Eş-Şerif Er-Radi

Eş-Şerif Er-Radi

Yazar
9.0/10
22 Kişi
·
58
Okunma
·
1
Beğeni
·
583
Gösterim
Adı:
Eş-Şerif Er-Radi
Unvan:
Şair ve Şiî müfessir
Doğum:
Bağdat, 970
Ölüm:
Bağdat, 26 Haziran 1015
Ebü’l-Hasen Muhammed b. el-Hüseyn b. Mûsâ b. Muhammed eş-Şerîf er-Radî el-Mûsevî el-Alevî (ö. 406/1015) Şair ve Şiî müfessir. 359’da (970) Bağdat’ta ilimle meşgul olan bir aile içinde doğdu. Baba tarafından soyunun yedinci imam Mûsâ el-Kâzım yoluyla Hz. Hüseyin’e, annesi Fâtıma bint Hüseyinyoluyla Hz. Hasan’a dayandığı kabul edildiğinden kendisine “Zü’l-hasebeyn” denmiştir. İmâmiyye âlimi Şeyh Müfîd’den İmâmiyye fıkhı ve Şiî kelâmı, Ebû Saîd es-Sîrâfî’den (veya oğlu İbnü’s-Sîrâfî Yûsuf b. Hasan’dan) nahiv okudu. Ağabeyi Şerîf el-Murtazâ’dan faydalandı. İbrâhim b. Ahmed et-Taberî’den ileri yaşlarda hıfzını tamamladı. Ebû Ali el-Fârisî, Rummânî ve İbn Cinnî’den Arapça dersleri aldı. Ebû Bekir Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî, Kadı Abdullah b. Muhammed el-Ekfânî’den Şâfiî, Hanefî ve Mâlikî fıkhını öğrendi. Kâdî Abdülcebbâr’dan Mu‘tezile kelâmı ve fıkıh usulü, Merzübânî ile Muhammed b. Muhammed İbnü’l-Cerrâr’dan ahbâr ve ensab dersleri aldı. Îsâ b. Ali İbnü’l-Cerrâh, Sehl b. Abdullah ed-Dîbâcî ve diğer bazı kimselerden hadis rivayet etti. Öğrencileri arasında onun yanında müslüman olan şair Mihyâr ed-Deylemî ile Ebû Ca‘fer et-Tûsî, Ahmed b. Ali b. Kudâme, Muhammed b. Muhammed el-Ukberî sayılabilir.

Şerîf er-Radî on yaşında iken babası Ebû Ahmed Hüseyin, Büveyhî Hükümdarı Adudüddevle tarafından tehlikeli görülen kişilerle birlikte Şîraz’a sürülüp bir kalede hapsedildi (369/979-80) ve hükümdarın vefatından (372/983) sonra serbest bırakıldı. Uzun süre halife olma idealiyle yaşayan Şerîf er-Radî bunu şiirlerine de yansıttı. Hilâfete götürecek yolda tanınmak için Abbâsî Halifesi Tâi‘-Lillâh ile dostluk kurdu ve onun hakkında yirmi üç methiye, ayrıca bir mersiye kaleme aldı. Kâdir-Billâh’la da ilgisini sürdürdü ve onun için iki kaside nazmetti. Başta Dîvân-ı İnşâ kâtibi Ebû İshak es-Sâbî olmak üzere Abbâsî vezir ve kâtipleriyle münasebet kurdu, onlara dair kasideler yazdı. 377’den (987-88) itibaren Büveyhî Hükümdarı Bahâüddevle ile yakın ilişki içine giren Radî, Büveyhî hükümdar, vezir, emîr ve kâtipleri için kaleme aldığı elli kadar kasidenin otuz dördünü Bahâüddevle’ye tahsis etti. Bu arada Şiî Hamdânîler’le de münasebetini sürdürdü. Ancak Adudüddevle’nin oğlu Bahâüddevle Radî’nin babasına ve daha sonra kendisine 397 (1007) yılında “Radî Zü’l-hasebeyn” unvanıyla Tâlibîler’in nakibliği, hac emirliği ve Dîvân-ı Mezâlim reisliği gibi görevleri vermesi, ayrıca “eş-Şerîfü’l-celîl, eş-Şerîfü’l-ecel, Radî, Zü’l-hasebeyn, Zü’l-menkabeteyn” unvanlarıyla anılması gibi gönül alıcı şeyler ondaki hilâfet arzusunun sönmesine sebep oldu ve Bahâüddevle’nin vefatıyla (403/1012) bu arzusu tamamen sona erdi. Radî hac maksadıyla gittiği Mekke ve Medine’den başka Medâin, Tâif, Kûfe, Necid ve Huneyn’e seyahatlerde bulundu. Dârü’l-ilm adıyla kurduğu medresedeki öğrencilerin ihtiyaçlarını karşıladı, aynı adla bir de kütüphane tesis etti. Son yılları hastalıktan dolayı sıkıntı içinde geçen Şerîf er-Radî 6 Muharrem 406’da (26 Haziran 1015) vefat etti ve Bağdat’ta Enbâriyyûn Mescidi civarındaki evine defnedildi. Daha sonra naaşının Kerbelâ’ya taşınarak Hz. Hüseyin şehitliğine gömüldüğü rivayet edilir.

İbn Cinnî’nin teşvikiyle ilk şiirini on yaşında iken yazan Radî sanatını menfaat sağlamak için kullanmamış, hediye kabul etmemiş, fakat hilâfet idealine erişmek amacıyla sanatından yararlanmakta sakınca görmemiştir. Tâlibîler’in ve hatta Kureyş’in en iyi şairi kabul edilen Şerîf er-Radî (Seâlibî, III, 131; Hatîb, II, 247) geleneksel kalıp ve temalara bağlı kalmış, daha çok medih, fahr, mersiye ve zamandan şikâyet temalarında eser vermiştir. Onun Hicaz’a giden kadınlara karşı platonik duygularını, Hicaz’daki kutsal mekânlara özlemini dile getirdiği, “Hicâziyyât” adı verilen gazel ve nesib türündeki kırk kasidesi özgün nitelikleriyle dikkat çekmiş, İbn Sinân el-Hafâcî ve İbn Hafâce’yi etkilemiştir.

Şerîf er-Radî’ye kadar Şiî tefsir geleneği rivayete dayalı iken Radî, İmâmiyye mezhebi içinde re’y ile tefsirin öncülerinden biri olmuştur. Belâgat ilmindeki mecaz ve istiare kavramlarına yakın şekilde âyet ve hadislerdeki mecazi anlatımlar hakkında Telhîsu’l-beyân ve el-Mecâzâtü’n-nebeviyye adlı eserleriyle ilk telif türünü ortaya koymuştur. İslâm tarihinde, öğrencilerin barınma ve öğrenim ihtiyaçlarının karşılandığı ilk tesisin Nizâmülmülk tarafından kurulduğu söylenirse de bu konuda Şerîf er-Radî’nin öncülüğü vardır (Waheed Akhtar, s. 134). Radî’nin hocaları arasında İmâmiyye dışındaki mezheplere mensup âlimlerin bulunması, Sâbiî dininden olan Ebû İshak es-Sâbî’in onun dostları arasında yer alması ve ölümünün ardından ona mersiye yazması onun diğer din ve mezhep mensuplarına karşı da hoşgörülü davrandığını göstermektedir.
Ne bir hakkı alıyorsunuz; ne de haksızlığı engelliyorsunuz. Yolla baş başa bırakıldınız. Kurtuluş, saldıranındır; helâk, ağırdan alanındır.

İmam Ali !
''Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz.''
Emanet iade edildi ve rehin geri alındı; Ancak Allah senin ikâmet ettiğin yurdu benim için seçinceye kadar hüznüm sonsuz, gecem uykusuzdur.

İmam Ali (ra)
" İlahi Sana Kul Olmak Bana İzzet Olarak Yeter ve Senin Benim Rabbim Olman İftihar Olarak Bana Yeter . Sen Benim İstediğim Gibisin .. O Halde Sen de Beni İstediğin Gibi Kıl ... ( AMİN)
400 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Ehli Beytten, Halifelerin sonuncusu Hz.Ali’nin konuşmaları, mektupları, hikmetli sözlerinin yer aldığı kitapta Hz.Alinin yaşadığı dönemdeki zorlukları ayrıca ahireti için dünyayı nasıl terk ettiğini görmekteyiz. Kitabı anlayabilmek sıkılmamak için araya az sayfalı Kitaplar aldım ki ne yazılanları anlamaya çalıştım. Hz. Aliyi anlamak isteyenler mutlaka okumalı. Ayrıca dünya değil ahiret için yaşamak nasıl olur görelim
400 syf.
·Puan vermedi
Hz.Ali Oniki İmâmın ilkidir, aynı zamanda Hz.Muhammed’in dâmâdı ve amcasının oğludur. Hz.Ali Hicret’ten 23 yıl önce (Milâdi 598) Recep ayının 13. gününde Mekke’de, Kâ’be-i Muazzama’nın içinde dünyaya gelmişlerdir ve Kâ’be’nin içinde doğan tek kişidir. Baba ve anne tarafından Hâşimi soyundan gelmiştir.

Hz.Peygamber, Hz.Ali’nin doğumunu duyunca amcası Hz.Ebû Tâlib’in evine geldi. Hz.Ali’yi kucağına aldı, dilini ağzına verip emzirdi. Adını sordu, Fâtıma; “Esed koymak istiyorum” deyince Hz.Muhammed; “Hayır” buyurdu. “Onun adı Ali’dir” dedi ve adını “Ali” koydular.
400 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitapta. Hz. Ali’nin sözleri ayrıntılı bir şekilde tasnif edilmiş bir eser olduğunu düşünüyorum. Kitabın içeriğinde Hz.Ali’nin konuşmaları,Mektupları ve Hikmetli Sözlerinden bahşedilmiş. Kütüphanenizde bulunmasını tavsiye ederim. Bitirdiğiniz halde arada açıp okuduğunuzda bile
feyz alabilirsiniz.
400 syf.
·171 günde·Beğendi·9/10
Akıcı, sürükleyici, bir solukta okunan kitaplardan değil. Hız. Ali’yi tanımak ve sözleriyle, nasihatlarıyla hemhal olmak, öğrenmek, kendinizi, amellerinizi, hayatınızı, dünyaya bakışınızı sorgulamak ve hayatınızı yorumlamak isterseniz okuyun. Ama uzun bir zamana yayarak okuyun. Okudum ve gerçekten istifade ettim.

Bu kitabı yazar Ahmet Turgut hocanın tavsiyesi ile okumaya karar vermiştim. İyi ki okumuşum.
400 syf.
İlmin kapısı ve ilim deryası Hz.Ali'yi daha iyi anlamak ve daha iyi tanımak için bu kitabı okumalıyız.Hz.Ali'nin mektupları,hutbeleri ve kısa cümleleri bu kitapta mevcut.
400 syf.
"Güzel konuşma yolu" olarak adını türkçeye çevirdiğimiz kitap Hz Ali'ye ait olduğu isnad edilen hutbe, mektup ve aforizmalardan oluşuyor.
Hz Muhammed'in her daim yakınında olmuş ve Kuran'ı en iyi anlayan ve yorumlayan sahabelerden biri olarak okunması gereken bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Eş-Şerif Er-Radi
Unvan:
Şair ve Şiî müfessir
Doğum:
Bağdat, 970
Ölüm:
Bağdat, 26 Haziran 1015
Ebü’l-Hasen Muhammed b. el-Hüseyn b. Mûsâ b. Muhammed eş-Şerîf er-Radî el-Mûsevî el-Alevî (ö. 406/1015) Şair ve Şiî müfessir. 359’da (970) Bağdat’ta ilimle meşgul olan bir aile içinde doğdu. Baba tarafından soyunun yedinci imam Mûsâ el-Kâzım yoluyla Hz. Hüseyin’e, annesi Fâtıma bint Hüseyinyoluyla Hz. Hasan’a dayandığı kabul edildiğinden kendisine “Zü’l-hasebeyn” denmiştir. İmâmiyye âlimi Şeyh Müfîd’den İmâmiyye fıkhı ve Şiî kelâmı, Ebû Saîd es-Sîrâfî’den (veya oğlu İbnü’s-Sîrâfî Yûsuf b. Hasan’dan) nahiv okudu. Ağabeyi Şerîf el-Murtazâ’dan faydalandı. İbrâhim b. Ahmed et-Taberî’den ileri yaşlarda hıfzını tamamladı. Ebû Ali el-Fârisî, Rummânî ve İbn Cinnî’den Arapça dersleri aldı. Ebû Bekir Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî, Kadı Abdullah b. Muhammed el-Ekfânî’den Şâfiî, Hanefî ve Mâlikî fıkhını öğrendi. Kâdî Abdülcebbâr’dan Mu‘tezile kelâmı ve fıkıh usulü, Merzübânî ile Muhammed b. Muhammed İbnü’l-Cerrâr’dan ahbâr ve ensab dersleri aldı. Îsâ b. Ali İbnü’l-Cerrâh, Sehl b. Abdullah ed-Dîbâcî ve diğer bazı kimselerden hadis rivayet etti. Öğrencileri arasında onun yanında müslüman olan şair Mihyâr ed-Deylemî ile Ebû Ca‘fer et-Tûsî, Ahmed b. Ali b. Kudâme, Muhammed b. Muhammed el-Ukberî sayılabilir.

Şerîf er-Radî on yaşında iken babası Ebû Ahmed Hüseyin, Büveyhî Hükümdarı Adudüddevle tarafından tehlikeli görülen kişilerle birlikte Şîraz’a sürülüp bir kalede hapsedildi (369/979-80) ve hükümdarın vefatından (372/983) sonra serbest bırakıldı. Uzun süre halife olma idealiyle yaşayan Şerîf er-Radî bunu şiirlerine de yansıttı. Hilâfete götürecek yolda tanınmak için Abbâsî Halifesi Tâi‘-Lillâh ile dostluk kurdu ve onun hakkında yirmi üç methiye, ayrıca bir mersiye kaleme aldı. Kâdir-Billâh’la da ilgisini sürdürdü ve onun için iki kaside nazmetti. Başta Dîvân-ı İnşâ kâtibi Ebû İshak es-Sâbî olmak üzere Abbâsî vezir ve kâtipleriyle münasebet kurdu, onlara dair kasideler yazdı. 377’den (987-88) itibaren Büveyhî Hükümdarı Bahâüddevle ile yakın ilişki içine giren Radî, Büveyhî hükümdar, vezir, emîr ve kâtipleri için kaleme aldığı elli kadar kasidenin otuz dördünü Bahâüddevle’ye tahsis etti. Bu arada Şiî Hamdânîler’le de münasebetini sürdürdü. Ancak Adudüddevle’nin oğlu Bahâüddevle Radî’nin babasına ve daha sonra kendisine 397 (1007) yılında “Radî Zü’l-hasebeyn” unvanıyla Tâlibîler’in nakibliği, hac emirliği ve Dîvân-ı Mezâlim reisliği gibi görevleri vermesi, ayrıca “eş-Şerîfü’l-celîl, eş-Şerîfü’l-ecel, Radî, Zü’l-hasebeyn, Zü’l-menkabeteyn” unvanlarıyla anılması gibi gönül alıcı şeyler ondaki hilâfet arzusunun sönmesine sebep oldu ve Bahâüddevle’nin vefatıyla (403/1012) bu arzusu tamamen sona erdi. Radî hac maksadıyla gittiği Mekke ve Medine’den başka Medâin, Tâif, Kûfe, Necid ve Huneyn’e seyahatlerde bulundu. Dârü’l-ilm adıyla kurduğu medresedeki öğrencilerin ihtiyaçlarını karşıladı, aynı adla bir de kütüphane tesis etti. Son yılları hastalıktan dolayı sıkıntı içinde geçen Şerîf er-Radî 6 Muharrem 406’da (26 Haziran 1015) vefat etti ve Bağdat’ta Enbâriyyûn Mescidi civarındaki evine defnedildi. Daha sonra naaşının Kerbelâ’ya taşınarak Hz. Hüseyin şehitliğine gömüldüğü rivayet edilir.

İbn Cinnî’nin teşvikiyle ilk şiirini on yaşında iken yazan Radî sanatını menfaat sağlamak için kullanmamış, hediye kabul etmemiş, fakat hilâfet idealine erişmek amacıyla sanatından yararlanmakta sakınca görmemiştir. Tâlibîler’in ve hatta Kureyş’in en iyi şairi kabul edilen Şerîf er-Radî (Seâlibî, III, 131; Hatîb, II, 247) geleneksel kalıp ve temalara bağlı kalmış, daha çok medih, fahr, mersiye ve zamandan şikâyet temalarında eser vermiştir. Onun Hicaz’a giden kadınlara karşı platonik duygularını, Hicaz’daki kutsal mekânlara özlemini dile getirdiği, “Hicâziyyât” adı verilen gazel ve nesib türündeki kırk kasidesi özgün nitelikleriyle dikkat çekmiş, İbn Sinân el-Hafâcî ve İbn Hafâce’yi etkilemiştir.

Şerîf er-Radî’ye kadar Şiî tefsir geleneği rivayete dayalı iken Radî, İmâmiyye mezhebi içinde re’y ile tefsirin öncülerinden biri olmuştur. Belâgat ilmindeki mecaz ve istiare kavramlarına yakın şekilde âyet ve hadislerdeki mecazi anlatımlar hakkında Telhîsu’l-beyân ve el-Mecâzâtü’n-nebeviyye adlı eserleriyle ilk telif türünü ortaya koymuştur. İslâm tarihinde, öğrencilerin barınma ve öğrenim ihtiyaçlarının karşılandığı ilk tesisin Nizâmülmülk tarafından kurulduğu söylenirse de bu konuda Şerîf er-Radî’nin öncülüğü vardır (Waheed Akhtar, s. 134). Radî’nin hocaları arasında İmâmiyye dışındaki mezheplere mensup âlimlerin bulunması, Sâbiî dininden olan Ebû İshak es-Sâbî’in onun dostları arasında yer alması ve ölümünün ardından ona mersiye yazması onun diğer din ve mezhep mensuplarına karşı da hoşgörülü davrandığını göstermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 58 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 40 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.