Hakan Özdemir

Hakan Özdemir

YazarÇevirmen
8.0/10
5 Kişi
·
16
Okunma
·
0
Beğeni
·
647
Gösterim
Adı:
Hakan Özdemir
Unvan:
Türk tarihçi
Doğum:
Cevizli, Antalya, 1970
1991’de Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. 1994’ten bu yana IBM (International Business Machines)’de çalışmakta ve Teknik Destek Hizmetleri Yöneticisi olarak görev yapmaktadır. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden 2012’de mezun oldu. Fatih Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi aldı ve “Towards the Revolution of 1908: Assassination of Şemsi Paşa” isimli yüksek lisans tezi ile 2013 yılında mezun oldu. Aynı yıl Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yakın Çağ Tarihi Bilim Dalı’nda doktora programına kabul edildi. Osmanlı coğrafyası başta olmak üzere kırk civarında ülkeye seyahat etmiş, tarihî ve kültürel mekanları yerinde inceleme fırsatı bulmuştur. Evli ve iki çocuk babasıdır.
İttihad ve Terakki'nin Selanik'teki ilk Heyet-i Merkeziye üyelerinden Nicolae Constantin Batzaria Sultan'ın devrilmesi sürecini ve kahraman oluşturma projesini şöyle ifade eder:
"Eğer Abdülhamid gerçek boyutuna göre hayli abartılmış Jön Türk varlığı karşısında paniklemek suretiyle bu kadar çabuk devrilmeseydi; isyan daha başlangıcında engellenmiş olurdu ve monarşi rejimi epeyce bir süre daha devam ederdi. Halbuki isyan başarıya ulaşmış ve halk bir devrim ve hürriyet kahramanı, kutsanacak bir idol istemişti. İşte Enver o aranan kahraman ve idol oldu. Niyazi de şöhrete kavuşmasına rağmen kısa süre sonra arka plana atılacaktır."
Amcası Sultan Abdülaziz'in trajik bir şekilde darbeyle tahttan indirilip öldürülmesi, ardından ağabeyi V.Murat'ın 3 aylık padişahlık dönemi sonunda ruh sağlığını kaybederek Çırağan Sarayı'na kapatılışı Abdülhamid'i derinden etkileyerek, vehimli ve aşırı şüpheci bir ruh haline bürünmesine neden olur.

Bu sebeple imparatorluğun bütün şehirlerindeki önemli ya da önemsiz tüm olayları yakından takip etmek için bir hafiye teşkilatı ve jurnal mekanizması oluşturmuştur.

Bir göreve atanmak için "liyakat" ten çok "sadakat'"in önemsendiği, saraya yakın askerlerin daha çabuk terfi ettiği gibi hususlar Abdülhamit yönetimine karşı getirilen eleştiriler eleştirilerdendir.
Abdülhamid'in otuzüç yıl süren uzun saltanatı gerek Batılılar, gerekse dahildeki muhalifler tarafından kıyasıya eleştirilmiş ve "istibdat dönemi" olarak isimlendirilmiştir. Söz konusu idare için Avrupalılar "dünyanın bilinen en ahlaksız ve zalim viranlığı" gibi hayli abartılı ve ölçüsüz sıfatlar kullanmışlardır. Onlara göre Abdülhamid "bu acımasız despotizmin Türkiye için en uygun idare şekli olduğunu" düşünüyordu. Hiç kuşkusuz bu ifadeler, Abdülhamid için oluşturulan "kızıl sultan" imajının bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Feroz Ahmad, Tanzimat Dönemi'ndeki Yeni Osmanlılar grubunun imparatorluğun yönetici sınıfından olduklarını hatırlatarak, tam tersine, "bir nesil sonra gelen Jön Türkler kendilerinde yönetimi becerebilecek yetkinlikte görmüyorlardı. Bundan dolayı asla yüksek mevkide görev almayı düşünmediler" diyecektir.
Hatırlanmalıdır ki, Jön Türkler'in Abdülhamid yönetimine karşı kullandıkları en büyük eleştiri, "cahil ve beceriksiz insanların yönetimi ele geçirmiş oldukları" yönündeydi.
II. Abdülhamid'in, zorlu bir döneme rastlayan ve oldukça uzun süren iktidarı karşısında ciddi bir muhalif yapılanma oluşmuştu. Bu karşıtlığın, siyasi ve sosyal boyutuyla, entellektüel bir hareketten, askeri yöntemleri kullanan aksiyoner bir boyuta ulaşması özellikle 1906-1908 arasındaki dönemde mümkün olmuştur .

Rejime karşı ilk ciddi ayaklanma girişimi olarak ifade edilebilecek Resneli Niyazi Bey'in beraberindeki asker ve sivillerle dağa çıkması olayı, muhaliflerin en etkin girişimidir.

Rumeli bölgesinde çıkan irili ufaklı isyanlarda gösterdiği büyük başarı nedeniyle Sultan'ın güvenini kazanmış olan Şemsi Paşa, Niyazi Bey liderliğindeki çetenin ortadan kaldırılması ve bölgede bir süredir etkinliği göze çarpan gizli cemiyet yapılanmasının çökertilmesi ile görevlendirilir.

O güne kadar üstlendiği tüm vazifeleri başarıyla yerine getirdiği için, bunda da muvaffak olacağı konusunda kimsenin şüphesi yoktur.

Şemsi Paşa, beraberindeki silahlı Arnavut grup ve askerleriyle, önce ittihatçı yapılanmanın merkezi olan Selanik'e uğrar ve oradan da Manastır'a ulaşır. Burada yaptığı incelemeler ve görüşmelerin ardından Resne'ye doğru yola çıkmaya hazırlandığı esnada, gizli cemiyetin fedailerinden teğmen Atıf Bey tarafından telgrafhane kapısında öldürülür.

Rumeli'deki en büyük askeri birliğin bulunduğu Manastır'da, padişahın en güvendiği komutanlardan bir orgeneralin bu şekilde öldürülmesi Abdülhamid'i uyguladığı politikalarda önemli bir değişikliğe gitmeye zorlayacaktır .

Nitekim bu sayede, kısa bir süre sonra, anayasal bir meşrutiyetin ilanı suretiyle parlamenter idarenin yeniden başlaması mümkün olacaktır.
"Osmanlı Devleti'nin çağdaşlaşma sürecinde, Tıbbiye ve Harbiye Mektepleri'nin büyük payı vardır. Ayrıca gayrimüslim okullarının yüksek egitim kalitesi de devlet okulları için örnek olmuştur. Batı tarzında eğitim veren bu okullardan mezun olanların, Sultan'a sadık, yeni yönetici sınıfı oluşturması umuluyordu. 19. yüzyılın son dönemlerinden itibaren bu zümre, padişahın mutlak otoritesini en çok sorgulayan kesimi oluşturacaktır. Osmanlı bürokratik burjuvazisini oluşturan bu kişilerin aynı zamanda ilk organize siyasal muhalefet hareketlerini oluşturdukları görülür."
Şerif Mardin, İttihatçılar'ın "toplum ve siyaset" le ilgili görüşlerini detaylı olarak incelediği çalışmasında, Jön Türkler'i harekete geçiren temel sebebi, "tasavvur edebildikleri ideal toplulukla II. Abdülhamid dönemi topluluğu arasındaki değer uyuşmazlığı" olarak ifade eder. Bu uyuşmazlık "kişi eksenli" ve "ilke eksenli" toplumsal ilişkiler arasındaki farktan oluşmaktadır. Jön Türkler bir teori, özgün bir siyasi çözüm veya bir ideoloji ortaya koymamışlar, kendi dönemlerinde Avrupa'da tartışılan popüler fikirlerin etkisi altında kalmışlardır. Devleti de bir "doktor-hasta ilişkisi" ile tedavi etme arzusumdadırlar.
"İstibdat devrilmişti. Devlet ve millete, vatana hayırhah olanlar pek büyük bir sabırsızlıkla şimdi yeni bir mucize bekliyorlardı. İnkilabı yapanlar birdenbire her çarkı bozuk koca bir devlet makinasının karşısında kalmışlardı, bu çarkların nasıl işlediğini bilmiyorlardı, bu işe alışık değillerdi, hüsnüniyetleri buna kafi görünmüyordu."
(İrtem,Meşrutiyet Doğarken, s.207.)
Fransız İhtilali'nin 100. yılı olan 1889'da, İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ilk nüvesi İstanbul'da oluşacaktır. Bu, "vatan ve hürriyet" ideolojisi ile yetişen nesiller tarafından Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'de kurulan İttihad-ı Osmani Cemiyeti'dir .Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, materyalistlerin oldukça etkin olduğu, tanrının varlığı üzerine tartışmaların yapıldığı ve genellikle, içinde yaşadıkları Müslüman Osmanlı toplumunun bilinen değerleriyle çatışan düşüncelere sahip gençlerin çokça bulunduğu bir okuldur.
Cemiyet üyeleri arasında Türklerin azınlıkta olmasına rağmen "Jön Türk" olarak adlandırılmasının, bu isimlendirmenin etnik bir aidiyet ifadesi olmadığının kanıtı olarak değerlendirilebilir.
Kısa zamanda diğer okullarda ve ulema sınıfı arasında varlığını hissettirmeye başlayan bu cemiyet, II. Abdülhamid "despotizmi" ne karşı durmak ve anayasayı tekrar yürürlüğe koymak amacındaydı.
Harekete katılanlar kendilerini, "karşı oldukları rejim" ile tanımlanarak siyasi çizgisinin ne olduğu belirsiz bir "Jön Türklük" ile açıklar.
Yönetim ise onları "erbab-ı fesad"; örgütlerini ise "cemiyeti fesadiye" olarak adlandıracaktır.
"Mithad Paşa Kanun-ı Esasisi" olarak isimlendirdikleri anayasanın tekrar yürürlüğe konulması en belirgin istekleridir.
312 syf.
Açıkçası bu kitaba başlarken genel kültürüme bu denli katkıda bulunacağını tahmin etmemiştim. Tüm günümü bu kitaba ayırdım ve gerçekten çok etkilendim. Kitap farklı bir yaklaşımla; Resneli Niyazi İsyanını bastırmak amacıyla (#22424383) Sultan II. Abdülhamid tarafından bizzat görevlendirilen Şemsi Paşa'nın Manastır'da telgrafhane çıkışında suikaste kurban edilmesinin, devleti ve Sultan Abdülhamid'in geleceğini nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor. Ama bu noktaya gelmeden önce ihtilalci muhalefetin doğuşu ve gelişimi tüm aşamalarıyla belirtiliyor. Sonrasında suikast ve etkileri ile son aşama olarak meşrutiyetin ilanı ve sonrasında olanlar anlatılıyor.

Kitabın akademik bir dili olduğunu söyleyebilirim. Biraz ağır gelebilir. Ama çok titiz bir literatür çalışması yapılmış. Kitabı okuyanlar eminim ki listesine onlarca okunacak kitap eklemiştir. Özellikle İttihad ve Terakki Cemiyeti ile yakından ilgilenenler için tam bir kaynak deposu. Onun haricinde de Balkan olayları gayet geniş bir kapsamda incelenmiş. Nerdeyse her sayfada dipnot var ama okumaya engel değil aksine okunan olayları daha da pekiştiriyor. Tüm kitap bittikten sonra şu iki alıntı insanı çok etkiliyor.

"İstibdat devrilmişti. Devlet ve millete, vatana hayırhah olanlar pek büyük bir sabırsızlıkla şimdi yeni bir mucize bekliyorlardı. İnkilabı yapanlar birdenbire her çarkı bozuk koca bir devlet makinasının karşısında kalmışlardı, bu çarkların nasıl işlediğini bilmiyorlardı, bu işe alışık değillerdi, hüsnüniyetleri buna kafi görünmüyordu."
(İrtem,Meşrutiyet Doğarken, s.207.)

Feroz Ahmad, Tanzimat Dönemi'ndeki Yeni Osmanlılar grubunun imparatorluğun yönetici sınıfından olduklarını hatırlatarak, tam tersine, "bir nesil sonra gelen Jön Türkler kendilerinde yönetimi becerebilecek yetkinlikte görmüyorlardı. Bundan dolayı asla yüksek mevkide görev almayı düşünmediler" diyecektir.
Hatırlanmalıdır ki, Jön Türkler'in Abdülhamid yönetimine karşı kullandıkları en büyük eleştiri, "cahil ve beceriksiz insanların yönetimi ele geçirmiş oldukları" yönündeydi.

Son olarak yazarın 1994 yılından beri IBM de çalışan bir mühendis olduğunu ve 2013 yılında "Towards the Revolation of 1908: Assassination of Şemsi Paşa" konulu yüksek lisans tezi ile Tarih Bölümü'nden mezun olduğunu belirtmek isterim. Yazarın azmine ve araştırma tutkusuna hayran kaldım.
Herkese keyifli okumalar...
379 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Ben beğendim de diya bilirim beğenmedim de diyebilirim Çarı ve Dilek in hikayesi kardesi de onlara eşlik ediyor. Maceralar sizi bekliyorrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

Yazarın biyografisi

Adı:
Hakan Özdemir
Unvan:
Türk tarihçi
Doğum:
Cevizli, Antalya, 1970
1991’de Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. 1994’ten bu yana IBM (International Business Machines)’de çalışmakta ve Teknik Destek Hizmetleri Yöneticisi olarak görev yapmaktadır. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden 2012’de mezun oldu. Fatih Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi aldı ve “Towards the Revolution of 1908: Assassination of Şemsi Paşa” isimli yüksek lisans tezi ile 2013 yılında mezun oldu. Aynı yıl Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yakın Çağ Tarihi Bilim Dalı’nda doktora programına kabul edildi. Osmanlı coğrafyası başta olmak üzere kırk civarında ülkeye seyahat etmiş, tarihî ve kültürel mekanları yerinde inceleme fırsatı bulmuştur. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur okudu.
  • 20 okur okuyacak.