1229/1814’te Drama’da doğdu. Asıl adı Dâvud’dur. Babası Drama ayanından Hacı Hâlid Bey’dir. Fatîn, ayrıca Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın damadı Mehmed Hüsrev Bey’in de yeğenidir. İlk öğrenimini Drama’da gördükten sonra 1243/1827-28’de yetişmek üzere amcası Mehmed Hüsrev Bey’in yanına Kahire’ye gönderildi. Burada tahsilini ilerleterek şiir yazma çalışmalarına başladı. Bulak Matbaası musahhihi Kandiyeli Sâlih Râcih Efendi’nin yardımları Fatîn’in edebî kişiliğinin gelişimine büyük katkı sağladı. 1249/1834’te amcasının vefatı üzerine üç yıl daha Mısır’da kaldıktan sonra İstanbul’a döndü ve devlet hizmetine girdi. “Fatîn’in devlet hizmetine girmesi zor olmadı. Dergah-ı âlî kapıcıbaşılarından Halil İbrahim Ağa’nın torunu olması sebebiyle önce Divan-ı Hümayun kalemine alındı. Yazıda gösterdiği kabiliyet ve zekası sayesinde kısa bir müddet sonra, buranın gözde ve liyakat isteyen bir şubesi olan Mühimme kalemine geçerek mühimmenüvisân sıfatına yükseldi. O zamanlar Bâbıali kalem hayatının geleneğine uyularak kendisine Fatîn mahlası verildi. Bundan böyle adı yerine kabiliyet ve zekası dolayısıyla kendisi için uygun görülen, Türk edebiyatında da tek kalan Fatîn mahlası ile şöhret buldu.” (Akün 1995: 256). Fatîn’e ait bir tarih manzumesinden onun, zamanın maarif dünyasının ünlü ismi, Mekteb-i Adliye hocası, sonraları Dârü’l-maarif Rüşdiyesinde Namık Kemal’in de kendisine öğrenci olduğu Hoca Şakir’den çok şey öğrendiği anlaşılmaktadır. Fatîn Efendi mühimmenüvisânlık görevinden sonra kabiliyeti sayesinde Mektûbî-i Sadâret-i Âlî Kalemine girdi. 1264/1848’e kadar burada çalıştıktan sonra bilinmeyen bir nedenle buradan ayrılmak zorunda kaldı. Fatîn daha sonra Ticaret-hâne-i Âmire İ‘lâmât Odasına devam etti ve ömrünün sonuna kadar bu görevini sürdürdü. Dîvân’ında yer alan bir tarih manzumesinden Fatîn Efendi’nin eşinin adının Sâniye Hanım olduğu ve 1282/1866’da vefat ettiği ayrıca Dîvân’ın başındaki hâl tercümesinden ve sonundaki takrizlerden Dîvân’ını düzenleyip bastıran Râsim adlı bir oğlunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Fatîn, Tezkire-i Hâtimetü’l-Eş‘ar adlı eserini 1269/1853’te tamamladığında bu çalışmadan dolayı râbia rütbesiyle mükafatlandırıldı. Bu arada yeni şiirler kaleme almaya da devam etti. Ancak Dîvân’ını bastıramadan ve Tezkire’sinin çok istediği yeni baskısını gerçekleştiremeden 8 Safer 1283/22 Haziran 1866’da göğüs darlığından vefat etti ve Anadolu Hisarı’nda Göksu Deresine bakan kabristana defnedildi.