Hamdi Gülal

Hamdi Gülal

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
39
Gösterim
Sivas'ı muhasara edip, bütün muhafızlarını, vicdanı sızlamadan diri diri toprağa gömdüren Timur, tarihin kaydettiği en büyük esirlerdendi. Nefsinin esiri, hırslarının, ihtiraslarının esiri... Şeytanın esiri...
Esefle kaydedelim, müslümanlar büyük bir meskenet ve gaflet uykusunda horul horul uyumaktadırlar. Bu dertleri hangisine anlatsan, alacağın cevaplar belli.
Fakir müslümanlar;
- "Eh Allah kerim. Biz O'na güveniyoruz. O bizi koruyacaktır." diyor.
Şunu peşinen söyleyelim ki, korumayacaktır, muhterem müslüman korumayacak!.. Allah her zaman hayra olsun, şerre olsun çalışana verir. Sen Cenabı Hak'kın;
"İnsanoğlu için ancak çalıştığının karşılığı vardır" dediğini duymadın mı? Körükörüne tevekkül olmaz. Hele sen, senin tarafından alınması lâzımgelen tedbirlerini al, ondan sonra takdiri Allah'a bırak.
(...)
Zengin müslümanlar ise;
- "Ben ne yapayım? Elimde ne var ki? Bu millet düzelmez. Bana değmeyen yılan bin yaşasın.." gibi beylik lâflar ediyorlar. Merhum Mehmet Akif şu mısralarını sanki bu gibileri için söylemişti:
Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, eminim budur ancak!
His yok, hareket yok, acı yok, leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana, sen böyle değildin.
Sahipsiz bir memleketin batması Hak'tır.
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.
"Hayat, disiplinsiz ve gayesiz olduğu zaman, tabiatiyle eğlence denen bataklığa dökülür. Eğlence içinde geçmiş bir hayat kadar manasız birşey yoktur. Hayat; dansetmekten, delice otomobil sürmekten, sinemaya gitmekten yahut radyo dinlemekten ibaret ise, yaşamak neye yarar?"
Ramazanda öğle namazını müteakıp Maltepe camii şerifinde konuşuyordum. Bir gün konuşmamı bitirmiş ve dışarı çıkmıştım. Sonradan üniversitenin muhtelif fakültelerine mensup olduklarını öğrendiğim 5-6 genç, caminin geniş avlusunda bir soracakları olduğunu söylediler. Konuşmaya başlayınca, tecessüs saikasıyle bir hayli cemaat da etrafımızı sarıyordu. Gençlerden biri:
- Hocam, vaazlarınızdan çok istifade ediyoruz. Yalnız yılbaşına üç gün kaldığı halde ondan hiç mevzu açmadınız?
- Yılbaşının nesinden konuşmamı istiyorsunuz?
- Diğer camilerde hocalar yılbaşının aleyhinde veryansın edip duruyorlar da?
Soruyu anlamamış göründüm ve sordum:
- Peki siz bana yılbaşının nesini soruyorsunuz?
- Kutlamasını. Diğer hocalar "Yılbaşı, Hıristiyan âdetidir. Müslümanlarla hiçbir alâkası yoktur. Kutlamak haramdır." diyorlar. Siz de aynı kanaatte misiniz?
- Evet, yılbaşı Hristiyan âdet ve an'anelerinden birisidir. Müslümanlar ve müslümanlıkla hiçbir alâkası yoktur. Ama, yılbaşını kutlamak niye haram olsun? Dedim. Kullandığım cümleden yılbaşını kutlmanın haram olmadığı "mânasını" duyunca, sevinçlerinden neredeyse beni alkışlayacak "yeşşee" deyip, boynuma sarılacaklardı.
- Evet, dedim, yılbaşını kutlamak niye haram olsun? Yalnız, müsaade ederseniz size birkaç sual soracağım. Hemen hepsi de sevinçli gözlerle "sorun" dediler ve ben sordum:
- Sizler yılbaşını her sene kutlar mısınız?
- Evet, her sene kutlarız. Hattâ sabırsızlıkla bekleriz.
- Peki yılbaşını ne için kutluyorsunuz? Hristiyanların bir âdetini benimsemekle kendinizi onlara benzetmek için mi? Yoksa yeni bir yıl geliyor, o yeni yılın şerefine mi kutluyorsunuz?
Sorumun ikinci cümlesi daha hoşlarına gitmiş olacak ki, içlerinden biri atıldı:
- Hocam, kendimizi Hristiyanlara benzetmek aklımızın köşesinden bile geçmez. Yeni bir yıl geliyor da, onun şerefine kutlamak istiyoruz.
- Güzel!.. Pekiyi, size iyilikte bulunan bir kimseye, bu iyiliğin karşılığını teşekkürle mi yoksa hakaretle mi ödersiniz?
İlk anda mevzu ile alâkası olmayan (!) bu sual karşısında, gülen sevinçli çehreler aniden değişiverdi. İçlerinden biri şaşkın bir eda ile:
- Tabi ki iyiliğin karşılığı teşekkürle ödenir, dedi.
- Hepiniz de aynı düşüncede misiniz?
- Evet, dediler.
- Zaten, medenî ve münevver insanlarsınız. Sizden beklenen de ancak iyiliğe karşı teşekkürdür, dedim ve ilâve ettim:
- Pekâlâ. Size yeni bir yıla kadar yaşamak ömrünü lûtfeden Allah'a bu lûtfunun karşılığı olarak bu gecede teşekkür etmeniz mi, yoksa hakaret etmeniz mi lâzım?
- Tabi ki teşekkür etmemiz lâzım.
- Öyleyse lûtfen söyler misiniz. Allah'a teşekkür nasıl olur? Hakaret nasıl olur?
Hiç ummadıkları bu sual, onları âdeta mahvetmişti. Biraz önce sevinçten çılgınca gülümseyen çehreler, şimdi büyük bir şaşkınlık içinde. Hiç konuşmuyorlar. Cemaatten biri:
- Hocam, Allah'a teşekkür ibadetle, O'nun "Yap" dediklerini yapmakla. Hakaret de, "Yapma" dediklerini, inadına yapmakla olur. Dedi.
Gençlere sordum:
- Verilen cevabı duydunuz. Siz de aynı fikirde misiniz? Yoksa...
- Evet, aynı fikirdeyiz. Teşekkür ibadet ve dua ile, hakaret de haram ettiği şeyleri inadına yapmakla olur, dediler.
- Öyleyse bakın gözüm. Bu gecede içki içmiyeceksiniz. Kumar oynamıyacaksınız. Harim-i ismetinizi onun bunun kolları arasına vermiyeceksiniz. Başkalarının harim-i ismetini de kendi kollarınız arasına almıyacaksınız. İsraftan da kaçınacaksınız. Allah'a, size yeni bir yıla kadar yaşama ömrünü lûtfettiği için, nasıl teşekkür etmek lâzımsa, icabında sabaha kadar öylece teşekkür edeceksiniz. Kim demiş yılbaşını kutlamanın haram olduğunu?
Gençler neye uğradıklarına şaşırmışlardı. Gayet mahçup bir eda ile:
- Hocam, kusura bakmayın, biz yılbaşını kutlamayı bu zaviyeden hiç düşünmemiştik ki!
Dediler ve ayrıldılar.
Bir çiftçi tarlasını vaktinde sürer, tohumunu en iyisinden seçip, ilâcını da atar, vaktinde eker, sulaması mümkünse tarlasını vaktinde sular... Bu durumda artık kendisinin alabileceği tedbirler bitmiştir. Bundan sonrası takdir safhasıdır. İşte bu safhayı Allah'a bırakacaktır. Zaten bırakmak istemese bile alabileceği tedbirler bitmiştir. Takdir Allah'ındır. Sürülmeden ekilir mi? Ekilmeden hiç biçildiğini duydun mu? Arpa ekenin buğday biçtiği görülmüş müdür?
İslâmın güneşi doğduğu gündenberi ışıktan gözleri kamaşan yarasalar, O'na cephe almışlar ve bütün güçlerini bu yola teksif ederek O'nu söndürmeye çalışmışlardır. Bütün gayrı müslimler ilk sıralarda bu nûru üflemekle söndüreceklerini sandılar, üflediler, olmadı.. Kaba kuvvete başvurdular, dokuz defa Haçlı Ordusu tertip ettiler, yine kâr etmedi. Akılları bir araya geldi Komünisti, Siyonisti, Masonu, Misyoneri... "Bizim müslümanları, top ve tüfekle yenmemiz imkânsız... Biz onların ahlâkını Kur'andan, hayâtını İslâm'dan, yolunu da Hz. Muhammed (S. A.) in yolundan ayırmalıyız." dediler ve elbirliğiyle bu işe koyuldular.
Ak ile kara, gece ile gündüz, soğuk ile sıcak, yaz ile kış, nûr ile zulmet, melek ile şeytan, iman ile küfür, iyilik ile kötülük, güzellik ile çirkinlik, asalet ile sefalet, maneviyat ile maddiyat, fazilet ile rezalet, sevap ile günah, ibadet ile kabahat, şükür ile isyan, emanet ile ihanet, helâl ile haram... birbirlerinin zıddı olan ve birbirini boğazlamaya çalışan varlık ve hasletlerdir. Bu zıt varlıklardan birinin kazanması, diğerinin ölümü demektir.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.
  • 1 okur okuyacak.