H. Merve Çakmak

H. Merve Çakmak

Çevirmen
7.8/10
15 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
3
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
-Spoiler içerebilir:))

Bilinmeyen, hissedilmeyen, farkında dahi olunmayan bir aşk öyküsü. Ama nasıl bir Aşk!

13 yaşında bir çocuk ve karşı daireye taşınan ünlü roman yazarı.
Bir mektuba sığan saf, platonik, belki de doğru kelime “saplantılı” bir aşk...

“Sana, beni hiç tanımamış olan sana” diye başlayan, “Seni seviyorum, seni seviyorum... Elveda...” diye biten bir mektup.

Bir önceki Zweig kitabı incelememde, Zweig hayranı olma yolunda ilerliyorum demiştim. Evet:)) artık Zweig kitaplarını seviyorum ve okumaktan keyif alıyorum.

Uzun zamandır çantamda taşıdığım bir kitaptı. Okuduğum kitabımdan sıkılırsam açar bakarım diye. Dün okulda nöbetçiydim, çantama elimi attım bu kitap denk geldi. Başladım koridorda okumaya. ( Bu arada Müdürüm beni kameradan görmüş olabilir, Nöbetçi öğretmen nöbet yerinde kitap okuyarak volta atıyor ) Neyse:)))

Ahh... R. Sen gününü gün ettin, sana feda edilmiş, hatta hayatın sana tanıma şansı verdiği bu kadını nasıl hatırlamazsın!!
Hadi birincide çocuktu unuttun tamam, ikincide de unuttun daa, üçüncü karşılaşmada nasıl hatırlamazsın? Aptal mısın sen!!!!

Ayy bir an kendimi dizi izlerken başrol oyuncusuna kızan yaşlı kadınlar gibi hissettim, tövbe yaa:))) Ama çok kızdım sana R.

Neyse... Kitabı yeni bitirdiğim için hala etkisinden kurtulamadım, en iyisi incelemeyi bitireyim.

Okumayı düşünenler! Okuyun, çok güzel...
İçinde dört öyküden oluşan muhteşem Stefan kitabı daha... Ne yazarsa yazsın insan psikolojisini öyle güzel yansıtıyor ki yaşıyorsunuz adeta. Özellikle ilk öyküyü çok beğendim. Bi günde bitebilecek hüzünle sonlanan bu öyküleri okuduğunuzda sizde üzüleceksiniz. Duyguları aynen yansıtan Stefan'ı okumak her zaman zevklidir. Tabiki de tavsiye ederim iyi okumalar: )
Yazıldığı dönemin sınıf farklılıkları ve günlük yaşamları kısa ama özlü bir şekilde yansıtılmış. Çok naif ve duygu yüklü bir hikaye Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu.
.
Bir zamanlar neşeli, pırıltılar saçan çocuğunun hastalanıp ölmesiyle büyük bir yıkım yer bilinmeyen kadın. Tekrar yalnız yaşamaktansa ölmeyi yeğler. Ama canına kıymaz. Çünkü kendininde ölmek üzere olduğunu hisseder.
.
İşte bu yüzden çocukluk aşkı olan ve hala daha sevdiği ünlü bir yazara uzun bir mektup yazar...
......
Okunması gereken gerçekten çok hoş bir kitap. Şu zamana kadar acaba neden okumadım, diye kendi kendime sordum.
stefan zweig'in kitaba adını veren öykü de dahil olmak üzere dört öyküden oluşan kitabıdır. kitaptaki öykülerin biri hariç hepsinin ölümle sonuçlanması insanı umutsuzluğa sürüklüyor.

öykülerin içerikleri

lyon'da düğün:
fransız devrimi sürecinde idam edilecek nişanlısıyla ölüm yoluna da baş koyan bir kadın anlatılıyor. yalanlarla ayrılsa da yollar yine ölümüne aşk kazanmakta. mutsuzluk ve acının derinden hissedildiği idam cezasına çarptırılmış bir topluluk için nişanlıların aşkı, kısa süreli de olsa, bir kibritin ışık vermesi gibi mutluluk ve umut kaynağı oluyor. zweig'in ülkesinden uzak kalmasına sebep olan muhalif ve savaş karşıtı tutumunu bu öyküsünde görmek mümkün.

• leporella:
yalnızlık ve robotlaşmış ruhuyla kendi kadınlığını unutan leporella'nın maddi hayata ve eşyalara bağlılığını gördüğümüz leporella, aşık olduğu çapkın ve sorumsuz evin beyi için katil olmayı bile göze alabiliyor. sonuç? dışlanarak ve korku öğesi muamelesi görerek evden kovulması ile karşılaşıyor. her ne kadar leporella'nın isyan edeceği veya evin beyinin hayatını zindana çevireceği gibi ihtimaller akla gelse de tam tersine tüm hayatı boyunca biriktirdiği hazinesini de evin beyine bırakarak ölüme yürüyor leporella.

•kaçak:
uğruna savaşa katıldığı ve ailesinden ayrıldığı ülkesinin onu nasıl terk ettiğini ve çarlık rejiminin yıkıldığını farkeden asker, savaşın soğuk yüzünü görerek tüm umudunu yitirmesine sebep olan konuşma sonucunda ölüme yürüyor çırılçıplak. savaşmak istememek özgürlüğü ve ülkelerin sınırlarının nasıl aşılmaz duvarlar olduğunu yüzümüze çarpıyor bu öykü.

• görünmez koleksiyon:
goethe'nin 'koleksiyoncular mutlu yaratıklardır.' sözünden yola çıkılan öyküde bunun nasıl tam tersine dönüşebildiğini gösteriyor zweig. enflasyona karşı direnmeye çalışan ne olursa olsun, ne kadar özveride bulunduğunu sanarsa sansın her bireyin yıkımını görüyoruz.