Fuat Bayramoğlu

Fuat Bayramoğlu

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Adı:
Fuat Bayramoğlu
Unvan:
Şair
Doğum:
Ankara, 1912
Ölüm:
30 Haziran 1996
Ankara’da doğdu. Babası Tayyib Efendi’nin 20 Mayıs 1920’de vefat etmesi üzerine sekiz yaşında yetim kalan Fuat ağabeyi Şemseddin Efendi’nin gözetiminde yetişti. Mahalle mektebinde başladığı eğitimine kısa bir süre Dârülmuallimîn’in uygulama okulu olan Tatbikat Mektebi’nde devam etti. Daha sonra Menba-ı Füyûzât Mektebi’nin ikinci sınıfına, 1921’de de Ankara Sultânîsi Kısm-ı İbtidâîsi üçüncü sınıfına yazdırıldı. İlkokul diplomasını, küçük ağabeyi Reşat’ın Hukuk Fakültesi’ne yazılması sebebiyle taşındıkları İstanbul’da Pertevniyal Vâlide Sultan İlkmektebi’nden aldı. Altıncı ve yedinci sınıfları Dâvud Paşa Orta Mektebi’nde okudu. Sekizinci sınıfa geçtiği yıl ağabeyi Hukuk Fakültesi’ni bitirdiğinden ailesiyle birlikte tekrar Ankara’ya döndü ve liseyi o yıllarda halk arasında Taşmektep diye tanınan Ankara Erkek Lisesi’nde bitirdi (1931). Yüksek öğrenimini İstanbul’da Mülkiye Mektebi’nde tamamladı (1935). Bitirme tezini hocası Ali Fuat Başgil’in yanında hazırladı. Ardından askere gitti ve yedek subaylığını Söke’de yaptı. Fransızca’sını ilerletmek, bilgi ve görgüsünü arttırmak amacıyla Paris’e gitti. Ancak kaydolduğu Ecole des Science Politiques kendisini tatmin etmediği için Belçika’ya geçti ve Liège Üniversitesi’nin Sciences Politique kısmını bitirip (1939) doktoraya başladı. Birinci bölümünü tamamladığı “Türk Milliyetçiliği Üzerine Bir Deneme” adlı tezinin ikinci bölümünü hazırlamak üzere Türkiye’ye geldiği sırada II. Dünya Savaşı çıktığından Liège’e dönemedi ve bu yüzden doktorası yarım kaldı.

Yurda dönüşünde Dışişleri Bakanlığı’na intisap etti ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü Etüt Heyeti üyeliği ve başkanlığı yaptı (1943-1948). Kısa bir süre İktisat ve Ticaret Dairesi’nde şube müdürlüğünde bulundu, ardından Kıbrıs’a birinci sınıf konsolos olarak tayin edildi (1949). Kudüs’te başkonsolosluk yaptı (1951-1953). Oslo (1957-1959), Bağdat (1959-1960), Tahran (1960-1962) ve Roma (1962-1963) büyükelçisi oldu. 1963’te Dışişleri Bakanlığı genel sekreterliğine getirildi. 1964’te Brüksel, 1967’de ikinci defa Roma, 1969’da da Moskova büyükelçiliğine tayin edildi. 1971 yılı sonunda Türkiye’ye döndü ve Dışişleri Bakanlığı bünyesinde yüksek müşavir oldu. 1972’de başladığı cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğinden 13 Temmuz 1977 tarihinde yaş haddinden emekliye ayrıldı.

Diplomatlığının yanı sıra Doğu ve Batı kültürüne hâkim bir aydın, güçlü bir rubâî şairi, ince zevkli bir kültür adamı, seçkin bir araştırmacı ve çok bilgili bir koleksiyoncu olan Fuat Bayramoğlu zengin pul, tuğra ve Beykoz işi cam eşya koleksiyonlarına sahipti. Uluslararası pulculuk sergilerine katılarak altın ve gümüş madalyalar kazandı. Tahran büyükelçiliği sırasında başlayan Beykoz işi cam eşya merakı ise zamanla bu alanın en büyük koleksiyoncusu ve uzmanı olmasını sağladı. Bu uzmanlığının ürünü olan Türk Cam Sanatı ve Beykoz İşleri adlı eseriyle literatüre geçti ve Hacettepe Üniversitesi tarafından “sanatta onursal doktora” pâyesiyle ödüllendirildi. Emeklilik yıllarını Kandilli’deki yalısında şiir yazarak ve ilmî çalışmalar yaparak geçirdi. Büyük dedesi Hacı Bayrâm-ı Velî hakkında yazdığı iki ciltlik eserini bu dönemde tamamladı. 30 Haziran 1996’da öldü ve Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

Şiirle çok küçük yaşta tanışan Bayramoğlu, “Derviş” mahlasıyla yazdığı şiirleri sekizinci sınıfta iken bir araya getirip Dîvân-ı Fuad Bayramîzâde adıyla bir divan tertip etti. Ahmet Hamdi Tanpınar, Emin Âli Çavlı, Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin gibi fikir ve edebiyat adamlarının öğretmen olarak görev yaptıkları Ankara Erkek Lisesi’nde Ahmet Muhip Dıranas’la, Mülkiye Mektebi’nde de Cahit Sıtkı Tarancı ile dostluk kurdu. Dışişleri Bakanlığı’nda çalışırken Cevat Dursunoğlu, Bedrettin Tuncel, Suut Kemal Yetkin, İsmail Habip Sevük, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Kutsi Tecer gibi edebiyat ve kültür adamlarının “çarşamba sofraları” adını verdikleri sohbet toplantılarına katılmaya başladı. Avrupa yıllarında uzak kaldığı şiire çoğu şair olan bu aydınlar arasında yeniden döndü ve hayranı olduğu Yahya Kemal’le 1945’te tanıştıktan sonra rubâîye yöneldi. Klasik rubâî formunu ve vezinlerini büyük bir ustalıkla kullandı. Sade bir Türkçe ile başta Ömer Hayyâm olmak üzere bütün rubâî şairleri gibi hayat ve dünyanın geçiciliği, ölüm, hiçlik duygusu, kadere boyun eğme, tevekkül, çabuk geçen ömürden kâm alma temalarını işlemekle beraber bazı rubâîlerinde şahsî hayat tecrübelerinden kaynaklanan duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fuat Bayramoğlu
Unvan:
Şair
Doğum:
Ankara, 1912
Ölüm:
30 Haziran 1996
Ankara’da doğdu. Babası Tayyib Efendi’nin 20 Mayıs 1920’de vefat etmesi üzerine sekiz yaşında yetim kalan Fuat ağabeyi Şemseddin Efendi’nin gözetiminde yetişti. Mahalle mektebinde başladığı eğitimine kısa bir süre Dârülmuallimîn’in uygulama okulu olan Tatbikat Mektebi’nde devam etti. Daha sonra Menba-ı Füyûzât Mektebi’nin ikinci sınıfına, 1921’de de Ankara Sultânîsi Kısm-ı İbtidâîsi üçüncü sınıfına yazdırıldı. İlkokul diplomasını, küçük ağabeyi Reşat’ın Hukuk Fakültesi’ne yazılması sebebiyle taşındıkları İstanbul’da Pertevniyal Vâlide Sultan İlkmektebi’nden aldı. Altıncı ve yedinci sınıfları Dâvud Paşa Orta Mektebi’nde okudu. Sekizinci sınıfa geçtiği yıl ağabeyi Hukuk Fakültesi’ni bitirdiğinden ailesiyle birlikte tekrar Ankara’ya döndü ve liseyi o yıllarda halk arasında Taşmektep diye tanınan Ankara Erkek Lisesi’nde bitirdi (1931). Yüksek öğrenimini İstanbul’da Mülkiye Mektebi’nde tamamladı (1935). Bitirme tezini hocası Ali Fuat Başgil’in yanında hazırladı. Ardından askere gitti ve yedek subaylığını Söke’de yaptı. Fransızca’sını ilerletmek, bilgi ve görgüsünü arttırmak amacıyla Paris’e gitti. Ancak kaydolduğu Ecole des Science Politiques kendisini tatmin etmediği için Belçika’ya geçti ve Liège Üniversitesi’nin Sciences Politique kısmını bitirip (1939) doktoraya başladı. Birinci bölümünü tamamladığı “Türk Milliyetçiliği Üzerine Bir Deneme” adlı tezinin ikinci bölümünü hazırlamak üzere Türkiye’ye geldiği sırada II. Dünya Savaşı çıktığından Liège’e dönemedi ve bu yüzden doktorası yarım kaldı.

Yurda dönüşünde Dışişleri Bakanlığı’na intisap etti ve Basın Yayın Genel Müdürlüğü Etüt Heyeti üyeliği ve başkanlığı yaptı (1943-1948). Kısa bir süre İktisat ve Ticaret Dairesi’nde şube müdürlüğünde bulundu, ardından Kıbrıs’a birinci sınıf konsolos olarak tayin edildi (1949). Kudüs’te başkonsolosluk yaptı (1951-1953). Oslo (1957-1959), Bağdat (1959-1960), Tahran (1960-1962) ve Roma (1962-1963) büyükelçisi oldu. 1963’te Dışişleri Bakanlığı genel sekreterliğine getirildi. 1964’te Brüksel, 1967’de ikinci defa Roma, 1969’da da Moskova büyükelçiliğine tayin edildi. 1971 yılı sonunda Türkiye’ye döndü ve Dışişleri Bakanlığı bünyesinde yüksek müşavir oldu. 1972’de başladığı cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğinden 13 Temmuz 1977 tarihinde yaş haddinden emekliye ayrıldı.

Diplomatlığının yanı sıra Doğu ve Batı kültürüne hâkim bir aydın, güçlü bir rubâî şairi, ince zevkli bir kültür adamı, seçkin bir araştırmacı ve çok bilgili bir koleksiyoncu olan Fuat Bayramoğlu zengin pul, tuğra ve Beykoz işi cam eşya koleksiyonlarına sahipti. Uluslararası pulculuk sergilerine katılarak altın ve gümüş madalyalar kazandı. Tahran büyükelçiliği sırasında başlayan Beykoz işi cam eşya merakı ise zamanla bu alanın en büyük koleksiyoncusu ve uzmanı olmasını sağladı. Bu uzmanlığının ürünü olan Türk Cam Sanatı ve Beykoz İşleri adlı eseriyle literatüre geçti ve Hacettepe Üniversitesi tarafından “sanatta onursal doktora” pâyesiyle ödüllendirildi. Emeklilik yıllarını Kandilli’deki yalısında şiir yazarak ve ilmî çalışmalar yaparak geçirdi. Büyük dedesi Hacı Bayrâm-ı Velî hakkında yazdığı iki ciltlik eserini bu dönemde tamamladı. 30 Haziran 1996’da öldü ve Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

Şiirle çok küçük yaşta tanışan Bayramoğlu, “Derviş” mahlasıyla yazdığı şiirleri sekizinci sınıfta iken bir araya getirip Dîvân-ı Fuad Bayramîzâde adıyla bir divan tertip etti. Ahmet Hamdi Tanpınar, Emin Âli Çavlı, Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin gibi fikir ve edebiyat adamlarının öğretmen olarak görev yaptıkları Ankara Erkek Lisesi’nde Ahmet Muhip Dıranas’la, Mülkiye Mektebi’nde de Cahit Sıtkı Tarancı ile dostluk kurdu. Dışişleri Bakanlığı’nda çalışırken Cevat Dursunoğlu, Bedrettin Tuncel, Suut Kemal Yetkin, İsmail Habip Sevük, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Kutsi Tecer gibi edebiyat ve kültür adamlarının “çarşamba sofraları” adını verdikleri sohbet toplantılarına katılmaya başladı. Avrupa yıllarında uzak kaldığı şiire çoğu şair olan bu aydınlar arasında yeniden döndü ve hayranı olduğu Yahya Kemal’le 1945’te tanıştıktan sonra rubâîye yöneldi. Klasik rubâî formunu ve vezinlerini büyük bir ustalıkla kullandı. Sade bir Türkçe ile başta Ömer Hayyâm olmak üzere bütün rubâî şairleri gibi hayat ve dünyanın geçiciliği, ölüm, hiçlik duygusu, kadere boyun eğme, tevekkül, çabuk geçen ömürden kâm alma temalarını işlemekle beraber bazı rubâîlerinde şahsî hayat tecrübelerinden kaynaklanan duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.