uzun süre başkanı olmuş metapsişik araştırmacı, yazar, manyetizör, operatör(hipnotizör) ve medyum.

1950’li yıllarda İstanbul Erkek Lisesi’nde, 1957 ile 1961 arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, 1970’li yıllarda İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğrenim görmüştür. Metapsişik alanın yanı sıra Tasavvuf'a ve Platon felsefesine ilgi duymuştur. Türk spiritüalistlere göre Türk Metapsişiğini Bedri Ruhselman’ın açtığı yoldan emin adımlarla ilerletme görevini başarıyla yerine getirmiştir.

Metapsişik alanda yaptığı başlıca işler
1967-1997 yılları arasında T.M.T.İ.A.D.’nde başkanlık görevinde bulundu.
1961-1974 yılları arasında, Sadıklar Planı adıyla yayımlanan tebligatın medyumluğunu yaptı.
1992’de metapsişik alanda yayın yapan bir radyo istasyonu kurdu (Meta FM 105.6).
1994 BİLYAY’ı (İnsanlığı Birleştiren Bilgiyi Yayma Vakfı) kurdu.
Birçok kitap ve makale yazmış, çevirilerde bulunmuş, çeşitli televizyon ve radyo kanallarında metapsişiği tanıtmış, sayısız konferans vermiş, çeşitli uluslararası konferans ve seminerlere katılmış ve konuşmalarda bulunmuştur.
Yayımlanan eserleri
(Bunlardan vefatından sonra yayımlananlar, konferansları, radyo konuşmaları ve yazılarının kitap halinde derlenmesinden oluşmuştur):

Nazari ve Tatbiki İpnotizma, Manyetizma ve Telkin,1963
Ansiklopedik Metapsişik Terimler Sözlüğü, 1971
İpnozun Gerçek Yüzü, 1981
Tüm Yönleriyle Medyomluk, 1983
Ruhsallık Üzerine Denemeler, 1991
Değişime Doğru
Gizli Öğreticilik, 1997
Vazife, 1997
Kendini Bilmek, 1998
Tekamül, 1999
Evrensel İnsan, 2002
Devre Sonu, 2003
Pozitif Yaşam, 2006
İnsanlar dünyayı tersine görüyorlar; meleği şeytan, şeytanı melek yerine alıyorlar. Bizce kötülüğün temeli bu şuursuzluktadır. Sopanın daima iki ucu vardır. Uçlardan birine iyi derseniz, öbürü kötü olur. Elinizle tuttuğunuz yer iyi ise, öbür ucu kafasına yiyen için kötüdür. Tersini düşünmek de mümkündür. Molla Nasreddin’in dediği gibi: “Günahlarımızın çokluğundan Tanrı bize iki türlü tabip yollamış; biri ölmemize yardım ediyor, öteki yaşamamızı engelliyor”.

Sopa aynı sopa da onu tutanın hali bir başka.

Hakiki spiritüel tehlike iyiye kötü, kötüye iyi dendiği zaman başlar. Hemen hemen çaresiz bir hastalık, sapkınlık işte budur. Hakikatin yalan şeklinde insanlara geldiği görülmüş müdür?

Eğer bilgide bu hal varsa, hakikat bize gelmemiştir. Çünkü herşey bize “geliyor”. Biz kendimiz yaratmıyor, yapmıyor, üretmiyoruz. Yapmak fiili, kudreti gerektirir. Kudret bilgiyi, bilgi de şuurlu insanı hazırlar. Bize “gelen”, tesirdir. Her türlüsüyle tesirdir. Biz o tesirlere göre hareket eden canlı makinalarız ve ancak kendimizi tanıyıp, kendimizi bilmekle bu nitelikten kurtuluruz. Tesirlere “anlayış ve biliş”le uyum sağladıktan sonra gerçek “yapma” ve “yapabilme”ye sıra gelir. Herkes yaptığını sanıyor, halbuki tesirlerin etkisiyle hareket ediyoruz. Her şey tesirdir ve bize “gelir”. Yayı çeken biz, ama oku atan biz değiliz. Yay ile ok atma, baştan sona kadar kudreti derece derece geliştiren şuur kontrolüdür. Öyle ki, insan sonunda görmeden hedefi vurur: Tesirler anlaşılıp bilinmiştir.

Biz tekamülün temelinde bunu görüyoruz. İnsan eşya ile kendini ayırt edemiyor. Yani kendi zati kudreti ile eşyanın gücünü ayıramıyor. “Kaç milyonun var?” sorusunu soran insana, “Hangi alışkanlıkların var?” diye soruyla cevap vermek gerekir. Eş koşmak, büyük kıskaç. Bağımsızlık kazanmadan, tesirlerin otomatizması içinde “olayla olay” olmadan zati şuur ve benliğe kavuşmak mümkün değildir. İnsanın putlarını kırabilecek uyanıklığa dönmesi için, uyuduğunu fark etmesi, onun için bir lütuftur.
İnsanlar için mutluluk, isteklerine kavuşmaktır ya da benmerkezci arzuların gerçekleşmesidir. Bunu sağlayamadığı anda da, büyük bir gerilim altına düşer. Haksızlığa uğradığını, küçücük bir mutluluğun kendisine çok görüldüğünü düşünür. Hep almak arzusunda olan, hep almaya alışmış olan insanlar alamadıkları zaman kırgınlık, küskünlük vs. gibi tipik egoistik reaksiyonlar gösterirler. Yani sabit dururlar ve yürümezler. İşte felaketlerin çoğu, sabit duran insanların harekete geçmesi içindir.
Her durumda RABB'e teşekkür etmekten kasıt, ''Her şey Sen'dedir ve Sen'indir, benim kulluktan başka bir kıymetim yoktur, bana layık gördüğün her nimet, benimle değil, SEN'le vardır, sınadığın ve sınayacakların için hazırım, ve Sen kuvvet ver...'' dir.
Bizi üzen her şey şoktur.Yani bir silkelenme halidir; daha üstün bir tesirin rahatlıkla bizim bünyemize girmesini sağlayacak bir olaydır.Bu büyük tesirler için şu söylenebilir;Bunlar öğretici,gerçekten geliştirici, tekâmül ettirici biz bulunduğumuz durumdan daha üst bir seviyeye çıkartacak ,sıçratacak tesirlerdir
YAŞAMA SEVİNCİ denen bir tekerlemenin, mutluluk denen bir aldatmacanın, kendi kendilerine çalışan mekanik faliyetlerden olduğunu bilemeyecek kadar uyurgezer halde, ayak sürüyerek dolaşıp duran insanın hali nicedir?
İnsanlğın birbirinin gözlerine bakacak hali kalmamış; yüzler dümdüz,anlamsız,derinliğini kaybetmiş,yüzeysel…İki yana bakan iki sima bir kafaya yerleşmiş.Biri konuşurken öteki susuyor;öteki konuşurken diğeri susuyor.Kimse kimseyi anlamıyor,anlamaya da çalışmıyor.Herkes şuursuz bir şekilde ,koşum takımlarıyla bağlı olduğu duygu arabasını çekmenin ,bir yerlere ulaşabilmenin telaşı işinde …
Kısaca, bilelim ya da bilmeyelim, bizce anlaşılmış olsun ya da olmasın, herşeyin ve her canlının kendisine uygun bir vazifesi vardır ve bu vazifeye uygun bir şekilde hareket eder. Bunun dışında hiçbir hareket yapılamaz. O vazifenin amacına yönelik şeyler dışında birşey yapmamız mümkün değildir. Çünkü herşey, o vazifelerin yerine getirilmesine bağlı olarak düzenlenmiştir.
’Dua ederek pozitif güçleri kendimize çekebilir miyiz?’’ diye soranlara ‘’Pozitif güçleri ne maksatla kendinize çekebilmeyi istiyorsunuz?’’ diye sormak isterim. Pozitif gücü çekme düşüncesi, pek isabetli bir düşünce değildir. Önemli olan, pozitif düşünce yaratmaktır. Pozitif düşünceyi çekmek değil pozitif düşünceyi üretmektir, önemli olan. Eğer pozitif düşünce üretebiliyorsak, kesinlikle bir cazibe noktası yaratırız; tıpkı bir girdap gibi, kendi çevremizde bir dönüş meydana getiririz. Bir etki alanı yaratırız ve buraya ona uygun olan, ihtiyacımıza ve isteklerimize uygun olan enerjiler, güçler, yardımlar gelir.
Ancak eğer pozitif enerji üretemiyorsak, aslında hiçbir şey yapmadan sabit kalıp sadece pozitif güçleri kendimize çekmek amacıyla ‘’Gel, ey büyük güç bana yardım et, bana pozitif güç ver’’ diyerek, ellerimizi uzatarak, egzantrik ayinler yaparak dua etmenin, ibadet etmenin hiç bir faydası yoktur; bu iş bunlarla olmaz.
60 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Nag Hammadi Külliyat'nın en bilindik metinlerinden biri olan Thomas İncili 1945 yılında tam anlamıyla anlaşılabilmiş, tahmini olarak 4 ana incille aynı dönemlerde yazıldığı düşünülmektedir. Hz. İsa'nın 4 incilde yazmayan sözlerini içerdiği dahi iddia edilebilir.
İlk bölümde 'Bu sözler Hz İsa' nın sağ iken, bizzat söylediği ancak gizli kalmış sözlerdir ve Didymus Judas Thomas onları yalnızca kaleme almıştır' denmektedir. Thomas İncili, gnostik bir nitelik taşıdığı açıktır.
'Söylenenler İsa'nın gerçek öğretileridir ve ancak yalnızca onu duyabilecek olan kulaklara hitap etmektedir.'

Yazarın biyografisi

Adı:
Ergün Arıkdal
Unvan:
Metapsişik Araştırmacı, Yazar ve Medyum
Doğum:
Geyve, Sakarya, Türkiye, 21 Kasım 1936
Ölüm:
6 Ocak 1997
Ergün Arıkdal (21 Kasım 1936 - 6 Ocak 1997), Türkiye’de metapsişik alanda birçok konuda “ilk”lere imza atmış, Türkiye Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği’nin en uzun süre başkanı olmuş metapsişik araştırmacı, yazar, manyetizör, operatör(hipnotizör) ve medyum.

1950’li yıllarda İstanbul Erkek Lisesi’nde, 1957 ile 1961 arasında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde, 1970’li yıllarda İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğrenim görmüştür. Metapsişik alanın yanı sıra Tasavvuf'a ve Platon felsefesine ilgi duymuştur. Türk spiritüalistlere göre Türk Metapsişiğini Bedri Ruhselman’ın açtığı yoldan emin adımlarla ilerletme görevini başarıyla yerine getirmiştir.

Metapsişik alanda yaptığı başlıca işler
1967-1997 yılları arasında T.M.T.İ.A.D.’nde başkanlık görevinde bulundu.
1961-1974 yılları arasında, Sadıklar Planı adıyla yayımlanan tebligatın medyumluğunu yaptı.
1992’de metapsişik alanda yayın yapan bir radyo istasyonu kurdu (Meta FM 105.6).
1994 BİLYAY’ı (İnsanlığı Birleştiren Bilgiyi Yayma Vakfı) kurdu.
Birçok kitap ve makale yazmış, çevirilerde bulunmuş, çeşitli televizyon ve radyo kanallarında metapsişiği tanıtmış, sayısız konferans vermiş, çeşitli uluslararası konferans ve seminerlere katılmış ve konuşmalarda bulunmuştur.
Yayımlanan eserleri
(Bunlardan vefatından sonra yayımlananlar, konferansları, radyo konuşmaları ve yazılarının kitap halinde derlenmesinden oluşmuştur):

Nazari ve Tatbiki İpnotizma, Manyetizma ve Telkin,1963
Ansiklopedik Metapsişik Terimler Sözlüğü, 1971
İpnozun Gerçek Yüzü, 1981
Tüm Yönleriyle Medyomluk, 1983
Ruhsallık Üzerine Denemeler, 1991
Değişime Doğru
Gizli Öğreticilik, 1997
Vazife, 1997
Kendini Bilmek, 1998
Tekamül, 1999
Evrensel İnsan, 2002
Devre Sonu, 2003
Pozitif Yaşam, 2006

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 23 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 126 okur okuyacak.